Sayın Başbakanımız, ABD'den boş döndü desek yalan olur, çünkü beraberinde Atlantik ötesinin nasihatleri, talimatları, emirleri ve de verilen bazı tavizlerden dolayı takdirleri vardı.Siyasilerimize ve de bazı basın mensuplarına göre, görüşmeler stratejik ortaklığın sıkça vurgulandığı, dostluk havalarının estiği yönündeydi, ancak Beyaz Saray'a yakın kaynaklara ve de dış basının aktarmasına göre "görüşmeler sıcak geçmedi ve pembe tablolar yoktu". 1 Mart tezkeresinin hazımsızlığını hala yaşayan Bush yönetimi, Amerikan karşıtlığı, Suriye ile ilişkiler konusunda oldukça gergindi.Ne yapsın sayın Erdoğan, bugüne kadar Amerika'nın dostluğu için elinden geleni yaptı, ama bir türlü sevgisini kabul ettiremedi.ABD eski Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfovitz'in basına yansıyan ifadesiyle "ABD Irak'ı işgal etme konusunda tereddüt ediyordu, Sayın Erdoğan onları cesaretlendi". Askerimizin başına çuval geçirildi, görmezlikten gelindi. Samarra'da Türk kızlarına ABD askerleri tecavüz etti, ses çıkarılmadı, 1 Mart tezkeresi reddedildi, buna rağmen lojistik destek sağlandı, Kerkük Türk şehriyken, Kürt şehri oluverdi, Yine sineye çekildi ve oylarına sahip çıkmıyor diye Türkmenlerin kulağı çekildi. İncirlik ABD'nin emrine amade edildi. Afganistan'ı işgal eden ABD güçlerine lojistik destek sağlandı. Irak'ta yüzbinlerce masum sivil katledilmesine, namluların gölgesinde bir seçim olmasına ve de Kuzey Irak'ta bizi tehdit eden ayrı bir devlet yapılanması olmasına rağmen lojistik desteğe devam edildi, sadece "Irak'ın toprak bütünlüğü korunsun" dendi. Bu arada hangi toprak bütünlüğü diye sormak lazım.Kısaca siyasilerimiz bütün bu olanlara gerekli tepkiyi göstermek şöyle dursun, her türlü desteği sağladıklarını defalarca medya önünde ilan ettiler.Peki, ABD'nin ve de Başkanı Bush'un güvenini kazanabildiler mi? Tabii ki hayır.ABD tarafının, "Verilen vaatlerin peşini takip edeceğini ve Erdoğan'ın Türkiye'deki konuşmalarını dikkatle dinleyeceğini" belirten bir kaynak, "Beyaz Saray görüşmesinin başarısı, Erdoğan'ın burada ne söylediğine değil, Türkiye'de söyleyip yapacaklarına bağlı" şeklinde konuştu. Yani lafınıza güvenmiyoruz, yürüyün de görelim dediler.Esasen Sayın Erdoğan verilen talimatlara uyma konusunda gecikmedi. 1 Temmuz'da Meclis'in tatile girmesinin ardından yapılacak olan Kızılcahamam kampında ABD karşıtlığı konusunda milletvekillerine ve de parti yöneticilerine ABD karşıtlığını önleme amaçlı brifing vereceği öngörülüyor.Diğer önemli tartışmalı mevzu olan ve Bush'un sitemine de sebep olan Suriye konusunda da Erdoğan zaman kaybetmedi ve ayağının tozuyla gerekli tavırları almaya başladı.Erdoğan, "Şayet Suriye teröristleri barındırmaya devam ederse dünyada yalnız kalacaktır" uyarısında bulundu.Bu söylem ABD öncesi kullandığı bir söylem değildi.Erdoğan, ziyaret öncesi ve de ziyaret esnasında Türkiye'nin Suriye ile diyalogunu "reformu teşvik amaçlı ve sonuç alıcı" diye nitelendirerek, bu sayede Esad rejiminin bazı olumlu adımlar attığını söylüyordu. Cumhurbaşkanı Sezer gitmişti, Emine Erdoğan gitmişti. Görüşmelerin olumlu ve sıcak geçtiği ifade ediliyordu. Peki, ne değişti, ne oldu ki bir an da Erdoğan Bush gibi konuşmaya başlamıştı.Herhalde Bush'un Erdoğan'a, "ABD'nin de, uluslararası topluluğun da bu konuda Türkiye gibi düşünmediğini" belirterek ikna olmadığını göstermesi yeterli oldu ve Erdoğan'ın söylemi ziyaret öncesi ve sonrası farklılık arzetti. Halbuki Irak konusunda ABD, "kitle imha silahı var", "11 Eylül ile ilgisi var" diye suçlamaları bahane ederek işgal edip sonra Eski Dışişleri Bakanı Powell'in ifadesiyle "pardon, kitle imha silahı yokmuş, Irak'ın 11 Eylül'le de hiçbir alakası yokmuş" itirafında bulunmamışlar mıydı?Şimdi Suriye de mi aynı senaryoların kurbanı ve biz yine bir hiç uğruna bu senaryoların destekçisi mi olacağız?Bizim Suriye ile derdimiz ne? Cumhurbaşkanımızı sevgiyle, hürmetle karşılıyorlar, bize dostluklarını her şekilde ifade ediyorlar. Sırf ABD'nin dediklerini yapmıyor diye, ABD'nin senaryoları uğruna bu kadim komşumuzla yollarımızı ayıracak mıyız?Artık kendimize gelmeli ulusal çıkarlarımıza uygun iç ve dış politika acilen oluşturmalıyız.Uluslar arası diyaloglarda aslolan ulusal menfaatlerdir. Birilerinin menfaatleri doğrultusunda değil, kendi milli menfaatlerimiz doğrultusunda hareket etmeliyiz.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Vergi kıskacındaki Türkiye ve özelleştirme masalı / 14.05.2026
- Heybeliada Ruhban Okulu ve "ekümenik" kuşatma / 13.05.2026
- Bayrak provokasyonları ODTÜ’yü karalamak için mi? / 12.05.2026
- Mısır uçakları ve Körfez’deki "sahte bayrak" tuzağı / 11.05.2026
- Vadedilmiş(!) toprakların kanlı sınırları / 10.05.2026
- Batı’nın ‘yenilmezlik’ zırhındaki çatlaklar / 09.05.2026
- Okul terkleri, umutsuz gençlik ve çöküşün eşiğindeki gelecek / 08.05.2026
- Körfez'de diplomasi satrancı ve Trump'ın geri adımı / 07.05.2026
- Washington’ın “ateşkes” paradoksu ve İran’ın direniş hattı / 06.05.2026
- Kağıt üzerindeki enflasyon sofradaki gerçeği yansıtmıyor / 05.05.2026
- Heybeliada Ruhban Okulu ve "ekümenik" kuşatma / 13.05.2026
- Bayrak provokasyonları ODTÜ’yü karalamak için mi? / 12.05.2026
- Mısır uçakları ve Körfez’deki "sahte bayrak" tuzağı / 11.05.2026
- Vadedilmiş(!) toprakların kanlı sınırları / 10.05.2026
- Batı’nın ‘yenilmezlik’ zırhındaki çatlaklar / 09.05.2026
- Okul terkleri, umutsuz gençlik ve çöküşün eşiğindeki gelecek / 08.05.2026
- Körfez'de diplomasi satrancı ve Trump'ın geri adımı / 07.05.2026
- Washington’ın “ateşkes” paradoksu ve İran’ın direniş hattı / 06.05.2026
- Kağıt üzerindeki enflasyon sofradaki gerçeği yansıtmıyor / 05.05.2026




























































