Enflasyonla mücadelede uzun yıllardır uygulanan klasik reçete bellidir: Faizi artır, talebi azalt, fiyat artışlarını kontrol altına al. Bugün Türkiye'de de uygulanan ekonomi politikalarının temelinde büyük ölçüde bu anlayış yer alıyor. Merkez Bankası'nın faiz kararları, piyasanın en çok takip ettiği başlıkların başında geliyor. Adeta ekonominin kaderi, politika faizinin kaç puan artırılıp artırılmayacağına bağlanmış durumda.
Ancak hayatın içindeki tablo, ekonomi kitaplarında yazılan kadar basit değildir.
Yüksek faiz, tüketimi yavaşlatabilir; fakat aynı zamanda üretimin de maliyetini artırır. Sanayici yatırım yapmak için krediye ihtiyaç duyuyor, çiftçi ekim yapabilmek için finansmana ulaşmaya çalışıyor, esnaf işletmesini ayakta tutabilmek adına bankaların kapısını çalıyor. Faiz oranları yükseldikçe bu kesimlerin maliyetleri de artıyor. Artan maliyet ise kaçınılmaz olarak ürün fiyatlarına yansıyor.
İşte burada şu soruyu sormak gerekiyor: Maliyeti artıran bir araç, enflasyonun kalıcı ilacı olabilir mi?
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri, maliyet enflasyonudur. Enerji fiyatlarından lojistiğe, ham maddeden finansmana kadar birçok kalemde yaşanan artış, üreticiyi zorlamaktadır. Üretici maliyetini düşüremediği sürece tüketici de ucuz ürüne ulaşamamaktadır. Dolayısıyla sadece talebi baskılamaya dayalı politikalar, enflasyonun bütün sebeplerini ortadan kaldırmaya yetmemektedir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli tam da bu noktada farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Milli Ekonomi Modeli'ne göre ekonomi, yalnızca para ve faiz politikalarıyla yönetilemez. Gerçek çözüm; üretimin artırılması, milli kaynakların ekonomiye kazandırılması, iç talebin desteklenmesi ve vatandaşın alım gücünün yükseltilmesidir.
Çünkü üretim arttığında piyasadaki mal arzı da artar. Arzın güçlenmesi, fiyatlar üzerindeki baskıyı azaltır. Üretici yüksek faiz yükü altında ezilmediğinde yatırım yapar, yeni istihdam oluşturur ve maliyetlerini daha rahat yönetebilir. Böyle bir ortamda enflasyonla mücadele, ekonomiyi küçülterek değil büyüterek yürütülmüş olur.
Bugün gelişmiş ekonomilerin bile yeniden üretim odaklı politikalara yönelmesi tesadüf değildir. Küresel krizler, salgın süreci ve jeopolitik gelişmeler gösterdi ki sadece para politikalarıyla ekonomik istikrar sağlamak mümkün değildir. Güçlü ekonomi, güçlü üretimle mümkündür.
Türkiye'nin de artık günü kurtaran tedbirlerle yetinmemesi gerekiyor. Faiz kararları elbette ekonomi yönetiminin araçlarından biridir; ancak tek başına bir kalkınma stratejisi değildir. Kalıcı refah için üretimin, yatırımın ve istihdamın önünü açan yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli, işte bu nedenle bugün yeniden konuşulmayı hak etmektedir. Çünkü bu modelin hedefi yalnızca enflasyonu düşürmek değildir. Asıl hedef; üreten, kazanan, paylaşan ve refahı toplumun bütün kesimlerine ulaştıran güçlü bir Türkiye ekonomisi inşa etmektir.
Ekonomide gerçek başarı, faiz oranlarının kaç puan olduğu değil; vatandaşın pazara çıktığında fiyat etiketlerinden korkmadığı, üreticinin geleceğe güvenle baktığı ve gençlerin yarınlarından umut duyduğu bir düzen kurabilmektir. İşte ekonominin asıl ölçüsü de budur.
Ancak hayatın içindeki tablo, ekonomi kitaplarında yazılan kadar basit değildir.
Yüksek faiz, tüketimi yavaşlatabilir; fakat aynı zamanda üretimin de maliyetini artırır. Sanayici yatırım yapmak için krediye ihtiyaç duyuyor, çiftçi ekim yapabilmek için finansmana ulaşmaya çalışıyor, esnaf işletmesini ayakta tutabilmek adına bankaların kapısını çalıyor. Faiz oranları yükseldikçe bu kesimlerin maliyetleri de artıyor. Artan maliyet ise kaçınılmaz olarak ürün fiyatlarına yansıyor.
İşte burada şu soruyu sormak gerekiyor: Maliyeti artıran bir araç, enflasyonun kalıcı ilacı olabilir mi?
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri, maliyet enflasyonudur. Enerji fiyatlarından lojistiğe, ham maddeden finansmana kadar birçok kalemde yaşanan artış, üreticiyi zorlamaktadır. Üretici maliyetini düşüremediği sürece tüketici de ucuz ürüne ulaşamamaktadır. Dolayısıyla sadece talebi baskılamaya dayalı politikalar, enflasyonun bütün sebeplerini ortadan kaldırmaya yetmemektedir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli tam da bu noktada farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Milli Ekonomi Modeli'ne göre ekonomi, yalnızca para ve faiz politikalarıyla yönetilemez. Gerçek çözüm; üretimin artırılması, milli kaynakların ekonomiye kazandırılması, iç talebin desteklenmesi ve vatandaşın alım gücünün yükseltilmesidir.
Çünkü üretim arttığında piyasadaki mal arzı da artar. Arzın güçlenmesi, fiyatlar üzerindeki baskıyı azaltır. Üretici yüksek faiz yükü altında ezilmediğinde yatırım yapar, yeni istihdam oluşturur ve maliyetlerini daha rahat yönetebilir. Böyle bir ortamda enflasyonla mücadele, ekonomiyi küçülterek değil büyüterek yürütülmüş olur.
Bugün gelişmiş ekonomilerin bile yeniden üretim odaklı politikalara yönelmesi tesadüf değildir. Küresel krizler, salgın süreci ve jeopolitik gelişmeler gösterdi ki sadece para politikalarıyla ekonomik istikrar sağlamak mümkün değildir. Güçlü ekonomi, güçlü üretimle mümkündür.
Türkiye'nin de artık günü kurtaran tedbirlerle yetinmemesi gerekiyor. Faiz kararları elbette ekonomi yönetiminin araçlarından biridir; ancak tek başına bir kalkınma stratejisi değildir. Kalıcı refah için üretimin, yatırımın ve istihdamın önünü açan yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli, işte bu nedenle bugün yeniden konuşulmayı hak etmektedir. Çünkü bu modelin hedefi yalnızca enflasyonu düşürmek değildir. Asıl hedef; üreten, kazanan, paylaşan ve refahı toplumun bütün kesimlerine ulaştıran güçlü bir Türkiye ekonomisi inşa etmektir.
Ekonomide gerçek başarı, faiz oranlarının kaç puan olduğu değil; vatandaşın pazara çıktığında fiyat etiketlerinden korkmadığı, üreticinin geleceğe güvenle baktığı ve gençlerin yarınlarından umut duyduğu bir düzen kurabilmektir. İşte ekonominin asıl ölçüsü de budur.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Faiz enflasyonu düşürüyor mu, yoksa üretimi mi durduruyor? / 12.07.2026
- Enflasyon düşüyor deniliyor, peki vatandaş neden inanmıyor? / 11.07.2026
- Mesele, Atatürk’ü kabullenememek ama boşuna gayretler bunlar! / 10.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -4- / 09.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -3- / 08.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar-2- / 07.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -1- / 06.07.2026
- Kerbela hakkında bilinmesi gerekenler -15- / 04.07.2026
- Kerbela hakkında bilinmesi gerekenler -14- / 03.07.2026
- Kerbela hakkında bilinmesi gerekenler -13- / 02.07.2026
- Enflasyon düşüyor deniliyor, peki vatandaş neden inanmıyor? / 11.07.2026
- Mesele, Atatürk’ü kabullenememek ama boşuna gayretler bunlar! / 10.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -4- / 09.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -3- / 08.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar-2- / 07.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -1- / 06.07.2026
- Kerbela hakkında bilinmesi gerekenler -15- / 04.07.2026
- Kerbela hakkında bilinmesi gerekenler -14- / 03.07.2026
- Kerbela hakkında bilinmesi gerekenler -13- / 02.07.2026























































