logo
18 EKİM 2026

Camiyi ihya ederken tarihi yaralamayalım

18.10.2026 00:00:00
 
Tarihî bir caminin yeniden ibadete açılması hepimizi sevindirir. Bir mescidin kurtarılması, geçmişle kurduğumuz bağın korunmasıdır. Kim bu hizmete katkı sağlıyorsa teşekkür ederiz. Ancak bir yapıyı ayağa kaldırırken milletin tarihini birbirine düşman kampların hikâyesine çevirmeye de itiraz ederiz. Çünkü ecdada vefa, geçmişi doğru anlatma sorumluluğunu da gerektirir.

Haber7'de yayımlanan bir haber, bu meseleyi yeniden gündemimize taşıdı. Haberde, Sirkeci'deki Vezir Camii'nin geçmişte gazino olarak kullanıldığı, Turgut Özal'ın katkılarıyla yeniden ihya edildiği anlatılıyor. Ardından Emirler Mescidi'nin Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle yeniden yapılmasına ilişkin girişimlere yer veriliyor. Tarihî eserlerimizin korunmasına yönelik her adımı elbette destekleriz. Fakat haberin dili üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü okuyucuda oluşan izlenim şu: Cumhuriyet'le birlikte camilere karşı bir tavır alınmış, ibadethaneler eğlence yerlerine dönüştürülmüş, bugün ise bu yanlışlar düzeltiliyor. Farklı tarihlerde yaşanan gelişmeler, aralarındaki ayrımlar silinerek tek bir siyasi hikâyeye bağlanıyor. Böyle bir anlatı karşısında sormamız gereken soru bellidir: Belgeler ve olayların gerçek seyri bu hükmü doğruluyor mu?

Haberdeki "1985 yılına kadar gazino olarak kullanıldı" ifadesi, cami binasının doğrudan gazinoya dönüştürüldüğü izlenimini veriyor. Oysa öğrendiğim tarihî süreç, bu izlenimden farklıdır. Haberde temel bir anlam kayması var. "1985 yılına kadar gazino olarak kullanıldı" ifadesi, cami binasının doğrudan gazinoya dönüştürüldüğü izlenimini veriyor. Oysa öğrendiğim tarihî süreç, bu izlenimden farklıdır. Edindiğim bilgilere göre cami, 1928 yılında tamir edilemeyecek kadar harap durumda bulunduğu için tamamen yıkılmıştı. Geride kalan arsa daha sonra el değiştirmiş, üzerine yeni bir yapı yapılmıştı. Sazevi veya gazino olarak kullanılan, caminin kendisi değil, bu arsaya sonradan inşa edilen yapıydı. Bu açıklamanın, ilgili kayıtlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiği de açıktır. Yine öğrendiğime göre, Turgut Özal döneminde bölge halkı ve esnafı, buranın geçmişte cami yeri olduğunu bilerek girişimlerde bulunmuştu. Ardından yerin yeniden kamulaştırılması ve caminin aslına uygun biçimde inşa edilmesi süreci yaşanmıştı. Dolayısıyla burada halkın ve esnafın tarihî hafızasını, sahiplenmesini ve emeğini de görmek gerekiyor.

Meseleyi doğru anlamak bakımından bu ayrım son derece önemlidir. Ayakta duran bir camiyi gazinoya dönüştürmek başka, yıkılmış bir caminin arsasında sonradan yapılan binayı gazino olarak kullanmak başkadır. İkinci durum da vakıf kültürü ve tarihî miras açısından eleştirilebilir. Ancak eleştiri yaparken iki farklı olayı aynılaştırırsak, okuyucuya tarihî gerçeği bütün açıklığıyla aktarmış olmayız. Nitekim haberin kendi metninde de önce yıkımdan, ardından büfeden ve sonradan eklenen sahneden söz ediliyor. Buna rağmen başlık ve fotoğraf altlarının etkisiyle okuyucunun zihninde doğrudan "gazinoya çevrilen cami" kalıyor. Habercilikte sorumluluk, ayrıntıları metnin bir yerine yerleştirmekle bitmez. Başlığın oluşturduğu kanaat ile anlatılan olayın birbirine uygun olması da gerekir.

Öğr. Gör. Dr. Ertuğrul Dalmış'ın doktora tezinden kitaplaştırdığı "Devlet Din ve Toplum - Dini Yayınlar Camiler ve Din Adamları Üzerinden Bir İnceleme" adlı eseri ise konunun genel çerçevesini anlamamıza yardımcı oluyor. Çalışma, Cumhuriyet dönemindeki cami ve mescit satışlarını, farklı kullanım biçimlerini, tamiratları ve bütçe imkânlarını birlikte ele alıyor. Bu araştırmada yanlış uygulamalar gizlenmiyor. Korunabilecek eserlerin elden çıkarılması, tarihî değerin belirlenmesindeki yetersizlikler ve idari hatalar açıkça tartışılıyor. Dolayısıyla bizim itirazımız, geçmişte hiçbir yanlış yapılmadığı iddiasına dayanmıyor. Yanlış varsa ortaya konulmalıdır. Ancak aynı dönemlerde gerçekleştirilen onarımlar da anlatılmalıdır. Kitapta aktarılan verilere göre, 1934 yılında tarihî yapıların tamiri için ayrılan 200 bin liranın 150 bin lirası ağırlıkla İstanbul ve Ankara'daki camilere harcanmıştır. Süleymaniye, Laleli ve başka camilerde yapılan tamiratları görmezden gelerek dönemin tamamını cami düşmanlığıyla açıklayabilir miyiz?

Ayrıca devralınan şartları hesaba katmalıyız. Uzun savaş yılları, vakıf gelirlerinin kaybı, bakımsızlık, bütçe yetersizliği ve uzman personel eksikliği tarihî eserleri ağır biçimde etkilemiştir. Bu şartları hatırlatmak, yapılan her işlemi haklı göstermek değildir. Fakat ihmal, imar anlayışı, ekonomik zorunluluk ve ideolojik tercih arasındaki farkları araştırmadan hüküm vermek de doğru değildir. Üstelik cami ve mescit satışları Demokrat Parti döneminde bütünüyle sona ermemiştir. Dalmış, 1950 ve 1959 yıllarına ait satış kararlarını da arşiv belgeleriyle aktarıyor. Bu örnekler, "Birileri hep yıktı, diğerleri hep kurtardı" şeklindeki kolaycı ayrımın yetersizliğini gösteriyor. Tarihî sorumluluk, siyasi tercihlerimize göre başlatılıp durdurulamaz. Her karar kendi belgesi ve şartları içinde değerlendirilmelidir.

Emirler Mescidi'nin ihyası da aynı titizlikle yürütülmelidir. Tapu kayıtları, eski fotoğraflar, koruma kararları ve proje dayanakları birlikte değerlendirilerek tarihî kimliğine uygun bir eser ortaya çıkarılmalıdır. Hizmete katkı sağlayan herkesin hakkı teslim edilmelidir. Fakat Vezir Camii'nin geçmişinden hareketle başka bir mescidin hikâyesini de peşinen siyasi bir suçlamaya dönüştürmekten kaçınılmalıdır. Bu milletin camileri de Cumhuriyet'i de ortak değeridir. Aralarında düşmanlık kurmaya ihtiyacımız yok. Yanlış kimden gelmişse eleştirelim; hizmeti kim yapmışsa teslim edelim. Tarihî mirasımıza sahip çıkarken kullandığımız dil, milletin ortak hafızasını da gözetmelidir. Ecdada saygı, eserlerini korumakla birlikte onlar hakkında doğru konuşmayı gerektirir.

Camileri ihya edelim. Bunu yaparken tarihî hakikati incitmeyelim.
 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.