TBMM Genel Kurulu'nda 468 oyla kabul edilen ve kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, kamuoyuna toplumsal barış ve terörün sonlandırılması vizyonuyla sunulmaktadır.
Ancak 12 maddeden oluşan bu düzenlemenin detayları, sunuluş biçimi, Meclis'e getirildiği zamanlama ve içerdiği hukuki zafiyetler bütüncül bir yaklaşımla incelendiğinde, projenin milli bütünlüğümüze katkı sağlamaktan öte telafisi imkansız riskler taşıdığı net bir şekilde görülmektedir.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da vurguladığı üzere, adı "toplumsal birliktelik" olan bu metin, toplumu birleştiren esas ilkelerden yoksun; yalnızca PKK'lı teröristlere ceza ertelemeleri ve infaz kolaylıklarından ibaret, "toplumla alakası olmayan" dar bir çerçeveye sıkıştırılmıştır.
Sevr'in yıldönümü ve şeffaflıktan uzak süreç
Bir yasa teklifinin TBMM'ye getiriliş şekli ve takvimi, o teklifin arka planındaki siyasi iradenin ve niyetin en somut göstergesidir.
Yasa teklifinin Meclis Genel Kurulu gündemine taşındığı gün, Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamayı hedefleyen Sevr Antlaşması'nın 106. yıldönümüne (10 Ağustos) denk gelmiştir.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın "Allah'ın günü mü kalmadı?" tepkisi ve İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez'in bu zamanlamanın "bilinçli bir tercih ve tarihi bir simgesellik" taşıdığına dair tespiti son derece kritiktir.
TBMM'nin rutin çalışma takviminin dışında kalan pazartesi gününün seçilmesi ve görüşmelerin TBMM TV'nin yayın yapmadığı saatlere denk getirilmesi, sürecin milletin gözünden kaçırılarak, şeffaflıktan uzak bir anlayışla yürütüldüğünü kanıtlamaktadır.
Zafer Partisi ve İYİ Parti liderliğinin belirttiği gibi, Türkiye'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren bu derece hayati bir metnin kapalı kapılar ardında, milletvekillerinin dahi yeterince incelemesine fırsat verilmeden alelacele Meclis'ten geçirilmesi, milli iradenin ve parlamenter şeffaflığın açıkça ihlal edilmesidir.
Silah bırakmak bölücülüğü bitirmez
Çerçeve Yasa'nın en büyük yanılsaması, terör örgütü mensuplarının yalnızca silah teslim etmesini nihai bir çözüm olarak sunmasıdır.
Yasa, örgütün varlığına son verildiğinin güvenlik kurumlarınca teyit edilmesi ve MGK kararı sonrası 6 aylık başvuru süreciyle birlikte, terör suçluları için 5 ila 10 yıllık ceza ertelemeleri ve 2 ila 3 yıllık siyaset yasağı öngörmektedir.
Kasten öldürme gibi ağır suçlar ve teröristbaşı Öcalan gibi figürler kapsam dışı bırakılarak kamuoyu vicdanı rahatlatılmaya çalışılsa da esas tehlike göz ardı edilmektedir.
Silahlı terör eylemleri, kirli ve bölücü ideolojilerin sadece bir dışa vurum aracıdır. Yıllarca dağda terör eğitimi almış, bölücü ideolojiyi benimsemiş kişilerin 3 yıl boyunca herhangi bir suça karışmaması, onların bu ideolojiden vazgeçtikleri anlamına gelmez.
Silahlar bugün bırakılabilir; ancak bölme planları ve ideolojik altyapı canlı kaldığı sürece o silahlar yarın tekrar ele alınabilir.
Daha da tehlikelisi, bu kişilerin kısa süreli yasakların ardından yasal siyaset zeminine çekilerek Meclis koltuklarında, sokaklarda ve caddelerde bölücü söylemlerini meşrulaştırma imkanı bulacak olmalarıdır.
Terör unsurlarının toplum nezdinde adeta "kahraman" gibi algılatılmasına kapı aralayan bu durum, milletimizi zihinsel olarak bölünmeye hazır hale getiren en tehlikeli adımdır.
Senaryosu yazılmış bir tiyatro
Yasaya yöneltilen en temel hukuki soru şudur: AK Parti, MHP ve DEM Parti'nin Meclis'teki sayısal gücü bu yasayı geçirmeye yetiyorken, neden tüm partilerin katılımı ve desteği zorlanmaktadır?
BTP lideri Hüseyin Baş'ın da ifade ettiği gibi, eğer bu yasa gerçekten toplumsal mutabakatı sağlayan bir "bütünleşme" adımıysa, neden doğrudan milletin iradesine başvurulup referanduma sunulmamaktadır?
Teröristbaşı Öcalan gibi terör odaklarının onayının basında tartışıldığı bir vasatta, yasa yapma iradesinin doğrudan Gazi Meclis ve seçilmiş vekiller dışındaki unsurlarla ilişkilendirilmesi kabul edilemez bir boyuttur.
Gelinen noktada, iktidar ve ana muhalefetin bu süreçte takındığı tutum, merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2015 yılında yaptığı tarihi uyarıları akıllara getirmektedir.
Haydar Baş, Türkiye'yi bölme senaryoları gündeme geldiğinde siyasi aktörlerin el altından iş birliği yapacağını, ana muhalefetin ise yalnızca "göstermelik bir muhalefet" yürüterek bir tiyatro sahneleyeceğini yıllar öncesinden beyan etmişti.
Nitekim bugün YENİ Parti (Eski CHP) Genel Başkanı Özgür Özel'in, "Bu yasaya hayır deme hakkına en çok biz sahibiz ama barışın önünde durmayacağız" diyerek yasaya tam destek vermesi, CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun süreçte daha fazla sorumluluk alma isteği ve Saadet Partisi ile YENİ Yol Partisi gibi yapıların sürece teşekkür mesajları yayınlaması bu uyarının doğruluğunu gözler önüne sermektedir.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun "Bu teslimiyet belgesine el kaldıranları tarih ve millet affetmeyecektir" haykırışına rağmen, Meclis'teki muhalefet blokunun büyük kısmının engelleme hakkı olan grup önerilerini sunmayarak yasaya yol açması, senaryosu önceden yazılmış bir sürecin tamamlanmasını sağlamıştır.
Özetle; zamanlamasındaki Sevr simgeselliği, şeffaflıktan uzak yürütülüşü, bölücü ideolojiyi tasfiye etmek yerine legal alana taşıma riski ve hukuki çelişkileri nedeniyle bu Çerçeve Yasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını ve toplumsal huzurunu riske atan tarihi bir hatadır.
- Fındıkta kâr şirketlerde, yük çiftçinin omuzlarında / 10.08.2026
- Mekke Anlaşması, Sünni NATO ve ABD'nin Ortadoğu'da tasfiye planı / 09.08.2026
- Borç dağının altında ezilen ipotekli hayatlar ve çıkış yolu / 08.08.2026
- Çerçeve yasa kimin geleceğini inşa ediyor? / 07.08.2026
- Petrol için ittifak, insanlık için sessizlik / 06.08.2026
- Alevlerin kıyısında zamanla yarış / 05.08.2026
- ABD tıkandı, İsrail rahatsız, İran'dan geri adım yok / 04.08.2026
- Dimyat saldırısı ve ‘sahte bayrak’ şüphesi / 03.08.2026
- Mutfaktaki yangın ve derinleşen işsizlik / 02.08.2026



























































