logo
03 EKİM 2026

Görünürde “Irak’tan çekilme”, derinde kirli senaryolar

03.10.2026 00:00:00
 

ABD ordusunun Irak'tan resmi olarak çekilme takvimini işletmesi ve bunu bir "zafer" veya "sözün tutulması" olarak sunması, bölgesel siyasette köklü bir kırılmanın değil, yalnızca metot değişikliğinin göstergesidir. 

ABD'nin tarihsel olarak stratejik varlık gösterdiği hiçbir coğrafyadan tamamen elini çekmediği gerçeği dikkate alındığında, Irak'taki bu askeri hareketlilik yeni bir dönemin habercisidir. 

Başta ABD ve İsrail olmak üzere küresel ve bölgesel aktörler, doğrudan askeri müdahaleler ve yüksek maliyetli birlik konuşlandırmaları yerine; istihbarat ağları, vekil güçler ve yerel yönetim iş birlikleri üzerinden işleyen daha esnek ama bir o kadar da tehlikeli bir konsepti hayata geçirmektedir.

Askeri varlığın tasfiyesi ve istihbarat odaklı yeni konsept

ABD yönetimi tarafından Irak'taki askeri varlığın sonlandırılmasına ilişkin yapılan açıklamalar, ilk bakışta Washington'ın Orta Doğu'daki fiziki varlığını minimize ettiği izlenimini yaratmaktadır. 

Ancak Savunma Bakanlığı (Pentagon) kanadından gelen beyanlar, askeri birliklerin çekilmesine rağmen eğitim, lojistik ve en önemlisi istihbarat desteğinin kesintisiz devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır. 

Bu durum, ABD'nin bölgedeki varlığını sonlandırmadığını, aksine ordu odaklı görünür yapıyı geri plana çekerek operasyonel yükü yerel unsurlara ve istihbarat mekanizmalarına devrettiğini göstermektedir.

Söz konusu stratejik dönüşümün birkaç temel nedeni bulunmaktadır:

Maliyet ve kamuoyu baskısı: Doğrudan askeri varlık sürdürmenin getirdiği yüksek maddi külfet ve olası asker kayıplarının iç politikadaki olumsuz yansımalarını engellemek.

Doğrudan hedef olmaktan kaçınma: Amerikan ordusunun bölgedeki varlığının, anti-Amerikan odakların ve milis gruplarının doğrudan hedefi haline gelmesini önlemek.

Gölge diplomasi ve istihbarat: Sahadaki somut askeri güç yerine, nokta operasyonlar yapabilen ve bölgesel dengeleri perde arkasından yönlendiren esnek yapay organları devreye sokmak.

Nitekim Venezuela, Afganistan veya Irak örneklerinde görüldüğü üzere Washington, resmi ordularını sahadan çekse dahi ilgili ülkelerin güvenlik mimarisine, askeri konseptlerine ve istihbarat altyapılarına müdahil olmaya devam etmektedir. 

Bu çerçevede Irak ordusu, Peşmerge güçleri ve bölgedeki diğer yerel aktörler üzerinden kurgulanan yeni denklem, ABD'nin doğrudan sahada olmadan da kendi ulusal çıkarlarını koruma gayretinin bir uzantısıdır.

Birleşik Arap Emirlikleri Zirvesi ve bölgesel ittifak arayışları

ABD'nin askeri olarak geri çekilme illüzyonu yarattığı bir vasatta, İsrail'in diplomatik ve güvenlik odaklı hamleleri ivme kazanmaktadır. 

İsrail Başbakanı Netanyahu ve bölge ülkelerinin temsilcileri arasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ev sahipliğinde gerçekleşen temaslar, Orta Doğu'da yeni ve tehlikeli bir güvenlik mimarisinin şekillendirildiğini açıkça doğrulamaktadır. 

Aralarında Suudi Arabistan, Mısır, Kuveyt, Bahreyn, Fas, Libya ve Umman gibi ülkelerin de bulunduğu geniş katılımlı bu gizli/açık diplomasi trafiği, İsrail'in bölgedeki yalnızlığını kırma ve ortak bir cephe inşa etme amacına hizmet etmektedir.

Bu toplantılar ve kurulan temaslar iki ana eksende yoğunlaşmaktadır:

İran eksenini çevreleme: Bölgedeki ana tehdit olarak konumlandırılan İran ve onunla bağlantılı güçlere karşı Körfez ve Kuzey Afrika ülkelerini kapsayan ortak bir güvenlik altyapısı oluşturmak.

Vekalet savaşlarını derinleştirme: ABD ve İsrail'in bizzat sıcak çatışmaya girmek yerine, bölge ülkelerini veya yerel grupları kendi çıkarları doğrultusunda birer vekil güç olarak sahaya sürmesi.

İran cephesinden yapılan sert açıklamalar ve bu tür toplantıların bölgesel güvenliği doğrudan tehdit ettiğine yönelik uyarılar, söz konusu diplomatik temasların yeni kriz noktaları oluşturduğunu göstermektedir. 

BAE gibi aktörlerin bölgede üstlendiği rol, yalnız kendi ulusal politikalarının değil, küresel güçlerin bölgeyi yeniden tasarlama planlarının bir aracı haline gelindiği yönündeki eleştirileri kuvvetlendirmektedir.

Bölgesel çatışma riski ve dışlanmayan ittifak ihtiyacı

Bölgede izlenen bu parçalı ve belirli ülkeleri hedef alan ittifak anlayışı, Orta Doğu'ya kalıcı bir barış getirmekten ziyade iç savaş senaryolarını, etnik/mezhepsel bölünmeleri ve bölgesel çatışmaları körükleme riski taşımaktadır. 

Haşdi Şabi gibi bazı milis yapıların tasfiyesi veya orduya entegrasyonu tartışılırken, diğer taraftan farklı silahlı grupların varlığını koruması, uygulanan politikaların çifte standartlı yapısını ve belirli aktörleri sınırlama amacını gözler önüne sermektedir.

Orta Doğu'nun sürdürülebilir bir istikrara kavuşabilmesi için dış güçlerin güdümünde şekillenen ve bölge ülkelerini birbirine düşüren vekalet savaşlarından vazgeçilmesi elzemdir. 

Geçmişte Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bölge ülkeleriyle oluşturduğu Sadabat Paktı gibi örneklerde görüldüğü üzere, bölgesel güvenlik ancak bölge ülkelerinin kendi öz iradeleriyle kuracağı, -İsrail hariç- bölge ülkelerini kapsayan ve dışlayıcı olmayan ittifak modelleriyle mümkündür. 

Eğer böyle olmaz da, örneğin İran dışlanırsa, ya da hedef ülke İran olursa, böyle oluşan bir ittifak modeli, Orta Doğu'yu yeni ve daha yıkıcı bir hezeyanın içine sürüklemekten başka bir sonuç vermeyecektir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.