logo
26 EYLÜL 2026

Doğu Karadeniz’e Arap ilgisi artıyor

Son yıllarda özellikle Arap turistler Doğu Karadeniz bölgesine yoğun ilgi gösterdiğini belirten TÜRSAB Doğu Karadeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Volkan Kantarcı, bölgedeki turizm destinasyon yerlerinin giderek arttığını kaydetti

29.05.2023 19:30:00
Haber Merkezi
 
Doğu Karadeniz’e Arap ilgisi artıyor
Doğu Karadeniz’e Arap ilgisi artıyor
Doğu Karadeniz Bölgesinin sadece doğal güzellikleriyle değil tarihi değerlerle de öne çıktığını hatırlatan TÜRSAB Doğu Karadeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Volkan Kantarcı, özellikle son yıllarda ören yerlerine yapılan restorasyon çalışmalarına dikkat çekti. Kantarcı, Sümela'nın yanı sıra bölgede tarihi alanlarda yapılan restorasyon çalışmalarının bu sezonki ziyaretçi sayısını artıracağını ümit ettiklerini ifade ederek, "Bölgemize Arap turistlerin tercih yerleri her geçen gün biraz daha artıyor. Geçmiş dönemlerde daha az uğradıkları destinasyonlar yerlerini son yıllarda daha fazla ziyaret ediyorlar. Mesela Giresun Kuzalan Şelalesi, Mavi Göl buralara pandemi öncesine göre baktığımız zaman ziyaretçi sayısı çok azdı. Çevre düzenlemesiyle birlikte buralara ilgi daha artıyor. Gümüşhane'de çok güzel tarihi değerlerimiz var. Limni Gölü, Karaca Mağarası, Torul Seyir Terası, Tomara Şelalesi ön plandaydı. Son dönem yapılan restorasyon çalışmasıyla İmera Manastırı, Krom Vadisindeki belli kiliseler ön plana çıkıyor. Gümüşhane'deki Satala antik kentindeki çalışmalar, Bayburt Kalesi'nin restorasyon süreci tamamlandı, bölgemize ciddi katkı sağlıyor" dedi.


'Doğu Karadeniz tarihiyle de öne çıkıyor'


Doğu Karadeniz Bölgesinin sadece yeşiliyle değil tarihi ören yerleriyle de öne çıktığını ifade eden Kantarcı, "Doğu Karadeniz, yeşili, şelaleleri, dereleri, gölleri, dağları, yaylalarından ziyade tarihi yapılarıyla da öne çıkıyor. Tarihi yerlere yapılan restorasyon çalışmaları sayesinde buralara tercihi artıyor. Dolayısıyla doğal güzellikler ve tarihi yapılar bölgenin cazibesini daha artırıyor. Yine bölgemizde Fırtına Vadisinde Kaçkar Dağlarında yaylalar çok ön plana çıktı. Sosyal medyada bu anlamda paylaşımlar buraları daha tanınır hale getiriyor. Bölgede seyahat acente sayısına bağlı olarak tanıtım çalışmaları artıyor. Artvin'e butik turlar önceden sadece yaz aylarında yapılıyordu artık Mayıs ayı itibariyle hareketlenmeye başladı. Bu sezon dış pazar sayısında kesinlikle artış olacaktır. DHMİ sivil havacılık uçuş planlamaları olsun seyahat acenteleri olsun şimdiden yaptırdıkları ön rezervasyonlarda bu yoğunluk gözüküyor" diye konuştu.

Kendilerini polis ve savcı diye tanıtıp milyonları dolandırdılar

Konya'da kendilerini polis ve savcı olarak tanıtan şüpheliler, telefonla aradıkları bir vatandaşın 27 bin dolar, 38 bin euro ve 500 bin TL'sini dolandırdı. Olayla ilgili 2 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi

26.09.2026 11:44:00 / Güncelleme: 26.09.2026 11:47:41
İHA
 
Kendilerini polis ve savcı diye tanıtıp milyonları dolandırdılar
Kendilerini polis ve savcı diye tanıtıp milyonları dolandırdılar
Edinilen bilgilere göre, Konya Emniyet Müdürlüğü ekipleri, vatandaşların dolandırıcılık olaylarından korunması, suçun önlenmesi ve faillerin yakalanmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Bu kapsamda, kendilerini polis ve savcı olarak tanıtan ve "Eldenci" olarak tabir edilen şüphelilerin, bir vatandaşı telefonla arayarak korku ve panik oluşturmak suretiyle 500 bin TL, 38 bin euro ve 27 bin dolarını alarak dolandırdığı belirlendi.



Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerince yapılan çalışmalar sonucunda olayı gerçekleştirdiği tespit edilen 2 şüpheli, aynı gün Ankara'nın Etimesgut ilçesi girişinde yakalandı.

Şüphelilerin üst aramalarında 53 bin 260 euro, 26 bin 941 dolar ve 492 bin 600 TL olmak üzere toplam 4 milyon 778 bin 700 TL değerinde suça konu para ele geçirildi.



Ele geçirilen paralar sahibine teslim edilirken, gözaltına alınan 2 şüpheli, işlemlerin ardından sevk edildikleri adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi

Hatay'da 269 kişinin hayatını kaybettiği Antiş Yapı Rönesans Rezidans'a ilişkin yargılama, 11'inci duruşmasıyla Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde gerçekleşti. 11 saat süren duruşmanın ardından tutuklu sanıkların tutukluluğuna karar verildi. Bir dahaki duruşma 26 Ekim tarihine ertelendi

26.09.2026 08:00:00
İHA
 
Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi
Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi
Asrın felaketinde Antakya ilçesi Ekinciler Mahallesi'nde bulunan ve Antis Yapı tarafından inşa edilerek 'cennet bir köşe' vaadiyle satılan Rönesans Rezidans yıkılmıştı. 269 vatandaşın hayatını kaybettiği ve 13 kişinin de yaralandığı 250 daireden oluşan rezidans, deprem anında saniyeler içinde yerle bir olmuştu. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Soruşturma Bürosu tarafından başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Rezidans ile ilgili yargı süreci 2024 yılının Nisan ayında başlamış ve ilk duruşma gerçekleştirilmişti. Rönesans Rezidans davasının 11'inci duruşması Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 25 Eylül'de başladı. Duruşmaya; rezidansın tutuklu olarak yargılanan müteahhidi Mehmet Yaşar Coşkun, yapı denetim şirketinin tutuklu yetkilileri Mehmet Haşim Eraslan ve Bülent Seküçoğlu cezaevinden SEGBİS üzerinden, tutuksuz olarak yargılanan proje müdürü İ.D. duruşmaya katılmazken şantiye şefi B.M. salon hazır bulundu. Tutuksuz olarak yargılanan yapı denetim şirketi yetkilisi Ayhan Karan SEGBİS üzerinden katıldı.

Duruşmaya, Rönesans Rezidans'ta yakınlarını kaybeden vatandaşlar da katıldı. Mahkeme heyeti; 11 saat süren duruşmanın ardından 25 Eylül tarihinde akşam saat 21.00'da ara kararını açıklayarak, sanıkların mevcut hallerinin devamına ve eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 26 Ekim'e erteledi.


"Kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını ve bu yönde bir karar çıkmasını istiyorum"



Rönesans davasında suçluların kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını beklediklerini söyleyen Cemile İncili, "İnşallah olumlu bir karar bekliyorum. Artık kasıtlı ölümden yargılanmalarını istiyoruz. Zaten son bilirkişi raporunda da hepsi asli kusurlu sayıldı. Bugün itibarıyla 3 yıl, 7 ay 19'uncu gündeyiz. İnşallah doğru bir karar çıkar. Bizden sonra da sevdiklerimizi bulamıyoruz, geri getiremiyoruz. Ama en azından bizim çektiğimiz acıyı bizden sonra başkaları çekmesin diye, doğru bir yargılamayla kusurlu oldukları için gereken cezayı almalarını istiyoruz. Kayıplarımızla ilgili çalışmalar devam ediyor. Tek istediğimiz adaletin yerini bulması. Gereken en ağır cezayı alsınlar ki bizden sonra kimse kardeşini, eşini, ailesini kaybetmesin. Emsal karar bekliyoruz. 300 kişinin vefatına neden olan bir müteahhidin 3-5 yılla çıkmasını beklemiyoruz. Bu bizim için ayrı bir ceza olur. Gereken şekilde kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını ve bu yönde bir karar çıkmasını istiyorum. İstediğimiz tek şey adaletin yerini bulması" ifadelerini kullandı.

Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri


 
Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kadınların hayatında yeni bir dönemin kapısını aralayan menopozu iyi hissederek, güçlü, fit ve zinde geçirmek büyük önem taşıyor. 
 

26.09.2026 07:28:00
Murat Çorbacı
 
 Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri
 Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, menopozun yalnızca hormonların değiştiği bir dönem olmadığına işaret ederek, "Kadının bedenini yeniden tanıdığı, ihtiyaçlarını yeniden keşfettiği ve gelecekte nasıl yaş almak istediğine bugünden karar verdiği yeni bir yaşam evresidir. Bu dönemde hedef; sadece sıcak basmalarını azaltmak, uyku problemlerini çözmek veya kilo kontrolünü sağlamakla sınırlı kalmamalı. Asıl hedef; kaslarımızı, kemiklerimizi, kalbimizi, beynimizi ve ruhsal iyilik halimizi birlikte koruyarak sağlıklı, güçlü, hareketli ve kaliteli bir yaşam sürmek olmalı" dedi. Dr. Seyidova menopozda fit ve zinde olmanın basit ama etkili 7 yolunu anlattı; bu süreci 'ikinci bahar'a çevirmek için mutlaka cevaplanması gereken kritik soruyu açıkladı.

Kaslarınıza yatırım yapın

Menopoz döneminde en önemli konulardan biri kas sağlığıdır. Yaşla ve hormonal değişimlerle birlikte kas kütlesinde ve gücünde azalma görülebilir. Oysa kaslarımız yalnızca bedenimizi şekillendirmez; metabolik sağlığımızı, insülin duyarlılığımızı, dengemizi, kemiklerimizi ve ileri yaşlardaki bağımsızlığımızı da destekler. Bu nedenle yürüyüş çok kıymetli olsa da tek başına yeterli olmayabilir. Haftalık yaşam düzeninize mutlaka kuvvet ve direnç egzersizlerini ekleyin. Güçlü ve zinde olmak, tartıdaki rakamdan çok daha önemli.

Kemiklerinizi geleceğiniz gibi koruyun

Menopoz sonrası östrojen seviyelerinin azalmasıyla kemik kaybı hızlanabilir. Bu nedenle kemik sağlığını menopozun ilk yıllarından itibaren korumak çok değerlidir. Ağırlık taşıyan egzersizler, direnç çalışmaları, yeterli protein ve dengeli beslenme temel yaklaşımımız olmalı. Kalsiyum ve D vitamini gereksinimi ise her kadının bireysel özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve osteoporoz açısından kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü güçlü kemikler, ileri yaşlarda özgürce hareket edebilmenin temelidir.

Metabolizmanızı aç bırakmayın, doğru besleyin

Menopoz döneminde vücut kompozisyonu değişebilir ve özellikle karın çevresinde yağlanma eğilimi artabilir. Burada çözüm sürekli daha az yemek değildir. Benim yaklaşımım; bedeni aç bırakmak yerine doğru beslemektir. Yeterli ve kaliteli protein, rengarenk sebzeler, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalar günlük beslenmenin temelini oluşturmalıdır. Beslenme planı yalnızca kilo vermeyi değil; kasları, bağırsak mikrobiyotasını, kan şekeri dengesini, kalp-damar sağlığını ve enerjiyi desteklemelidir. Amaç, "diyet yapmak" değil, bedeni uzun ve sağlıklı bir yaşama hazırlamaktır.

Uykunuzu lüks değil, tedavinin bir parçası olarak görün

Menopoz döneminde uykuya dalmakta güçlük, gece uyanmaları veya sıcak basmalarına bağlı uyku bölünmeleri sık görülebilir. Oysa kaliteli uyku; sağlıklı yaş alma ve zinde, uzun yaşam için vazgeçilmez bir unsurdur. Çünkü bedenin kendini yenilediği en kıymetli zamanlardan biri uykudur. Hormonal ve metabolik dengeden iştah kontrolüne, bağışıklık sisteminden zihinsel performansa kadar birçok süreci etkiler. Düzenli uyku saatleri, akşam ışığının azaltılması, geç saatlerde ağır yemek ve aşırı kafeinden kaçınmak gibi küçük değişiklikler bile önemlidir.

Ruhunuzu da bedeniniz kadar önemseyin

Sağlıklı yaş almak yalnızca laboratuvar sonuçlarından ibaret değildir. Bir kadının kendini nasıl hissettiği, hayattan ne kadar keyif aldığı, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve kendisine ayırdığı zaman da iyilik halinin bir parçasıdır. İbadet, dua, nefes çalışmaları, doğada yürüyüş, sevdiğimiz insanlarla zaman geçirmek, yeni şeyler öğrenmek ve bazen yalnızca kendimizle kalabilmek. Bunların hepsi sağlıklı yaş alma yolculuğunun parçalarıdır. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermeliyiz.

Menopoz planınız size özel olsun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, her kadının menopoz hikayesinin farklı olduğunu, bu nedenle herkese aynı vitaminleri, aynı beslenme programını veya aynı hormon yaklaşımını uygulamanın doğru olmadığını belirterek şöyle konuştu: "Menopoz değerlendirmesinde semptomların yanında; kalp-damar ve metabolik riskler, kemik sağlığı, kas kütlesi ve gücü, uyku, ruhsal iyilik hali, cinsel sağlık ve yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır. Uygun kadınlarda menopoz hormon tedavisi de yaş, menopozdan geçen süre, belirtiler, kişisel ve ailesel riskler dikkate alınarak hekimle birlikte bireysel olarak değerlendirilmelidir."

Bu soruyu mutlaka sorun: 10-20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz?

Menopozu ikinci bahara çevirmek için her kadının mutlaka kendine sorması gereken tek bir soru olduğunu vurguyan Dr. Seyidova, bu soruyu şöyle açıkladı: "10–20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz? Güçlü mü? Enerjik mi? Hareketli mi? Bağımsız mı? Hayatın içinde ve kendisiyle barışık mı? İşte ruhsal, zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı ve zinde olmak, sağlıklı yaş almak tam olarak burada başlıyor."

Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?

Can Holding soruşturmasında 88 milyar TL’lik şüpheli finansal hareketlilik iddiası, 121 şirket ve peş peşe gelen gözaltı ve tutuklamalar gündeme gelmişti

25.09.2026 20:00:00
Haber Merkezi
 
Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?
Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?
Can Holding soruşturmasında 88 milyar TL'lik şüpheli finansal hareketlilik iddiası, 121 şirket ve peş peşe gelen gözaltı ve tutuklamalar gündeme gelmişti. Yaklaşık bir yıl sonra ise el konulan şirketlerden 33'ünün yönetimi yeniden holdinge bırakıldı.

Şimdi yüz binlerce yatırımcının parasını ilgilendiren fon soruşturmasında aynı soru soruluyor: Bugün milyarlar konuşuluyor, yarın ne olacak?

Yüz binlerce yatırımcının parasının akıbetinin tartışıldığı soruşturmada gözaltı ve tutuklama dalgaları devam ederken, kamuoyunun hafızasında yaklaşık bir yıl önceki Can Holding operasyonu da yeniden canlandı.

Çünkü iki dosyanın hukuki konusu aynı olmasa da ortaya çıkan tablo önemli bir karşılaştırmayı gündeme getiriyor: Büyük miktarda para hareketleri, şirketler, malvarlıkları, gözaltılar, tutuklamalar ve ardından tedbirlerin kaldırılması...

Peki fon dosyasının sonu da Can Holding dosyasındaki gibi mi olacak?

CAN HOLDİNG'DE NE OLMUŞTU?



Can Holding'e yönelik operasyon 11 Eylül 2025'te başlatıldı. Savcılığın açıklamalarına göre soruşturma; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma, nitelikli dolandırıcılık, vergi kaçakçılığı ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama iddiaları üzerine yürütüldü.

MASAK ve mali denetim raporları doğrultusunda, şirketler üzerinden kaynağı belirsiz para girişleri yapıldığı, paranın farklı şirketler arasında dolaştırılarak izinin gizlenmeye çalışıldığı, faturasız işlemler ve sahte belgeler kullanıldığı ileri sürüldü. Bunların tamamı soruşturma kapsamında ileri sürülen iddialardır; kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmemektedir.

İlk operasyonda 121 şirketin malvarlığına el konuldu ve TMSF kayyum olarak atandı.

Habertürk ve Show TV gibi medya kuruluşlarının yanı sıra eğitim, enerji ve başka sektörlerde faaliyet gösteren şirketler de tedbir kapsamına alındı.

88 MİLYAR TL'LİK HAREKETLİLİK İDDİASI



Dosyanın en dikkat çekici rakamlarından biri ise 88 milyar TL oldu.

Soruşturma dosyasına eklenen MASAK raporunda, Can Holding ve ilişkili 121 şirketin 2020-2021 yıllarındaki banka hesaplarında toplam 88 milyar TL tutarında kaynağı belirsiz finansal hareketlilik bulunduğu belirtildi.

KİMLER GÖZALTINA ALINDI?

İlk operasyonda aralarında Can Holding yöneticilerinin de bulunduğu 10 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

İlk aşamada gözaltına alınanlar arasında Mehmet Kenan Tekdağ'ın da bulunduğu bildirildi. Daha sonraki soruşturma kapsamında Can Holding yöneticileri Kemal Can ve Mehmet Şakir Can hakkında da işlem yapıldı.

Soruşturma bununla da bitmedi. İkinci dalgada 26 şüpheli gözaltına alındı. Bunlar arasında Mehmet Kenan Tekdağ, Remzi Sanver, Şakir Can ve Murat Can'ın eşleri Betül Can ile Zühal Can'ın yanı sıra Binsat Holding yöneticileri Arafat Bingöl ve Cengiz Bingöl gibi isimler de yer aldı. İkinci dalga operasyonunda gözaltına alınan 25 şüpheliden 11'i tutuklandı.

Daha sonra Can Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Can'ın da tutukluluğu sona erdirilerek konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiriyle tahliye edildiği bildirildi. Bu davada tutuklu kalmadı.

FON SORUŞTURMASINDA RAKAMLAR BÜYÜYOR



Sermaye piyasalarındaki fon soruşturması büyüyor. 69 şüpheli hakkında işlem yapılırken 26 kişi tutuklandı, 25 şüphelinin gözaltı işlemleri sürüyor, 11 firari aranıyor.

Soruşturmanın merkezinde piyasa dolandırıcılığı ve suç gelirlerinin aklanması iddiaları bulunuyor. Savcılık ve MASAK tarafından çok sayıda şirket yöneticisinin para ve kripto varlık hareketleri inceleniyor.

Mali tedbirlerde ise dikkat çeken rakamlar ortaya çıktı. 387 milyon TL'nin üzerindeki para dondurulurken, yaklaşık 362 milyon TL için de el koyma tedbiri uygulandı. Ayrıca yaklaşık 2,5 milyar TL'lik işlem teşebbüsünün durdurulduğu bildirildi.

Soruşturma kapsamında 2 özel jet, 1 lüks yat ve 5 lüks araca da el konuldu. SPK ise bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarında tasfiye süreci başlattı.

Vatandaş aynı soruyu soruyor: Fon dosyasının sonu da Can Holding gibi mi olacak?

Bugün sert operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalarla başlayan süreç, yarın bazı şirket ve varlıkların sahiplerine geri verilmesiyle mi sonuçlanacak?

SPK bu işlemleri neden daha önce tespit edemedi?

Fonlardaki para hareketleri ve şirketler arasındaki transferler neden zamanında fark edilmedi?

Riskli işlemler hangi tarihten beri biliniyordu?

Maliye Bakanlığı'na bağlı MASAK'ın daha erken devreye girmesini gerektiren herhangi bir işaret yok muydu?

Bu iş nasıl bu kadar büyüdü ve neden daha önce durdurulmadı?

Bile bile ölüme göndermişler

30 Ağustos'ta Girne açıklarında alabora olan "Filo Jet" yolcu gemisine ilişkin soruşturma derinleşiyor. Mahkemeye sunulan kanıtlar, geminin sol ön kızağındaki kırığın derme çatma şekilde tamir edilerek yolcuların bile bile ölüme gönderildiğini ortaya koydu. Faciada can kaybı 15'e yükselirken, kayıp 13 kişiyi arama çalışmaları ve adli süreç devam ediyor

25.09.2026 15:30:00
Haber Merkezi
 
Bile bile ölüme göndermişler
Bile bile ölüme göndermişler
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) 30 Ağustos Pazar günü Girne Limanı ile Mersin'in Taşucu Limanı arasında sefer yapan "Filo Jet" katamaran tipi yüksek hızlı yolcu gemisinin batmasıyla ilgili yürütülen soruşturmada kritik bir viraj geride kaldı.

Soruşturma kapsamında aralarında şirket direktörü, gemi kaptanı ve mürettebatın da bulunduğu 9 zanlı bugün 5. kez Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı. Mahkeme, 'tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme' suçlamasıyla yürütülen tahkikatın selameti için tüm şüphelilerin tutukluluk süresini 7 gün daha uzattı.

Şok eden WhatsApp yazışmaları ve hasar fotoğrafları dosyada

Soruşturmanın seyrini değiştiren en çarpıcı detaylar, zanlıların el konulan dijital materyallerinin incelenmesiyle gün yüzüne çıktı. Mahkemede aktarılan bilgilere göre, yardımcı kaptan Merve N. Seraslan'ın 17 Haziran tarihli WhatsApp yazışmalarında ve telefon kayıtlarında, geminin bodoslama kısmındaki (sol ön kızak) kırığın fotoğrafları tespit edildi.

Uzman mühendislerin "ancak tersanede uzman kişilerce giderilebilir" raporu verdiği bu tehlikeli hasarın, kaptanın bilgisi dahilinde limanda derme çatma bir şekilde "yama yapılarak" onarıldığı ve durumun Liman Başkanlığı'na hiçbir şekilde bildirilmediği belgelendi.

Ayrıca kazadan kısa süre önce kaybolan yolculardan Özgür Gönül'ün ailesine gönderdiği video kaydında da bu kırık bölge ve içerideki panik anları net bir şekilde görülüyor. Tahkikat memuru, birinci kaptanın gemiye gelen suları umursamayarak büyük risk aldığını ve seyri inatla sürdürdüğünü mahkemede beyan etti.

Can kaybı 15'e yükseldi: Gözler kara kutuda

Toplam 267 yolcu ve mürettebatın bulunduğu feci kazadan sonra yürütülen operasyonlarda 239 kişi sağ olarak kurtarılmıştı. Deniz Kuvvetleri'ne bağlı unsurların su altı robotlarıyla yaklaşık 554 metre derinlikteki batıkta yürüttüğü çalışmalarda bugüne kadar 15 kişinin cansız bedenine ulaşıldı.

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, geminin içindeki tüm alanlara ulaşıldığını ancak içeride başka naaş bulunamadığını açıkladı. Halen aralarında çocukların da olduğu kayıp 13 yolcu için deniz yüzeyinde ve çevresinde arama faaliyetleri yürütülüyor. Soruşturma kapsamında 9 şüphelinin tutukluluk hali sürerken, kazanın kesin nedenini aydınlatacak en önemli unsur olan geminin kara kutusuna ise henüz ulaşılamadı.

Mahkeme önünde acılı ailelerin adalet çığlığı

Duruşma öncesinde Girne Kaza Mahkemesi önünde toplanan hayatını kaybedenlerin ve kayıp kişilerin yakınları, ellerinde pankartlar ve fotoğraflarla adalet talebinde bulundu. Aileler adına açıklama yapan Dilek Özbiler, "Taşkınlık değil, sadece cenazelerimize ulaşmak ve sorularımıza cevap almak istiyoruz" diyerek isyan etti.

Sürecin sadece mürettebatla sınırlı kalmaması gerektiğini savunan acılı aileler; şirket yöneticilerinin, gemiye sahte/yetersiz belge sağlayanların ve denetim görevini yapmayan liman yetkililerinin de yargılanmasını talep ediyor. Türkiye'den de bir ekibin adli incelemeler kapsamında Adana'daki tersane kayıtlarını incelemek üzere görevlendirildiği bildirildi.

KKTC'de Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı'nın görevden alınması ve koalisyon hükümetinde çatlaklara yol açan feribot kazasıyla ilgili çok yönlü idari ve adli soruşturma devam ediyor.

Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

25.09.2026 12:19:00 / Güncelleme: 25.09.2026 12:29:15
Haber Merkezi
 
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu.
BTP liderinin açıklamaları şöyle;

"Kötü günler geride kaldı daha kötü günler geliyor"

Eski siyasetçilerimizin bir sözü var ya, tek kelimeyle Türkiye'nin gidişatını değerlendirecek olursak iyi, iki kelimeyle değerlendirecek olursak iyi değil. Ama burada sevindirici haber şu: Kötü günler geride kaldı. Şimdi önümüzde muhtemelen daha kötü günler var. Türkiye'nin gidişatı iyi değil. Baktığımız zaman, ekonomik olarak hiç kimse mutlu değil. Türkiye'de sosyal adaletsizlik her geçen gün artıyor. Okullar yeni açıldı. Hiç hazırlıklı olmadığımız bir eğitim dönemine hazırlıksız bir şekilde başlamış olduk ve okullardaki problemler ortada, eğitimdeki problemler ortada, müfredattaki problemler ortada. Türkiye her açıdan şu anda tarihi krizlerle karşı karşıya, sorunlarla karşı karşıya. Sorunlar birike birike bugüne gelmiş vaziyette ve bugün patlamış vaziyette.

"Fon krizi mağdurları kim?"

Son bir haftadır bir fon krizi sürekli konuşuluyor. 500 bin mağdurdan bahsediliyor. Kim bu insanlar? Geçinemeyen, geçinemediği için borç harç, belki kredi kartını takla attırıp oradan nakit avans çekip bir şekilde, 'Buradan para kazanırım da geçinebilmeye başlarım' diyen insanların yüzde 90'ını oluşturduğu bir fondan bahsediyoruz. Türkiye'deki fon krizinde yüz binlerce dolar veya Türk lirası birikimi olan ve bu birikimi 'Ya, nerede değerlendirsem biraz daha buradan kâr edeyim? Zaten bir geçim derdim yok. Evim de var, arabam da var. Kiramı ödüyorum, mutfak masrafımı karşılıyorum. Çocuğumun okuluyla ilgili, eğitimiyle ilgili bir problemim yok. Artık bu fazla birikimi nerede değerlendireyim?' diyen insanların mağdur olduğundan ziyade, 'Biz geçinemiyoruz. Bir şekilde para kazanmamız lazım. Borsadan da şöyle bir şey duydum. Şöyle bir fon varmış. Bu fon çok kâr ettiriyormuş, eşimden dostumdan borç alayım, annemin bileziklerini bozayım, hanımın küpesini bozdurayım kuyumcuda.... Bu parayı gideyim oraya yatırayım da buradan para kazanayım. Para kazanayım da geçineyim' diyen insanların mağdur olduğu bir ortam var. Tamamı bu şekilde midir? Hayır. Ama yüzde 90'ı, emin olun, yarın isim isim çıksa bir bakarsınız ki bu insanlar kirasını ödeyemeyen, faturasını ödeyemeyen, geçim derdi yaşayan, asgari ücretle geçinmeye çalışan, emekli maaşıyla, memur maaşıyla geçinmeye çalışan insanlar olduğunu gözlemlersiniz.


"Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır"

Dolayısıyla Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır ve bu sistem krizinin patladığına biz şahit oluyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin gidişatı ekonomik açıdan sadece bu perspektiften baksak bile çok kötü bir vaziyette. Bir ülkede 7 yıl kriz olmaz. Bakın, 7 gün olur, 7 hafta olur, 7 ay da olur ama bir ülkede 7 yıl ekonomik kriz olmaz. Bu ülke 7 yıldır ekonomik krizde ve insanlar umutsuzlaşmış. İnsanların yarına dair ümitleri yok olmuş. Bu sefer insanlar ne yapıyor? Umudu da yok, beklentisi de yok. Kısa yoldan para kazanmam lazım. Psikoloji buna dönüşüyor. Kısa yoldan nasıl kazanırım? Türkiye'de sanal bahisin patlaması, o kadar çok yatırım alması, insanların, gençlerin özellikle buralara yönlenmesinin temelinde ne vardı? Çok affedersiniz, gençlerin ahlaksızlığı mı? Gençlerin eğitimsizliği mi? Gençlerin iş bilmezliği mi? Gençlerin ellerinden iş gelmemesi mi? Hayır. 'Benim parayı kazanmam lazım. Gidip bir yerde çalışırsam para kazanamayacağım. Evi geçindiremeyeceğim.' demeleri vardı. Bugün de aynısı. Fon krizinin aslında neden oldu, nasıl oldu? 500 bin mağdur niye oluştu? Niye bu kadar insanlar yüklendi, para verdiler? Kısa yoldan para kazanacağım umuduyla. İnsanlar artık siyasete olan güvenini yitirmiş vaziyette. Bu güven yitirildikçe umutsuzluk var gibi görünüyor. Yoksa Türkiye'de toplum bir şeyleri çok hızlı değiştirebilecek kabiliyete sahip.

"Her sabah bir operasyonla uyanmamızın sebebi ne?"

Hukuk, adalet diyoruz. Türkiye'nin gidişatı nasıl? Yani Türkiye'de her gün hukuk operasyonları oluyor. Her sabah uyanıyorsunuz, bir operasyon. Yarın uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Akşam uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Bu ne demek? Çok fazla hukuk dışı iş var demek. Şimdi bir ülkede her gün operasyonla uyanıyorsanız, o ülkede hukuken işler bugüne kadar iyi gitmiş demek midir? Yoksa bugüne kadar kötü gitmiş de bugün bir şey yapılmaya çalışılıyor demek midir? Dolayısıyla Türkiye'de 20 küsur yıldır işlemeyen veya aksak işleyen bir hukukun bugün düzgün işlediği iddia ediliyor. Ayrı bir konu. Niye ayrı bir konu söylüyorum? Çünkü hukuk fakültesinde okudum. Ben böyle bir hukuk okumadım. Ama bunların iyi işlediğini bile düşünecek olursak, her sabah bir operasyona uyanıyorsunuz. Demek ki Türkiye'de evet, hukuki bir problem vardı. Çok fazla suçlular türedi ve bunun sonunda bu kadar operasyona ihtiyaç oldu.

"Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti?"

Ben çok örneğini verdim. Hatırlarsanız, daha önceki bakanımız çok söylerdi. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir." Her fırsatta bunu dile getirirdi. Ve ben hep şunu söylemiştim, 'Kuzey Kore de bir hukuk devleti. Rusya da bir hukuk devleti. Gambiya'da, Gana'da, Zambiya'da, adını bilmediğimiz ülkeler de bir hukuk devleti. Yani her yerde bir şekilde bir hukuk var.' Hukuk devleti olmakla 'hukuk devleti' olmak arasında çok ciddi bir fark vardır. Dolayısıyla Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti? Hukukun üstünlüğünün devleti mi, üstünlerin hukukunun devleti mi? Dolayısıyla hukuk dediğiniz zaman da baktığınız takdirde şunu görmeniz gerekiyor: Evrensel hukukun işlediği, insan haklarının işlediği, mağduriyetlerin oluşmadığı bir hukuk sistemi.

"Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı?"

Bana bir dava açıldı. 11 ay adli kontrol uygulandı. 11 ayın sonunda ben yargılamada beraat ettim. Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı? Adli kontrol ne demekti? Kuvvetli suç şüphesi var. Yani bu suç büyük ihtimalle yüzde 99,9 işlenmiş dediğiniz bir şeyde beraat ediliyor. Bunun gibi Türkiye'de nice örnekler var. Ben sadece kendi üzerimden örnek veriyorum. Dolayısıyla hukuk normlarının, mağdurların oluşmadığı, evrensel hukuk ilkelerinin hayata geçtiği bir düzen olursa hukuk oluşur.

"Devletin gelir kapıları satılınca tek çare vergi ve cezalar kaldı"

Türkiye'nin genel olarak baktığınızda bütçesinde gelir kalemlerinin yüzde 90'ının vergi ve cezalardan oluştuğunu görürsünüz. Bir ülke düşünün ki bir şeyler yapabilmesi için vergi alması ve ceza kesmesi gerekiyor. Bunun dışında neredeyse doğru düzgün bir gelir kalemi kalmamış. Neden kalmadı Türkiye'de? Normalde bu ülke, mesela Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine, felsefelerine baktığınız zaman, bir ilkesi devletçilik ilkesiydi. Devletçilik ilkesi dediğimizde devletin piyasada aktör olduğu, devletin yatırımlar yapabildiği, devletin istihdamlar oluşturabildiği bir ilkeden bahsediyoruz. Bu ülke, kurulduğu günün zor koşullarında dahi yüzlerce fabrika, istihdamlar, üretimler, müthiş sanayi kuruluşları ortaya koymuş bir ülke. Aradan yıllar geçiyor ve Türkiye'de 80'li yıllardan itibaren başlayan bir furya ile birlikte bütün her şey elden çıkarılmaya başlanıyor. Mevcut iktidar iktidara geldikten sonra da buna ciddi anlamda hız veriliyor, tabiri caizse gaza basılıyor. Bu sürecin sonunda Türkiye'nin ülke olarak gelir elde edebileceği, istihdam yaratabileceği, vatandaşına doğrudan yardımlarda bulunabileceği veya para verebileceği, maaş ödeyebileceği kapılar, alanlar kapanmaya başlıyor. Kapanınca buralardan gelir de oluşmayınca ne oluyor? Bütün geliri vergi ve cezaya yüklemek durumunda kalıyorsunuz. Bahsettiğim olay özelleştirmeler. Bugünkü ekonomik krizin çıkışı olarak da daha geçenlerde yine hepimiz haberlerde gördük. Köprülerin özelleştirilmesi söz konusu. Yani hiçbir şeyin kalmadığı bir ortamda köprüleri özelleştirerek işte işi birkaç yıl daha erteleyebilir miyiz? Yarın belki de hiç aklımıza gelmeyecek veya kabullenemeyeceğimiz, duygusal olarak da kabullenemeyeceğimiz çok müstesna kurumların özelleştirmeleri gündeme getirilecektir. Bilmiyoruz ama bunlar da mümkündür. Neden bir 5 yıl daha atabilir miyiz? Bir 10 yıl daha günü kurtarabilir miyiz? şeklinde bir ekonomi yürütme ve yönetme mantığı var.

"Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer"

Bu mantık olduğu sürece Türkiye'nin ekonomik olarak düzlüğe çıkması, bir şeyleri düzeltmesi mümkün görünmüyor. O yüzden işler kötü, gidişat kötü. Bu ülkenin kaynağına güvenilir ve bu ülkenin mutlak surette bağımsızlığı hedeflenirse ki Bağımsız Türkiye Partisi'nin yola çıktığı mantık budur. O takdirde çözülemeyecek sorunumuz yoktur. Bunlar öncelenirse Türkiye bu karamsar olunan tablodan çok hızlı bir şekilde çıkar, ayağa kalkar ve yarınlarını inşa eder. Türkiye'de çözülmeyecek hiçbir mesele yok. Türkiye'deki meseleleri çözemeyecek siyasi anlayışlar var. Meselenin çözümsüzlüğü değil problem. Bunu çözme iradesine sahip olmayan iradelerin, siyasetin bunu çözmeye çalışıyor olması. Bağımsız Türkiye Partisi, Türkiye'deki bütün meseleleri çok hızlı bir şekilde çözebileceğine inanan bir kadrodur. Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer.

Kırmızı bültenle aranan şüpheli Muğla'da yakalandı

Muğla'nın Bodrum ilçesinde, İnterpol tarafından 6 ayrı dosyada kırmızı bültenle aranan şüpheli yakalandı

 

25.09.2026 10:36:00
Anadolu Ajansı
 
Kırmızı bültenle aranan şüpheli Muğla'da yakalandı
Kırmızı bültenle aranan şüpheli Muğla'da yakalandı

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı, Muğla İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) şube müdürlükleri ekiplerince aranan kişilerin yakalanmasına yönelik çalışma gerçekleştirildi.

Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışmada, İnterpol Genel Sekreterliğince 6 ayrı dosyada "organize suç örgütü içerisinde yer almak" ve "uyuşturucu madde ticareti" suçlarından kırmızı bültenle aranan T.A.E. yakalandı.

Şüpheli hakkında "resmi belgede sahtecilik" suçundan adli işlem yapıldı.

T.A.E, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü Geri Gönderme Merkezine teslim edildi.

Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen, gayrimenkul edinimi yoluyla Türk vatandaşlığı kazanan yabancılara yönelik usulsüz işlemlerin incelendiği soruşturma kapsamında gözaltına alınan 74 şüpheli adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden 26'sı tutuklanırken, 48 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi

25.09.2026 06:00:00
İHA
 
Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı
Usülsüz gayrimenkul satışlarıyla 1070 yabancıya vatandaşlık soruşturmasında 26 kişi tutuklandı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, yabancı uyruklulara yapılan bazı gayrimenkul satışlarının gerçeği yansıtmadığı tespit edildi.

İncelemelerde, Türk vatandaşlığının kazanılması için gerekli döviz girişinin gerçekte sağlanmadığı, gayrimenkul alım satım işlemlerinin ise aracı şirketler veya satıcıların mali kaynakları kullanılarak yanıltıcı şekilde gerçekleştirildiği belirlendi.

Soruşturma kapsamında usulsüz işlemler sonucunda 1070 yabancı uyruklu kişinin Türk vatandaşlığı kazandığı, işlemlerin toplam 72 milyon 250 bin dolar tutarında olduğu tespit edildi. Gerçeğe aykırı yüksek bedelli ekspertiz raporları düzenlendiği ve bu yöntemle haksız menfaat temin edildiği de belirlendi.

26 şüpheli tutuklandı

İstanbul merkezli 13 ilde düzenlenen operasyonda yakalanarak gözaltına alınan 74 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılık işlemleri sonrası mahkemeye çıkarılan şüphelilerden 26'sı tutuklanırken, 48 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 8'i tutuklandı

25.09.2026 02:00:00 / Güncelleme: 25.09.2026 11:30:03
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 21 şüphelinin savcılıktaki ifadeleri tamamlandı.

Şüpheliler, Ali Rıza İncekaya, Haldun Saffet İnal, Erhan Kilimci, Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Nilgün Sarıçalı, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya, Sezai Bekgöz, Ahmet Özcan, Mehmet Ziya Gökalp, Sibel Gökalp, Tamer Akbal, Abdullah Yusuf Yarız, Selim Dağbaşı, Özdemir Ataseven, Gökhan Ataseven ve Hamza Kablan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine gönderildi.

Hakimlik, sevk edilen şüphelilerden Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya ve Ahmet Özcan'ın tutuklanmasına karar verdi.

Nilgün Sarıçalı ve Sezai Bekgöz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Şüphelilerden 11'inin hakimlikteki işlemleri devam ediyor.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Müzekkerede, şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya ise savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da dün adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Dün adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in de tutuklanmasına karar verilmişti. 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedilmişti.

Böylece, soruşturmada tutuklananların sayısı 26'ya ulaşmıştı. 

Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmalarına ilişkin, "Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır" dedi

24.09.2026 21:00:00
AA
 
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York'taki Türkevi'nde değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'a yaptığı ziyaretin sonuna geldiğini belirten Erdoğan, 130'dan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyinde temsil edildiği Genel Kurul etkinliklerinin, bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla gerçekleştiğini hatırlattı.

Görüşmelerin ikinci gününde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap ettiğini anımsatan Erdoğan, "Hitabımızda ülkemizin çok taraflılığa olan desteğini vurgularken, coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi paylaştık. Beş maddede daha kapsayıcı, daha adil ve etkili bir küresel sisteme duyulan ihtiyacın altını çizdik. Gazzeli kardeşlerimize yönelik zulmü bir kez daha insanlığın gündemine taşıdık. Maruz kaldığımız tehditlerle mücadelede bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımımızı anlattım." diye konuştu.

Aynı gün Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini bir araya getiren toplantıya, ABD Başkanı Donald Trump'ın daveti üzerine katıldığını anlatan Erdoğan, burada da Orta Doğu'ya güvenlik ve istikrarın getirilmesi noktasında görüş ve önerileri ifade ettiklerini söyledi.

Bu yılki Genel Kurul görüşmelerinde iklim eylemi ve adil geçiş konusunun da öne çıktığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) 9-20 Kasım'da Antalya'nın ev sahipliği yapacağını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın dört bir yanından 100 bin katılımcıyı Antalya'da misafir edeceklerini belirterek, Genel Kurul konuşmasında, eşi Emine Erdoğan'ın girişimleriyle başlatılan Sıfır Atık Hareketi ile özellikle gıda israfının önlenmesi alanlarında Türkiye'nin yürüttüğü kapsamlı projeleri de paylaştığını aktardı.


Yoğun toplantı ve temas trafiği


New York ziyaretinde yine yoğun bir toplantı ve temas trafiği olduğuna dikkati çeken Erdoğan şunları kaydetti:

"Bu yıl görevi sona erecek olan Genel Sekreter (Antonio) Guterres'e ilave olarak sırasıyla Vietnam, Libya, Kuveyt, Kosova, Lübnan, Gürcistan, Katar, Senegal, Birleşik Krallık, Japonya, Polonya, Bangladeş, Ermenistan, Irak ve Ukrayna'dan muhataplarımla bir araya geldim. Görüşmelerimizde ikili konuların yanı sıra yakın çevremizde süren istikrarsızlık ve çatışmaların önlenmesi için atacağımız adımları ele aldık. New York ziyaretimizde Amerika'nın önde gelen iş çevreleri ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya geldim. Bu toplantılarda ülkemizdeki yatırım ve ticaret fırsatlarını anlattım. Bugün ayrıca Türk-Amerikan Müslüman toplumunun katılımıyla düzenlenen programa iştirak ederek, dost ve kardeşlerimizle kucaklaştık. Biliyorsunuz, gelecek sene Amerika ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yıl dönümü. İki dost ülke arasındaki bu önemli tarihi, hakkını vererek değerlendirmeyi hedefliyoruz. Sayın Trump'ın da bizimle benzer görüşlere sahip olduğunu biliyor, 2027 yılını Türk-Amerikan münasebetleri açısından bir referans haline getirelim istiyoruz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, şimdi sözü sizlere veriyorum."


"Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi mümkün değildir"


Bloomberg için kaleme aldığı makalede BM'nin reforma ihtiyaç duyduğunu, bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladığı anımsatarak, "Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler'den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye'nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika'nın, Asya'nın, Latin Amerika'nın, İslam dünyasının, Avrupa'nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir." yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun için diyoruz ki veto mekanizması kaldırılsın. Sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul'u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var."


"Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir"


BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadaki "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" sözü hatırlatılarak, Genel Kurul'daki ilk konuşmasından bugünkü konuşmasına kadar olan uzun yolculuğu değerlendirmesi istenen Erdoğan, "Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz." ifadelerini kullandı.

Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda, Afrika'da, Myanmar'da ve son olarak Gazze'de yaşananların kendisinin dile getirdiği gerçeği tekrar tekrar gösterdiğini belirten Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın temellerinin o yıllarda atıldığını söyledi.

Bölgedeki birçok meselenin o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdüğünü, kıvılcımların adeta yangına döndüğünü dile getiren Erdoğan, "O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi." değerlendirmesinde bulundu.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste 2 yıl Birleşmiş Milletler'de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablo olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir." dedi.


"Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır"


Bir gazetecinin "Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Erdoğan, Hürmüz'deki tablonun bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösterdiğini belirtti.

Türkiye'nin bu konudaki tavrını en net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Erdoğan, "Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa'yı, Asya'yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor." diye konuştu.

Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalmasının, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyduğuna dikkati çeken Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nın küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemde olduğunu söyledi.

Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz'ün açılması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır." dedi.

Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Karadeniz'de güvenlik meselesinin hem Türkiye hem de bölge için çok önemli olduğunu belirtti.

Erdoğan, Karadeniz'in bu savaşın bir cephesi olmadığının, asla da olmaması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz'de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu."


"Tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz"


Mekke Savunma İttifakı'nın geleceğine ilişkin soru üzerine Erdoğan, Mekke Savunma Anlaşması'nın doğru yolda atılmış güçlü bir adım olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz, tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok." şeklinde konuştu.

Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temellerinin atıldığını aktaran Erdoğan, "Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "Geçen yıl burada BM marjında Körfez ülkeleriyle ABD Başkanı Donald Trump'ın ve sizin katıldığınız bir toplantı olmuştu. Onun çıktısı olarak Şarm El-Şeyh'te Trump, Gazze planını devreye soktu. Bu yıl da aynı toplantının bir benzeri oldu. Aslında giriş konuşmanızda bir kısmına değindiniz ama bu ikinci toplantının Şarm El-Şeyh'teki gibi yakında bir çıktısı olacak mı?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Gazze'de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu'ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze'de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail'e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece 'Gazze'de savaş dursun' demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze'nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze'deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir."


"KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı üretmek istiyoruz"


Erdoğan, Türkiye'nin F-35 programındaki son duruma ilişkin soru üzerine, ABD Başkanı Donald Trump ile bu konuyu NATO'da da görüştüklerini anımsattı.

"Kendisi Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz." diyen Erdoğan, bu konuda temasları sürdürdüklerini ve netice alacaklarına inandıklarını söyledi.

Trump ile ikili ilişkilerinin, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"İki ülke arasındaki işbirliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye'nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız."

Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşamaya ilişkin soru üzerine Erdoğan, Terörsüz Türkiye'nin kendileri için günübirlik bir mesele olmadığını, bunun Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesi olduğunu vurguladı.

Bu konudaki yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaya koyduğunu anımsatan Erdoğan, ilgili mekanizmaların kurulduğunu, ilgili kurumların sahada gerekli takipleri yaptığınu söyledi.

Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerektiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerliyor. Meclis'imiz de yasada tanımlanmış çerçevede sürece katkı verecek ve Türkiye, inşallah, birlik ve beraberlik içinde terör defterini kapatacaktır. Buna takoz koymaya çalışanlar kuşkusuz vardır. Terör endüstrisinin paydaşları bu defterlerin kapanmasını tabii ki istemiyor. Ama biz bunlara bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, devlet olarak bu konuda kararlıyız. Hasılıkelam, bize yansıyan bir sorun yok. Süreç ilerliyor ve inşallah neticeye de uzak olmayan bir zamanda ulaşacağız."


"Irak ile yeni döneme iyi başladık"


Bir gazetecinin, Irak'taki yeni hükümetin başbakanı Ali Ez-Zeydi'nin bir süre önce Türkiye'ye ziyaret yaptığı hatırlatılarak, "Ankara-Bağdat arasındaki ilişkilerin seyrindeki bu olumlu hava Türkiye'nin bölgesel istikrar ve belki Türkiye içerisindeki istikrar için de tezahürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Yeni döneme iyi başladık diyebilirim. İki ülke ilişkilerini geliştireceğimize ve birlikte kazanacağımıza inanıyorum." şeklinde cevapladı.

Erdoğan, Türkevi'nde Zeydi ve arkadaşlarıyla bir görüşme gerçekleştirdiklerini bildirerek, şöyle konuştu:

"Bildiğiniz gibi PKK'nın uzun süredir Irak'ta yerleştiği Sincar bölgesinde artık Irak hükümetinin otoritesi hakim olacak. Bugün Irak makamlarıyla bölge terörden arındırıldıktan sonra kontrolünün nasıl olacağını istişare ettik. Ayrıca Başika'nın devri konusunu ele aldık. Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu'nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz. Süreç olumlu ilerliyor. İyi bir ivme yakaladık. İnşallah neticesi de güzel olacak."


"Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan'da seçimler yaklaşırken Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in F-35 satışına ilişkin açıklamalarda bulunduğuna işaret edilerek, "Bu mevcut gidişat, bu yumuşama ortamını, müzakere ortamını riske atar mı?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Yunanistan'ın ya da başka komşularımızın iç siyasetiyle bizim zaten ilgilenmek gibi bir derdimiz yok. Yunanistan'da seçim olur, hükümet değişir, muhalefet değişir, bunlar bizim meselemiz değil. Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır. Şunu bir defa çok net söylemek isterim, Türkiye Yunanistan'ın düşmanı değildir, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir. İki ülke ilişkileri seçim malzemesi yapılmayacak kadar nazik ve mühimdir. Söz konusu tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Biz kendi gündemimize odaklandık, şimdi de kendi işimizle ilgileniyoruz."


"Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz"


Kasım ayında Antalya'da gerçekleşecek COP31'de Türkiye'nin ana önceliklerinin ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, iklim değişikliğinin oluşturduğu sorunları görmezden gelemeyeceklerini vurgulayarak, bunun kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

Erdoğan, COP31'de, bu tedbirleri, yol haritalarını ve iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelede neler yapmayı planladıklarını ortaya koyacaklarının altını çizdi.

Birleşmiş Milletler'de ayrıca iklim değişikliğiyle ilgili bir konuşma yaptığını da anımsatan Erdoğan, "Oradaki konuşmamda da bunların üzerinde durdum. Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz. COP31 sadece bir iklim konferansı değil, gelişmekte olan ülkelerin seslerini duyurabilecekleri, beklentilerini ortaya koyabilecekleri ve somut sonuçların konuşulabileceği bir platformdur." diye konuştu.

Finansman güçlüğü çeken ülkelerin yanında durmanın ve onları desteklemenin de gelişmiş ülkelerin sorumluluğu olduğuna işaret eden Erdoğan, iklim değişikliğiyle mücadelenin artık söz değil, icraat gerektirdiğini kaydetti.

Erdoğan, felaketlerin sınır tanımadığını, yangın, sel ve kuraklığın ülke ayrımı yapmadığına dikkati çekerek, "Biz de bu sorunların çözümü için sınırları kaldırmalıyız. İnanıyorum ki Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31 zirvesi bu uzun yolda önemli bir kavşak olacak." dedi.


"Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır"


Bir gazetecinin, sermaye piyasası soruşturmalarına işaret ederek, "Hem yatırımcılara mesajınız ne olur hem de bundan sonraki yol haritasına ilişkin bize bir perspektif verebilir misiniz?" sorusunu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor.

Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.