logo
18 EKİM 2026

BİZE NE OLDU?

13.03.2005 00:00:00
 
Ekonomik darboğaz ve manevi boşluk insanımızı yanlış yollara sevkediyor. Sahte rakı olayıyla gündeme gelen sahteciliğin aslında hayatımızın hemen hemen her yerinde varolduğu ortaya çıktı.

*SAHTE CENNETİ TÜRKİYE

Sahte rakı olayıyla patlak veren sahtecilik tartışmaları devam ediyor. Yapılan araştırmalar Türkiye'de sadece rakının sahtesinin yapılmadığını, aslında Türkiye'nin tam bir "sahte cenneti" olduğunu ortaya koyuyor. Hazırlanan 'Sahte Türkiye Raporu' Türkiye'deki sahteciliğin geldiği boyutları gözler önüne seriyor. Rapora göre, Türkiye'de iyi para kazandıran gözde mesleklerin bile sahteciliği yapılıyor. Örneğin, Türkiye'de 5 bin civarında "sahte diş hekimi" var. Türkiye'de Güreş Milli Takımı'nda 2 yıl çalışan "sahte doktor" bile görüldü. Mimarlık da sahtelerine sıkça rastlanan bir meslek grubu.

*İŞTE SAHTEKARLI?IN BİNBİR ÇEŞİDİ

Raporda, Türkiye'de insanların birçok sahteciliği artık kanıksadıkları belirtiliyor. "Sahte senet", "sahte adres", "sahte yeşil kart", "sahte isim", "sahte para", "sahte çek", "sahte evrak", "sahte diploma", "sahte nüfus cüzdanı", "sahte pasaport", "sahte ehliyet", "sahte sağlık karnesi", "sahte imza", "sahte fatura", "sahte fiş", "sahte rapor", "sahte sigorta poliçesi", "sahte kredi kartı", "sahte oy pusulası", "sahte seçmen", "sahte otobüs bileti", "sahte piyango bileti", "sahte maç bileti", "sahte plaka", "sahte reçete", "sahte rapor", "sahte tablo" bunların başında geliyor. Sahtecilikte müthiş artış...Sahte rakı faciasıyla çalkalanan Türkiye tam bir 'sahte' cenneti oldu. Türkiye'de sahte imamdan sahte ehliyete, sahte tablodan sahte gübreye kadar her şeyin sahtesine rastlamanın mümkün olduğu açıklandı. ATO'nun hazırladığı 'Sahte Türkiye Raporu' Türkiye'nin aslında tam bir 'sahte' cenneti olduğunu ortaya çıkardı. Rapora göre, Türkiye'de iyi para kazandıran gözde mesleklerin bile sahteciliği yapılıyor. Örneğin, Türkiye'de 5 bin civarında "sahte diş hekimi" var. Muayenehane açacak parası olmayan yeni mezun diş hekimlerinin diplomalarını kullanarak diş hekimliğine soyunuyorlar. Çürük olmayan dişin çekilmesi gibi riskler bir yana hijyen kurallarına uymayan sahte diş hekimlerinin hastalara Hepatit ve AIDS bulaştırması riski var. "Sahte doktor"lar ise genellikle sahte kimlik kullanıyorlar. Türkiye'de Güreş Milli Takımı'nda 2 yıl çalışan "sahte doktor" bile görüldü. Mimarlık da sahtelerine sıkça rastlanan bir meslek grubu. Gerçek meslek sahipleri "sahte iç mimar" ve "sahte mimar"lardan dertli. "Sahte avukat"lar, çalıntı ya da sahte avukat kimliği ile adliye koridorlarını arşınlıyor, davalara giriyorlar. "Sahte diploma" ile öğretmenlik ve mühendislik yapanlara da sıkça rastlanıyor. Sahtekarlar, vatandaşların dini inançlarını sömürmekten bile çekinmiyor. Mezarlıklarda para karşılığı Kur'an-ı Kerim okuyan "sahte hafız"lar, özellikle bayram günleri mantar gibi çoğalıyor. "Sahte maliyeci"ler, maliye kokartıyla vergi mükelleflerine giderek, "Maliye Dergisi", "Maliye Gazetesi" gibi isimlerle gazete, dergi, CD, broşür ve benzeri şeyler satıyorlar. Mükelleflerin ev veya işyerlerine giderek, beyaz bir kağıda basılmış sahte tahsil alındılarıyla para tahsilatı yapıyorlar. Sahte maliyeci olduğu gibi "sahte mal müdürü" de var. Özel dedektiflik Türkiye'de yeni ama gözde mesleklerden biri. Öyle olunca hemen sahteleri de türüyor.

Sağlıklı yaşamanın sırrı konusunda çarpıcı araştırma


 
Orta ve ileri yaşta kas gücü ile yaşam süresi arasındaki ilişkiyi inceleyen yeni bir araştırmada dikkat çekici sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmaya göre en düşük kas gücüne sahip bireylerde ölüm riski, en yüksek kas gücüne sahip grupla karşılaştırıldığında erkeklerde 5.9 kat, kadınlarda ise 6.9 kat daha yüksek bulundu. 

17.10.2026 19:45:00
Murat Çorbacı
 
Sağlıklı yaşamanın sırrı konusunda çarpıcı araştırma
Sağlıklı yaşamanın sırrı konusunda çarpıcı araştırma

Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, 'kas kütlesi'yle ilgili yapılan bir araştırmanın özellikle sağlıklı yaşlanma perspektifinden önemli bir mesaj taşıdığını belirterek, "Kas sağlığı denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak kas kütlesi veya kaldırabildiğimiz ağırlık geliyor. Oysa günlük yaşam bize farklı bir soru soruyor: O kuvveti ne kadar hızlı ve kontrollü kullanabiliyoruz? Sandalyeden kalkmak, merdivene adım atmak, dengesiz bir zeminde kendimizi toparlamak veya düşmeyi önlemek yalnızca kuvvet değil, kuvveti hızlı bir şekilde ortaya koyabilme becerisi de gerektiriyor. Bu noktada düzenli fiziksel aktivitenin yanı sıra yeterli ve dengeli beslenme de kasların korunması ve işlevlerini sürdürebilmesi açısından önemli bir rol oynuyor. Özellikle yeterli protein ve kas sağlığını destekleyen diğer besin öğelerinin günlük beslenmede yeterli düzeyde alınması, sağlıklı yaşlanmanın önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmeli" dedi.

Araştırmanın detayları

ABD kaynaklı Mayo Clinic Proceedings dergisinde yayımlanan çalışmada, 46-75 yaş arasındaki 3.889 yetişkin 10 yıldan uzun süre takip edildi. Araştırmacılar, kas gücünü kuvvet ve hızın birlikte ortaya konduğu bir performans ölçütü olarak ele alırken, kas kuvvetini ise temel olarak kişinin uygulayabildiği maksimum kuvvet üzerinden değerlendirdi. Araştırma, aynı zamanda kasın yalnızca kapasitesini değil, bu kapasiteyi ne kadar hızlı ve işlevsel biçimde harekete geçirebildiğini sorguluyor.
Kaslarımızın yalnızca vücudumuzu hareket ettiren dokular değil; bağımsız hareket edebilmenin, günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmenin ve sağlıklı yaşlanmanın temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, "Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas fonksiyonlarında meydana gelen kayıplar; merdiven çıkmaktan sandalyeden kalkmaya, dengeyi korumaktan ani bir hareket karşısında vücudu toparlamaya kadar pek çok işlevi etkileyebiliyor. İşte bu nedenle kas gücü, özellikle ileri yaşlarda yalnızca spor performansıyla ilgili bir kavram değil, günlük yaşamın sürdürülebilmesi açısından da önemli bir fiziksel özellik olarak karşımıza çıkıyor" şeklinde konuştu.


Kontrollü hareket kabiliyeti önemli

Araştırmada "kas gücü", kuvvet ile hızın birlikte değerlendirilmesiyle ele alınıyor. Başka bir ifadeyle, aynı miktarda kuvvet üretebilen iki kişiden, bunu daha kısa sürede gerçekleştirebilen kişinin kas gücü daha yüksek kabul ediliyor. Bu nedenle kas gücü, yalnızca kasın kapasitesini değil, hareketin hızını ve fonksiyonel performansı da kısmen yansıtan bir ölçüt olarak değerlendiriliyor. Prof. Dr. Murat Baş, bunun özellikle yaşlanma sürecinde dikkate alınması gerektiğini vurguluyor: "İyi yaşlanmak, yalnızca kaslarımızı korumak değil; onları günlük hayatın gerektirdiği hızda kullanabilmek anlamına da geliyor. Yaş ilerledikçe hızlı ve kontrollü hareket edebilme kapasitesinin korunması, kişinin bağımsızlığını sürdürmesi açısından son derece değerli"…

Yaşlanırken daha fazla kas değil, daha işlevsel kas önemli

Araştırmanın sonuçları, kas kuvvetinin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, kas kuvveti sağlıklı hareket için temel bir fiziksel özellik olmaya devam ediyor. Ancak bu çalışma, orta ve ileri yaşlarda yaşam süresiyle ilişkili fiziksel göstergeler değerlendirilirken kas gücünün ayrıca ele alınmasının yararlı olabileceğine işaret ediyor. Prof. Dr. Murat Baş, "Kaslarımızı yalnızca 'güçlü' veya 'zayıf' şeklinde değerlendirmek artık yeterli olmayabilir. Kasın fonksiyonunu, hareket hızını, koordinasyonu ve kişinin günlük yaşam içerisindeki performansını birlikte düşünmeliyiz. Sağlıklı yaşlanma açısından hedefimiz yalnızca daha fazla kas yapmak değil; kullanılabilir, hızlı tepki verebilen ve fonksiyonunu koruyan kaslara sahip olmak olmalı" diyor.

Uygun egzersiz programı şart

Bu noktada egzersiz programlarının da yaşa, sağlık durumuna ve fiziksel kapasiteye göre çeşitlendirilmesi gerekiyor. Kuvvet antrenmanlarının yanı sıra, kişinin uygunluğu değerlendirildikten sonra kontrollü ve hızlı hareketleri içeren fonksiyonel egzersizlerin de programa eklenmesi düşünülebilir. Squat (çömelme), lunge (hamle) ve step-up (basamağa çıkma) gibi temel hareketlerin kontrollü hızlarda uygulanması veya uygun kişilerde kettlebell (girya) gibi ekipmanlarla yapılan egzersizler, kasların kuvveti kısa sürede üretme kapasitesini geliştirmeyi hedefleyebilir.

Prof. Dr. Murat Baş, "Burada önemli olan 'ne kadar hızlı, o kadar iyi' yaklaşımı değildir. Özellikle orta ve ileri yaşta amaç, hareketi hızlandırırken kontrolü kaybetmemektir. Egzersizin kişinin yaşına, eklem-kas durumuna, denge kapasitesine ve mevcut sağlık durumuna göre planlanması gerekir. Gerektiğinde hekim, fizyoterapist veya egzersiz uzmanından destek alınmalıdır" ifadelerini kullanıyor.

Fiziksel aktivite ileri yaşlara bırakılmamalı

Prof. Dr. Murat Baş, araştırmanın dikkat çekici sonuçlarına rağmen çalışmanın sınırlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Çalışma, Brezilya'daki bir gözlem grubundan elde edilen verilere dayanıyor. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyi ve kondisyonu ayrıntılı biçimde değerlendirilmediği için sonuçların farklı toplumlara ve genel nüfusa doğrudan aktarılması konusunda dikkatli olunması gerekiyor. Prof. Dr. Murat Baş, "Bu çalışma bize 'kas gücünüzü artırırsanız kesin olarak daha uzun yaşarsınız' demiyor. Bize çok önemli bir araştırma sorusu gösteriyor: Kasın kuvvet üretme hızı, sağlığın ve yaşlanmanın değerlendirilmesinde düşündüğümüzden daha önemli bir gösterge olabilir mi? Bu sorunun farklı toplumlarda ve farklı çalışma tasarımlarıyla araştırılması gerekiyor" şeklinde konuşuyor.

Prof. Dr. Murat Baş'a göre araştırmadan çıkarılabilecek en önemli mesajlardan biri ise fiziksel aktivitenin yaşamın ilerleyen dönemlerine bırakılmaması: "Kas kaybını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul etmemeliyiz. Kaslarımız da kalp ve damar sistemimiz gibi kullanılmaya ihtiyaç duyar. Düzenli fiziksel aktivite, yeterli protein ve dengeli beslenme, uygun kuvvet egzersizleri ve kişinin kapasitesine göre planlanmış fonksiyonel çalışmalar sağlıklı yaşlanma yaklaşımının önemli parçalarıdır"…


Beslenme de önemli

Prof. Dr. Murat Baş'a göre kasların yaşla birlikte korunmasında fiziksel aktivitenin yanı sıra yeterli ve dengeli beslenme de önemli rol oynuyor. Özellikle yaş ilerledikçe günlük beslenmede yeterli protein alınması, kas dokusunun korunması ve egzersize verilen yanıtın desteklenmesi açısından önem taşıyor.

Yumurta, yoğurt, kefir, süt ve peynir gibi süt ürünleri; balık, tavuk ve yağsız et gibi hayvansal protein kaynaklarının yanı sıra mercimek, nohut, kuru fasulye gibi baklagiller de günlük beslenmede protein açısından değerlendirilebilecek seçenekler arasında yer alıyor. Kas sağlığı açısından yalnızca protein miktarına değil, beslenmenin genel kalitesine de dikkat etmek gerekiyor. Sebze ve meyveler, tam tahıllar, kuruyemişler ve sağlıklı yağ kaynakları dengeli bir beslenme düzeninin parçası olmalı. Özellikle balık, ceviz, badem, zeytinyağı gibi besinler sağlıklı yağ asitleri açısından beslenmeye katkı sağlayabilir. Yeterli sıvı tüketimi de kasların normal fonksiyonlarının sürdürülmesi açısından göz ardı edilmemeli.

Türkiye'de kışın ilk yarısında sağanak, ikinci yarısında sert soğuk ve kar bekleniyor

İzmir Bakırçay Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şermin Tağıl, kış mevsiminde Türkiye genelinde normallerin üzerinde sıcaklıklar ve artan yağışların öne çıkmasının beklendiğini belirterek, kışın ilk yarısında sağanak ve sel, ikinci yarısında ise ani soğuklar, yoğun kar ve tipi riskine karşı uyarıda bulundu

17.10.2026 13:00:00
AA
 
Türkiye'de kışın ilk yarısında sağanak, ikinci yarısında sert soğuk ve kar bekleniyor
Türkiye'de kışın ilk yarısında sağanak, ikinci yarısında sert soğuk ve kar bekleniyor

Tağıl, iklim değişikliğinin artık yalnızca sıcaklıkların artması anlamına gelmediğini, mevsimlerin alışılmış düzenini de değiştirdiğini söyledi.

Bir yanda uzun süren sıcak ve kurak dönemler, diğer yanda kısa sürede etkili olan şiddetli yağışların yaşandığını aktaran Tağıl, bu nedenle 2026-2027 kışını değerlendirirken yalnızca hava sıcaklıklarına değil, atmosfer ve okyanuslarda yaşanan büyük ölçekli değişimlere de bakmak gerektiğini anlattı.

"Türkiye için değişken bir kış tablosu ortaya koyuyor"

Prof. Dr. Şermin Tağıl, bu yıl kış seyrini anlamak için özellikle El Nino, Kuzey Atlantik Salınımı (NAO) ve Kutup Girdabı arasındaki etkileşimin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu üç büyük sistemin etkileşimi, Akdeniz Havzası ve ülkemizde hava koşullarını ve ekstrem hava olaylarını etkiliyor. Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) modelleri, Türkiye için değişken bir kış tablosu ortaya koyuyor. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz kuşağında yağışlı ve ılık koşulları öne çıkıyor. Modeller kurak bir kıştan ziyade, yağışların arttığı bir döneme işaret ediyor. Buna ek olarak, küresel deniz yüzeyi sıcaklıklarının 1980'lerden bu yana kaydedilen en yüksek değerlere ulaşması da dikkati çekiyor. Denizlerin normalden sıcak olması, atmosfere aktarılan nem ve enerji miktarını artırarak uygun atmosferik koşullarda şiddetli yağışları ve kış fırtınalarını destekleyebilir. Model sonuçları, kışın ilk yarısında Türkiye'de sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyredeceğini gösteriyor. Ancak bu, kurak bir kış yaşanacağı anlamına gelmemeli. Güneyli rüzgarlarla taşınan nem, özellikle kıyı kesimlerinde ve batı bölgelerinde yağışları artıracaktır. Sıcaklıkların yüksek seyretmesi, karın alçak kesimlerde azalmasına, yüksek dağlık alanlarda ise daha fazla tutunmasına yol açacaktır."

Bu anlamda asıl dikkat çekici değişimi kış ortasından itibaren beklediklerini bildiren Tağıl, ocak ayının sonuna ve şubat ayına ilişkin model senaryolarında Kutup Girdabı'nın zayıflamasının öngörüldüğünü dile getirdi.

"Şiddetli kış koşullarının ortaya çıkma olasılığını artırabilir"

Tağıl, Kutup Girdabı'nın zayıflamasının, kutup çevresindeki dondurucu soğukların orta enlemlere doğru ilerlemesini kolaylaştıracağını belirterek, şöyle devam etti:

"Bu atmosferik koşulların yaşanması, şiddetli kış koşullarının ortaya çıkma olasılığını artırabilir. Akdeniz'den gelen nemli hava ile kuzeyden ilerleyen soğuk hava kütlelerinin uygun koşullarda karşılaşması, kuvvetli yağışlara ve bazı bölgelerde yoğun kar yağışı ile tipiye yol açabilir. 2026-2027 kışında kar açısından, ılık koşullar karın yerde tutunmasını zorlaştırabilir. Kışın ikinci yarısında kar yağışlarının artması, özellikle Doğu Anadolu ve İç Anadolu'nun yüksek kesimlerinde kar örtüsünü güçlendirebilir. Ancak modeller, ülkemizin diğer kesimlerinde kar kuraklığının devam edebileceğine işaret ediyor."

"Farklı hava koşullarına karşı hazırlıklı olmak büyük önem taşıyor"

Kışın büyük bölümünün ılık ve bol yağışlı geçmesinin, uzun yıllardır kuraklık baskısı altındaki Türkiye için sevindirici bir gelişme olduğuna dikkati çeken Tağıl, ancak kış genelinde ılık ve yağışlı koşulların öne çıkmasının risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmediğine işaret etti.

Tağıl, "İlk yarıda şiddetli sağanaklar ve kısa sürede yoğunlaşan yağışlar bazı şehirlerimizde sel ve su baskınlarına neden olabilir. İkinci yarıda ise kuzeyden gelen soğuk hava kütleleriyle birlikte ani sıcaklık düşüşleri ve yoğun kar yağışları yaşanabilir. Elbette mevsimsel tahminler kesin bir takvim değil, atmosferin olası seyrini gösteren bir ihtimal haritasıdır. Kışın ilk yarısında sağanak ve sel, ikinci yarısında ise ani soğuklar ve kar fırtınaları şehir yaşamını ciddi biçimde aksatabilir. Bu nedenle farklı hava koşullarına karşı hazırlıklı olmak büyük önem taşıyor." değerlendirmesinde bulundu. 

Yargıtay'dan emsal karar: Ziynet alacağı karar beklenmeden icraya konacak

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, ziynet alacağına ilişkin mahkeme kararının icraya konulabilmesi için boşanma kararının kesinleşmesinin gerekmeyeceğine hükmetti. Emsal kararla birlikte, boşanma kesinleşmeden de ilamlı icra takibi yapılabilecek

17.10.2026 11:46:00 / Güncelleme: 17.10.2026 11:49:42
İHA
 
Yargıtay'dan emsal karar: Ziynet alacağı karar beklenmeden icraya konacak
Yargıtay'dan emsal karar: Ziynet alacağı karar beklenmeden icraya konacak
Yıllar süren evliliğin ardından boşanmaya karar veren çift altınlar konusunda da mahkemelik oldu. 1. Aile Mahkemesi'nin altın (ziynet) alacağına dair kararına rağmen eli boş kalan mağdur kadın, eski kocası hakkında icra takibi başlattı. İcra Hukuk Mahkemesi'ne koşan eski koca, boşanma davasının kesinleşmediğine dikkat çekerek icra takibine itiraz etti.

Boşanma ilamı kesinleşmeden onun ferisi (bağlı) niteliğindeki alacakların da talep edilemeyeceğini belirterek, takibin iptaline karar verilmesini istedi. İcra Hukuk Mahkemesi, şikayetin reddine karar verdi. Davacı eski koca kararı istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 8. Hukuk Dairesi, alacaklı davalı tarafından borçlu hakkında başlatılan ilamlı takibin dayanağının 1. Aile Mahkemesi'nin 2025/17 K. sayılı ilamı olduğu, takipte ilamda hüküm altına alınan ziynet iadesinin ve bu konuya ilişkin hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücretinin tahsilinin talep edildiğine dikkat çekti.

Şikayetin niteliği itibariyle süresiz şikayete tabi olduğuna vurgu yapan Daire kararında şu ifadelere yer verildi:

''Aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemezler. Ayrıca, boşanma kararının eklentisi olan tazminat, vekalet ücreti ve yargılama giderine yönelik hükümler de aynı kurala tabidirler. Ancak, ilamın boşanma davası ile birlikte görülen ve hüküm altına alınan ziynet alacağına ilişkin kısmı, tarafların şahsi ya da ailevi yapılarına ilişkin durumlarında bir değişikliğe yol açmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının ferisi niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır.

Bu nitelikleri itibariyle de ziynet alacağına ilişkin ilamların, diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür. Somut olayda da, takibe konulan husus ziynet iadesine ve bu konuya ilişkin hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin olmakla, her ne kadar boşanma davası ile birlikte görülmüş olsa da boşanma ilamının ferisi niteliğinde olmadığından kesinleşmeden icraya konulması mümkündür. Bu nedenle davacı tarafın buna yönelen talebinin reddine karar verilmesi yerindedir.''

BAM 8. Hukuk Dairesi'nden de eli boş dönen davacı koca, kararı temyiz etti. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de BAM kararını yerinde buldu. Yüksek Mahkeme; ziynet alacaklarının tarafların şahsi durumlarında bir değişiklik yaşatmadığını, yalnızca malvarlığını etkilediğini belirterek, boşanma hükmü kesinleşmesse dahi bu alacakların icra edilebileceğine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararını onadı.

İzmir merkezli yasa dışı bahis operasyonu: 27 şüpheli tutuklandı

İzmir merkezli 4 ilde yasa dışı bahis şebekesine yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 35 şüpheliden 27'si çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. zanlıların banka hesapları üzerinden yaklaşık 1 milyar 800 milyon liralık para trafiği yürüttüğü belirlendi

17.10.2026 11:30:00 / Güncelleme: 17.10.2026 11:34:14
İHA
 
İzmir merkezli yasa dışı bahis operasyonu: 27 şüpheli tutuklandı
İzmir merkezli yasa dışı bahis operasyonu: 27 şüpheli tutuklandı
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a muhalefet suçu kapsamında çalışma yürüttü.

Yapılan teknik ve fiziki takipler sonucunda şüphelilerin yurt dışı bağlantılı siteler üzerinden yasa dışı bahis oynanmasına aracılık ettikleri belirlendi. Şebekenin mali boyutunu da inceleyen ekipler, zanlıların üçüncü kişilerden temin ettikleri banka hesaplarını kullandıklarını ve bu hesaplar üzerinden yaklaşık 1 milyar 800 milyon liralık para trafiği gerçekleştirdiklerini tespit etti.

Eş zamanlı baskınlarda 35 gözaltı

Yasa dışı bahis faaliyetlerinde kullanılmak üzere banka hesabı ve GSM hattı temin eden şüphelilere yönelik İzmir merkezli 4 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Baskınlarda 35 şüpheli gözaltına alınırken, adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyale el konuldu. Ayrıca yurt dışından yayın yapan 22 yasa dışı bahis sitesine Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişim engeli getirildi.



27 zanlı cezaevine gönderildi

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 35 şüpheliden 27'si çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şüphelilerden 5'i hakkında ev hapsi kararı verilirken, 3 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İstanbul'daki felaketin nedeni El Nino mu?


 
İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, "İstanbul'daki şiddetli yağışta, Karadeniz'in yaklaşık 19.5-20 dereceye ulaşan su sıcaklığının, Balkanlar'dan gelen soğuk hava ve deniz üzerinden nem taşıyan poyrazla birleşmesi etkili oldu" dedi.

17.10.2026 08:49:00
Haber Merkezi/AA
 
  İstanbul'daki felaketin nedeni El Nino mu?
  İstanbul'daki felaketin nedeni El Nino mu?

Türkiye'nin önde gelen metereoloji ve afet uzmanı İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, kentin özellikle kuzey ilçelerinde yaşananların, bölgenin kendi imkanlarıyla baş edemeyeceği bir tablo ortaya çıkardığını söyledi. Kuzey ilçelerinde kısa sürede düşen şiddetli yağışın etkisine dikkati çeken Kadıoğlu, bu nedenle kent geneline tek bir sarı uyarı vermenin riskin yerini ve şiddetini anlatmaya yetmeyeceğini vurguladı.
Yağış miktarının, metrekareye düşen suyun yüksekliği üzerinden ölçüldüğüne işaret eden Kadıoğlu, "1 milimetre yağış, metrekareye 1 litre, yani 1 kilogram su düşmesi demektir. Metrekareye 100 kilogram yağış, suyun akmadığı ve sızmadığı durumda 10 santimetre yüksekliğinde bir tabaka oluşturur. Beykoz'da ölçülen yağış, 100 metrekarelik bir çatıya yaklaşık 24 ton su düşmesi anlamına geliyor" bilgisini verdi.

Yağışın ana nedeni

Rekor yağışın ardındaki etkenlerden bahseden Kadıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: "İstanbul'daki şiddetli yağışta Karadeniz'in yaklaşık 19.5-20 dereceye ulaşan su sıcaklığının, Balkanlar'dan gelen soğuk hava ve deniz üzerinden nem taşıyan poyrazla birleşmesi etkili oldu. Sıcak denizler atmosfere nem sağlayarak kuvvetli yağışları besleyebilir ancak tek bir yağış olayını doğrudan iklim değişikliğine bağlamak için özel bir atıf çalışması yapılması gerekir. İklim değişikliği aşırı hava olaylarının şiddetini artırabilir. İklim değişikliği olmasaydı da dere yatağına yapılmış bina su alacaktı, bodrumdaki pano yine elektrik verecekti, alt geçit yine dolacaktı. İklim değişikliği tehlikeyi bir miktar büyütüyor, afeti biz büyütüyoruz. El Nino da İstanbul'daki yağışın doğrudan nedeni olarak gösterilemez."
Kadıoğlu, beton ve asfalt yüzeylerde yağışın neredeyse tamamının toprağa sızamadan yüzey akışına geçtiğine ve yerçekimiyle en alçak noktalara, dere yataklarına, alt geçitlere ve bodrum katlara aktığına değindi.

Kadıoğlu, "Yağmur bir tehlike. Afet, o tehlikenin bizim hazırlıksız, yanlış yere kurulmuş ve yanlış işletilen kentimizle buluştuğunda ortaya çıkan sonuçtur. Bu tanıma göre İstanbul'da yaşananlar yerel ölçekte bir afettir. Ama 'doğal afet' demeyelim. Yağmur doğaldır, afet insan yapısıdır." ifadelerini kullandı.

Kritik önemi haiz öneriler

Kadıoğlu, afetlerin önlenmesi için şu önerilerde bulundu: "Üstü kapatılarak yol, otopark ve konut alanlarına dönüştürülen dereler yeniden açılmalı, dere yataklarını daraltan dolgular kaldırılmalı. Çatı suları depolanmalı, parklar ve meydanlar yağış sırasında suyu geçici olarak tutabilecek şekilde tasarlanmalı. Yağmur suyu ve atık su hatları birbirinden ayrılmalı. Taşkın haritaları hazırlanmalı ve bu haritalar dikkate alınmadan riskli alanlarda yapılaşmaya izin verilmemeli. Sorun yalnızca boruların yetersizliği değil, suyun doğal akış yollarının kapatılması ve kentlerin buna göre planlanmamasıdır."

Elektrik panoları ve jeneratörlerin taşkın seviyesinin üzerine alınmasını, riskli alanlardaki bodrum kullanımının sınırlandırılmasını ve otopark girişlerinde su bariyerleri kurulmasını öneren Kadıoğlu, taşkın tehlike haritalarına dayalı bir "sel yapı yönetmeliği" hazırlanması gerektiğini kaydetti. Vatandaşların adresleri üzerinden taşkın riskini öğrenebileceği haritaların yayımlanmasını isteyen Kadıoğlu, alt geçitlerde su seviyesi 15 santimetreye ulaştığında otomatik kapanan bariyerler ve dere kenarlarında erken uyarı sistemleri kurulması önerisinde bulundu.

Ayasofya'nın altında bambaşka bir dünya var


 
Ayasofya Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, "Ayasofya'nın Arkeolojisi"ni anlattı. Diker, Roma'nın Ayasofya'nın altında devasa bir altyapı sistemi inşa ettiğini belirtti. 
 

17.10.2026 07:38:00
Haber Merkezi/AA
 
 Ayasofya'nın altında bambaşka bir dünya var
 Ayasofya'nın altında bambaşka bir dünya var

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi'nin içerisindeki kültür-sanat alanı BlackBox'a konuk oldu. Diker, İş Sanat tarafından düzenlenen Cengiz Özdemir yönetimindeki "İstanbul Sohbetleri" dizisi kapsamında "Ayasofya'nın Arkeolojisi" başlıklı konuşma yaptı.
Ayasofya'nın yüzyıllara uzanan tarihine arkeoloji penceresinden bakıldığı programda Diker, Ayasofya'nın geçirdiği dönüşümleri, yapının arkeolojik katmanlarını, mimari özelliklerini ve İstanbul'un tarihindeki yerini sunum eşliğinde katılımcılara anlattı.

Su şebekesinin merkezi

Diker, Roma'nın Ayasofya'nın altında devasa bir altyapı sistemi inşa ettiğini belirterek, yapının bir mabet olmanın ötesinde, korunaklı ve güvenli bir alan sunan, şehrin su şebekesinin dağıtımını sağlayan bir istasyon işlevi gördüğünü aktardı.
Yapıda revaklı avlu izlerini 17. yüzyıla kadar Avrupalı seyyahların betimlemelerinden takip ettiklerini söyleyen Diker, yine Ayasofya'da bugüne kadar izleri duran, fakat ayakta olmayan katmanlı yapı topluluğu hakkında bilgiler verdi.

Bugün ayakta duran yapı üçüncü kez inşa edilen Ayasofya

Diker, Ayasofya'nın çok derinlikli ve mimari bir kurgusu olduğuna işaret ederek, ilk yapılan Ayasofya'nın 5. yüzyılda bir yangından dolayı ortadan kalktığını, o yüzyılda yine ikinci bir Ayasofya'nın yapıldığını ve Nika ayaklanmasında yakılıp yıkıldığını, bugünkü yapının ise üçüncü Ayasofya olduğunu anlattı.

İlk Ayasofya'nın grovak (sert, koyu renkli kaya türü) kayası üzerine inşa edildiği bilgisini veren Diker, "İlk Ayasofya, şimdiki yapının yaklaşık 2 metre 30 santim altında kalıyor. Tabii önceden şimdiki gibi hafriyat kamyonları olamadığından şehir, bütün yıkıntılarıyla gömüle gömüle üst üste inşa ediliyor" dedi.
Yapıda 1935-1936 yıllarında Alman Arkeoloji Enstitüsü ve ABD'den gelen ekibin kazı çalışmalarından bahseden Hasan Fırat Diker, "Biz de bugün Atatürk'ün 90 yıl önce başlattığı çalışmaları devam ettirmenin ve inşallah da bitirmenin mutluluğunu yaşıyoruz" ifadesini kullandı.



Ayasofya'nın altındaki tünellerden tonlarca moloz çıkarıldı

Diker, Ayasofya'daki 5. yüzyıla tarihlenen Roma Caddesi'nin üst kısmını ilk olarak Alman arkeolog Alfons Maria Schneider'ın ortaya çıkardığını ve belgelediğini, bilim kurulu olarak da bugün bu caddenin alt kısmında çalışma yürüttüklerini dile getirdi.
Ayasofya'nın yanında olan ve Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Fatih Medresesi'nin 1869'a kadar varlığını sürdürdüğünü söyleyen Diker, şunları kaydetti:
"1869'da yani Sultan 1. Abdülaziz döneminde dönemin belediye başkanı Server Paşa, Ayasofya'nın siluetini bozduğu gerekçesiyle bu medreseyi yıktırıyor. Hatta Server Paşa, yol genişletme bahanesiyle minarelerden birinin de yıktırılmasını öneriyor. Medrese yıkılıyor. Daha sonra 1873'te dönemin şeyhülislamı yeniden medresenin inşa edilmesini padişahtan rica ediyor. 1874'te yapı yeniden yapılıyor. Sonra kimsesizler yurdu olarak da bir dönem kullanılıyor. Yine böyle bir yurdun Ayasofya'nın bahçesinde ne işi var diye yeniden bina yıkılıyor. Son olarak 2014'te Ayasofya'nın son müze müdürü Hayrullah Cengiz'in yoğun girişimleriyle medresenin tekrar rekonstrüksiyonu gündeme geliyor. 2017'de yapımına başlanıyor. 2020'de bitmek üzereyken Ayasofya'nın camiye çevrilmesiyle, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesine veriliyor."

Diker, Ayasofya'daki altyapıların Alfons Maria Schneider'ın yanı sıra 1943'te Amerika Bizans Enstitüsü tarafından belgelendiğini, 2017'de iç ve dış tarafta kendilerinin tarama ve belgeleme çalışmaları yaptıklarını belirtti.

Tüneller karmaşık

Ayasofya altındaki tünellerin çok karmaşık ve adeta bir metro ağı gibi olduğuna dikkati çeken Diker, Romalıların bu devasa altyapı sistemiyle caddeye gelen yağmur suyunun tahliye edilerek denize dökülmesini 1600 yıl önce düşündüklerini söyledi. Prof. Dr. Diker, tünellerde halen çalışmaya devam ettiklerini ve bugüne kadar 2025 şubat ayından bu yana yaklaşık 3 bin ton çamur, moloz çıkardıkları bilgisini verdi.
Yapının altındaki ana arter Roma Caddesi'nin bir tarafının Sarayburnu'ndan başlayarak Küçük Ayasofya'ya kadar devam ettiğine işaret eden Diker, bu yolun bugüne kadar 170 metresini temizlediklerini ve bu çalışmaların bugüne kadar hiç yapılamadığını aktardı.

Hasan Fırat Diker, Ayasofya'nın en katmanlı bölümünün kuzeydoğu cephesi olduğunun altını çizerek, burada 1946'da ilk olarak Muzaffer Ramazanoğlu tarafından yer altı mezarı olarak yan yana 4 odadan oluşan hipojenin (toprak altında ya da kaya içine oyularak inşa edilmiş antik yeraltı mezarı veya mezar odası) bulunduğunu kaydetti.
Bu bölgede hipojenin hem üst hem de alt kısmını temizlediklerini belirten Diker, "Hipojenin bir buçuk metre daha altına indik. Çamur doluydu. Bu kısım Ayasofya'dan daha eski bir yer" dedi.
Diker, Ayasofya'da altyapıda geniş alanların ziyarete açılabilmesi için de çok titiz bir çalışma yürüttüklerini vurgulayarak, bir teşhir projesi hazırlayacaklarını sözlerine ekledi.

İş insanı Cafer Mahiroğlu'na yönelik soruşturmada 4 zanlı tutuklandı

İş insanı Cafer Mahiroğlu'na yönelik "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 4'ü tutuklandı

17.10.2026 05:00:00
AA
 
İş insanı Cafer Mahiroğlu'na yönelik soruşturmada 4 zanlı tutuklandı
İş insanı Cafer Mahiroğlu'na yönelik soruşturmada 4 zanlı tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüpheli Cafer Mahiroğlu hakkında "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındıktan sonra adliyeye sevk edilen 12 şüphelinin sulh ceza hakimliğinde işlemleri tamamlandı.

Sulh Ceza Hakimliği, şüpheliler Harika Akkaya, Murat Koçak, Süleyman Özen ve Mehmet Necati Yağcı'nın tutuklanmasına karar verdi.

Hakimlikçe diğer şüphelilerden Erkan Yağcı, Hasan Özdemir, İbrahim Özdemir ve Mustafa Özdemir hakkında "ev hapsi", Ali Turan, Armağan Küçük, Mediha Burumoğlu ve Halit Akın hakkında ise adli kontrol tedbirleri uygulanmasına hükmedildi.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Başsavcılık koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce, zanlı Cafer Mahiroğlu hakkında "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından temin edilen veriler, gizli tanık beyanları, şüpheli ifadeleri ve dosya kapsamındaki diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirildiği aktarılmıştı.

Bu kapsamda yapılan incelemelerde, şüpheli Mahiroğlu'nun, İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdindeki bağlantılarını kullanarak Bustech Araç Bakım Onarım Hizmetleri Anonim Şirketi'nin kurulmasını sağladığı kaydedilen açıklamada, Mahiroğlu'nun şirketin yönetimini belirlediği kişilere devrettiği ve belediye ihaleleri kapsamında gerçekleştirilen işlemler üzerinden haksız menfaat temin edildiği yönünde bulgulara ulaşıldığı ifade edilmişti.

Açıklamada, dosya kapsamındaki beyan ve kayıtlar doğrultusunda, ihale süreçleriyle bağlantılı olarak 14 milyon 464 bin lira tutarında kayıtsız rüşvet ödemesi yapıldığı, ilgili şirket üzerinden alınan işlerde ihale bedellerinin üzerinde fahiş fiyatlarla ödemeler gerçekleştirildiği ve elde edilen gelirlerin şüpheliye ait veya şüphelinin ilişkili olduğu değerlendirilen şirketlere aktarıldığının tespit edildiği aktarılmıştı.

MASAK tarafından temin edilen veriler üzerinde yapılan incelemelerde, şüpheli Mahiroğlu'nun ortak veya yönetici sıfatıyla ilişkili olduğu şirketlerin toplam işlem hacminin 30 milyar 352 milyon 37 bin 389 lira 15 kuruş olduğu belirtilen açıklamada, şüphelinin şahsi banka hesapları üzerinde yapılan incelemelerde ise 459 ayrı işlemle toplam 1 milyar 62 milyon 260 bin 3 lira 28 kuruş para girişi, 564 ayrı işlemle toplam 1 milyar 118 milyon 591 bin 33 lira 88 kuruş para çıkışı gerçekleştiğinin belirlendiği bildirilmişti.

Ayrıca Mahiroğlu'nun yöneticisi olduğu şirketler üzerinden yurt dışına gerçekleştirilen para transferlerinin de incelemeye alındığı, ilgili finansal hareketlere ilişkin yüksek hacimli döviz bazlı işlemler tespit edildiği aktarılan açıklamada, Mahiroğlu'nun ve birinci derece yakınlarının şahsi banka hesapları ile ortaklık veya yöneticilik ilişkilerinin bulunduğu şirket hesaplarına yönelik incelemelerde, yüksek tutarlı uluslararası SWIFT para transferleri bulunduğu, mal varlığı edinimleri ile beyan edilen gelirler arasında uyumsuzluklar olduğunun anlaşıldığı ifade edilmişti.

Açıklamada, diğer taraftan Mahiroğlu hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) yönelik yürütülen ayrı bir soruşturma kapsamında "ihaleye fesat karıştırma" suçundan aranma kaydının bulunduğu ve 10 Mart 2025'te yurt dışına çıkış yaptığına ilişkin tespitler de olduğu belirtilmişti.

Soruşturma kapsamında elde edilen deliller doğrultusunda 17 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği, gerçekleştirilen eş zamanlı operasyon neticesinde 11 zanlının gözaltına alındığı bildirilen açıklamada, yapılan araştırmalarda şüphelilerden 4'ünün yurt dışında bulunduğu, 1'inin ceza infaz kurumunda olduğunun tespit edildiği, 1 şüphelinin ise yakalama çalışmalarının sürdüğü kaydedilmişti.

Açıklamada, şüpheli Mahiroğlu'nun ortağı, yöneticisi ya da ilişkili olduğu tespit edilen şirketlere Sulh Ceza Hakimliği kararıyla el konulduğu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kayyum olarak atanmasına karar verildiği aktarılmıştı.

Soruşturma kapsamında, şüpheliler Harika Akkaya, Hasan Özdemir, İbrahim Özdemir, Armağan Küçük, Mustafa Özdemir, Halit Akın, Ali Turan, Mediha Burumoğlu, Murat Koçak, Erkan Yağcı, Süleyman Özen ile Mehmet Necati Yağcı'nın gözaltına alındığı öğrenilmişti.

Zanlılar Cafer Mahiroğlu, Hakan Arıcan ve Sevim Kul'un yurt dışında olduğu bilgisine ulaşılan soruşturmada, şüpheli Doruk Bulut'un ise başka suçtan cezaevinde, şüpheli Fatih Yadoğlu'nun ise firari olduğu belirlenmişti.

Öte yandan soruşturma kapsamında sulh ceza hakimliğince, TMSF'nin kayyum olarak atandığı Halk TV'nin sosyal medya hesaplarına da erişim engeli getirilmişti.

Emniyetteki işlemlerinin ardından İstanbul Adalet Sarayı'na sevk edilen 12 şüpheliden 7'si tutuklama, 5'i hakkında ise adli kontrol hükümleri uygulanması talebiyle sulh ceza hakimliğine gönderilmişti. 

Fon şüphelisi Cübbeli’nin damadı: ‘nefsimize yenildik’

Yatırım fonu soruşturmasında bu kez kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’nün damadı Esat Palazoğlu gündemde

16.10.2026 21:30:00
Haber Merkezi
 
Fon şüphelisi Cübbeli’nin damadı: ‘nefsimize yenildik’
Fon şüphelisi Cübbeli’nin damadı: ‘nefsimize yenildik’
Yatırım fonu soruşturmasında bu kez kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü'nün damadı Esat Palazoğlu gündemde. Mal varlığı dondurulan, banka hesapları bloke edilen ve soruşturmada şüpheli sıfatının sürdüğü bildirilen Palazoğlu, fona para yatırdığını kabul ederken kendisinin de mağdur olduğunu savunuyor. Ancak gazeteci İsmail Saymaz'ın sorularına verdiği yanıtlar, dinî hassasiyet söylemiyle yüksek kazanç arayışı arasındaki çelişkiyi yeniden tartışmaya açıyor.

Palazoğlu, Pusula'nın PCS adlı kapalı fonuna mayıs ayında yatırım yaptığını, haziran, temmuz ve ağustos aylarında hesabında sırasıyla yüzde 30, yüzde 20 ve yüzde 10 artış gördüğünü anlattı. Üç ayda ana parasının yaklaşık dörtte üçü kadar kazanç oluştuğunu aktaran Saymaz'ın, "Neden böyle bir kazanç yolunu seçtiğini" sorması üzerine Palazoğlu şu yanıtı verdi:

"Dini anlamda çok uygundur diye iddia etmiyorum. Yanlışsa yanlışımız var, eyvallah. Ama hepimiz bunları yapıyoruz. Herkesin girdiği fonlar da bu kazancı verdi. Nefsimize yenildik diyebiliriz. Tabii böyle olsun istemezdik."

"ALLAHTAN PARAMIZ BATMIŞ" DİYOR

Palazoğlu, şirketinin giderleri için 31 Temmuz'da fondan bir miktar para çektiğini, ağustos sonunda yeniden para çekmek istediğinde ise kendisine "Şu an sıkışıklık var, bir iki hafta bekleyebilir misiniz?" denildiğini söyledi. 16 Eylül itibarıyla ana parasının dörtte üçünü kaybettiğini öne süren Palazoğlu, fondan zamanında çıkmadığını ve içeriden bilgi alarak parasını kurtarmadığını savundu.

Saymaz'ın, temmuz ayında para çekmesinin şüpheli görülmesine neden olup olmadığını sorması üzerine Palazoğlu, sebebini bilmediğini belirtti. Ardından şu ifadeleri kullandı:

"Ben mağdur tarafım. Kazandığımız bir bedel yok, niye şüpheliyim, bilmiyorum, öyle bir durumdayız ki, Allahtan paramız batmış diyoruz. Para alsaydım içeride olurdum muhtemelen."

Palazoğlu ayrıca, "Bu parayı 5-10 Eylül'de çeksem ne olacaktı? 'Esat kaçtı, sen bu bilgiyi kimden aldın' diyeceklerdi" diyerek kendisini savundu. Fonun patronu Serdar Turhan'ı tanıdığını, ağabeyi Ahmet'in Turhan'la bir şirkette ortak olduğunu da söyledi. Ancak ağabeyinin faaliyetlerinden dolayı kendisine haksız suçlama yöneltildiğini savundu.

Palazoğlu'nun anlatımı, soruşturmadaki konumunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini gösteriyor. Bir kişinin fonda zarar ettiğini söylemesi, tek başına suç işlediğini kanıtlamadığı gibi şüpheli sıfatı da suçlu olduğu anlamına gelmiyor. Bununla birlikte, kısa sürede olağan dışı kazançlar oluştuğu belirtilen bir yatırımda hangi koşullarda karar verildiği ve para hareketlerinin nasıl gerçekleştiği de soruşturmanın yanıtlaması gereken sorular arasında.

CÜBBELİ NE DEMİŞTİ? "ÇOK BÜYÜK KUL HAKLARI YENDİ"

Cübbeli Ahmet, ekim ayındaki sohbetinde fon soruşturmasına değinerek "Şu fon vurgunlarında çok büyük bir kul hakları geçti, yendi" dedi. Borsada spekülasyonla hisse fiyatlarının yükseltildiğini savundu; "Bir defa burada yalan var. En büyük haram nedir? Yalan" ifadelerini kullandı. Ayrıca muhafazakâr çevrelerden de bu işlere karışanlar bulunduğunu belirterek, "Hacı hoca var mı? Var. Namazlı abdestli var mı? Var" diye konuştu.

Öte yandan Cübbeli, aynı konuşmasında "Burada bir kuruşumuz yok, biz bir şey kaptırmadık" dedi. Damadının fonda yatırım yaptığının ve mağdur olduğunu ileri sürdüğünün gündeme gelmesiyle birlikte, kamuoyunda şu soru öne çıkıyor: Dinî çevrelerde yüksek kazanç arayışı ve finansal riskler konusunda yıllardır yapılan uyarılar, bu çevrelerin kendi yakınları için de aynı ölçüde geçerli miydi?

FADIL AKGÜNDÜZ VE CAPRICE GOLD HAFIZASI



Cübbeli Ahmet'in geçmişte Fadıl Akgündüz'ün Caprice Gold projesiyle ilgili tutumu da yeniden hatırlanıyor. Projeden devre mülk alan çok sayıda kişinin mağduriyet iddiaları ve açılan davalar kamuoyunda tartışılırken Cübbeli, 2016'da yaptığı açıklamada kendisine yöneltilen eleştirilere şu sözlerle yanıt vermişti:

"Fadıl Bey'in otelinden yer alın demedim, sadece fetva soranlara caiz dedim. Ben dünya işinden anlamam. Sen bunları duymayıp enayilik ettiysen ben de enayilik ettim. Benim de birkaç dairem gitti."

Şiddetli yağış geri dönüyor

Metrekareye 270 kilogramı aşan tarihi rekor yağışın ve sel felaketinin yaralarını sarmaya çalışan İstanbul için Meteoroloji ve AKOM’dan son dakika uyarısı geldi. Ara veren yağışlı sistem, yeni bir dalga halinde kente geri dönüyor. Valilik, suya doymuş toprak nedeniyle sel, su baskını ve heyelan riskinin en üst seviyede olduğu konusunda vatandaşları kritik bir dille uyardı

16.10.2026 15:10:00
Haber Merkezi
 
Şiddetli yağış geri dönüyor
Şiddetli yağış geri dönüyor
Hafta ortasında son onlarca yılın en ağır sel felaketlerinden birini yaşayan ve 4 vatandaşını kaybeden İstanbul, yeni bir yağışlı dalganın eşiğinde. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), kenti etkisi altına alacak yeni kuvvetli sağanak yağış sistemi için peş peşe sarı kodlu alarmlar yayınladı.


Önce kuzey ilçeleri, ardından tüm kent etkilenecek


Meteoroloji Bölge Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi'nin verilerine göre, ara veren yağışlar güneyli rüzgarların da etkisiyle yeniden canlanıyor. Sistem ilk etapta İstanbul'un kuzey kesimleri ile Avrupa Yakası'nda ağırlığını hissettirecek. Özellikle Arnavutköy, Çatalca, Sarıyer, Beykoz, Şile ve Çekmeköy ilçelerinde yağışların yer yer şiddetlenmesi bekleniyor.

Cuma gecesinden itibaren vites artıracak olan sağanak dalgası, 17 Ekim Cumartesi günü itibarıyla tüm İstanbul genelinde çok kuvvetli bir şekilde etkisini sürdürecek. AKOM, cumartesi günü metrekareye düşecek yağış miktarının 30 ila 60 kilogram arasında olabileceğini tahmin ediyor.


Toprak suya doydu, risk çok yüksek!


Yetkililerin en çok dikkat çektiği konu ise geçtiğimiz günlerde düşen ekstrem yağışlar oldu. 14 Ekim'de metrekareye 270 kilogramı aşan tarihi yağışların ardından İstanbul'da altyapı yükünün henüz hafiflemediği ve toprağın tamamen suya doyduğu belirtildi.

İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"14 Ekim tarihinde gerçekleşen şiddetli yağışların sebep olduğu olumsuz şartların halen devam ettiği göz önüne alındığında; yeni yağışlı sistemle birlikte sel, su baskınları, yıldırım ve heyelan riski üst seviyededir. Vatandaşlarımızın ve ilgililerin dikkatli ve tedbirli olmaları gerekmektedir."


Sıcaklıklar mevsim normallerinin altında


Yeni sistemle birlikte sadece yağış değil, soğuk hava da kentte kalmaya devam edecek. Rüzgarın poyraz ve güneyli yönlerden zaman zaman fırtına hızına (50-80 km/sa) ulaşması beklenirken, hava sıcaklıklarının 14 ila 17 derece arasında, yani mevsim normallerinin altında seyredeceği duyuruldu.


Trafiğe çıkacaklar dikkat


Yetkililer, zorunlu olmadıkça vatandaşların özel araçlarıyla trafiğe çıkmamasını, özellikle riskli alt geçitler, dere yatakları ve su birikintisi oluşabilecek çukur alanlardan uzak durulmasını önemle rica etti. Cumartesi gece yarısına (23.59) kadar geçerli olan alarm durumu süresince AFAD ve İBB ekipleri de sahada 7/24 teyakkuz halinde olacak. Pazar gününden itibaren ise yağışların geçici olarak kenti terk etmesi bekleniyor.

İstanbul'da FETÖ'nün adliye yapılanmasına yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda, aralarında halen görevde bulunan bir kamu personelinin de olduğu 19 şüpheli gözaltına alındı

İstanbul'da FETÖ'nün adliye yapılanmasına yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda, aralarında halen görevde bulunan bir kamu personelinin de olduğu 19 şüpheli gözaltına alındı. Geçmiş yıllardaki adliye personeli alımlarını inceleyen ekipler, örgütsel fişleme listeleri ve ByLock kayıtları üzerinden şüphelileri tespit etti

16.10.2026 14:38:00
AA
 
 İstanbul'da FETÖ'nün adliye yapılanmasına yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda, aralarında halen görevde bulunan bir kamu personelinin de olduğu 19 şüpheli gözaltına alındı
 İstanbul'da FETÖ'nün adliye yapılanmasına yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda, aralarında halen görevde bulunan bir kamu personelinin de olduğu 19 şüpheli gözaltına alındı
İstanbul'da FETÖ'nün adliye yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturmada yeni bir operasyon gerçekleştirildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde düzenlenen eş zamanlı baskınlarda, geçmiş yıllardaki adliye personeli alımlarında örgütle bağlantılı oldukları değerlendirilen 19 şüpheli gözaltına alındı. Şüpheliler arasında halen görevini sürdüren bir kamu personelinin de bulunduğu bildirildi.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekiplerinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmalarda, geçmiş yıllarda gerçekleştirilen zabıt kâtibi, infaz ve koruma memuru (gardiyan) ve mübaşir alımları mercek altına alındı.
Soruşturma kapsamında, örgütle bağlantılı oldukları değerlendirilen kişilere ilişkin fişleme listeleri ile ByLock haberleşme programına ait kayıtlar incelendi. Yapılan çalışmalar sonucunda belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlendi.

FETÖ operasyonunda 19 şüphelinin tamamı yakalandı
Emniyet ekipleri, soruşturma kapsamında kimlikleri tespit edilen 19 şüphelinin yakalanması amacıyla İstanbul'da belirlenen adreslere eş zamanlı baskınlar gerçekleştirdi.
Operasyon sonucunda haklarında gözaltı işlemi uygulanan 19 kişinin tamamı yakalandı. Şüphelilerin adreslerinde gerçekleştirilen aramalarda çok sayıda dijital materyale el konuldu.
Ele geçirilen dijital materyallerin soruşturma kapsamında incelenmesi beklenirken, şüphelilerin emniyetteki işlemlerine ilişkin ayrıntılar henüz paylaşılmadı.

Adliye personeli alımlarındaki örgütsel bağlantılar incelendi
Soruşturmanın merkezinde, geçmiş yıllarda adliyelerde görev yapacak personelin işe alım süreçleri bulunuyor.
Emniyet birimlerinin yürüttüğü incelemelerde, zabıt kâtibi, gardiyan ve mübaşir kadrolarına yönelik personel alımlarında FETÖ ile bağlantılı oldukları değerlendirilen kişilere ilişkin örgütsel kayıtlar araştırıldı.
Özellikle örgütün kendi mensuplarını sınıflandırmak amacıyla kullandığı belirtilen fişleme listeleri, soruşturmanın önemli unsurlarından biri oldu.
Bu listelerde örgüt tarafından yüksek aidiyet koduyla değerlendirilen kamu görevlileri ile örgütün şifreli haberleşme programı ByLock'u kullandığı tespit edilen kişilerin belirlenmesine odaklanıldı.

ByLock kayıtları soruşturmada öne çıktı
ByLock, FETÖ soruşturmalarında örgütsel bağlantı iddialarının araştırılmasında kullanılan dijital deliller arasında yer alıyor.
İstanbul'daki son operasyonda da emniyet ekiplerinin ByLock kullanımına ilişkin tespitler ve örgütsel fişleme kayıtları üzerinden şüphelileri belirlediği bildirildi.
Bununla birlikte, gözaltına alınan 19 kişinin tamamının ByLock kullanıcısı olup olmadığına ilişkin ayrı ayrı bir bilgi paylaşılmadı. Şüphelilerin hangi tarihlerde adliye personeli alım süreçlerine dahil oldukları da açıklanmadı.

Şüpheliler arasında aktif kamu görevlisi de bulunuyor
Operasyonun dikkat çeken ayrıntılarından biri, gözaltına alınanlar arasında halen görevde bulunan bir kamu personelinin yer alması oldu.
Yetkililer, söz konusu kişinin hangi kamu kurumunda ve hangi görevde çalıştığına ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Diğer şüphelilerin mevcut mesleki durumları hakkında da bilgi verilmedi.
Soruşturmanın geçmiş yıllardaki personel alımlarına uzanması, adliye kadrolarına yönelik örgütsel bağlantı iddialarının incelenmeye devam ettiğini gösteriyor.

İstanbul'daki FETÖ soruşturmasında süreç devam ediyor
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, gözaltına alınan 19 şüpheli hakkındaki adli işlemlerin devam etmesi bekleniyor.
Adreslerde ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesiyle birlikte şüphelilerin olası örgütsel bağlantılarına ilişkin yeni bulgular elde edilip edilmeyeceği araştırılacak.
Şüphelilerin savcılığa sevk edilme tarihlerine ve haklarında talep edilebilecek adli tedbirlere ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı.
Gözaltı işlemlerinin soruşturma aşamasında uygulandığı, şüpheliler hakkındaki suçlamaların kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmediği belirtilmeli.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.