Dünyadaki sağlık uygulamaları
Milli Devlet’in insana ve devlete bakışını ilgili bölümlerde de ifade ettiğimiz gibi, bu model, insana hizmeti gaye edinen bir tezdir. Devlet insan için vardır
03.10.2026 01:30:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Milli Devlet'in insana ve devlete bakışını ilgili bölümlerde de ifade ettiğimiz gibi, bu model, insana hizmeti gaye edinen bir tezdir. Devlet insan için vardır.
Devletin, bireylerin haklarını kullanmasını ve hürriyetlerini yaşamasını temin etme vazifesi olduğu gibi; her türlü temel ihtiyacını da gidermekle mükelleftir. Bireylerin en önemli ihtiyaçlarından biri de sağlıklı yaşamdır. Devletin onun bu gereksinimine cevap verecek şekilde yapılandırılması gerekir.
Gerek İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve gerekse onun kabulünden sonra aynı konuda imzalanan 250 civarında anlaşma bulunmaktadır. Örneğin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 25. Maddesi'nde açlık ve hastalıktan korunma konularına değinilmektedir:
"Herkes, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve refahı için gıda, giyim, konut, sağlık ve gerekli sosyal hizmetler de dâhil olmak üzere uygun bir hayat standardına sahip olma hakkına ve işsizlik, hastalık, malullük, boşanmışlık ve yaşlılık gibi kendi denetiminin dışındaki durumlarda Sosyal Güvenlik hakkına sahiptir. Anneler ve çocuklar özel koruma ve yardım görme hakkına sahiptirler. Evlilik içi veya evlilik dışı doğan çocukların tümü aynı sosyal korumadan yararlanacaklardır."
Bütün bu sözleşmelere rağmen maalesef gerçek hayattaki tablolar tam tersini göstermektedir. 2016 yılı verilerine göre her gün, 5 yaşın altında yaklaşık 15 bin çocuk ölmektedir.
5 yaşın altında ölen bu çocukların %53'ü yetersiz beslenmeden dolayı ölmektedir. Her 4 çocuktan biri yetersiz beslenmeden dolayı mental ve fiziksel gelişimini tamamlayamamaktadır. Kalkınmakta olan ülkelerde her 3 yetişkinden 1'i, yetersiz beslenmeden dolayı fiziksel ve zihinsel problemlerle karşılaştığı gibi; yetersiz beslenme doğum kusurlarına da sebep olmaktadır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu UNICEF'in yaptığı bir araştırmaya göre, dünyada her saat 1000 çocuk, kolaylıkla önlenebilecek hastalıkların ihmali nedeniyle ölmektedir. En basit tıbbi imkanlardan bile mahrum oldukları için hamilelik sırasında veya sonrasında ölen veya sakat kalan kadınların sayısı bunun iki katıdır. Kapitalist modeller, dünyada yarattıkları gelir dağılımındaki adaletsizlikle şu fotoğrafı oluşturmuşlardır:
Bir tarafta stoklarda bekleyen gıda malzemeleri, diğer tarafta ise yetersiz beslenmeden dolayı hastalanan ve ölen milyonlarca insan.
Yine global firmaların dünyayı talan yerine çevirmesinden dolayı ekosistemde yarattıkları tahribat, insanlığın sağlık güvenliğini ciddi oranda tehdit etmektedir.
Toplam hastalıkların %35'ine çevresel etkenler sebep olmaktadır. Her yıl 1.8 milyon insan, yiyeceklerden bulaşan ishal tarzı hastalıklardan ölmektedir. 21. asırda yaşamamıza rağmen, maalesef 2017 yılı verilerine göre her yıl 212 milyon sıtma vakasına rastlanmakta ve 429 bin kişi bu hastalıktan ölmektedir.
Kapitalist anlayışın aile yapısı üzerinde yaptığı tahribatın neticesinde, hızlı bir şekilde yayılabilen HIV virüsü nedeniyle; 2016 yılında 1 milyon insanın öldüğü hesaplanmaktadır. 36.7 milyon insanın bu virüsü taşıdığı saptanmış durumdadır.
Diğer taraftan, sağlığa son derece zararlı olan sigaranın sebep olduğu tahribatlar da ürkütücü boyutlardadır. Her yıl, 7 milyon insan sigaranın sebep olduğu hastalıklardan dolayı ölürken; şu anda sigara kullanan 650 milyon insanın yarısı, bu haliyle sigarayı kullanmaya devam ederse sigaradan dolayı ölebilecektir.

Bütün bu ve benzeri sonuçlar dünyada uygulanan kapitalist anlayışların, insanlığa göz yaşından başka bir şey getirmediğini bize göstermektedir. Sağlık sistemleri de insanların sağlık problemlerini çözmekte tatminkar değillerdir. Ve en önemlisi zaman ilerledikçe hükümetlerin sağlığa ayıracakları para azalmakta, çevresel problemler daha da artmaktadır. Globalizmin, devleti küçültün, talepleri, kamu harcamalarını ve sağlık sistemine ayrılan fonları kısmaktadır.
Küreselleşen dünyada gelişmekte olan ülkelerin neredeyse tamamı, IMF veya Dünya Bankası'ndan yardım almaktadırlar.
Bizim de içinde bulunduğumuz bu IMF etkisinde ve emrindeki ülkelerin, bütçelerinin üzerinde ciddi bir faiz yükünün bulunması; haliyle hem devletlerin sağlığa ayırdığı para miktarını azaltmakta, hem de sağlık yatırımlarına çok daha az bir bütçe ayırmak zorunda bırakmaktadır.
2012 yılında sağlığa dünyada harcanan toplam para 6.5 trilyon dolardır. Bunun %33'ü hükümet harcaması, %25'i sosyal sigortalar, %18'i şahsi harcamalar, %20'si özel sigorta kurumlarının harcamaları ve %4'ü ise diğerleridir.

Her geçen gün ise hükümetlerin bütçeden Sosyal Güvenlik harcamalarına ayırdıkları pay düşmektedir. Zaten kalkınmakta olan ve geri kalmış ülkelerde devletin kişi başına yaptığı harcamalar, gelişmiş kabul edilen ülkelere göre de hayli düşüktür.
2014 yılı itibarı ile Dünya Sağlık Örgütü'nün açıkladığı rakamlara göre; Almanya'da kişi başına devletin yaptığı sağlık harcaması 5.182 dolar; Fransa'da 4.508 dolar, Japonya'da 3.727 dolar İngiltere'de 3.377 dolar ABD'de 9.403 dolardır. Türkiye de ise bu rakam, 2015 yılı itibariyle sadece 1.345 liradır ve her geçen gün bu harcama, daha da ciddi oranlarda IMF talimatları doğrultusunda azaltılmaya çalışılmaktadır.
Ülkemizde 2016 yılında devletin sağlığa harcadığı miktar 73 milyar lira iken; Almanya'nın yaptığı sağlık harcaması 321 milyar Euro düzeyinde idi.
Gelişmiş ülkelerde de nüfusun yaşlanması ve bütçe yapılarında meydana gelen bozulmalar, bütçelerinde sağlığa ayıracakları miktarın azalmasına neden olduğu için, sadece kalkınmakta olan ülkeler değil, aynı zamanda gelişmiş ülkelerdeki sağlık sistemini de menfi olarak etkilemektedir.
Gelişmiş kabul edilen ülkelerde 5.266 dolar düzeyindeki kişi başına devletin sağlığa ayırdığı miktar, bireyler arasında homojen olarak dağılmamaktadır. Özellikle ABD'de ortalama gelir dağılımının altında kalan, evsiz yaşayan insanların ve göçmenlerin durumu Afrika kıtasının güney bölgesinin ürkütücü tablosunu bize hatırlatmaktadır. Bütün bu tablo yepyeni bir sağlık sistemini hayata geçirmeyi zorunlu kılmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Devletin, bireylerin haklarını kullanmasını ve hürriyetlerini yaşamasını temin etme vazifesi olduğu gibi; her türlü temel ihtiyacını da gidermekle mükelleftir. Bireylerin en önemli ihtiyaçlarından biri de sağlıklı yaşamdır. Devletin onun bu gereksinimine cevap verecek şekilde yapılandırılması gerekir.
Gerek İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve gerekse onun kabulünden sonra aynı konuda imzalanan 250 civarında anlaşma bulunmaktadır. Örneğin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 25. Maddesi'nde açlık ve hastalıktan korunma konularına değinilmektedir:
"Herkes, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve refahı için gıda, giyim, konut, sağlık ve gerekli sosyal hizmetler de dâhil olmak üzere uygun bir hayat standardına sahip olma hakkına ve işsizlik, hastalık, malullük, boşanmışlık ve yaşlılık gibi kendi denetiminin dışındaki durumlarda Sosyal Güvenlik hakkına sahiptir. Anneler ve çocuklar özel koruma ve yardım görme hakkına sahiptirler. Evlilik içi veya evlilik dışı doğan çocukların tümü aynı sosyal korumadan yararlanacaklardır."
Bütün bu sözleşmelere rağmen maalesef gerçek hayattaki tablolar tam tersini göstermektedir. 2016 yılı verilerine göre her gün, 5 yaşın altında yaklaşık 15 bin çocuk ölmektedir.
5 yaşın altında ölen bu çocukların %53'ü yetersiz beslenmeden dolayı ölmektedir. Her 4 çocuktan biri yetersiz beslenmeden dolayı mental ve fiziksel gelişimini tamamlayamamaktadır. Kalkınmakta olan ülkelerde her 3 yetişkinden 1'i, yetersiz beslenmeden dolayı fiziksel ve zihinsel problemlerle karşılaştığı gibi; yetersiz beslenme doğum kusurlarına da sebep olmaktadır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu UNICEF'in yaptığı bir araştırmaya göre, dünyada her saat 1000 çocuk, kolaylıkla önlenebilecek hastalıkların ihmali nedeniyle ölmektedir. En basit tıbbi imkanlardan bile mahrum oldukları için hamilelik sırasında veya sonrasında ölen veya sakat kalan kadınların sayısı bunun iki katıdır. Kapitalist modeller, dünyada yarattıkları gelir dağılımındaki adaletsizlikle şu fotoğrafı oluşturmuşlardır:
Bir tarafta stoklarda bekleyen gıda malzemeleri, diğer tarafta ise yetersiz beslenmeden dolayı hastalanan ve ölen milyonlarca insan.
Yine global firmaların dünyayı talan yerine çevirmesinden dolayı ekosistemde yarattıkları tahribat, insanlığın sağlık güvenliğini ciddi oranda tehdit etmektedir.
Toplam hastalıkların %35'ine çevresel etkenler sebep olmaktadır. Her yıl 1.8 milyon insan, yiyeceklerden bulaşan ishal tarzı hastalıklardan ölmektedir. 21. asırda yaşamamıza rağmen, maalesef 2017 yılı verilerine göre her yıl 212 milyon sıtma vakasına rastlanmakta ve 429 bin kişi bu hastalıktan ölmektedir.
Kapitalist anlayışın aile yapısı üzerinde yaptığı tahribatın neticesinde, hızlı bir şekilde yayılabilen HIV virüsü nedeniyle; 2016 yılında 1 milyon insanın öldüğü hesaplanmaktadır. 36.7 milyon insanın bu virüsü taşıdığı saptanmış durumdadır.
Diğer taraftan, sağlığa son derece zararlı olan sigaranın sebep olduğu tahribatlar da ürkütücü boyutlardadır. Her yıl, 7 milyon insan sigaranın sebep olduğu hastalıklardan dolayı ölürken; şu anda sigara kullanan 650 milyon insanın yarısı, bu haliyle sigarayı kullanmaya devam ederse sigaradan dolayı ölebilecektir.

Bütün bu ve benzeri sonuçlar dünyada uygulanan kapitalist anlayışların, insanlığa göz yaşından başka bir şey getirmediğini bize göstermektedir. Sağlık sistemleri de insanların sağlık problemlerini çözmekte tatminkar değillerdir. Ve en önemlisi zaman ilerledikçe hükümetlerin sağlığa ayıracakları para azalmakta, çevresel problemler daha da artmaktadır. Globalizmin, devleti küçültün, talepleri, kamu harcamalarını ve sağlık sistemine ayrılan fonları kısmaktadır.
Küreselleşen dünyada gelişmekte olan ülkelerin neredeyse tamamı, IMF veya Dünya Bankası'ndan yardım almaktadırlar.
Bizim de içinde bulunduğumuz bu IMF etkisinde ve emrindeki ülkelerin, bütçelerinin üzerinde ciddi bir faiz yükünün bulunması; haliyle hem devletlerin sağlığa ayırdığı para miktarını azaltmakta, hem de sağlık yatırımlarına çok daha az bir bütçe ayırmak zorunda bırakmaktadır.
2012 yılında sağlığa dünyada harcanan toplam para 6.5 trilyon dolardır. Bunun %33'ü hükümet harcaması, %25'i sosyal sigortalar, %18'i şahsi harcamalar, %20'si özel sigorta kurumlarının harcamaları ve %4'ü ise diğerleridir.

Her geçen gün ise hükümetlerin bütçeden Sosyal Güvenlik harcamalarına ayırdıkları pay düşmektedir. Zaten kalkınmakta olan ve geri kalmış ülkelerde devletin kişi başına yaptığı harcamalar, gelişmiş kabul edilen ülkelere göre de hayli düşüktür.
2014 yılı itibarı ile Dünya Sağlık Örgütü'nün açıkladığı rakamlara göre; Almanya'da kişi başına devletin yaptığı sağlık harcaması 5.182 dolar; Fransa'da 4.508 dolar, Japonya'da 3.727 dolar İngiltere'de 3.377 dolar ABD'de 9.403 dolardır. Türkiye de ise bu rakam, 2015 yılı itibariyle sadece 1.345 liradır ve her geçen gün bu harcama, daha da ciddi oranlarda IMF talimatları doğrultusunda azaltılmaya çalışılmaktadır.
Ülkemizde 2016 yılında devletin sağlığa harcadığı miktar 73 milyar lira iken; Almanya'nın yaptığı sağlık harcaması 321 milyar Euro düzeyinde idi.
Gelişmiş ülkelerde de nüfusun yaşlanması ve bütçe yapılarında meydana gelen bozulmalar, bütçelerinde sağlığa ayıracakları miktarın azalmasına neden olduğu için, sadece kalkınmakta olan ülkeler değil, aynı zamanda gelişmiş ülkelerdeki sağlık sistemini de menfi olarak etkilemektedir.
Gelişmiş kabul edilen ülkelerde 5.266 dolar düzeyindeki kişi başına devletin sağlığa ayırdığı miktar, bireyler arasında homojen olarak dağılmamaktadır. Özellikle ABD'de ortalama gelir dağılımının altında kalan, evsiz yaşayan insanların ve göçmenlerin durumu Afrika kıtasının güney bölgesinin ürkütücü tablosunu bize hatırlatmaktadır. Bütün bu tablo yepyeni bir sağlık sistemini hayata geçirmeyi zorunlu kılmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)










































































































