logo
03 EKİM 2026

Millî İktisattan Millî Ekonomi Modeline -3- Üretim var, servet var; peki insan neden hâlâ geçim sıkıntısı çekiyor?

03.10.2026 00:00:00
 
Üretmek tek başına yetmiyor, üretileni satın alacak gücü de oluşturmak gerekiyor. Millî Ekonomi Modeli ekonomik bağımsızlığı, milletin üretilen zenginlikten aldığı payla ölçüyor.

Metrohan'daki anma programında beni en çok düşündüren tartışmalardan biri, kapitalizmin nerede başladığı üzerineydi. Verilen örnek basitti: Köylü buğdayı yalnızca kendi sofrası için değil de pazarda satmak için ekmeye başladığında buğday bir meta, yani alınıp satılan bir mal olur. Bir görüşe göre pazar için üretimin yaygınlaşması kapitalistleşmenin önemli bir işaretiydi.

Karşı görüş itiraz etti: Her meta üretimi kapitalizm değildir, insanlar kapitalizmden çok önce de pazarda alışveriş yapıyordu. Bu görüşe göre kapitalizmden söz edebilmek için ücretli emek, sermaye birikimi ve artı değere sermayenin el koyması gibi ilişkileri de hesaba katmak gerekiyordu.

Ben bu tartışmayı dinlerken başka bir yere takıldım. Kapitalizm üretimi de sermayeyi de büyüttü, orası tamam. Peki büyüyen ekonomi insanın geçim derdini çözebildi mi? Bugün dünya yüz yıl öncesiyle kıyaslanmayacak kadar çok üretiyor. Buna rağmen gelir dağılımı, borç, işsizlik ve yoksulluk hâlâ gündemin en üstünde.

Haydar Baş'ın Millî Ekonomi Modeli bu noktada farklı bir yerden soruyor. Ona göre üretmek tek başına yetmez; üretilen mal ve hizmeti satın alacak gücü de oluşturmak gerekir. Eserde tüketimin ayrı bir başlık olarak öne alınması, üretimin onun ardından ele alınması bu yüzden tesadüf değil. Gelir dağılımı ve devletin ekonomideki rolü de bu iki başlığı tamamlayan parçalar olarak işleniyor.

Haydar Baş'ın dikkat çektiği temel meselelerden biri burada ortaya çıkan tüketim açığıdır: Üretim kapasitesi artıyor diye aynı ölçüde tüketim gücü oluşmaz. Bunu gündelik hayattan bir örnekle anlatayım. Fabrika üretir, lokanta kapısını açar, çiftçi tarladan bol ürün kaldırır. Ama insanların cebinde bunları alacak para yoksa ne olur? Fabrikanın deposu dolar, esnaf malını satamaz, çiftçinin ürünü para etmez, işletmeler müşteri bulamaz.

MEM'in kapitalizme yönelttiği eleştirinin düğüm noktası burası. Modele göre üretimin karşılığında piyasaya çıkan gelir, üretilenin tamamını satın almaya yetmeyebilir. O yüzden tüketicinin alım gücünün sürekli desteklenmesi gerekir.

Peki sosyalizm bu işi çözdü mü? Önce iki sistemin farkını hatırlayalım. Kapitalizmde özel mülkiyet ve sermaye birikimi belirleyicidir. Gelirin nasıl bölüşüleceği ise piyasanın yanında vergi, sosyal güvenlik ve devlet politikalarıyla da şekillenir.

Sosyalizm ise sermayede ve gelirde ortaya çıkan eşitsizliğe karşı üretim araçlarının kamusal ya da kolektif mülkiyetini ve ekonomik artığın toplumsallaştırılmasını önerdi. Ama özellikle merkezî planlamaya dayalı uygulamalarda özel teşebbüsün ve bireysel girişimin sınırları önemli bir tartışma konusu oldu.

Haydar Baş ise bu iki seçeneğe mahkûm kalmadı; ikisinin de çıkmazını aşan bir yola ulaştı. Kitabında modeli diğer ekonomi görüşleriyle karşılaştırdığı ayrı bir bölüm var. MEM özel mülkiyeti kaldırmayı önermiyor, üreticiyi karşısına almıyor ama tüketiciyi de piyasanın insafına bırakmıyor. Bu dengeyi sosyal devlet kuruyor. Devlet burada sadece vergi toplayıp harcama yapan bir kurum değil; üreticiyle tüketici arasındaki dengeyi gözetmekle de görevli. Ama MEM'in cevabı "devlet biraz daha yardım etsin" demekten ibaret değil. Model para ve emisyonu, millî parayı, senyoraj hakkını, sosyal devlet harcamalarını ve üreticinin desteklenmesini aynı mekanizmanın parçaları olarak görüyor. Amaç bir yandan üretimin önünü açmak, öbür yandan tüketicinin alım gücünü artırmak ve böylece üretimle tüketim arasındaki dengeyi kurmak.

Şimdi seri boyunca izlediğimiz çizgiye dönelim. İttihat ve Terakki döneminde mesele millî sermayeyi oluşturmaktı. Atatürk döneminde siyasi bağımsızlığı iktisadi bağımsızlıkla tamamlamak öne çıktı. Haydar Baş ise üretimle tüketim arasındaki dengeyi ve millî kaynakların milletin refahına dönüştürülmesini modelinin merkezine aldı.

Şunu da açıkça söyleyeyim: Zafer Toprak'ın anlattığı Millî İktisat ile Haydar Baş'ın Millî Ekonomi Modeli aynı şey değil. Birincisi Osmanlı'nın son döneminde yaşanmış bir iktisadi milliyetçiliğin ve dönüşümün tarihi. İkincisi ise bugünün ekonomik sorunlarına çözüm arayan özgün bir model; tespitlerini dünyadaki gelişmeler de her geçen gün daha çok doğruluyor. İkisini buluşturan kelime ekonomik bağımsızlık. Toprak'ta bu arayış millî şirket, millî banka ve millî burjuvazi olarak karşımıza çıkıyor. Haydar Baş'ta ise mesele sermayenin kimin elinde olduğuyla sınırlı kalmıyor; üretim, tüketim, para, gelir dağılımı, millî kaynaklar ve sosyal devlet tek bir bütün içinde düşünülüyor.

Yüz yılı aşkın zaman geçti. Devletler de para da üretim biçimleri de değişti. Soru ise yerinde duruyor: Ürettiği zenginliği kendi insanının refahına çeviremeyen bir millet ekonomik bağımsızlığını tamamlamış sayılır mı? İsimler değişti ama tartışmanın merkezi değişmedi: Millî olmak, sermayenin kimin elinde olduğu kadar milletin üretilen zenginlikten ne kadar pay aldığıyla da ölçülür.

Ne kadar ürettiğimiz kadar, ürettiğimizin milletin tamamına nasıl ulaştığını da konuşmamız gerekiyor. Ekonomi, rakamlardan önce insan içindir.

 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.