Derenin kenarındaki sık ağaçlıklı patika geride kaldı. Yeşile çalmış ağaçların üzerine parça parça inmiş sis bulutunun arasından güneş hoş bir manzara sunuyor. Yürürken yolun kenarlarını süsleyen Papatyalara basmamaya gayret ediyoruz. O kadar güzeller ki… Yer yer yağmur sonrası oluşmuş küçük derecikler yolumuzu kesiyor. Neredeyse suyun üzerinden uçarak geçiyoruz. Kim bilir kaç orman sakini bu sulardan yararlanacak? Kirletmemek lazım… Toprağın, çimenin, çamlardan süzülüp gelen havanın güzelliğini unutmuşuz. Dalların arasına saklanmış çeşit çeşit kuşlar şakımaları yürüyüşümüze eşlik ediyorlar.
Allaha şükrediyoruz. Bu kadar güzelliği görecek gözü, yürüyecek gücü, hissedecek yüreği verdiği için…
* * *
Bugün 21 Mart. Bir sürü şeyin yıl dönümü. Yeşil inci ormanlarımızı koruyan, eken, bakan, biçen ormancı dostlarımızın da günü…
21 Mart Dünya Şiir Günü… Duygularımıza gem vuramayıp, sevdiklerimize şiir yolu ile seslendiğimiz şairlerinde günü…
21 Mart Irk Ayrımı İle Mücadele Günü… Maalesef aradan geçen bunca yıla, insanların aya gitmiş olmasına, uzaya çıkacak kadar cesaretli olmasına rağmen medenileşemeyen insanın, insana yaptığı mezalim ile mücadele günü…
21 Mart'ın başka bir önemi daha var. Her yıl Nevruz Bayramı olarak kutlanır. İlkbahar ekinoksu coğrafi özellikler doğrultusunda karşılanır. Gece ile gündüzün eşit olması ile baharın geldiği, günlerin uzadığı, kışın bittiği kabul edilir, çeşitli şenlikler düzenlenir, çiçekler derlenir, sevgililer bu demetleri birbirine sunar.
Ne güzel bir gün değil mi?
* * *
Kıyamet koparken bile, elinizde bir fidan varsa dikin diyen bir emrin insanları olmamıza rağmen ormanları yok eden, onları cehennem alevlerine teslim eden, içindeki canlıları ile yok eden, maden aramak, otel yapmak, konut yapmak için acımasızca katleden bir anlayışın ortaklarıyız.
Yürüyemeyen, konuşamayan, sesini duyuramayan ağaç dostlarımıza sahip çıkamıyoruz. Sadece aşk mektupları yazdığımız beyaz kağıt için değil; tuvalet kağıdı yapmak için bile yok ediyoruz onları.
Oysa kurumuş dalları ile ateş yaktığımız, aşımızı kaynatıp aydınlandığımız, soğukta ısındığımız, yağmurda altına sığındığımız, Dünya'da hiçbir müzik aletinin çıkaramadığı notaları dinlememize aracılık eden, meyvesini yiyip güçlendiğimiz, hastalıklar için eteklerinde şifa aradığımız otların yetiştiği ağaçları, ormanları yok olmaktan, yakılmaktan koruyamıyoruz.
Bir zamanlar biz buralarda balık tutardık diye övündüğümüz denizlerimiz gibi, bir zamanlar gölgesinden yararlandığımız ormanlarımızda yok olup gidiyor.
* * *
Emekli ormancı dostlarla sohbet ettiğimiz zaman ağızlarını bıçak açmıyor. Beraber yürüyüş yaptığımız, havasını kokladığımız, mantarından, meyvesinden yararlandığımız bölgeleri hatırladığımızda hüzünleniyoruz.
Milli parklara bile odun olarak bakan, onları üretim ormanı kabul eden siyasetçilerle nasıl mücadele edeceğimizi bilemiyoruz. En büyük korkumuz, hızla çölleşen dünya genelinde bu kadar zengin bir yeşil örtüye sahip olduğumuz halde bunun gelecek kuşaklara anılarımızda anlatacağımız masallar haline dönüşmesi korkusu…
Ormansız Ormancılar Günümüz,
İnsanın insana zulmetmesinin önemsenmediği Irkçılık İle Mücadele Günümüz,
Şiir yazacak aydın ve sanatçılardan yoksun kaldığımız dünyamızda Dünya Şiir Günümüz,
Ateşini yakamadığımız Nevruz Bayramımız kutlu olsun…
- Donald amca… / 10.02.2026
- Ahir zaman yolculuğu… / 14.01.2026
- Milliyetçilik ve din / 03.01.2026
- Değişen numaratör mü? / 01.01.2026
- Dolandırıcılık… / 25.12.2025
- İstikrarlı büyüme / 21.12.2025
- Geçmişin gözyaşları / 20.12.2025
- PAPA l. EFTİM ERENEROL / 01.12.2025
- Para mı sağlık mı? / 05.11.2025



























































