İsrail'de seçimler neyi değiştirecek?
İsrail, 27 Ekim'de sandık başına gidiyor. Seçimden hangi sonuç çıkarsa çıksın, Filistinlilerin çilesi bitmeyecek.
Haber Merkezi/AA





İsrail'de genel seçimler 27 Ekim'de yapılacak. Seçim, "bugüne kadarkilerin hiçbirine benzemeyen, ülkenin kaderini belirleyecek ve hatta belki de son seçimi olacağı" gibi abartılı ifadelerle tanımlanıyor. Seçim sürecine ise iktidar ile muhalefet arasındaki karşılıklı ihanet suçlamaları ve tırmanan siyasi kışkırtmaların şiddet olaylarına dönüşebileceği endişesi damga vuruyor. Seçimlerde büyük ölçüde iki gruba ayrılmış 11 Siyonist ve ultra-Ortodoks Yahudi partisi kapışacak.
Netanyahu karşıtı blok
İsrail siyasetindeki mevcut tabloyu geleneksel sağ-sol ekseninde okumak yerine, haritayı belirleyen temel bir fay hattına odaklanmak gerekiyor. Bu fay hattını Başbakan Binyamin Netanyahu ile siyasi ortakları olan Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich öncülüğündeki aşırı sağcılar ve ultra-Ortodoks partiler oluşturuyor. Hakkında açılan üç ayrı yolsuzluk davası devam eden Netanyahu, kişisel bekasını ulusal çıkarların üzerinde tutmakla eleştiriliyor. 7 Ekim'e giden süreçteki ağır ihmalleri, orduda personel açığı yaşanırken ultra-Ortodoksları askerlikten muaf tutması ve yargının altını oymak pahasına yürütme erkini güçlendirme hırsı bu duruma kanıt olarak gösteriliyor.
Muhalefet cephesinin başrolünde ise eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot var. Eisenkot'un liderliğindeki Yashar (Doğru/Dürüst) Partisi, anketlerde istikrarlı bir şekilde Netanyahu'nun Likud Partisini geride bırakarak birinci sıraya yerleşiyor. Netanyahu karşıtı Siyonist muhalefet blokunun diğer bileşenleri arasında son 17 yılın Netanyahu'suz tek ve kısa ömürlü hükümetini kuran Naftali Bennett ve Yair Lapid liderliğindeki Yachad (Birlikte) Partisi bulunuyor. Ayrıca Yair Golan'ın eski İşçi Partisi ve Meretz'in devamı niteliğindeki merkez sol Demokratlar Partisi ile Avigdor Lieberman'ın katı sağcı Yisrael Beiteinu (İsrail Evimiz) partisi de bu blokta yer alıyor.
Bu dört parti işbirliği yapma konusunda anlaşsa da başbakan adaylarının kim olacağı üzerinde henüz uzlaşabilmiş değil. Dahası, bu partilerin hiçbiri Yahudi yerleşimlerine son verme, işgal altındaki topraklardan çekilme, iki devletli çözümü destekleme veya İsrail'i bölgesel anlamda yeniden konumlandırma (örneğin Suriye ve Lübnan'daki işgal bölgelerinde) gibi vaatlerle seçmenin karşısına çıkmıyor. Bunun yerine tüm vatandaşların askere alınması (ultra-Ortodokslara tanınan mevcut muafiyetlerin kaldırılması), Netanyahu koalisyonunun yaptığı yargı düzenlemelerinin geri alınması ve 7 Ekim'deki zafiyetlerin layıkıyla soruşturulması gibi konulara odaklanıyor.
Muhalefetin sunduğu bu alternatif gündemin ne kadar dar kapsamlı olduğunu kavramak, aslında Gazze'deki soykırım kampanyasına toplumsal destek sağlayan aşırılığın İsrail'de nasıl bir ulusal mutabakata dönüştüğünü anlamak demek. Dolayısıyla muhalefet cephesi, temel konularda Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich'in öncülük ettiği politikaları büyük ölçüde kopyalamış durumda. Onlarca yıllık uluslararası cezasızlığın da cesaretlendirdiği bu sağa kayışın böylesine kemikleşmesi, daha pragmatik veya reelpolitik yaklaşımlara adeta hiçbir alan bırakmıyor.
Ayrıca ordunun Batı Şeria, Lübnan, Suriye veya genel olarak bölgedeki rolüne dair ciddi bir sorgulama da yapılmıyor. Kimi zaman muhalefetin bazı kesimleri, iktidardan daha sağ fikriyatlı öneriler ortaya koyabiliyor. Filistin cephesinde hiçbir ilerleme kaydedilmeden bölgesel normalleşmeye gidilmesi ve İran'da askeri yollar da dahil olmak üzere rejim değişikliği arayışının sürdürülmesi gibi vizyonları durmaksızın tekrarlıyorlar. Dahası, muhalefetin kilit isimlerinden Naftali Bennett, Türkiye'yi İsrail'in ne pahasına olursa olsun yüzleşmesi gereken bir sonraki ana bölgesel hasmı olarak hedef göstermesi ve doğuracağı tüm sonuçları göze alarak Katar'ın resmen bir 'düşman devlet' ilan edilmesi çağrısında bulunması da cabası.
Üstelik faşist sağın kısa süre önce kurulan ve bu seçimlerde yarışan üçüncü bir partisi daha var: Emekli Tuğgeneral Ofer Winter liderliğindeki Amcha Yisrael. Bu parti de mutlak yayılmacılık ve Filistinlilerin etnik temizliği noktasında diğer partilerle hemfikir durumda. Mevcut Netanyahu koalisyonunun politikaları karşısında ise Siyonist muhalefet blokunun soykırım yerine vaat ettiği şey bir "apartheid-ayrımcılık" rejimi.
Filistinlileri ne bekliyor?
Muhalefetin kuracağı Eisenkot liderliğindeki olası bir hükümetin, başta insani boyut olmak üzere Gazze'deki bazı koşulları hafifletmesi, mevcut hükümetin Batı Şeria'da Filistinlileri yerinden etme ve topraklara el koyma yönündeki aşırılıklarının bir kısmını dizginlemesi ve Filistin Devleti'nin mali açıdan nefes almasına olanak tanıması beklenebilir. Hatta böyle bir hükümet, bölgedeki gerilimi bir dereceye kadar düşürme yoluna bile gidebilir. Bütün bunlar gerçek bir barış vizyonu anlamına gelmese de İsrail'in eylemlerinin yol açtığı gerilimi, radikalleşmeyi ve çekilen acıları bir nebze olsun dindirebilir.
Arap oyları ve demokrasinin sınırları
Ne var ki anketler, seçim sonuçlarının hala belirsizliğini koruduğuna işaret ediyor. Netanyahu cephesinin Meclis'teki temsil gücünün yaklaşık yüzde 10'unu kaybederek zaferden epey uzaklaşması beklenirken, Siyonist muhalefet bloku da hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor. Sadece bu durum bile aslında oldukça çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. Bu denklemde kilit rolü muhtemelen, nüfusun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan İsrailli Filistinli Arap vatandaşların önemli bir çoğunluğunu temsil eden Siyonist olmayan partiler oynayacak.
Bu kesim büyük ölçüde iki siyasi oluşum etrafında toplanıyor. Bunlardan ilki olan Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi (UAL), İsrail'in Siyonist rejimine karşı uzlaşmacı bir çizgi benimsedi ve Yahudi bir Siyonist partiden gelen eski üst düzey emniyet müdürü ve milletvekili Yoav Segalovitz'i partisinin aday listesinde ikinci sıraya yerleştirdi. UAL ile Arap toplumunu temsil eden üç partili diğer oluşum olan Ortak Liste'nin anketlerdeki toplam sandalye sayısı ise 10'lu rakamlarda seyrediyor.
Buna rağmen, Yair Golan'ın Demokratlar'ı bir kenara bırakılırsa, Siyonist muhalefet blokunun diğer liderleri Abbas ve UAL ile hükümet kurma kapılarını tamamen kapattı. Geçmişte bu fikre sıcak baktığı anlaşılan Eisenkot bile hakim siyasi iklimin ve baskıların etkisiyle artık bu ihtimali açıkça reddediyor. Hatta Eisenkot ve Netanyahu karşıtı cephedeki diğer partiler bir adım daha ileri giderek, Arap parti ve adaylarının şu veya bu şekilde yasaklanmasını talep eden girişimlere destek verdi. Her seçim döneminde giderek daha da ivme kazanan bu popülist ritüel, fiili Siyonizm rejimi altındaki demokrasinin sınırlarını açıkça gözler önüne seriyor.











































































