logo
02 EKİM 2026

Özgür Özel'den Erdoğan'a: "O şarlatanı ya sen durdur ya biz durduracağız"

YENİ Parti lideri Özgür Özel, Artvin mitinginde Mersin'deki üç belediyeye yönelik operasyona ve basına sızdırılan gözaltı görüntülerine çok sert tepki gösterdi. Görüntülerin servis edilmesinden sorumlu tuttuğu Adalet Bakanlığı'ndaki bir isme işaret eden Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "İnsanların mahremiyetini çiğniyorlar. O şarlatanı ya sen durdur ya gelip biz durduracağız" sözleriyle seslendi

02.10.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Özgür Özel'den Erdoğan'a: "O şarlatanı ya sen durdur ya biz durduracağız"
Özgür Özel'den Erdoğan'a: "O şarlatanı ya sen durdur ya biz durduracağız"
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Karadeniz programı kapsamında Artvin Milli İrade Meydanı'nda düzenlenen mitingde yurttaşlara hitap etti. Siyaset, ekonomi ve çevre sorunlarına değinen Özel'in gündeminde, Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Mezitli ve Yenişehir ilçe belediyelerine yönelik düzenlenen operasyonlar ve sonrasında yaşanan "görüntü sızdırma" skandalı vardı.

Operasyon sırasında gözaltına alınan bir kadının ev halinin ve pijamalı mahrem görüntülerinin basına servis edilmesine ateş püsküren Özel, doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a çağrıda bulundu.


"Bir tarafta aile propagandası, öbür tarafta mahremiyet ihlali"


Mersin'deki operasyonun ardından İçişleri Bakanlığı sorumluluğu üstlenmediğini açıklarken, görüntüleri ilk paylaşan sosyal medya hesaplarının ise paylaşımlarını sildiği görüldü. Konuya ilişkin konuşan YENİ Parti lideri Özel, iktidarın aile politikasındaki çelişkilere dikkat çekerek şunları söyledi:

"Dün sabah 05.00'te Mersin Büyükşehir Belediyesi'ne ve Mersin'deki Yenişehir ve Mezitli belediyelerine operasyon yaptılar. Bu fon vurgunu konuşulmasın, başka işler konuşulsun diye. Gelmişler kapıya polisle dayanmışlar. Bir belediye başkanımızın eşi telaşla kapıya vurdular vurunca kapıyı açmış. Orada üzerine geceliği var. Karşısında erkek polisleri ve kamerayı görmüş. Diyor ki 'Ne var?', işte 'Kocanızı almaya geldik.' 'Kamerayı kapatır mısınız?' diyor. Polis diyor ki 'Endişe etmeyin ondan bir şey olmaz.' Yani bu polis kamerası diyor. Bu görüntü çekildikten iki saat sonra hanımefendinin geceliği ile gece kıyafetiyle, evindeki kıyafetiyle görüntüsünü bütün internet sitelerine yolladılar. Bakın bir tarafta Ailem Güvende Kampanyası yapacaksın, Ailem Güvende sloganıyla kendince operasyonlar yapacaksın. Güya aileyi koruyacaksın. Öbür tarafta suçsuz günahsız insanların ev halini polis kamerasına çekip, ya İçişleri Bakanı, o diyormuş ki 'Ben yapmadım' ya da Adalet Bakanlığındaki o bütün görüntüleri servis eden şarlatan, gitmiş bu görüntüleri yollamış."

Özel, sözlerine şu ifadelerle devam etti:

"Buradan Erdoğan'a sesleniyorum. Buradan, memleketi Rize'nin yanı başından ki sabah da oradaydım. O Adalet Bakanlığı'nda gayri resmi olarak her haberi 'Böyle yazın' diye yalan yanlış yollayan, yalan yanlış fotoğraflar - videolar yollayan, suçsuz ve günahsız insanların eşinin iffeti ile oynayan bu şarlatanı ya sen dur, ya gelip biz durduracağız. Bu yüzden kimse bu memleketi sahipsiz sanmasın. Kimse geldiği makama güvenip yukarıdan bakıp millete kibir yapmasın. Kimse bu milleti karınca gibi görüp ezmeye kalkmasın. O karıncanın kardeşi var, o da Artvin'deki bu meydandadır. O da Yeni Parti'dedir, Yeni Partililerdir. Bundan sonra bir kadının ev görüntülerini, özel hayat görüntüsünü basına yollarsa eğer o şarlatan o Bakanlığı biz basacağız milletvekilleri olarak. Bu kadar söylüyorum. O şarlatan biliyor kendini. Uyuşturucu operasyonunda İstanbul'da yakalanan, ilk ifadelerde yer alan sonra adı çıkarılan, sonra Bakan İstanbul'dan Ankara'ya gelirken yanına gelen, oraya yerleşen, izzetle, nefisle, ahlakla uğraşan o ahlaksız şarlatanın gerekirse elimle yırtacağım ağzını, elimle yırtacağım."


Erdoğan'a ve ilgili isimlere sert uyarı


Özel, Adalet Bakanlığı bünyesinde gayriresmî olarak faaliyet gösterdiğini öne sürdüğü bir kişiyi hedef alarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'a çağrıda bulundu. Sızdırılan görüntüler ve özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi durumunda milletvekilleriyle birlikte ilgili bakanlığa gideceklerini ifade eden Özel, bu konudaki tepkilerini ve sözlerinin tamamını ilgili kaynaklarda dile getirdi.


"Mersin operasyonu fon krizinin üstünü örtme çabasıdır"


Yüzde 60 oyla seçilen Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve ilçe belediyelerine yönelik operasyonun zamanlamasını eleştiren Özel, hamlenin ülkede tartışma yaratan büyük borsa ve fon vurgunlarının üstünü örtme amacı taşıdığını savundu. Yaşananları bir devlet krizi olarak nitelendiren Özel, milyonlarca vatandaşın mağdur olduğu bu ekonomik soygunun perdelenmesine izin vermeyeceklerini vurguladı.

5 işçinin öldüğü göçük faciasında 9 gözaltı

Manisa'nın Soma ilçesinde 5 işçinin hayatını yitirdiği, 2 işçinin de yaralandığı maden göçüğüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, maden şirketinin genel müdürünün de aralarında bulunduğu 9 yönetici gözaltına alındığı öğrenildi

02.10.2026 17:10:00
Haber Merkezi
 
5 işçinin öldüğü göçük faciasında 9 gözaltı
5 işçinin öldüğü göçük faciasında 9 gözaltı
Soma'da faaliyet gösteren İmbat maden ocağında meydana gelen göçüğün ardından başlatılan adli süreç çok yönlü olarak devam ediyor.

Adalet Bakanlığınca görevlendirilen 3 Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürüttüğü soruşturma kapsamında olayda sorumluluğu ve ihmali olabileceği değerlendirilen şirket yetkilileri hakkında gözaltı kararı verildi.

Aralarında işletmeci maden şirketinin genel müdürünün de bulunduğu 9 yöneticinin gözaltına alındığı öğrenildi.



Ölen işçiler son yolculuklarına uğurlandı


Manisa'nın Soma ilçesindeki maden işletmesinde meydana gelen göçükte yaşamını yitiren işçilerden Kerim Ören Kırkağaç ilçesinde, Halit Ersay ise Denizli'de son yolculuklarına uğurlandı.

Ören'in (37) cenazesi, İzmir Adli Tıp Kurumundaki otopsi işlemlerinin ardından Karakurt Mahallesi'ndeki Merkez Camisi'ne getirildi.

Burada öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Kerim Ören'in cenazesi mahalle mezarlığında defnedildi.

Cenaze törenine, Ören'in yakınlarının yanı sıra Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik, AFAD Başkanı Ali Hamza Pehlivan ve mahalle sakinleri katıldı.

Evli ve iki çocuk babası olan Ören'in 2010'dan bu yana madende çalıştığı ve emekli olmayı düşündüğü öğrenildi.


Halit Ersay'ın cenazesi memleketi Denizli'de defnedildi


Göçükte yaşamını yitiren Halit Ersay'ın (37) cenazesi, otopsi işlemlerinin ardından yakınlarına teslim edildi.

Ersay'ın Denizli'nin Çameli ilçesi Kirazlıyayla Mahallesi'ndeki evine getirilen cenazesi, helallik alınmasının ardından mahalle camisine taşındı.

Halit Ersay'ın naaşı kılınan cenaze namazının ardından mahalle mezarlığında toprağa verildi.

Cenaze törenine, baba Ramazan Ersay, aile yakınları ve Çameli Kaymakamı Mustafa Çelik, Belediye Başkanı Cengiz Arslan ve mahalleli katıldı.

Evli ve 3 çocuk babası olduğu belirtilen Ersay'ın 2017 yılında işe başladığı ve 10 gün önce memleketindeki ailesini ziyarete geldiği öğrenildi.

Öte yandan, ölen diğer işçiler Ramazan İnce'nin Balıkesir'de, Ömer Karakaya'nın Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde ve İsa Olcay'ın Kütahya'da son yolculuklarına uğurlanacağı belirtildi.

Manisa'nın Soma ilçesinde bir madende dün öğle saatlerinde göçük meydana gelmiş, toprak altında kalan 7 işçiden 2'si kurtarılmış 5 işçinin cansız bedenlerine ulaşılmıştı.

Hüseyin Baş: "Türkiye Yüzyılına 100 yıllık vurgunla girdik"

Meltem TV'de Parantez programına katılan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, gündemdeki 800 milyar liralık fon krizinin ve gazeteci tutuklamalarının, iktidar içerisindeki derin bir iç kavga ile çatırdamanın piyasaya yansıması olduğunu söyledi

02.10.2026 16:38:00
Haber Merkezi
 
Hüseyin Baş: "Türkiye Yüzyılına 100 yıllık vurgunla girdik"
Hüseyin Baş: "Türkiye Yüzyılına 100 yıllık vurgunla girdik"
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Meltem TV'de Parantez programına katılan Hüseyin Baş fon krizinin iktidar içinde yaşanan iç kavganın bir yansıması olabileceğini söyledi.

Hüseyin Baş'ın açıklamaları şöyle:


"800 milyar TL, 100 yılın vurgunu diyebiliriz"


"100 yıllık vurgun deseniz yeri olabilecek bir şey. Şu ana kadar konuşulan piyasa dolandırıcılıkları arasında hiçbiri bu rakamlara yaklaşmadı bile. 800 milyar liranın üzerinde bir paradan bahsediliyor. 20 milyar dolardan fazla bir paraya denk geliyor. 500 bine yakın yatırımcıdan bahsediliyor, mağdurdan bahsediliyor, dolayısıyla gerçekten asrın vurgunu. Türkiye yüzyılına 100 yıllık bir vurgunla girmiş gibi duruyoruz. AK Partili birçok ismin işin içinde olduğu ortaya çıkıyor ki nitekim vaktinde bakanlık yapmış bir hanımefendinin de işin içinde olduğu görülüyor. Dolayısıyla güveni aşırı derecede zedeleyen, sadece 20 milyar dolarla kalmayıp sadece mağdurların yitirilen paralarıyla kalmayıp, üzerine piyasayı dalga dalga etkileyip, belki de Türk piyasasına, ekonomisine belki de 100 milyar dolarlık bir maliyeti olabilecek bir meseleden bahsediyoruz.


"İşin içinde Fatma Betül Sayan olmasaydı..."


Hükümete yakın kanalları izlediğimiz zaman yorumcuların sürekli bir iç muhasebe ve millete yalvarır derecede, 'Bize güvenin, içimizde çürükler olabilir ama bizde bir problem yok'  serzenişleri var. 25 yıllık iktidarın neticesinde bu noktaya geldiyseniz bu gözlemlenmesi gülünç bir durum. Hükümete yakın bir kanalda birkaç yorumcuyu izliyorum. 'Fatma Betül Sayan Kaya işin içinde olmasaydı biz burada böyle mi konuşacaktık?. Hayır, daha farklı konuşacaktık ama bak, diyor, işin içinde o da var bazı şeyleri söyleyemez olduk' diyor. Bir yandan da kızıyor! Aslında bu bir çelişkinin itirafı. Bir AKP'li işin içinde olunca sizi bazı şeyleri söylemekten alıkoyan ne ki?


"Ortaya saçılmayan isimler kimler?"


Ortaya saçılan isimler için gereken yapılsın. Ortaya saçılmayan isimler kimler? Bu tip finansal piyasalarda yüzde 90 kaybeder, yüzde 10 kazanır. Hep bu söylenir. Kim bu kazananlar? Nasıl kazanmışlar? Nereden kazanmışlar? Ne işlemler yapmışlar? Dolayısıyla burada işin içinde başka işler de muhtemelen var. Neden bunu söylüyorum? Şimdi bu fon krizi ortaya çıktığında buna ilişkin çok enteresan bir bakış açısını Yeni Parti milletvekili Sayın Deniz Yavuz Yılmaz ortaya koydu ve 'Bu fon soruşturması AKP içinde Kozinoğlu soruşturmasını yapan bir gruba karşın yine AKP içinde buna tepki olarak konulmuş bir şey' diye bir yorum yaptı.


"Ali Çağatay beraat etti peki neden tutuklandı?"


Gazeteci Ali Çağatay beraat etti. Sizin aynı ekranları paylaştığınız Fatih Ergin bugün tutuklu. Bir haber yaptı, titri yanlışmış! Yani buraya mı kaldık? Bu mu halkı yanıltıcı bilgi? Yani şimdi ben çıkıp, 'Su 99 derecede kaynar' diye bir tweet atsam, halkı yanıltıcı bilgiden soruşturma mı açılacak bana? Bu kadar olabilir mi? Halkı yanıltıcı bilgi, halkı kin ve düşmanlığa tahrik! Neyin tahriği? Kaç kişi bu bilgiden ötürü tahrik olup bir eyleme geçmiş? Ben 11,5 ay adli kontrolle gezdim,  yurt dışına çıkmam yasak edildi. Sonunda beraat ettim.

Fatih Ergin de beraat edecek. Bu ülkede hukuk her zaman var ama mahkemede, iddianamelerde değil! O da beraat edecek ve sonra ne olacak? İşin altından şu çıkacak: Pardon!. Bu sürecin altından koca bir pardon çıkar, başka hiçbir şey çıkmaz!


"Fatih Ergin ne yaptı, Kozinoğlu neden cezaevindeydi?"


Meclis açılışında gündem ağırlıklı olarak yeni anayasaydı. Halkı yanıltıcı bilgi adı altında insanları tutuklamaya gerekçe oluşturur gibi yeni bir anayasa yapıp demokrasiyi daha da zedeleyecekseniz bu olmaz. Neden söylüyorum bunu? Sayın Cumhurbaşkanı Meclis'te konuşurken, 'mevcut anayasa kuvvetler ayrılığı ilkesini vesayetlere bağlıyor. Bu yüzden sivil bir anayasaya ihtiyacımız var' diye bir ifade kullandı. Tamam da kuvvetler ayrılığı ilkesini tek bir organa toplayan en son 2017 anayasa değişikliği. Dert kuvvetler ayrılığı idiyse 2017'de yapsaydık! Ben mahkemelerde hukuksuzluk olacağına hiçbir zaman inanmıyorum ama bu iddianameleri daha dikkatli yazmak gerekiyor ve insanların hakkına riayet etmek gerekiyor.

Sonuçta bunun adı ne? İddianame! Bir iddiada bulunuyorsunuz. İddiada bulunduğunuz kişiyi sulh cezaya gönderiyorsunuz ve 'Tutuklansın' diyorsunuz. Tutuklandıktan sonra 3 ay zaman geçiyor. Yargılamaya geçiliyor. Mahkeme beraat veriyor. E ne oldu? Pardon. Böyle olur mu? Fatih Ergin ne yaptı? Adli tıp doktoru değil de cezaevi doktoru demiş! Bunun aslında halkı yanıltıcı bilgiyi değil benim canımı sıkan bilgiyi alenen yayma suçlaması. Süleyman Soylu İçişleri Bakanıyken, 'Sen binaya gir, hukuk arkadan gelir' demişti. Bak hukuka bak! Sizin insanlığınız mı yok ya? Hukuka uymamanın hangi hümanist, insani, İslami, dini bir yorumu olabilir? Herkes şunu bugün tartışıyor; Kozinoğlu kim tarafından öldürüldü? Nasıl öldürüldü? Kaçta öldürüldü? İşte adli tıp ne yaptı? Yanındakiler ne yaptı? vs. Kimse şunu konuşmuyor şu an Türkiye'de;  Kozinoğlu'nun içeride ne işi vardı? Sorulması gereken soru bu. Türkiye'nin artık hukuk zeminine oturması lazım.


"Fon kriziyle yorgunluğun ne işi var?"


Dünyada fon krizi olur, milletin evi gider, arabası gider. Bizimkinin geleceğinin hayalleri gidiyor. Bankaya borçlanmış, o para batıyor. Annesinin bileziğini almış, eşinin küpesini bozmuş, o para gidiyor. Millet birikimini batırırken biz yarınımızı bugünden satıp bir hayalimizi batırıyoruz. Bu soruyu sorduğumuz zaman fon krizinin üstesinden gelecek Türkiye. Böyle gündelik, palyatif çözümlerle bugünü kurtaralım, yarın bakarız mantığıyla  hareket edersek ne iktidarın faydasına iş çıkar, ne muhalefetin, ne milletin. Dolayısıyla ben bütün bu süreci hem futbolda yaşanan,  hem hukukta yaşanan hem işte farklı farklı gördüğümüz bütün alanlarda yaşanan meselenin iktidarın içindeki bir çatırdama, bir kavganın sonucu olarak gözlemliyorum. Yoksa fon krizi olduğunda Sayın Cumhurbaşkanı neden çıkıp da 'Yorulan kenara çekilsin' diyor? Fon kriziyle yorgunluğun ne ilgisi var? Demek ki içeride bazı kimseler bazı kimselerin olmasını istemiyor veya egale edilmesini istiyor. Olacağı da budur zaten. Bunları da zamanla izleyip göreceğiz. Umarım Türkiye bu süreçten çok yara almadan çıkar. Önümüzdeki süreçte birçok şeyin değişeceğini, dünyanın değişeceğini gözlemliyoruz. İnşallah Türkiye değişmez."

Sinop'ta kaybolan polisin cesedine ulaşıldı

Sinop'ta iki gün önce teknelerinin alabora olması nedeniyle kaybolan polis memuru Numan Şen'in cansız bedenine ulaşıldı. Arama kurtarma faaliyetlerinde Ankara İl Emniyet Müdürlüğü ile Samsun İl Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı dalgıç polisler de (kurbağa adamlar) yer aldı

02.10.2026 15:24:00
İhlas Haber Ajansı
 
Sinop'ta kaybolan polisin cesedine ulaşıldı
Sinop'ta kaybolan polisin cesedine ulaşıldı
Sinop'un Lala köyü açıklarında, iki gün önce meydana gelen olayda, balıkçı teknesinin alabora olması nedeniyle kaybolan polis memurlarından Orhan Gazi Yetiş'in cansız bedenine olay günü ulaşılmış, aynı teknedeki polis memuru Numan Şen'in bulunmasına yönelik arama kurtarma faaliyetlerine başlanmıştı. Bu çerçevede, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Koruma Şubesine bağlı Su Altı Grup Amirliği bünyesindeki 4 dalgıç polis de çalışmalarda yer almak için Samsun İl Emniyet Müdürlüğü'nde görevli dalgıç polislerle birlikte Sinop Emniyetine yardım etmek için görevlendirilmişti.

Sahil güvenlik, jandarma ve AFAD'ın da destek verdiği çalışmalarda, Şen'in cesedi dalgıç polisler tarafından kullanılan sonar cihazıyla tespit edildi. Kaybolan polisin cenazesine kıyıya yaklaşık 500 metre mesafede yer alan 7 metrelik derinlikte ulaşıldı. Şen'in cesedi olay yerindeki çalışmaların ardından otopsi için Adli Tıp Kurumuna götürüldü.

Doktor Özlem Gültekin Çelik'in ölümüne ilişkin 5 kişi gözaltına alındı

Spiker Erhan Çelik'in boşanma aşamasındaki eşi doktor Özlem Gültekin Çelik'in hayatını kaybetmesine ilişkin olayda 5 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerin Çelik'in ölümüne neden olan maddeleri temin ettiği belirlendi

02.10.2026 13:57:00
İHA
 
Doktor Özlem Gültekin Çelik'in ölümüne ilişkin 5 kişi gözaltına alındı
Doktor Özlem Gültekin Çelik'in ölümüne ilişkin 5 kişi gözaltına alındı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaçakçılık, Narkotik Suçları Soruşturma Bürosu koordinesinde, spiker Erhan Çelik'in doktor olan eşi Özlem Gültekin Çelik'in 13 Ağustos'ta vefat etmesine ilişkin yürütülen soruşturma sürüyor.

Bu kapsamda kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan otopsi sonucu Çelik'in yüksek dozda propofol (genel anestezi) indüksiyonu sonucu vefat ettiği belirlendi.

Alınan gizli tanık beyanları ve cep telefonları üzerinde yapılan incelemeler sonucu olay günü Çelik'in ölümüne neden olan maddeleri temin ettiği belirlenen şüphelilere yönelik operasyon düzenlendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesine verilen talimat doğrultusunda şüpheliler Ç.K, F.A, H.Ç, H.Y ve P.Ç gözaltına alındı.

Olaya ilişkin yürütülen soruşturma sürüyor.

Denizolgun'un ölümüne ilişkin 6 zanlı hakkında 3 ayrı dava

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, özel doktoru ile Adli Tıp Kurumu (ATK) görevlilerinin de aralarında olduğu 6 şüpheliye ilişkin farklı suçlardan 3 ayrı kamu davası açıldı

 

02.10.2026 11:42:00
Anadolu Ajansı
 
Denizolgun'un ölümüne ilişkin 6 zanlı hakkında 3 ayrı dava
Denizolgun'un ölümüne ilişkin 6 zanlı hakkında 3 ayrı dava

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Bürosunca, Arif Ahmet Denizolgun'un 7 Eylül 2016'daki vefatına ilişkin iddialar üzerine başlatılan soruşturma devam ediyor.

Elde edilen yeni deliller çerçevesinde, Denizolgun'un tutuklanan özel doktoru N.D. hakkında "yalan tanıklık", Adli Tıp Kurumu görevlileri İ.Ç, Ç.K. ve S.Ç. hakkında "belgede sahtecilik", şüpheliler A.G.D.K. ve H.T.K. hakkında ise "suç delillerini yok etme" suçlarından ayrı ayrı kamu davası açıldığı öğrenildi.

Şüpheli ölüm iddiasına ilişkin de soruşturmanın çok yönlü devam ettiği belirtildi.

Ne olmuştu?

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığından 18 Ağustos'ta yapılan açıklamada, Eylül 2016'da vefat eden Arif Ahmet Denizolgun'un ölümünün ve otopsi işlemlerinin şüpheli olduğuna ilişkin iddia ve şikayette bulunulduğu, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümlerince maktulün gerçek ölüm sebebinin tespitine ilişkin yeniden inceleme yapılabilmesi amacıyla fethi kabir kararı alındığı kaydedilmişti.

Karar doğrultusunda başsavcı vekili, cumhuriyet savcısı, İstanbul Adli Tıp Kurumu uzmanları ve olay yeri inceleme ekipleri 19 Ağustos'ta Denizolgun'un kabrine gelmiş, görevlilerce açılan mezardan Denizolgun'un cesedine ait parçalar alınıp incelenmek üzere nakil aracıyla Adli Tıp Kurumuna götürülmüştü.

Mezardan çıkarılan örnekler, işlemlerin ardından 20 Ağustos'ta yeniden kabre konulmuştu.

Başsavcılıktan 26 Ağustos'ta yapılan açıklamada ise Denizolgun'un otopsisinde "şüpheli ölüm" tespiti yapıldığı, Alihan Kuriş'in de aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında "adam öldürme" suçundan soruşturmanın sürdürüldüğü bildirilmişti.

Denizolgun'un mezarının açılması sonrası yapılan ön inceleme neticesinde elde edilen bilgi ve belgeler, raporlama yapılması için Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kuruluna gönderilmişti.

Soruşturma kapsamında daha önce tanık sıfatıyla ifade veren N.D. hakkında "yalan tanıklık" suçundan soruşturma başlatılmıştı. Gözaltına alınan şüpheli N.D. tutuklanmıştı.

Ayrıca, Denizolgun'un ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmayla ilgili sosyal medyada gerçeğe aykırı ve manipülatif içerikler yayımlayan kişiler hakkında resen soruşturma başlatıldığı bildirilmişti. 

KPSS sınavı için nüfus müdürlükleri pazar günü açık olacak

Kamu Personel Seçme Sınavı'nın (2026-KPSS) ön lisans oturumu dolayısıyla belirlenen nüfus müdürlükleri 4 Ekim Pazar günü açık olacak

 

02.10.2026 10:47:00 / Güncelleme: 02.10.2026 13:37:21
Anadolu Ajansı
 
KPSS sınavı için nüfus müdürlükleri pazar günü açık olacak
KPSS sınavı için nüfus müdürlükleri pazar günü açık olacak

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, sınav günü açık olacak nüfus müdürlüklerinde işlemlerin randevusuz gerçekleştirileceği belirtildi.

Sınava girecek adaylara başarı dilenen açıklamada, açık olacak nüfus müdürlüklerinin listesine ÖSYM'nin internet sitesinden ulaşılabileceği bildirildi.

Çanakkale'de 51 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'de düzenlenen 6 operasyonda 2 organizatör ve 51 kaçak göçmen yakalandı

02.10.2026 10:15:00
İhlas Haber Ajansı
 
Çanakkale'de 51 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'de 51 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'de düzenlenen 6 operasyonda 2 organizatör ve 51 kaçak göçmen yakalandı.

İl Jandarma Komutanlığı Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticaretiyle Mücadele Şube Müdürlüğünce, 18-24 Eylül tarihlerinde göçmen kaçakçılığıyla mücadele çerçevesinde 6 operasyon gerçekleştirildi.

Operasyonlarda 2 organizatör şüphelisi ile 51 kaçak göçmen yakalanırken 1 şişme bot ve 1 bot motoru muhafaza altına alınarak yediemin otoparkına teslim edildi.

Organizatörler hakkında adli işlemler devam ederken kaçak göçmenler GÖKSEM'e teslim edildi.

Fon soruşturmasında dikkat çeken gelişme

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Borsa İstanbul'daki bazı hisselerde fonlar aracılığıyla manipülatif işlemler yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir gelişme yaşandı

02.10.2026 10:10:00
Haber Merkezi
 
Fon soruşturmasında dikkat çeken gelişme
Fon soruşturmasında dikkat çeken gelişme
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Borsa İstanbul'daki bazı hisselerde fonlar aracılığıyla manipülatif işlemler yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir gelişme yaşandı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski bakan Hayati Yazıcı'nın oğlu Mustafa Yazıcı'nın mal varlığına yönelik tedbir kararı aynı gün içerisinde kaldırıldı. Yazıcı hakkında ise yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi.

Başsavcılığın daha önceki yazışmalarında, soruşturma kapsamında aralarında Mustafa Yazıcı'nın da bulunduğu kişilerin mal varlıklarını azaltabilecek devir, satış, bağış, hesap kapatma, yüksek miktarda nakit çekme ve para transferi gibi işlemlerinin durdurulması istenmişti. Tedbirin eş ve çocukları da kapsayacak şekilde geniş tutulduğu aktarılmıştı.

Ancak Mustafa Yazıcı'nın ifadesinin alınmasının ardından yapılan değerlendirmede, Yazıcı ile birlikte 5 kişi hakkındaki mal varlığı tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi. Savcılığın ilgili yazısında gerekçe olarak alınan ifadeler ve toplanan diğer delillerin değerlendirilmesi gösterildi.

YURT DIŞI YASAĞI DEVAM EDİYOR

Tedbirin kaldırılması, soruşturmanın tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor. Mustafa Yazıcı hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulanıyor.

TBMM'nin 1 Ekim 2026'daki açılışının ardından gazeteciler, oğlu Mustafa Yazıcı hakkında verilen yurt dışına çıkış yasağını sordu. Hayati Yazıcı soruya: 'Açıklayacağım' cevabını verdi.

GÜRLEK: "HİÇ KİMSE KANUNLARIN YAPTIRIMINDAN MUAF OLAMAZ"

Tam da bu gelişmenin tartışıldığı günlerde Adalet Bakanı Akın Gürlek'in sözleri yeniden gündeme geliyor.

Gürlek, 7 Eylül 2026'daki Adli Yıl Açılış Programı'nda şu ifadeleri kullandı: "Hukuk karşısında herkes eşittir ve hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet, herkese lazım olan can suyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez."

Bu sözler, Mustafa Yazıcı hakkında uygulanan tedbirin saatler içerisinde kaldırılması nedeniyle yeni bir tartışmanın önünü açtı.

Savcı ağırlaştırılmış müebbet istedi

"Güllü" adıyla tanınan sanatçı Gül Tut’un balkondan şüpheli düşüşüne ilişkin dava Yalova’da başladı. İlk duruşmaya sanık kızının gözyaşları, şok ses kayıtları ve evdeki tanığın "Pencereden aşağı attı" ifadesi damga vurdu

01.10.2026 22:30:00
Haber Merkezi
 
Savcı ağırlaştırılmış müebbet istedi
Savcı ağırlaştırılmış müebbet istedi
Yalova'nın Çınarcık ilçesinde, geçen yıl 6. kattaki evinin penceresinden düşerek hayatını kaybeden ünlü şarkıcı Güllü'nün (Gül Tut) ölümüne ilişkin açılan davanın ilk duruşması Yalova 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

"Tasarlayarak üstsoya karşı kasten öldürme" suçundan yargılanan tutuklu sanık, Güllü'nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter, hakim karşısına çıktı. Mahkeme salonunda gergin anlar yaşanırken, duruşmaya çıkan tartışmalar nedeniyle bir süre ara verildi.


Tuğyan Ülkem Gülter'in savunması


Kürsüye çıkan tutuklu sanık Tuğyan Ülkem Gülter, hakkındaki suçlamaları kesin bir dille reddetti. İfadesi sırasında gözyaşlarını tutamayan Gülter, olay gecesini şu sözlerle anlattı:

"Olay günü annem alkol aldı. Birlikte şarap açtık, müzik dinledik. Benim arkam dönüktü, bir anda 'ban' diye bir ses duydum. Bir baktım annem yoktu. 'Koş' dedikten sonrasını ise hatırlamıyorum, şoka girmiştim. Karakolda çok baskı gördüm, olayın ardından yapılan sakinleştiriciler nedeniyle ne ifade verdiğimi bilmiyorum."


Hakim ve sanık arasındaki dikkat çeken diyaloglar


Duruşmada Mahkeme Başkanı ile sanık Tuğyan arasında, dava dosyasına giren WhatsApp yazışmaları ve ses kayıtları üzerine sert diyaloglar yaşandı.

• Mahkeme Başkanı: "Olay anında annenin bir şeye temas ettiğini ya da tutunmaya çalıştığını gördün mü?"

• Tuğyan Ülkem Gülter: "Hayır, arkam dönüktü. Nasıl düştüğünü görmedim."

• Mahkeme Başkanı: "Erkek arkadaşın Kervan Eminoğlu'na attığın 'Annem kendini atıyor', 'Artık dayanamıyorum itiraf edeceğim' mesajları ve ses kayıtları var. Bunlar ne anlama geliyor?"

• Tuğyan Ülkem Gülter: "O mesajları bir anlık sinirle attım. Bizim annemle dilimizin kemiği yoktu. Aramızda her ufak tartışma olduğunda Kervan'a mesaj atardım. 'İtiraf edeceğim' dediğim ses kaydı ise yasa dışı üretilmiştir, kabul etmiyorum."


Kan donduran tanık ifadesi


Olay sırasında evde bulunan ve "yalan tanıklık" suçundan yargılanan diğer sanık Sultan Nur Ulu ise mahkemede ifadesini değiştirerek kan donduran açıklamalarda bulundu. Ulu, cinayeti gözleriyle gördüğünü belirterek şunları söyledi:

"Tuğyan, Güllü'yü kalçasından tutup pencereden aşağıya attı. Yüzü dönüktü, gözlerimle gördüm. Sonra bana 'Koş' diye bağırdı. Korktuğum ve Tuğyan'ın baskısı altında olduğum için bugüne kadar sustum. 'Sultan sana kim inanır?' dedim. Gözaltına alınınca daha fazla dayanamadım ve gerçeği anlattım. Tuğyan olaydan sonra cenazede Oscar'lık bir oyunculuk sergiledi."

Tuğyan ise bu ifadelere, "Sultan baskı altında olduğu için yalan söylüyor, suçlamaları kabul etmiyorum" diyerek karşılık verdi.


Güllü'nün ailesi isyan etti


Duruşmada söz alan Güllü'nün ablası Kader Tut, "Kim yaptıysa şikayetçiyim. Eğer o gün o evden ayrılmasaydım belki de Tuğyan suçu benim üzerime atacaktı, şimdi onun yerinde ben oturuyor olacaktım" diyerek feryat etti. Güllü'nün oğlu Tuğberk Yağız Gülter ise ablasının kendisine "Annem düştü" diye çığlık atarak haber verdiğini, hastaneye gittiğinde şok içinde olduğunu belirtti.


Savcı mütalaasını açıkladı: Ağırlaştırılmış müebbet talebi


Duruşma savcısı, toplanan deliller, adli tıp raporları, düşmeden hemen önce kayda geçen ve Tuğyan'a ait olduğu belirlenen "Hadi görüşüürüüüz" ses kaydı ile tanık ifadelerini göz önünde bulundurarak mütalaasını sundu. Savcı, Tuğyan Ülkem Gülter'in "Tasarlayarak Üstsoya Karşı Kasten Öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasını ve tutukluluk halinin devamını talep etti.

Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Erdoğan TBMM’nin açılışında konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışında konuştu. Siyasette kutuplaşma döneminin bitmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Büyük Türkiye Mutabakatı" adını verdiği stratejiyle sivil anayasa ve "iç cepheyi tahkim etme" çağrısı yaptı. Erdoğan, son günlerin sıcak maddesi olan fon krizine dair de "Kimsenin hakkını yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz" dedi

01.10.2026 19:30:00
Haber Merkezi
 
Erdoğan TBMM’nin açılışında konuştu
Erdoğan TBMM’nin açılışında konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla Genel Kurul'a hitap etti.

Yeni yasama yılının ülke, millet, Meclis, demokrasi, gönül coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, "Sizlerin şahsında, mensubu ve hizmetkarı olmakla şeref duyduğum aziz milletimin her bir ferdine, en doğusundan en batısına, cennet vatanımızın 7 bölgesinde, 81 ilinde, 922 ilçesinde yaşayan tüm vatandaşlarıma, buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Dünyanın farklı ülkelerinde milletimizi en güzel şekilde temsil eden, başarılarıyla iftihar ettiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımıza da en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan 106 sene önce Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cuma namazını müteakip, dualarla, tekbirlerle, istiklal azmi ve aşkıyla, bağımsızlığın kalbi olan Ankara'dan milletin iradesini dünyaya haykıran 115 üye başta olmak üzere, bugüne kadar bu yüce çatı altında millete layıkıyla hizmet edip dar-ı bekaya irtihal eden milletvekillerini rahmetle yad etti.

Uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Ali Şükrü Bey'e, milletin emanetine kastedenlerin, milletin iradesini gasbedenlerin dar ağacına gönderdiği Adnan Menderes'e, Hasan Polatkan'a ve Fatin Rüştü Zorlu'ya da Cenabıallah'tan rahmet niyaz eden Erdoğan, "Yine burada bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden dar-ı bekaya irtihal etmiş olanlara yüce Mevla'dan rahmet diliyorum." diye konuştu.

Sözlerinin başında, bir hakikati tüm kalbiyle ifade etmek istediğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu Meclis, milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı Milli Mücadele'yi başarıyla sevk ve idare etmiştir. 80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile Yüce Meclis çalışmasını sürdürmüş, milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla, şerefle taşımaya devam etmiştir. Meclisimizin bu mücadelesi müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur. Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 1920-1923 arası tutanakları, Türkiye'nin ikinci defa nasıl vatan yapıldığının en canlı şahitleridir."


"15 Temmuz gecesi Gazi Meclisimiz, o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir"


Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1921'de Büyük Millet Meclisi'nin 2. Yasama Yılı açılışında, Türk Milletinin istiklal ile izmihlal arasına sıkıştırıldığı o sancılı günlerde, Meclis Başkanı sıfatıyla kurduğu, "Muhterem arkadaşlarım. Bütün bir millet, ölümle göz göze baktığımız mütareke günlerinden başlayarak, bugüne kadar katettiğimiz mesafeleri, atladığımız sayısız müşkülatı bir kez daha hatırlayalım. Ne zaman başladığı bilinmeyen zamanlardan beri, şeref-i istiklal ile yaşayan milletimiz, en kötü bir sona, ölüme gidiyor gibi görünmüş iken, tutsaklığa karşı evladını kıyama çağıran ecdadın sesi kalplerimizde yükseldi ve bızi son kurtuluş savaşına davet etti. Artık yeis ve fütur günleri çok arkada kaldı. Memlekete kurtuluşu, gerçek yolu göstermiş ve bütün milleti kendi istiklal bayrağı altında toplamış olan Meclis-i Aliniz, ikinci yasama yılına girerken ben, ufkumuzda inkişafa başlayan ışıkların, bu kadar felaket görmüş olan bedbaht vatanımızda, iyi bir sabah-ı hayır olmasına dua ediyorum" cümlelerini hatırlatan Erdoğan, "Şu cümleler, milletimizin hücrelerinde olan hürriyet aşkının ve Meclisimizin tarihi misyonunun bariz bir ifadesidir." değerlendirmesinde bulundu.

Sık sık alkışlarla kesilen bu konuşmadan 95 sene sonra Yüce Meclisin, millete öncülük görevini bir kez daha yerine getirdiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"15 Temmuz gecesi bombaların altında milletin emanetini savunan Gazi Meclisimiz, meydanlarda, caddelerde, havalimanlarında darbeye direnen milletimizle birlikte, o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir. Bu vesileyle o gece milletin emanetine sahip çıkan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor, Rabb'im, bu Meclisi bir daha aynı mücadeleyi vermek mecburiyetinde bırakmasın, diyorum. Geçmişi bu denli görkemli, vazifesi bu kadar ulvi olan Gazi Meclis'in Genel Kurul Salonu'nda sizlere hitap etmekten duyduğum memnuniyeti hassaten ifade ediyorum."

Erdoğan, TBMM'nin, dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biri olduğunu söyledi.

Meclis'in, 1 Ekim 2025'te başlayıp 10 Ağustos 2026'ya kadar devam eden 4. Yasama Yılı'nda da önemli kararların alındığı, yoğun ve meşakkatli bir mesai dönemi geçirdiğini belirten Erdoğan, hem Genel Kurul'da hem de komisyonlarda ülkenin, milletin ve bölgenin geleceğine yön verecek hayati kanunların, kritik meselelerin müzakere edildiğini vurguladı.

Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla icra edilirken, parlamenter diplomasinin ise gerek Türkiye'nin ev sahibi olduğu uluslararası toplantılarda, gerekse yurt dışı ziyaretlerde profesyonel ve saygın bir yaklaşımla yürütüldüğünün altını çizen Erdoğan, "Bu anlamda, siyasi parti ayırt etmeksizin, Gazi Meclisimizdeki tüm milletvekillerine çabaları, gayretleri, fedakarlıkları için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'u ve Başkanlık Divanımızın muhterem üyelerini aynı şekilde gönülden tebrik ediyorum. Meclisimizin farklı birimlerinde görev yapan idareci ve çalışanlarımıza, 10 ay 10 gün boyunca ortaya koydukları hummalı ve özverili çalışmalar için şükranlarımı iletiyorum." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bugün itibarıyla başlayan yeni Yasama Yılı'nın da fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce, fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dahilinde dile getirileceği, tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum. Biz, iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Milli iradenin tecelligahı olan TBMM'nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni Yasama Yılı'nda bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum."


"Ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık"


"Burada bir hususu öncelikle dikkatlerinize getirmek isterim" diyen Erdoğan, "Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz, emanetini taşıdığımız aziz milletimize layık-ı veçhile hizmet etmektir. Şahsım dahil hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz." ifadesini kullandı.

AK Parti iktidarının bir ay sonra 24. yıl dönümüne kavuşacağını hatırlatan Erdoğan, "İktidarlarımız boyunca kesintisiz biçimde, istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde, biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk. Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar, ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kalplerde onulmaz yaralar açan 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçtiğini anımsatarak, hayatını kaybedenlerin acısı hala içlerini yakıyor olsa da bugün 11 ili yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşadıklarını dile getirdi.


"Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz"


Millete verdikleri sözü bir kez daha tuttuklarını ve asrın inşasını tamamladıklarını, toplam 455 bin 357 konut ve iş yerini hak sahiplerine teslim ettiklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık. Ekonomide, bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye'yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık. Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik. 2026'nın ilk yarısında Türkiye yıllık yüzde 2,5 büyüdü. Yıllıklandırılmış milli gelirimiz 1,7 trilyon doları aştı. İhracatımız ağustos ayında yıllık 280,3 milyar dolarla rekor kırdı. Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti. Turizmde, çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk. Yılın ilk altı ayında turizm geliri 25,7 milyar dolara ulaştı. Savunma sanayisinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle milli savunma sanayimizi güçlendirdik hem de bu alanda dünyaya satış yapan bir ülke olduk. Yılın ilk 8 ayında savunma ve havacılık ihracatımız yüzde 16,2 artışla 6,3 milyar dolara çıktı. Dış dengede sürdürülebilir bir noktadayız. Cari açığın milli gelire oranının bu yıl yüzde 2,6'da kalmasını bekliyoruz. Enerji faturasının ağırlaştığı bir yılda bu oran, ekonomimizin ne kadar dayanıklı hale geldiğinin göstergesidir."

Kamu maliyesinde disiplinden sapmadıklarını, bu yıl bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,1 ile sınırlamayı ve faiz dışı fazla vermeyi hedeflediklerini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek, kimsenin hakkını kimseye yedirmeden, bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun, iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet, hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar, çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz."

Erdoğan, TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, tarihe kayıt ve not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğü bazı başlıklara kapsamlı değinmek istediğini belirtti.

Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade iki konunun Türkiye ve Türk milleti için son derece önemli olduğuna inandığını ifade eden Erdoğan, günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında toplumda iç kanamaya sebep olan yapay kutuplaşmanın yer aldığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesinin, değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesinin mümkün olmadığını, bunun da doğru ve sağlıklı olmayacağını kaydetti.

"Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir. Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız, tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür. Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir. Hiç kuşkusuz, siyaset kurumu, farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklılıklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dahilinde çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır."

Erdoğan, yakın çevredeki hadiselere bakıldığında yerel bazdaki ayrışmaların, siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin "yumuşak karnına" dönüştüğünü ve dönüştürüldügünü gördüklerini dile getirdi.

Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkelerin içeriden çözülmek ve çökertilmek istendiğinin altını çizen Erdoğan, bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde "emperyalist-siyonist ittifakı"nın bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes inanıyorum ki şu gerçeği görebiliyor, binlerce yıldır bir arada yaşayan, huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. İç dinamikler bellidir, tarih içinde asırlar boyunca teşekkül etmiştir. Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye'nin deyim yerindeyse 'fabrika ayarlarını bozmak' demektir. Türkiye'nin ayarlarının bozulması, siyasetin işine yaramaz, sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik."


"Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır"


Çok partili demokrasiye geçişten itibaren bir atılım ve kalkınma hamlesi içinde olunduğunda operasyonların hedefi haline gelindiğine işaret eden Erdoğan, sokakların karıştırıldığını, gençlerin düşmanlaştırıldığını, aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildiğini, siyasi ve toplumsal huzurun suikasta uğradığını aktardı.

Türkiye ile aynı ligdeki ülkeler koşarken, Türkiye'nin yıllarca başta ekonomi olmak üzere birçok alanda patinaj yaptığını, oyalandığını, irtifa ve ivme kaybettiğini anlatan Erdoğan, bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikarsızlığa bakıldığında her seferinde Türkiye'nin kaybettiğinin, her seferinde milletin kayıplar verdiğinin, ağır bedeller ödediğinin net görüleceğini belirtti.

Millet kaybederken milletin hasımlarının kazandığını, Türkiye kaybederken de kazananın Türkiye'nin rakipleri ve yeminli düşmanları olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Şunun bilinmesini isterim, ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur." değerlendirmesinde bulundu.

Verilen mücadelede en büyük görevin milletin temsilcileri olarak kendilerine, siyaset kurumuna düştüğünü dile getiren Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:

"Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu 'cephe siyasetinin' raf ömrü dolmuştur. Siyaseti, hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor, ya kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz, ya da asgari müştereklerde buluşmayı, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hakim kılacağız. Eğer Türkiye yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa, eğer Türkiye önüne açılan tarihi fırsatları değerlendirecekse, bu paradigma değişimini, hep beraber vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız. Bunu söylerken, elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını asla kastetmiyorum.

Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye'nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti, Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak Türkiye merkezli siyaset icra etmelidir. Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye'nin milli menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz, buna 'iç cephenin tahkim edilmesi' diyoruz. Biz, buna 'Büyük Türkiye Mutabakatı' diyoruz. 'Terörsüz Türkiye' sürecimizin aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu milli mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda 'Terörsüz Türkiye' çabaları, Türkiye'nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye'nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgar estirmiştir."

Erdoğan, son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye'nin, hem gencecik evlatlarını toprağa verdiğini hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olduğunu belirtti.

Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmaların, Türkiye'nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit ettiğini, dış politikada elini zayıflattığını vurgulayan Erdoğan, bugün terörün bitme noktasına geldiğini, terör saldırılarının sona erdiğini, terör örgütünün de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıkladığını hatırlattı.

Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat aziz milletimizi, Türkiye'nin dostlarını sevindirirken, hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye'nin hasımlarını üzmüş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşuyla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Sürecin kazasız, belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu'na aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.

Gerek Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda gerekse çerçeve yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum. Çerçeve yasada da vazedildiği gibi bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında, ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim milli mutabakat daha bir anlam kazanacaktır. Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda, sorunlarımızı karşılıklı saygıyla tartışıp çözüm üretmek, çok daha kolay ve mümkün hale gelecektir. Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir. Türkiye'nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir Anayasa yapma şartları, inanıyorum ki daha da olgunlaşacaktır."


"Yeni anayasa bahsi, Türk siyasetinin önünde bir 'imtihan kağıdı' olarak halen duruyor"


Yeni yasama yılının Kanun-i Esasi'nin ilanının 150'nci yıl dönümüne tesadüf ettiğini anımsatan Erdoğan, anayasal devlet girişimlerinin biraz daha geriye gittiğini, devlet kudretini hukukla sınırlama tecrübesinin ise bu girişimlere nispetle çok daha eski olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık değerleri üstünde yükselen devlet töremiz, aslında modern anlamıyla bir toplumsal sözleşmeden, bireyleri hukukun gücüyle birbirine bağlayan bir anayasadan başka bir şey değildir. Son iki asırda bu hakikati, modern anayasal devlet fikriyle buluşturma teşebbüsleri, başarılı başarısız pek çok sonuç doğurmuş, tartışma ve arayışlarsa hiçbir zaman hız kesmemiştir." diye konuştu.

"Kanun-i Esasi'nin üstünden geçen 150 yıla rağmen yeni anayasa bahsi, Türk siyasetinin önünde bir 'imtihan kağıdı' olarak halen duruyor." diyen Erdoğan, milletin sözü ve mührünü taşıma bahsinde, Türkiye'nin tarihindeki bütün anayasa tecrübelerinde, teknik veya siyasi kusurların, eksiklerin bulunabileceğini söyledi.

Darbe ürünü olan son 70 yılın iki anayasasının, varoluşsal bir krizle mefluç doğduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Devlet ile toplum, birey ile devlet arasındaki sözleşme, silah ve süngünün gölgesi altında imzalanmıştır. Her darbenin kendi siyasal meşruiyetini oluşturma çabası ise anayasaları sürdürülebilir bir vesayet düzeninin yol haritası haline getirmiştir. Burada şu gerçeği özellikle dikkatinize sunmak istiyorum. Darbe dönemi anayasaları, kuvvetler ayrılığının uygulanmasından ziyade sandıktan çıkan iktidar gücünün zapt-u rapt altına alınmasına odaklanmıştır. Milli egemenliğin ve milli iradenin bürokratik oligarşiyle nasıl sınırlandırılacağını tasarlamıştır. Yönetim istikrarını temin etmek yerine, millet egemenliği üzerindeki vesayet araçlarının istikrarını sağlamıştır. Hak ve özgürlükleri kuvvetlendirmek yerine, Anayasa'yı 'ama yasak' lafzına dönüştüren istisnaları genişletmiştir. Devlet ve millet arasındaki birliğin, bütünleşmenin ahdi temeli olamamış, ne yazık ki, gerilimleri ve tarihi çelişkileri derinleştirmiştir. Hasılı siyaset mühendislerine, kaos tüccarlarına, toplumu ve devleti kriz üzerinden terbiye etmeye yeltenenlere kariyer kapıları açmıştır. Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisi, sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olmuş, yeri gelmiş kullanışlı bir mazerete dönüşmüştür."


"Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır"


"Bu vesayetçi sistemden kurumsallaşmış bir demokrasiye geçişte önemli mesafeler aldığımız inkar edilemez." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplum hayatının ihtiyaçlarının zaman içinde pek çok değişikliği, revizyonu, reformu kaçınılmaz kıldığını söyledi.

En kapsamlı değişiklikleri yapmanın kendilerine nasip olduğunu belirten Erdoğan, "Bununla birlikte demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen müdahalelerin mirasını reddeden sivil bir anayasa ihtiyacı ise henüz karşılanamadı. Üstelik bugüne kadar yapılan revizyonlarla ortaya çıkan tablo, bütünlüklü bir anayasal mimariye ihtiyacı daha da arttırmıştır. Hepsinden önemlisi, köklü değişikliklerle yapısal kusurlardan geniş ölçüde arındırılan mevcut Anayasamızın hala darbe döneminin tortularını, izini, etiketini taşımasıdır." değerlendirmesinde bulundu.

12 Eylül'ün lider kadrosunun, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap verdiğini, yargılandığını, mahkum olduğunu ancak yürürlükteki Anayasa'nın müellif olarak onların imzasını taşıdığını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Açık söylüyorum, milletimiz buna ne layıktır ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır. Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi, üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir. Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir. Millet egemenliğinin kalpgahı olan bu Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir. Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir.

Bu Meclis, Türkiye'nin milli ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir. Bilhassa 'huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el' ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, ön yargıları tuz buz etmiştir. Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihi bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz. Temennimiz, bu başarının, gündelik çekişmelere kurban edilmeden, Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır. Burada şunun da altını çizmek istiyorum: Türkiye'nin ufkunu genişletecek yeni bir anayasa, kutuplaşma siyasetinin değil 'mutabakat içinde rekabeti' esas alan yeni siyasetin eseri olacaktır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun başarılması halinde devlet ve millet arasındaki köprülerin daha sağlam şekilde kurulmuş olacağını, güçlü devlet-özgür toplum idealini, birini diğerine tercih etmeden birlikte yaşatmanın yolunun açılacağını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Bunu başardığımızda, hem hukuku anlamlı kılacak bir demokratik zemine hem de demokrasiyi koruyacak bir 'üstün hukuk mantığı'na kavuşmuş oluruz. Bunu başardığımızda, kazanımlarımızı kalıcı hale getirir, çoğulcu demorasiyi kurumsallaştırır ve gerçek anlamıyla halkın yönetimine dönüştürürüz. Toplumu, kontrol altında tutulması gereken bir tehdit alanı olarak gören vesayetçi anlayışın reddi bunu gerektirir. Siyaseti ve toplumu refahın, ilerlemenin, gelişmenin dinamik gücü olarak kabul eden demokratik bir anayasa anlayışı da bu sayede yeşerir. Sesi, milletin sesiyle hemavaz olanların bu süreçte korkacağı, çekineceği bir tartışma olamaz, olmamalıdır. "

Demokraside, hiç kimsenin hakikat tekeline sahip olmadığını belirten Erdoğan, her düşüncenin kıymetli, her önerinin değerli olduğunu vurguladı.

Her fikirden, her özgün tekliften istifade edilmesi gerektiğini dile getiren Erdoğan, "Diğer taraftan milletimizin yeni bir anayasa özlemi de üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir. Anayasa'nın yürürlükteki ilk 4 maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir. Türkiye Yüzyılı'na yakışır yeni ve sivil bir anayasa için kolları sıvamak herkes için gerçek bir samimiyet sınavıdır. Milletimizin bu büyük özlemini gidermek üzere siyasi partilerimizin, taahhütlerine uygun olarak, harekete geçmelerinde fayda görüyorum. İçinde bulunduğumuz yasama yılının Türkiye'nin imkan ve fırsatlarını geliştiren bir anayasa yılı olmasını diliyorum." dedi.

Erdoğan, TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın hayırlara vesile olması temennisinde bulundu, milletvekillerine yeni yasama yılında yapacakları çalışmalarda Cenabıallah'tan muvaffakiyetler niyaz etti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.