Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye'nin 2017 yılı büyüme rakamını açıkladı.
Buna göre, yüzde 7.4 büyümüşüz! Öyle bir büyümüşüz ki, OECD içinde yüzde 8.4 büyüyen İrlanda'dan sonra ikinci sıradaymışız, dünyanın en büyük 20 ekonomisi olan G20 ülkeleri içinde de birinci sıradaymışız.
İlginçtir ki, bu kadar büyüdüğü halde, büyümenin milletine zerre yansımadığı, hatta artan vergiler, cezalar ve zamlar olarak negatif yansıdığı başka bir ülke var mı acaba?
Kişi başı milli gelir ise, cari fiyatlarla 38.660 TL, ABD doları cinsinden ise 10.597 olmuş. Yani 4 kişilik bir ailenin yıllık geliri 154.640 TL, aylık olarak da 12.887 TL olmuş.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Bey, "Ben asgari ücreti 5000 TL yapacağım" dediği zaman itiraz edenler, alay edenler ya da duymazdan gelenler, bu açıklanan aylık geliri bir daha iyi okusun. Normal şartlar altında her ailenin elde etmesi gereken gelir bu? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir resmi kurumu olan TÜİK'in açıkladığı kişi başı milli gelire göre bırakın 5000 TL'yi 10.000 TL de vermek mümkün, ama milletimiz, işi bilmeyen siyasileri iktidara getirmeye devam ettikçe 1600 TL'lik asgari ücrete talim etmeye de devam ediyor.
Bu geliri dağıtmak bir tercih meselesi; Prof. Dr. Baş, "Ben sosyal devlet projeleriyle bu geliri, adil bir şekilde vatandaşlarıma dağıtacağım" diyor; mevcut siyasilerimiz ise bu gelirin büyük bir bölümünü yabancı küresel şirketlere, rantiyecilere dağıtıyor, kalan cüzi bir miktarını da vatandaşa veriyor.
Neyse, biz büyüme rakamını değerlendirmeye devam edelim. Yüzde 7.4'lük bir büyüme demek; işsizliğin azalması demek, firmaların ekonomik tablodan son derece memnun olup, işlerini geliştirmeleri demek, yeni fabrikalar, yeni yatırımlar demek? Peki öyle mi?
Hazırlanan "İşsizlik ve Yoksulluk Bülteni"ne göre; 1980-2002 arasında Türkiye'de ortalama resmi işsizlik oranı yüzde 8.3 iken, AKP'nin iktidarda olduğu 15 yılda ortalama resmi işsizlik oranı yüzde 10.2 oldu. Gerçek oran en az bunun 2 katı? Son açıklanan işsizlik oranı ise yüzde 10.9? İşsizlik üç yıl üst üste çifthaneli rakamlarda kaldı.
Acayip büyüyoruz, Çin'i, Rusya'yı, Almanya'yı, ABD'yi solluyoruz birinci oluyoruz ama işsizliğimiz tırmanıyor. İşsizlikte rekor kırıyoruz, nasıl bir büyümeyse?
Hazırlanan Bülten'e göre, Türkiye'nin, tüm OECD ülkeleri içinde gençlerini eğitimle, stajla veya işle buluşturma konusunda en kötü performansı sergileyen ülke olduğu, üniversite mezunu işsizlerin sayısının da 102 bin kişi artarak, 930 bin kişiye çıktığı bildirildi. Geçen yıl her 100 işsiz vatandaştan 27'sinin üniversite mezunu olduğu bilgisi paylaşıldı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ise yüzde 17 ile işsizliğin en yüksek olduğu bölge olduğu kaydedildi.
Büyüdükçe büyüyoruz, OECD'nin iki numarasıyız ama ne hikmetse gençlerimize iş bulmada son sıradayız.
Büyüyoruz ama dev şirketlerimiz bir gece ansızın kepenk kapatıyor, işçilerine maaşlarını bile ödeyemeden? Dün "Türkiye ekonomisi 2017 yılında yüzde 7.4 büyüdü" haberinin hemen yanında bir haber daha vardı, "Halkla ilişkiler şirketi kapandı... Çalışana para ödenmedi" başlığıyla? Haberde, "Türkiye'nin en eski halkla ilişkiler ajanslarından İmage PR ve Strateji Tanıtım dün akşam birden kapatıldı. Şirketlerin sahibi Canan Noyan'ın kapama kararını tebliğ ettiği ve çalışanlara hiçbir ödeme yapılmadığı belirtildi" deniliyordu.
1987'de kurulmuş, 31 yıllık bir şirket? Marketing Türkiye'ye bir açıklama yapan şirketin patronu Canan Noyan kapanma kararına ilişkin olarak şunları söylüyordu, büyüme rekoru(!) kıran ülkemizde: "Maalesef olumsuz ekonomik koşullar nedeniyle dar boğaza girmiş bulunan Image Halkla İlişkiler mecburi olarak kapanma kararı almıştır. Sektöre birçok yeni insan kazandıran, ekol olarak kabul edilen ve birçok ilki de gerçekleştirmiş bulunan 31 yıllık şirketimizin böyle bir noktaya gelmiş olması talihsiz gelişme olarak bizleri çok üzmüştür."
Büyüme rekorları kıran bir ülkede en azından halkla ilişkiler şirketlerinin de cirolarının rekor kırması gerekmiyor muydu?Esasen açıklanan büyümenin nasıl bir büyüme olduğunu Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Başdanışmanı Hatice Karahan ifade ediyor: "KGF ve teşvikler gibi politikalar ile güven toparlanması, bu zorlu dönemdeki başarıyı destekledi."
Yani Kredi Garanti Fonu (KGF) ve teşvik kredileriyle suni teneffüs yapılmış, yoğun bakımda olan bir ekonomiyiz. Finans, yabancıların parasına dayalı borçla temin ediliyor; hammadde ve enerji ithalatla? Üretimde kullanılan hiçbir maliyet unsuru yerli ve milli değil. Peki ya bu üretilenlere ya da ithal edilenlere oluşturulan pazar, o da borçla ve krediyle?
Devlet borçlu, üretici borçlu, tüketici vatandaş borçlu, bu nasıl büyüme? Büyüdükçe borçlarımız artıyor, yani Prof. Dr. Baş'ın ifade ettiği gibi hormonlu bir büyümeye sahibiz.
Sürekli ve sağlıklı bir büyüme istiyorsak, bunun tek yolu Prof. Dr. Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'dir. MEM'de devlet, parayı dışarıdan borç almaz, halkın emek ve üretimi karşılığı Milli Para'sını devreye koyar, yatırımlarını bununla yapar, sosyal devlet projelerini bu parayla hayata geçirir, üreticiyi, tüketiciyi bu parayla destekler. Madenlerini, enerji kaynaklarını devlet, milletiyle ortak olarak çıkartır, hammadde yerlidir, enerji yerlidir.
MEM; senyoraj geliriyle sağlanan, sosyal devlet projeleriyle adil olarak dağıtılan Milli Para'ya sahip tüketicisinin ihtiyaçlarını, yine Milli Para ile desteklediği üreticisinin, yerli hammadde ve yerli enerjiyle ürettiği ürünleriyle karşılar. Devlet eliyle sağlanan üretim-tüketim dengesi sürekli büyümeyi doğal olarak temin eder.
İşte bu büyüme, vatandaşına yansıyan, işsizliği tamamen bitiren gerçek bir büyümedir.
Anlayabilene?
Buna göre, yüzde 7.4 büyümüşüz! Öyle bir büyümüşüz ki, OECD içinde yüzde 8.4 büyüyen İrlanda'dan sonra ikinci sıradaymışız, dünyanın en büyük 20 ekonomisi olan G20 ülkeleri içinde de birinci sıradaymışız.
İlginçtir ki, bu kadar büyüdüğü halde, büyümenin milletine zerre yansımadığı, hatta artan vergiler, cezalar ve zamlar olarak negatif yansıdığı başka bir ülke var mı acaba?
Kişi başı milli gelir ise, cari fiyatlarla 38.660 TL, ABD doları cinsinden ise 10.597 olmuş. Yani 4 kişilik bir ailenin yıllık geliri 154.640 TL, aylık olarak da 12.887 TL olmuş.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Bey, "Ben asgari ücreti 5000 TL yapacağım" dediği zaman itiraz edenler, alay edenler ya da duymazdan gelenler, bu açıklanan aylık geliri bir daha iyi okusun. Normal şartlar altında her ailenin elde etmesi gereken gelir bu? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir resmi kurumu olan TÜİK'in açıkladığı kişi başı milli gelire göre bırakın 5000 TL'yi 10.000 TL de vermek mümkün, ama milletimiz, işi bilmeyen siyasileri iktidara getirmeye devam ettikçe 1600 TL'lik asgari ücrete talim etmeye de devam ediyor.
Bu geliri dağıtmak bir tercih meselesi; Prof. Dr. Baş, "Ben sosyal devlet projeleriyle bu geliri, adil bir şekilde vatandaşlarıma dağıtacağım" diyor; mevcut siyasilerimiz ise bu gelirin büyük bir bölümünü yabancı küresel şirketlere, rantiyecilere dağıtıyor, kalan cüzi bir miktarını da vatandaşa veriyor.
Neyse, biz büyüme rakamını değerlendirmeye devam edelim. Yüzde 7.4'lük bir büyüme demek; işsizliğin azalması demek, firmaların ekonomik tablodan son derece memnun olup, işlerini geliştirmeleri demek, yeni fabrikalar, yeni yatırımlar demek? Peki öyle mi?
Hazırlanan "İşsizlik ve Yoksulluk Bülteni"ne göre; 1980-2002 arasında Türkiye'de ortalama resmi işsizlik oranı yüzde 8.3 iken, AKP'nin iktidarda olduğu 15 yılda ortalama resmi işsizlik oranı yüzde 10.2 oldu. Gerçek oran en az bunun 2 katı? Son açıklanan işsizlik oranı ise yüzde 10.9? İşsizlik üç yıl üst üste çifthaneli rakamlarda kaldı.
Acayip büyüyoruz, Çin'i, Rusya'yı, Almanya'yı, ABD'yi solluyoruz birinci oluyoruz ama işsizliğimiz tırmanıyor. İşsizlikte rekor kırıyoruz, nasıl bir büyümeyse?
Hazırlanan Bülten'e göre, Türkiye'nin, tüm OECD ülkeleri içinde gençlerini eğitimle, stajla veya işle buluşturma konusunda en kötü performansı sergileyen ülke olduğu, üniversite mezunu işsizlerin sayısının da 102 bin kişi artarak, 930 bin kişiye çıktığı bildirildi. Geçen yıl her 100 işsiz vatandaştan 27'sinin üniversite mezunu olduğu bilgisi paylaşıldı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ise yüzde 17 ile işsizliğin en yüksek olduğu bölge olduğu kaydedildi.
Büyüdükçe büyüyoruz, OECD'nin iki numarasıyız ama ne hikmetse gençlerimize iş bulmada son sıradayız.
Büyüyoruz ama dev şirketlerimiz bir gece ansızın kepenk kapatıyor, işçilerine maaşlarını bile ödeyemeden? Dün "Türkiye ekonomisi 2017 yılında yüzde 7.4 büyüdü" haberinin hemen yanında bir haber daha vardı, "Halkla ilişkiler şirketi kapandı... Çalışana para ödenmedi" başlığıyla? Haberde, "Türkiye'nin en eski halkla ilişkiler ajanslarından İmage PR ve Strateji Tanıtım dün akşam birden kapatıldı. Şirketlerin sahibi Canan Noyan'ın kapama kararını tebliğ ettiği ve çalışanlara hiçbir ödeme yapılmadığı belirtildi" deniliyordu.
1987'de kurulmuş, 31 yıllık bir şirket? Marketing Türkiye'ye bir açıklama yapan şirketin patronu Canan Noyan kapanma kararına ilişkin olarak şunları söylüyordu, büyüme rekoru(!) kıran ülkemizde: "Maalesef olumsuz ekonomik koşullar nedeniyle dar boğaza girmiş bulunan Image Halkla İlişkiler mecburi olarak kapanma kararı almıştır. Sektöre birçok yeni insan kazandıran, ekol olarak kabul edilen ve birçok ilki de gerçekleştirmiş bulunan 31 yıllık şirketimizin böyle bir noktaya gelmiş olması talihsiz gelişme olarak bizleri çok üzmüştür."
Büyüme rekorları kıran bir ülkede en azından halkla ilişkiler şirketlerinin de cirolarının rekor kırması gerekmiyor muydu?Esasen açıklanan büyümenin nasıl bir büyüme olduğunu Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Başdanışmanı Hatice Karahan ifade ediyor: "KGF ve teşvikler gibi politikalar ile güven toparlanması, bu zorlu dönemdeki başarıyı destekledi."
Yani Kredi Garanti Fonu (KGF) ve teşvik kredileriyle suni teneffüs yapılmış, yoğun bakımda olan bir ekonomiyiz. Finans, yabancıların parasına dayalı borçla temin ediliyor; hammadde ve enerji ithalatla? Üretimde kullanılan hiçbir maliyet unsuru yerli ve milli değil. Peki ya bu üretilenlere ya da ithal edilenlere oluşturulan pazar, o da borçla ve krediyle?
Devlet borçlu, üretici borçlu, tüketici vatandaş borçlu, bu nasıl büyüme? Büyüdükçe borçlarımız artıyor, yani Prof. Dr. Baş'ın ifade ettiği gibi hormonlu bir büyümeye sahibiz.
Sürekli ve sağlıklı bir büyüme istiyorsak, bunun tek yolu Prof. Dr. Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'dir. MEM'de devlet, parayı dışarıdan borç almaz, halkın emek ve üretimi karşılığı Milli Para'sını devreye koyar, yatırımlarını bununla yapar, sosyal devlet projelerini bu parayla hayata geçirir, üreticiyi, tüketiciyi bu parayla destekler. Madenlerini, enerji kaynaklarını devlet, milletiyle ortak olarak çıkartır, hammadde yerlidir, enerji yerlidir.
MEM; senyoraj geliriyle sağlanan, sosyal devlet projeleriyle adil olarak dağıtılan Milli Para'ya sahip tüketicisinin ihtiyaçlarını, yine Milli Para ile desteklediği üreticisinin, yerli hammadde ve yerli enerjiyle ürettiği ürünleriyle karşılar. Devlet eliyle sağlanan üretim-tüketim dengesi sürekli büyümeyi doğal olarak temin eder.
İşte bu büyüme, vatandaşına yansıyan, işsizliği tamamen bitiren gerçek bir büyümedir.
Anlayabilene?
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump’tan İran'la anlaşma bahanesiyle Abraham Anlaşması dayatması! / 26.05.2026
- Yaşlanan Türkiye, eriyen gelecek / 25.05.2026
- "Mutlak butlan" kararı ve demokrasinin geleceği / 24.05.2026
- Dolar imparatorluğundan “milli paralar” eksenli çok kutupluluğa / 23.05.2026
- Bir ömrün nihayetinde mahcubiyet ve sessizlik / 22.05.2026
- Siyasetin yaşlı prangaları ve 38 yaşındaki devrim / 21.05.2026
- Sorun anayasa değil, anayasanın uygulanmaması / 20.05.2026
- 19 Mayıs ruhu bize çaresizliği değil, çare üretmeyi emreder / 19.05.2026
- Trump’ın Çin ziyareti ve küresel güç savaşının perde arkası / 18.05.2026
- BAE üzerinden kurulan İsrail tuzağı / 17.05.2026
- Yaşlanan Türkiye, eriyen gelecek / 25.05.2026
- "Mutlak butlan" kararı ve demokrasinin geleceği / 24.05.2026
- Dolar imparatorluğundan “milli paralar” eksenli çok kutupluluğa / 23.05.2026
- Bir ömrün nihayetinde mahcubiyet ve sessizlik / 22.05.2026
- Siyasetin yaşlı prangaları ve 38 yaşındaki devrim / 21.05.2026
- Sorun anayasa değil, anayasanın uygulanmaması / 20.05.2026
- 19 Mayıs ruhu bize çaresizliği değil, çare üretmeyi emreder / 19.05.2026
- Trump’ın Çin ziyareti ve küresel güç savaşının perde arkası / 18.05.2026
- BAE üzerinden kurulan İsrail tuzağı / 17.05.2026

























































