Avrupa'nın güvenlik anlayışında sessiz ama önemli bir değişim yaşanıyor. Ukrayna'daki savaş bütün Avrupa'ya yayılmış değil; ancak etkileri cephe hattının çok ötesine uzanıyor. Hava sahalarının korunması, insansız hava araçları, kritik altyapı, savunma hazırlıkları ve tarafsızlık politikaları artık aynı güvenlik tartışmasının parçaları haline geliyor. İsviçre'de 27 Eylül'de yapılan referandum da bu açıdan dikkat çekici. Seçmenler, tarafsızlığı daha katı kurallarla anayasal güvenceye almayı amaçlayan girişimi yüzde 70,15 oyla reddetti. Böylece mevcut tarafsızlık çerçevesi korundu. Fakat oylamanın önemi İsviçre'nin tarafsızlıktan vazgeçip geçmeyeceğinden çok, değişen Avrupa ortamında tarafsızlığın nasıl uygulanacağı sorusunu yeniden gündeme taşımasıydı.
Savaşın sınırı haritadaki çizgi olmaktan çıkıyor
İsviçre'deki referandum ile Polonya ve Romanya'daki hava sahası gelişmeleri aynı olay değil. Fakat Avrupa'nın bugün karşı karşıya olduğu tabloyu anlamak için bunları aynı çerçevede düşünmek gerekiyor. Romanya'da yaşanan ve Rusya'ya ait olduğu belirtilen bir drone olayı, Doğu Avrupa'nın güvenliği konusunda yeni kaygıları gündeme getirdi. Polonya ise eylül ayında Ukrayna'ya yönelik Rus hava saldırıları sırasında savaş uçaklarını, hava savunma sistemlerini ve radar unsurlarını alarma geçirdi. Daha sonra Polonya hava sahasında herhangi bir ihlal tespit edilmediği açıklandı.
Burada dikkat çekici olan, savaşın sınırının artık yalnızca harita üzerindeki cephe hattıyla ölçülememesi. Bir drone'un hava sahasına girmesi, kritik altyapının tehdit altında kalması ya da siber saldırı ihtimali, cepheden yüzlerce kilometre uzaktaki ülkeler için bile doğrudan güvenlik meselesine dönüşebiliyor. Savaştan uzak durmak isteyen ülkeler, savaşın sonuçlarından da aynı ölçüde uzak kalabileceklerinden eskisi kadar emin değil.
Avrupa savaşa girmek için değil, savaşın kendi topraklarına ne kadar yaklaşabileceğini yeniden hesaplamak zorunda. Bir ülkenin savaşa katılmaması ile savaşın sonuçlarından kendisini tamamen uzak tutabilmesi artık aynı şey değil. Artık bir ülkenin savaşın dışında kalması, savaşın dışında tutulacağı anlamına gelmiyor.
İsviçre'nin tercihi ne anlatıyor?
İsviçre örneği tam bu noktada önem kazanıyor. Referandumda seçmen, tarafsızlığı daha katı bir anayasal çerçeveye taşıyacak düzenlemeyi kabul etmedi. Bu sonuç İsviçre'nin tarafsızlıktan vazgeçtiği anlamına gelmiyor; mevcut politika devam ediyor. Tartışmanın asıl ağırlık noktası başka yerde: Tarafsız bir ülke, savaşın etkileri sınırlarını aşarken ne kadar hareket alanını koruyabilir?
Önerilen düzenleme, İsviçre'nin savunma alanındaki işbirliklerine ve savaşan ülkelere yönelik yaptırımlarına daha sıkı sınırlar getirecekti. Seçmenin bunu kabul etmemesi, tarafsızlığın yeni şartlar altında nasıl uygulanacağı tartışmasını açık bıraktı. Çünkü tarafsızlık artık yalnızca savaşa girmemek anlamına gelmiyor. Güvenlik işbirliği, yaptırımlar, hava sahasının korunması ve savunma hazırlıkları da bu hesabın içine giriyor.
İsviçre'nin tercihi Avrupa'nın yönünü tek başına belirlemiyor. Fakat Avrupa'daki daha geniş bir sorunu görünür hale getiriyor. Savaşın dışında kalmak isteyen ülkeler bile savaşın sonuçlarıyla nasıl baş edeceğini yeniden düşünmek zorunda.
Türkiye'nin önündeki denklem
Bu tablo Türkiye açısından daha da önemli. Türkiye, NATO üyeliği ve Karadeniz'e kıyısı nedeniyle Avrupa'nın güvenlik hesabının dışında tutulabilecek bir ülke değil. Montrö Sözleşmesi'nin Ankara'ya verdiği özel konum da Karadeniz'deki askeri hareketlilik arttıkça Türkiye'nin ağırlığını yükseltiyor. Ankara'nın önündeki mesele basit bir taraf seçme meselesi değil. Karadeniz'deki askeri hareketlilik, NATO'nun savunma yaklaşımı, Montrö'nün uygulanması ve Avrupa'nın doğu kanadında alınan tedbirler aynı denklemde buluşuyor.
Türkiye'nin elindeki imkan kadar dikkat etmesi gereken sınırlar da var. NATO içinde yer almak Ankara'ya Avrupa güvenlik mimarisinin içinde söz sahibi olma imkanı verirken, Montrö Türkiye'ye Karadeniz'deki askeri hareketlilik konusunda başka hiçbir NATO ülkesinin sahip olmadığı bir hukuki konum sağlıyor. Gerilim yükseldikçe bu iki unsurun birlikte yönetilmesi daha fazla önem kazanacak. Avrupa'nın doğusunda güvenlik hesabı sertleştikçe Karadeniz de Avrupa'nın uzağında duran bir deniz olmaktan çıkıyor.
Avrupa savaşa girmek için değil, savaşın kendi topraklarına ne kadar yaklaşabileceğini yeniden hesaplamak zorunda. Türkiye'nin önündeki sınav da burada başlıyor. Ankara'nın değeri yalnızca NATO'nun güneydoğu kanadında bulunmasından değil, Avrupa ile Karadeniz arasındaki güvenlik denkleminde sahip olduğu özel konumdan kaynaklanıyor.
Karadeniz artık Avrupa'nın uzağındaki bir deniz değil. Avrupa'nın güvenlik sınırı doğuya doğru genişledikçe Türkiye'nin stratejik ağırlığı da artıyor. Fakat ağırlık kazanmak başka, o ağırlığı doğru zamanda ve doğru biçimde kullanmak başka.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Avrupa'da savaş artık sınırda başlamıyor / 30.09.2026
- Washington'un Latin Amerika hesabı / 29.09.2026
- Berlin'de Eralp dönemi mi başlıyor ? / 26.09.2026
- Moskova Avrupa'nın kırmızı çizgisini mi test ediyor? / 25.09.2026
- ABD istedi, Danimarka kabul etti: AB Grönland'da ne yapıyor? / 24.09.2026
- Rusya neyi hedefliyor? / 23.09.2026
- AB dışarıda büyüyor, içeride çözülüyor mu? / 21.09.2026
- Kanada'ya Avrupa kapısı açılıyor mu: AB neyin peşinde? / 18.09.2026
- Brüksel'in yeni hesabı / 17.09.2026
- Birleşik Krallık'ta ayrılık: Rusya gölgesinde Londra / 16.09.2026
- Washington'un Latin Amerika hesabı / 29.09.2026
- Berlin'de Eralp dönemi mi başlıyor ? / 26.09.2026
- Moskova Avrupa'nın kırmızı çizgisini mi test ediyor? / 25.09.2026
- ABD istedi, Danimarka kabul etti: AB Grönland'da ne yapıyor? / 24.09.2026
- Rusya neyi hedefliyor? / 23.09.2026
- AB dışarıda büyüyor, içeride çözülüyor mu? / 21.09.2026
- Kanada'ya Avrupa kapısı açılıyor mu: AB neyin peşinde? / 18.09.2026
- Brüksel'in yeni hesabı / 17.09.2026
- Birleşik Krallık'ta ayrılık: Rusya gölgesinde Londra / 16.09.2026
























































