logo
26 AĞUSTOS 2026

ABD’nin yaptırımları kendi geleceğini nasıl tehdit ediyor?

26.08.2026 00:00:00
 

Küresel siyasette ve uluslararası diplomaside tek taraflı ekonomik baskı politikaları, uzun yıllardır güçlü devletlerin rakiplerini diz çöktürmek adına en çok başvurduğu araçların başında geliyor.

Ancak günümüzde ABD'nin İran, Çin veya diğer bağımsız aktörler üzerinde yeniden tesis etmeye çalıştığı ağır ekonomik ambargolar ve finansal yaptırımlar, hedeflenen ülkeleri izole etmekten ziyade bizzat Washington'ın kendisini uluslararası alanda yalnızlaştıran küresel bir "negatif tepki" doğurmaktadır.

Geçmişte birinci Trump döneminde Çin ile başlatılan ve küresel piyasaları altüst eden ticaret savaşlarının nihayetinde Amerikan dev şirketlerine ve iç piyasasına büyük zararlar vermesi sebebiyle geri adımlarla sonuçlanması, bu durumun en somut tarihsel örneği.

ABD, küresel finansal araçları ve dolar sistemini stratejik bir ceza sopası olarak kullandıkça, kendi müttefiklerini ve geleneksel ticaret ortaklarını alternatif finansal arayışlara itmekte; neticede kendi ekonomik hegemonyasını kendi elleriyle zayıflatmaktadır.

Yaptırım siyasetinin ters tepmesi ve müttefiklerin alternatif arayışı

ABD'nin uyguladığı ikincil yaptırımlar ve gümrük vergisi duvarları, küresel tedarik zincirlerini bozarak Amerikan merkezli dev küresel şirketlerin üretim maliyetlerini dramatik biçimde artırıyor.

Birinci Trump döneminde Çin gibi ucuz iş gücü ve hammadde kaynağı olarak görülen merkezlerle yaşanan ticaret savaşlarında, 600'den fazla dev Amerikan şirketinin tepe yöneticilerinden (CEO) ABD yönetimine gönderilen uyarı mektupları, yaptırımların bizzat Amerikan ekonomisinin kalbine vurduğu darbeyi gözler önüne sermişti.

Üretim maliyetlerini düşürmek için küresel pazarlara açılan bu şirketler, kendi devletlerinin koyduğu ek vergiler ve kısıtlamalar yüzünden doğrudan mağdur olmuşlardı.

Trump yönetimi üzerindeki bu baskılar artınca, ABD, Çin ile yürütülen ticaret savaşlarını durdurmak zorunda kalmıştı. Bu başarısızlık sonrasında Trump'ın seçimleri kaybetmesiyle sonuçlanmıştı.

Bugün ise Almanya gibi enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı olan Avrupalı müttefikler, ABD'nin kendilerine sunduğu ve piyasa fiyatlarının çok üzerinde kalan pahalı Sıvılaştırılmış Doğalgaz (LNG) seçeneklerine mahkûm edilmek istendikçe ciddi bir ekonomik baskı hissetmektedir.

Kendi sanayisini ve halkını korumak isteyen müttefikler, alternatif yollar arayarak ucuz enerji tedarik edebilecekleri veya geçiş ücretlerini kendi çıkarlarına uygun ödeyebilecekleri çözümlere yönelmektedir.

Trump yönetiminin son olarak İran'dan ziyade, İran'la iş yapan müttefik ülkelere yaptırım tehditlerinde bulunması, bu ülkeleri ciddi anlamda endişelendirmektedir.

Sürekli yaptırım ve ceza tehdidiyle karşılaşan müttefik ülkeler, bir noktadan sonra Amerikan dolarına ve Washington'ın yaptırım rejimlerine bağımlı kalmayı reddederek, kendilerine finansal ve ticari açıdan sürdürülebilir imkânlar sunan yeni pazarlara ve sistemlere doğru kaymaktadır.

Çok kutuplu dünyanın doğuşu

İran gibi kırk yılı aşkın süredir kesintisiz yaptırımlar ve ambargolar altında yaşamaya alıştırılmış ülkeler için ekonomik baskı politikaları yeni veya sürpriz bir olgu değildir.

Askeri veya diplomatik alanda istenen neticeler alınamadığında devreye sokulan mali saldırılar, küresel kamuoyunda ve analiz çevrelerinde aslında yaptırım uygulayan gücün sahadaki askeri ve politik sıkışmışlığının bir itirafı olarak değerlendirilmektedir.

Sahada doğrudan askeri bir üstünlük kuramayan anlayış, geri çekilerek ekonomik yaptırımlara sığınmaktadır.

Bugün İran; tek başına tecrit edilmiş bir aktör olmaktan çok uzaktır. BRICS blokunun, Çin'in ve Rusya'nın stratejik bir ortağı konumunda yer almaktadır. 

Dolayısıyla resmi söylemlerde diplomasi vurgulansa dahi, perde arkasında yürütülen devasa ticari dayanışmalar ve ortak stratejiler, yaptırımların tek taraflı olarak hedef ülkeyi boğma kapasitesini tamamen elinden almaktadır. 

Hürmüz Boğazı'ndan geçiş maliyetlerinden enerji tedarikine kadar atılan her adımda, hedeflenen ülkenin tecridi yerine, yaptırımı uygulayan hegemon gücün devre dışı bırakıldığı çok kutuplu yeni bir küresel denklem kurulmaktadır. 

Ambargolarla yaşamayı öğrenmiş toplumlar bu baskılar karşısında bir şekilde direnç geliştirirken, küresel ticari ağları felç olan yaptırımcı güçler kendi yalnızlıklarıyla baş başa kalmaktadır.

Milli Paralarla Ticaret ve dolar hâkimiyetinin sonu

Son dönemde hız kazanan küresel finansal dönüşümün ve eksen kaymasının temelinde, Amerikan dolarının küresel rezerv para birimi olma niteliğinin şiddetle sorgulanması yatmaktadır.

Geçmişte merhum Prof. Dr. Haydar Baş tarafından bağımsızlık vizyonuyla ortaya konulan "Milli Ekonomi Modeli" ve bu modelin en kritik projelerinden biri olan "Milli Paralarla Ticaret" anlayışı, günümüzde BRICS üyesi ülkelerden Afrika, Orta Doğu ve Latin Amerika devletlerine kadar son derece geniş bir coğrafyada karşılık bulmaktadır. 

Ülkeler artık kendi merkez bankalarında maliyetli, riskli ve yaptırım tehdidi taşıyan Amerikan doları ya da döviz rezervlerini zorunlu olarak tutmak yerine; Yuan, Ruble veya kendi ulusal para birimleri üzerinden ikili ve çoklu ticaret yapmayı tercih etmektedir.

Sadece ABD karşıtı bloklar değil; Kenya'dan Suudi Arabistan'a, Birleşik Arap Emirlikleri'nden Kuveyt'e kadar pek çok ülke, ham madde, tarım ve maden kaynaklarını sömürgeci finansal araçlardan kurtarma arayışına girmiştir.

Tahıl ve gıda krizlerinin yaşandığı, Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi dışa bağımlılığın acı sonuçlarının görüldüğü günümüz dünyasında, ülkeler kendi tarımını, kendi madenlerini ve kendi üretim gücünü millileştirmenin hayati önemini kavramıştır. 

Kendi parasıyla üretmeyi, kendi insanını desteklemeyi ve sömürü kanallarını kapatmayı öğrenen dünya, Amerikan dolarını devre dışı bırakan bu yeni ticaret modelini 21. yüzyılın en büyük küresel keşfi olarak benimsemektedir.

Küresel ticaretin kurallarını tek taraflı dikte etmeye çalışan ve finansal sistem üzerindeki hakimiyetini bir ceza mekanizmasına dönüştüren ABD; dünyayı kendi sistemine mahkûm etmek isterken, aslında diğer tüm milletlerin kolektif biçimde bağımsız hareket ettiği yepyeni bir dünya düzeninin doğuşunu tetiklemekte ve kendisini hızla geri dönülmez bir yalnızlığa sürüklemektedir. 

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.