Ekonomi alanında doğuyu söylemek, hiçbir zaman bugünkü kadar zor olmamıştı. Herkes istediği gibi ekonomiyi ve ekonomik göstergeleri yorumluyordu. Yorumlarında risk ve tehlikeden söz edenlere "felâket tellalı" yaftası vurulmuyordu. Diğer bir deyişle, ekonomi yorumcularının üzerinde toplumsal bir baskı kurulmuyordu.Şimdi ise tam aksi oldu. "Ekonomimiz çok kırılgan, cari açık ve dış borçlar büyük risk oluşturmaktadır" dediğinizde, belli kesimler, var güçleriyle hücuma kalkıyor. Açıktan "vatan haini" demiyorlar o kadar. Ellerinden gelse ve inandırıcı olacaklarını bilseler, o suçlamayı da yapmaktan çekinmezlerdi.Böyle bir baskı ile ekonomik gerçekler örtbas edebilirler mi? Asla edilemez. Çünkü ekonomik rakamlarla ve göstergelerle oynayabilirsiniz, fakat açlığı, çıplaklığı, evsizliği ve işsizliği hiçbir şekilde gizleyemezsiniz, gözlerden uzak tutamazsınız. Ekonomi konusunda saklanması ve söylenmemesi istenilen temel gerçek şudur: Bilindiği üzere 1980'li yıllardan beri ülkemizde de uygulanan neo-liberalizm modeli çökmüştür. İşte bunu gizlemek için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Dahası, bu modelin, bir sömürü düzeni olduğu ve toplumları savaşsız esir aldığı, artık açık seçik ortaya çıkmıştır. Pierre Bourdieu, bunu şöyle ifade eder: "Neo-liberalizm, bir işgal silâhıdır. Öylesine güçlü bir ekonomik kadercilik ortaya koyar ki, karşısındaki tüm direnişler anlamsız gibi görünür. Neo-liberalizm, AIDS'le aynı şeydir. O da kurbanlarının bağışıklık sistemleri yok eder."Ülkemizi idare edenler ise, bu ekonomi modeline toz kondurmuyor ve sürekli ekonomik büyümeyi gündeme getirerek, diğer olumsuzlukları örtmeye gayret ediyorlar.Evet, ekonomik olarak büyüyoruz, ancak büyümemiz sıcak paraya, borçlanmaya ve tüketime dayalı bir büyümedir. Tüketimle sağlanan büyüme, birikmiş servetin, sermayenin ve gelecek yılların gelirinin harcanması demektir. Gerçek büyüme, ancak ve ancak üretim ve ihracatla gerçekleştirilendir. Neo-liberalizm modelinde, tüketim hayatın bir unsuru ve sosyal statünün belirleyicisi haline getirildi. Onun içindir ki, liberaller, "tüketiyorum, o halde varım" anlayışını yaygınlaştırmak için reklâma büyük önem vermektedirler. Tüketimi özendirmek için reklâm şirketleri harıl harıl çalışır, akla hayale gelmez yöntemlere başvururlar. İngiltere'nin Surrey Üniversitesi profesörlerinden Tim Jakson'un deyimiyle, "reklâmlar, olmayan paramızla, ihtiyacımız olmayan şeyleri almaya ikna edilmemizi gerçekleştiriyor."Özetle ifade edersek, reklâmlarla, ürünün kendisinden daha çok fazlası satılmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre, yetişmiş bir insan günde 600'ün üzerinde reklâma muhatap olmaktadır. Gerçekte ise, tüketim bir ihtiyaç sonucu ortaya çıkan bir eylem olmalıdır. Aksi bir tüketim anlayışıyla sadece ihtiyacımız olan ve olmayan ürünler değil, insanlık tüketilmektedir.Şu büyük çelişkiye bakınız ki, neo-liberalizmde çoğunluğun ihtiyacından dolayı tüketimi önemsenmiyor, azınlığın lüks tüketimi, daha doğrusu israfı hayati önem taşıyor. Başka bir deyişle, bütün kaynaklar, toplumların yüzde 1'lik kesimini oluşturan elitlerin israfı için heba ediliyor. Bu ve buna benzer sorunların ve çelişkilerin yok edilmesi için Prof. Dr. Haydar Baş'ın 'Milli Ekonomi Modeli' ve 'Sosyal Devlet-Milli Devlet' tezi, mutlaka uygulanmalıdır. Bunun dışındaki arayışların hepsi başarısızlığa mahkûmdur.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018


























































