HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 22 HAZİRAN 2021, SALI

Esir şehrin insanlarına…

17.12.2012 00:00:00
Fikri hür, vicdanı hür olamamaktır esir olmak. Sadece fiziki olarak değil zihin olarak da mahdut bir alana sıkıştırılmak, çizilen çerçeve kadar ve istedikleri şekilde düşünmek; daha doğrusu düşünememek, insan olmanın en büyük nimetinden yoksun bırakılmak…
Başlığımız, “Biz gerçek emperyalizmle er geç hesaplaşmak zorundayız. Bunu gerçekten yapmadıkça, Batıya hizmet teklif etmekle, belayı başımızdan defedemeyiz” diyen Kemal Tahir’in meşhur romanından mülhem.
Kemal Tahir ülkesi ve milleti için fikir sancısı çekmiş ve aydın ihanetinden ziyadesiyle rahatsız olan ender aydınlardandır.
“Esir şehrin insanları” da bu ruh haliyle kaleme alınmış önemli eserlerindendir.
Fikrin, namus ve vicdandan yoksun olduğu, hele hele bağımlılık sarmalından çıkamadığı bir zeminde aydın ihaneti kaçınılmazdır.
Türkiye, öncesi var ama Tanzimat’tan bu yana gözle görülür bir netlikte bu ihanetle karşı karşıya. Bu ihanet şebekesi Osmanlı yıkılırken yaşadığı saadet günlerini Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma çalışmalarının hız kazandığı şu süreçte tekrar yaşıyor maalesef.
Onların saadeti bu milletin esareti demek. Onların en sefil, en aciz zamanları bu milletin esaret zincirini kırıp şahlandığı zamanlardır, tıpkı Kurtuluş mücadelesinin verildiği Milli Mücadele yıllarında olduğu gibi.
Bu bakımdan yaşadığımız zamanın ve zeminin ne denli tehlikeli ve dikkatle yürümeye mecbur olduğumuz kayganlıkta olduğunun farkında olarak, her zamankinden daha fazla milli bilince sahip olmak durumundayız.
Hele hele, bir millete tatbik edilmiş en acımasız suikast şekli olan Tanzimat’ın hala “hayırlı vaka” olarak ders kitaplarında okutulmaya devam edildiği, daha da vahimi Tanzimat’ın çağdaşı durumundaki Avrupa Birliği uyum sürecinin “yönettiğini sanan yönetilenler” tarafından en büyük ideal olarak telakki edildiği bir coğrafyada bu bilinç olmazsa olmazlardandır.
Özetle, siyahla beyazın kilometrelerce öteden tefrik edilebildiği, grinin olmadığı ve olmayacağı, tarafsızlığı kaldırmayacak bir vasattayız.
Zifiri karanlığı bilir misiniz? Zifiri karanlıkta bazen gözünüzü kapalı tutmak, açmaktan daha kolay gelir. Zira gözünüzü kapattığınız zaman aydınlığı perdeleyenin size ait göz kapakları olduğunu sanırsınız ve o karanlık sizin karanlığınızdır. Karanlığı zihninizde küçültmenin bundan daha iyi bir yolu yoktur. Ama bu, asıl büyük karanlık gerçeğini değiştirmez, sadece başınızı kuma sokmuşsunuzdur ve “deve kuşundan” hiçbir farkınız yoktur.
Korkaklıktır bir yerde bu. Gerçeklerle yüzleşmemek, gerçeğin soğuk tenine dokunmamak, ötelemek, kaçmaktır.
Korkaklık lüks değil bir karakterdir ama yine de korkma lüksümüz bulunmuyor. Bu zifiri karanlıkta gözümüzü açmak, bulacağımız iğne deliği kadar bile olsa ışığın peşinden gitmek zorundayız.
Bu bir varoluş mücadelesidir, hayat memat meselesidir.
Ya varsınızdır ya da yok.
Kendi topraklarını NATO toprakları olarak gören ve ülkesinde bulunan NATO üslerinin sayısını ve yerini tıpkı bizim gibi CIA’nın açıkladığı raporlarla öğrenen bir yöneticinin yönettiğini iddia ettiği ülke, şehir sizce de esir değil midir?
Peki ya bu duruma kayıtsız kalan millet? Onların durumu daha da vahim. Yani Kemal Tahir’den bugüne tablo yoğun bakım odasından musalla taşına gelmiş vaziyette. Dolayısıyla durumumuz da esir şehrin insanlarından esir şehrin esir insanlarına çoktan evrilmiş durumda.
Bu zifiri karanlıkta bırakın iğne deliği kadar aydınlığı, büyük bir denizci feneriyle yolumuzu,  gönlümüzü, zihnimizi ve ufkumuzu aydınlatan Prof. Dr. Haydar Baş’ın kıymetini bilmek tek çıkış yolumuzdur.
Onun çizdiği yol en doğru yol, açtığı kapı en doğru kapıdır. Ve daha da önemlisi Haydar Baş Bey bağımsızdır. Hiç kimsenin ajandasına göre hareket etmeyen, sırtını sadece ve sadece millete dayayarak yol alan bir liderdir.
Döneminde Hacı Bektaş ne ise bugün Haydar Baş o dur.
Kemal Tahir’in dönemindeki Türkiye’de “Devlet Ana” çözüm olabilirdi ama artık bugünün vahim tablosunda Haydar Baş Beyin “Baba Devlet”idir tek çözüm.  Çünkü artık devletin hem şefkat kucağı hem de düşmanlarına korku salması gerekmekte. Devlet, ana kadar şefkatli, baba kadar kuşatıcı ve koruyucu olmak durumunda.
Haydar Baş beyle aynı havayı teneffüs ettiğimiz bir coğrafyada çözümsüz kalmak, “deryada susuz kalmak”tan farklı değildir vesselam…
 
Alperen Polat / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.