logo
10 AĞUSTOS 2026

Atatürk ve Kazım Karabekir

Bazı İngiliz ve Yunan ajanları Kur’an-ı Kerim’i Türkçe’ye çevirtme işini, Kazım Karabekir’in anılarını dayanak göstererek, “İslam’lık aleyhtarı kimselere tercüme ettirecekti” diye anlatmaktadırlar

03.05.2026 00:16:00
Haber Merkezi
 
Atatürk ve Kazım Karabekir
Atatürk ve Kazım Karabekir
Bazı İngiliz ve Yunan ajanları Kur'an-ı Kerim'i Türkçe'ye çevirtme işini, Kazım Karabekir'in anılarını dayanak göstererek, "İslam'lık aleyhtarı kimselere tercüme ettirecekti" diye anlatmaktadırlar.

Oysa Atatürk bu işi, Mehmet Akif Ersoy, Elmalılı Hamdi Yazır ve Kamil Miras gibi dindar kişilere vermiştir.

Yine aynı iftiracılar, Mehmet Akif Ersoy'un vazife gereği yaptığı tercümeyi "namazda da Türkçe okunur" endişesi ile bazı kişilerin huzurunda yaktırdığını yazmaktalar.

Bu yalanı Prof. Kamil Miras Hoca'nın anıları ortaya çıkarmaktadır.

Prof. Kamil Miras Hoca, Mehmet Akif 1936'da hasta bir hal de Mısır'dan vatana döndüğünde onu ziyaret ettiğini anlatır:

"Mehmet Akif, Mısır'dan hasta geldikten sonra, Kuşadalı Rıza Efendi merhumla Şişli'deki şifa yurdunda ziyaret ettik.

İçeri girince merhum hemen yatağından doğrularak neşe ile karşıladı.







Hoş geldiniz, geçmiş olsundan sonra Akif, Rıza Efendi'ye öteden beri mutadı olan ihtiyarlık latifesiyle söze başlayarak, 'Hocam, bizim ihtiyar şair maşaallah hâlâ genç' diyerek güldü, bizi de güldürdü.

Rıza Efendi de, 'Bu sene oldu yaşım tam elli/Elli olduğu yüzümden belli" beytiyle sevgili dostunu karşıladı ve kahkahalar tazelendi. Çünkü Rıza Efendi'nin o sırada yaşı yetmişe merdiven dayamıştı. Bununla beraber üzüm gibi siyah sakalında bir tel beyaz yoktu.

İstiklal Marşı şairi kırk yıllık şiir yoldaşını cevapsız bırakmadı ve irticalen;

'İhtiyarlıkla yüzün saçmada nur, Fakat üstad sakalın şahid-i zor' beytini söyleyerek mukabele etti. Bana da bu latif konuşmayı muhtıra defterime kaydetmek vazifesi düştü.

Sonra uzun bir tahassürün hararetli muhasebesi başladı. Bu sırada Akif, son derece teessür irade eden bir eda ile son mektubumuza cevap veremediğinden itizar ederek Kur'an tercümesiyle iştigalini ve neticesini şöyle anlattı:

Cevap yazamadığıma mütessirim fakat mazurum. Çünkü Kur'an'ı tercüme edemedim. Hayır, ettim. Hem de bir değil, iki kere tercüme ettim.







İlk tercümeyi yaptım, hiç beğenmedim. İkinci bir tercüme daha yaptım,onu da bir türlü beğenemedim.

Ahmet Naim merhumun hadis tercümelerinde yaptığı gibi kavis içinde muavin kelimeler kullanarak eksikliğini tamamlamak istedim, bu da olmadı. Bu da Kur'an-ı Kerim'in aslındaki belagatini bozuyordu.

Bazı kelimelerin ve umumi sûrette edatların mukabillerinin bulunmaması, edebî birer vecize olan bazı cümlelerden olan o kısa ayetlerde müteaddit edatın içtima etmesi tercümeyi imkansız hale koyuyordu.

Kur'an'ın tam tercümesindeki imkansızlık ne benim kusurum, ne de dilimizin. Ben tercüme ile meşgul olurken, Farsça ve Fransızca tercümeleri de gördüm. Benim Türkçe tercümem onlardan yüksekti.

Fakat bu nispi yükseklik benim edebî zevkimi tatmin etmiyordu. Kur'an'ın nazmındaki icazkâr belagata baktıkça hayranlığım artıyordu. Tercümemden utanıyordum. Birisi Allah'ın kelamı, öbürü Akif kulunun tercümesi.







Bu vaziyette ben bu tercümeyi İslam ümmetinin ve Türk milletinin eline nasıl sunabilirdim? Bu cihetle onu Mısır'dan getiremedim."  

Yani, Akif'in Türkçe ibadet endişesi ile vazifeyi bırakarak Mısır'a kaçtığı bir yalandır. Tam tersine o, bu vazifeyi hakkıyla yapamadığının suçluluğu içindedir.

Vazife kendine verilen Elmalılı Hamdi bu tefsir işini tamamlamış ve onun yaptığı tercüme ibadet hayatında kullanılmamıştır.

Kullanılmamasını da Sadettin Kaynak'ın şu sözlerinden anlıyoruz:

"Atatürk'ün arzusu,Kur'an'ın Türkçe'sinin de aslı gibi makam ve (lahn) ezgi ile okunması merkezindeydi. Fakat bu bir türlü olmuyordu. Çünkü tercüme nesirdi (düz yazı).Bununla beraber, iyi bir nesir de değildi.







Kur'an'ın edaya gelmesi, lahn ile okunmaya uyması, Arap dilinin medler, gunneler, idgamlar ve bunlara benzer hususiyetleri oluşundan başka bir de Kur'an'ın kendisine has olan nefes alma için secaventleri (duraklama işaretleri), seci ve kafiyeye benzeyen fakat nesir olmayan, sözün kısası her şeyiyle, her haliyle metni gibi okunmasının da bir mucize oluşundan ileri geliyordu.

Türkçe tercümesinde bu vasıfların hiçbiri yoktu ve bir türlü de olamıyordu." 







Atatürk de bu konuda bir zorlamada bulunmamıştır.

Bütün bu anlattıklarımızdan Atatürk'ün Türkçeleştirme çalışmalarından çıkan netice İslam dinini ortadan kaldırmak olmayıp; tam tersine, cahil halk dinini öğrensin, nasıl ve ne şekilde ibadet ettiğini öğrensin; hurafelere aldırmasın gayreti idi.

Yine aynı gerekçelerle,Atatürk'ün emri ile "Sahih-i Buhari ve Tecrid-i Sarih" adlı eserin tercüme işi Babanzade Ahmed Naim Hoca'ya verilmiştir. Ahmed Naim Hoca, 1934 senesinde vefat edene kadar üç cildin tercümesini tamamlamıştır.

Daha sonra bu şerhi Prof. Kamil Miras Hoca tamamlamıştır. Atatürk hayatta iken, 12 ciltlik bu eserden 60 bin adet basılarak ücretsiz dağıtılmıştır." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)

Ortak değerlerin kaybı ve ötekileştirme mekanizması

Modern toplumların karşı karşıya kaldığı en yıkıcı sosyolojik tehditlerden biri olan kutuplaşma, toplumsal dokuyu günden güne zedeliyor

10.08.2026 00:55:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Ortak değerlerin kaybı ve ötekileştirme mekanizması
Ortak değerlerin kaybı ve ötekileştirme mekanizması
Modern toplumların karşı karşıya kaldığı en yıkıcı sosyolojik tehditlerden biri olan kutuplaşma, toplumsal dokuyu günden güne zedeliyor.

Bireylerin ve grupların kendilerini keskin sınırlar üzerinden tanımlamasıyla derinleşen "Biz ve Onlar" ayrımı, ortak paydalarda buluşmayı zorlaştırırken, toplumsal diyaloğun yerini katı bir ötekileştirmeye bırakıyor.

Farklı fikirlerin zenginlik olarak görülmesi gereken platformlarda dahi uzlaşı zeminlerinin hızla kaybolması, sosyal barışı ve birliktelik duygusunu ciddi şekilde tehdit ediyor. Bu zihinsel ayrışma, bireylerin birbirlerine karşı duyduğu güveni zedelerken, ortak bir gelecek vizyonu etrafında kenetlenmeyi de imkansız hale getiriyor.







Dijital Yankı Odaları ve Algı Yönetimi

Kutuplaşma dinamikleri incelendiğinde, bu durumun sadece siyasi veya fikri ayrışmalarla sınırlı kalmadığı, günlük yaşamın her alanına sirayet ettiği görülüyor.

İletişim kanallarının ve özellikle dijital mecraların yankı odalarına dönüşmesi, bireylerin yalnızca kendi görüşlerini pekiştiren içeriklere maruz kalmasına yol açıyor. Algoritmaların tüketicilere sürekli benzer fikirleri sunması, farklı seslerin duyulmasını engelliyor.

Bu durum, karşı tarafın argümanlarını anlamak yerine onları doğrudan bir tehdit veya öteki olarak algılama eğilimini güçlendiriyor. Zamanla derinleşen bu zihinsel yarılma, bireyler arasındaki empati bağlarını kopartarak toplumsal hoşgörüyü ortadan kaldırıyor.







Gündelik Hayata Yansıyan Keskin Hatlar

Ayrışma hissi yalnızca teorik tartışmalarda kalmayıp, mahallelerden iş yerlerine, sosyal ilişkilerden aile içi diyaloglara kadar sızıyor. Bireyler, karşı gruptakilerin bilgi düzeyini, niyetini ve hatta ahlaki değerlerini sorgulamaya başladıkça, rasyonel zemin tümüyle ortadan kalkıyor.







Toplumun farklı kesimleri arasında paylaşılan kamusal alanlar giderek daralırken, insanlar kendilerini güvende hissettikleri homojen grupların içine çekiliyor.

Bu durum, farklı kültürlerin ve fikirlerin birbirini besleme potansiyelini yok ederek toplumu durağan ve tepkisel bir yapıya büründürüyor.







Onarım Süreci ve Onarıcı İletişim Dili

Sosyologlar ve toplumbilimciler, kutuplaşma ile mücadelede en kritik adımın kapsayıcı bir dil geliştirmek ve ortak değerler etrafında buluşabilme becerisini yeniden kazanmak olduğunu vurguluyor.







Sağlıklı bir kamuoyunun oluşabilmesi, farklı kitlelerin birbirini dinleme ve anlama iradesi göstermesine bağlı. Toplumsal yarılmanın önüne geçebilmek için eğitimden medyaya kadar pek çok alanda yapıcı söylemlerin benimsenmesi gerekiyor.

Bireylerin kriz anlarında dahi ortak akla başvurabilmesi, "Biz" tanımının ötekileştirmeden, tüm toplum unsurlarını kapsayacak şekilde genişletilmesiyle mümkün kılınabilir.

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

Amasya'da vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

05.08.2026 10:48:00
İhlas Haber Ajansı
 
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'nın Taşova ilçesinde vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor. Yukarı Baraklı ve Özbaraklı köylüleri, yıllardır büyükşehirlere göç veren bölgedeki durumun baraj sayesinde tersine döneceğine inanıyor.






Baraklı Şelalesi'nin de bulunduğu bölgede inşa edilecek barajın 20 yıldır gündemde olduğunu hatırlatan Yukarı Baraklı Köyü Muhtarı Osman Yıldız, "Yetkililer bize 2006 yılında baraj yapılacağını söylemişti. Tüm aşamalar geçildi. ÇED raporu hazırlandı. Fakat henüz faaliyete geçip kazmayı vuramadık. Baraj olmadığından dolayı suyumuz boşa gitmektedir" dedi. Önceden belde olan iki komşu köyün toplam arazisinin 8 bin dönüm olduğunu anlatan Yıldız, "Çevremizde de su ihtiyacı olan komşu köyler var. Eğer baraj yapılsaydı komşu köylerin içme suyu ihtiyacı da karşılanabilir" diye konuştu.








"Baraj yapıldığı an köye geri dönüşler başlayacak"

Birçok arkadaşının büyükşehirlerden köye dönüş planı yaptığına değinen Özbaraklı köyünden Hasan Ünkan, "Büyük şehirlerde yaşamak çok sıkıntılı hale geldi. Nüfus yoğunluğu var. Köylerde ise hayvancılık artıyor. Sulama sıkıntısından dolayı köyümüze geri dönüş yapamıyoruz. Baraj yapıldığı an geri dönüşler başlayacak. Köyler canlanacak" dedi. Köylerinin etrafında geniş ormanlar bulunduğunu vurgulayan Ünkan, "Orman yangınlarının arttığı günümüzde burada baraj olması muhtemel yangın tedbirleri açısından çok önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı.







Yıllardır barajın inşa edilmesini beklediklerini söyleyen Yukarı Baraklı Derneği Başkanı Ömer Evci ise, dereye yakın arazilerde elektrik pompaları kullanılarak sulama yapılan sebze ve meyve üretiminde barajın etkisiyle artış olacağına inandığını belirtti.








Ev hanımı Nevin Ünkan ile kahveci İsmail Kılıç da yetkililerden baraj konusunda destek beklediklerini söyledi.

Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı

Büyükçekmece'de meydana gelen göçükte 2 kişinin toprak altında kaldığı ihtimali üzerine başlatılan arama kurtarma çalışmaları, göçük altında kimsenin bulunmadığının tespit edilmesinin ardından sona erdi

04.08.2026 00:30:00 / Güncelleme: 04.08.2026 06:17:18
İHA
 
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Mimar Sinan Sahili'nde meydana gelen toprak kaymasının ardından göçük altında 2 kişinin bulunduğu iddiasına ilişkin yürütülen arama kurtarma çalışmaları sona erdi. AFAD, itfaiye, sağlık ve polis ekiplerinin iş makineleri desteğiyle yürüttüğü çalışmalarda herhangi bir kişiye rastlanmadı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından ekipler bölgeden ayrıldı.








Akşam saatlerinde olay yerinde inceleme yaparak bilgi alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Nuri Arslan, "Saat 18.00 civarı, Büyükçekmece Mimar Sinan Mahallesi'nde bir toprak kayması oldu. Olay duyulunca itfaiye, AFAD ekiplerimiz, Büyükçekmece Belediye Başkan Vekilimiz, Kaymakamımız, Valiliğimizle berabere olay yerine geldik. Şu an itibariyle toprak kayması olduğu yerde, toprak kaldırıldı. Şu ana kadar herhangi bir olumsuzluk yok. Hiçbir can kaybı ile karşı karşıya değiliz, şu an itibariyle de olay yeri temizlenmiş durumda. Burası, kum kaya dediğimiz bir sistem üzerine oturtulmuş ama yukarıda anladığım kadarıyla, tarım yapmış veya yoğun bahçe sulama nedeniyle oluşan bir toprak kayması. İlk ihbar, bir anne ve bir çocuk kaldığı, sonra üç kişi diye bir ihbar geldi ama tüm yetkililerle birlikte bir çalışma yaptık ve olumsuz bir şeye rastlamadık" dedi.








Toprak kayması anında bölgede olduğunu belirten Metin Küçük isimli bir vatandaş, "Buradan geçip sahile giderken bir patırtı koptu. Orada bir aile gördüm. Toprak gelince aile kalktı, oradan çıktılar" diye konuştu.

Olay hakkında konuşan görgü tanığı Çağlayan İşgören ise, "Yıkım anını görmedim ama ambulanslarla itfaiyeyi görünce yangın vardır diye tahmin ettim. Merak edip aşağı indim. Bir anne ile çocuğunun toprak altında kaldığını söylediler ama tam belli değildi. Allah'tan pazar günü olmadı. Yoksa çok insan altında kalırdı. Çünkü pazar günü iğne atsan yere düşmüyor buralarda" şeklinde konuştu.
 
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.