logo
15 MAYIS 2026

Hikâye / Soğuğun ötesi

17.05.2008 00:00:00
O sene kış çok sert geçmişti. Babaannem ömründe böyle soğuk ve karlı bir kış görmediğini anlatıp durmuştu.

Kış, O'nda hep Sarıkamış'ı çağrıştırırdı. Ama biz O'nun dedemle ilgili Sarıkamış hatıralarını böylesine içten, böylesine dolu dolu ve böylesine gözyaşı içinde anlattığına ilk defa şahit olmuştuk. Dantellerle örülmüş beyaz çemberinin içinde,  nûrani bir gizeme bürünmüş yüz hatlarının kalın kıvrımları, o konuştukça bizi kâh Köprüköy Muharebeleri'ne kâh Sarıkamış'ın derin ve ölümcül beyazına götürürdü.

"Dedeniz Hacı Sait Bey, tâ Filistin Cephesi'nden alınıp götürülmüştü Sarıkamış'a.  Filistin çöllerinde de dayanılmaz sıcaklarla boğuşmuşlar. O kocaman çöl deryasında öyle kızgın sıcaklar görmüşler ki, asker içinde bayılanın, kendinden geçenin haddi hesabı yoktu. Yazdığı mektuplarda "Bizi bu çölden kurtar ey Allah'ım" diye dua ederdi çoklukla. Ama Sarıkamış'ı gördüğünde, oranın soğuğunu iliklerine kadar hissetmeye başladığında, çöl sıcağını arar olacaktı cümle erat. Aşiret Alaylarından bir nefer ile gönderdiği mektupta şöyle yazıyordu Sait Efendi?"

Babaannem sözünün burasında koynunda bir hazine gibi sakladığı, tamamen buruşmuş mektubu çıkarır, gözlüklerini büyük bir itina ile takar, hiç birimizin okumasına müsaade etmeden tane tane okumaya başlardı:"Benim nazende kuzum. Bizi trenlere koyup İstanbul'a, oradan da gemilerle Karadeniz'e ve nihayetinde buralara getireli kaç ay oldu bilmem. Ayları günleri karıştırır oldum. Buranın soğuğunu görünce Filistin çöllerinin sıcağının meğer bir İlahi lütuf olduğunu anladık."Babaannem dedemin gerçekten nazende kuzusu idi. Topu topu üç yıl birlikte kalmışlardı ama böylesine tutkulu, böylesine saf, böylesine derin bir sevda örneği az bulunurdu. Ömrü boyunca Sait Efendi'nin kehribar tespihini hep yanı başında taşıdı. Evlenirken ona aldığı mavi işlemeli mendili, kehribar tespihi onun can ciğer iki dostu idi. Onları öper, koklar, kalbinin üzerine bastırır, sonra da tiftik yününden kendi eliyle dokuduğu heybeye koyardı. Onu bildim bileli ya elinde tespih vardı ya dilinde dua.

Dedemi hiçbir vakit duasında ihmal etmedi. "Sait Efendi" derken gözlerinin içi cıvıl cıvıl olur, kalbinin gümbür gümbür atışını duyar gibi olurduk.Sert geçen o kış boyunca, Sait Efendi'nin gidip de gelmediği, gelemediği o keskin, o hızar gibi biçen Sarıkamış soğuğunun hikâyesini defalarca ve her defasında aynı heyecanla dinledik.Her defasında gözlerimiz doldu, her defasında babaannem yeni bir olay anlattı, yeni bir hikâye buldu. Köyümüz çevre köylere nazaran hayli şanslıydı. Bu civarda ilk mektep açılan köy bizim köydü. Mektebin ilk hocası Nevzat Bey'in köy kahvesinde toplananlara tâ yarım asır öncesinde anlattığı Sarıkamış olaylarını, kapının dibine çökerek pür dikkat dinleyen kadınların başında babaannem gelirdi. Köyün yaşlıları, Nevzat Hoca'nın çok bilgili ve arif bir kişi olduğunu, çok kitap okuduğunu anlatırlardı. Nevzat Hoca'nın kapısını en sık aşındıran kişi babaannemmiş. Sarıkamış'ta kaybettiği evinin direğinin başına gelenlerle ilgili yeni bir olay, yeni bir acı demeti,  keskin bir soğuğun iç karartıcı buruk gerçekleri de olsa yeni bir ayrıntı duyabilmek için Nevzat Hoca'nın yanına koşarmış. Sarıkamış'ta neler olup bittiğini pek çok kaynaktan araştırmış olan köy okulunun öğretmeni Nevzat Hoca'nın, okuduğu türlü türlü kitaplardan derlediği Sarıkamış dramının puslu sayfalarını, ta yarım asır öncesinde köy kahvesinde toplananlara anlattığında en önde babaannem oturur, başını iki yana sallayarak gözleri dolu dolu dinlermiş.

Dokuzuncu Kolordu Komutanı İhsan Paşa'nın o kar deryasında neler yaptığını, Miralay Arif Bey'in Enver Paşa'ya verdiği raporda bu şartlarda harekâtın ertelenmesinin gerektiğini söylediğini ama Enver Bey'in dinlemediğini kim bilir kaçıncı defa anlatıvermişti bize."Eyi belleyin çocuklar bu Sarıkamış'ı, eyi belleyin. Sadece askerimizin kırıldığı o gece saldırısı değildir bu harp. Ruslar, Aras Havzası'ndan süvari birliklerini saldılar bir gün Mehmedin üstüne. Aniden saldırdılar. Hudut taburlarımız evvela neye uğradığını şaşırdı. Ama tez toparlandılar. Başlarında genç bir zabit vardı eratın. Eğer Ruslar burada bizi yenseydi Narman'a varacaklardı ki bu tam bir felaket olacaktı. Bir süngü hücumu yaptılar ki Allah Allah  diye diye, yer ile gök inledi sanki. Rus darmadağın oldu. Sait Efendi kim bilir o hengamede var mıydı bilmem ama, böylesi çok afetin içine düştü."

"Asker gece vakti saldırı emri aldı ya Sarıkamış'a. Gece ki ne gece. Mehtap olmasına rağmen karanlık kuşatmış her yanı. Ormanların içi zifir mi zifir. Karşı tarafta geniş mi geniş bir yayla vardı. Önce Binbaşı Nuri Bey yanına aldığı atlılarla gecenin kör karanlığında düşmanın üzerine yürüdü. Yürüdü ama tez geldi düşmanın ateşi.Meçhul ve korkunç dağların heyula gibi ürkütücü karanlığında bu saldırı düşmana da yerimizi belli etti. Karşılıklı çetin bir muharebe oldu.Eratımızın çoğu o dipsiz ormanda kayboldu.""Komutan Arif Bey baktı ki asker derin ormanlarda ve korkunç uçurum kenarlarında tehlikededir hemen onları toparladı, bir yol boyunca düzgün bir çizgiye getirdi. Bir iki bölükle yaylayı tutmuş olan düşman ise ricat etmiş yaylayı terk etmişti. Mitralyözlerinin namlularını alıp yalnız kızaklarını bırakarak ricat etmişlerdi. Ancak ormanlı tepede yeniden mevzilenen Ruslar  saldırıya  geçti. Her yan kan gölüne döndü. Kim bilir Sait Bey de orada mıydı?"

Bu "Kim bilir Sait Bey de orada mıydı?" cümlesini neredeyse her anlattığı olayın ardından dalgın ve buruk bir ruh haliyle tekrarlardı. Biz de ilk kez duyuyormuş gibi merakla dinlerdik.O kış,  uzun ve bitmeyen gecelerde gaz lambasının titrek ışığı duvarı yalarken biz genellikle Sarıkamış'ın buz gibi hikâyelerinin doyumsuz derinliklerindeydik. Babaannem yaşından beklenmeyen bir dinçlikle ve sabırla anlatırdı. Sanki muharebelerde süngü takarak saldırıya geçen kendisiymiş gibi, sanki metrelerce yığılı kardan bir geçiş yolu eşeleyen kendisiymiş gibi, sanki sert rüzgârların keskin sillesi kendi yüzüne çarpıyormuş gibi doğal bir anlatımla bizi o ücra dağ başlarına, o muamma dolu kar tepeciklerinin kanlı beyazına taşırdı. Soba sönmeye yüz tutmuşsa, babaannemin meşe ve ladin dallarından közlendirdiği mangalın etrafına üşüşür, ona sorular sorar,  ağabeyim Necip, amcamın kızı Feride ve ben, annemin "hadi yatın artık" diye seslenmesine aldırmayıp o muhteşem öyküyü uykuya dalıncaya kadar dinlerdik.

Evimiz tam köy meydanında idi. Babamla amcam bir elin parmakları gibi içi içe geçmiş iki kardeşti. Amcam, köyün sırt mevkisindeki tarlasını satıp üstüne buğdaydan aldığı birkaç kuruşu birleştirerek iki katlı sekiz odalı oldukça geniş bu evi yapmış, babama "hadi bakalım Salih Abi, üst kat senin, alt kat benim!" deyince babam çok şaşırıvermişti. Amcamın ısrarı üzerine kerpiçten yapılı yıkılmaya yüz tutmuş, yamalı bohça gibi duran, üzerindeki tenekelerden en küçük bir yağmurda sular boşalıveren evimizden çıkıp amcamlarla birlikte oturmaya başlamıştık.  Yazın bütün köyün harman yeri evimizin önündeki büyük meydandı. Köyün engebeli arazisine karşın oldukça geniş bir düzlüğün olduğu bu harman alanı, buğday hasadı başlar başlamaz tam bir şenlik yeri olurdu. Harmanın orta yerinde halay çekmek için dizilen gençler ve onlara alkışlarla destek veren köy kızlarına, büyükçe bir taşın üzerine oturup elindeki güğümün dibine bir trampet gibi vurarak herkesi coşturan Memiş Ağa katılır, Haziran'ın bu ilk haftalarında başlayan neşeli günler adeta bayramı andırırdı. Kendimi bildim bileli köy camisinin imamlığını yapan Hüseyin Hoca da bu kervana katılır, bazen en başında bazen gün batımına doğru davûdi sesiyle Kur'an okur, toplananlara dua yaptırır, sonra da dağılır giderdik.Daha sonraki yıllarda tamamen unutulan bu harman şenliklerini ne çok özleyecektik.

 Ellerindeki orak ve tırpanlarla altın sarısı buğday tarlaları arasında bütün aile fertlerinin kızgın güneşin kavurucu sıcağında günler, haftalar süren çalışmaları hepimiz için hayat demekti. Buğday demek, ekmek demekti, aş demekti, bereket demekti, hayat demekti. Ocağın tütmesi demekti. Dağın, taşın, yeşilin, ırmağın daha bir coşkulu olması demekti. Köylünün huzuru, mutluluğu demekti.Buğday sarıları, bütün Sellidere köyü için toprağın en anlamlı, en ışıltılı, en rüya ötesi hediyesiydi.

 Babaannem, başakların püsküllerini okşarken adeta gecemizi aydınlatan bir aya dokunuyor gibi narince, elini altın bir fanusun içine sokmuşçasına dikkatli davranırdı. Bu bereket kokan topraklara ve bu altın deryasında kaybolan güzelliklere ömür boyunca şükretti. Beli iyice bükülüp artık adım atamaz hale gelince bile annem onu genişçe bir sepetin içine koyar, meşe palamutlarının arasından tıknefes yürüyerek buğday tarlasına getirir, sırtına iki tane minderi dayar, buğday tarlalarını seyrettirirdi.  Babaannem, hepimizin üzerinden şıpır şıpır terlerin damladığı böyle bir Haziran akşamında, elinde dedemin kehribar tespihi ile mutfaktaki sedirin üzerinde öylece yığıldı. Yanında sadece ben vardım. Korkuyla yanına koştum. Başı hafifçe yana eğilmiş, kirpikleri yarı kapalı, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Dudaklarının arasından tatlı bir tebessüm yayılıyordu. Bir ömrün bütün cefasını, umutlarını, hasretini, hüznünü, mücadelesini ellerindeki kırış kırış gizemli çizgilerden okumak mümkündü. Elleri ellerimdeydi. Pamuk gibi yumuşacık, gül bahçesi gibi huzur doluydu.

Mutfağın pencerecesine fırlayıp bahçedeki incir ağacının altında, kenarları yırtılmış plastik kapta çamaşır yıkayan anneme bağırdım:"Anne koş! Babaanneme bir şey oluyor!"Annem ok gibi fırlayıp içeri koşarken yeniden babaannemin yanına geldim. Babaannem, yüzünden hiç kaybolmayan o derin ve anlamlı tebessümü ile yeniden ellerimi tuttu."-Sakin ol oğlum."  dedi. "Sen benim yüreğimin bir parçasısın. Anana babana iyi evlat ol. Beni sakın unutma."Şaşkın bir halde ve ağlamamak için kendimi zor tutarak ellerini okşamaya devam ettim:"Oku,  büyük adam ol Ferit'im. En büyük mekteplerde oku. Memleketin en büyük makamlarına lâyıksın sen? Bak şurada heybem var. Onun içinde mavi bir mendil var, getiriver onu bana hele!"Bir koşu getirdim. Kenarları işlemeli mavi mendili eline verdiğimde annem feryatlar içinde mutfağa girmişti. "Anam!" diye bir çığlık atıp maşrapayı kaptığı gibi babaannemin yanına çömelmiş, yüzünü ıslatmaya başlamıştı.Babaannem mendilini son bir gayretle açtı, içinden çıkardığı eski bir fotoğrafı dudaklarına değdirdi ve sedirin üzerine öylece yığılıverdi.

Babaannemin ölümü bizi çok etkiledi. Sarıkamış hikâyeleri ile geçen bir kışın ardından hiç beklemediğimiz bir zamanda ansızın bir gidişti bu.Onun bize daha yıllar boyu Sait Efendi hikâyesi anlatacağını, daha uzun yıllar gaz lambasının feri gitmiş ışığının loş gölgesinde doyumsuz ama her biri tamamen gerçek Sarıkamış faciasından kesitler anlatacağını sanırdık. Ama olmadı. Ölümün soğuk yüzü keskin bir bıçak gibi evin içini kaplayıvermişti. Haftalarca herkes donuk gözlerle birbirine bakıp durmuş, babam kapı arkalarında, evin gözden ırak yerlerinde bizim görmemizi istemeden içli içli ağlayıp durmuş, amcamın o ciddi ve güçlü duruşunun yerinde adeta yeller esmeye başlamış, annem ise daha metin olmaya çalışan ama asla başaramayan ruh haliyle acımızı daha da katmerleştirmişti.Bizi en az ölüm kadar şaşırtan ve şok eden şey ise babaannemin mavi mendilinin içinden çıkan dedemin fotoğrafı idi. O fotoğraf çekileli en az altmış yıl olmuştu. Arkasında  "nazende kuzuma, ciğerimin parçasına en aziz selamlarımı sunarım" diye yazıyordu.

Fotoğraf belli ki Filistin Cephesi'nden Erzurum'a gönderilişleri sırasında trenle İstanbul'a geldiklerinde çekilmişti. Sait Efendi'nin, Sarıkamış şehidi dedemizin fotoğrafını ilk görüşümüzdü. Çok etkilenmiştim. Gözleri adeta derin ve uçsuz bucaksız bir mesafeyi süzüyormuş gibi ufukların ötesine götürmüştü bizi. Kalın kirpikleri kendinden emin, güven dolu, korkusuz bir kişiliğin bütün izlerini yansıtıyordu. Yüz hatlarında, bir savaşın içinde olan değil adeta coşan deli bir ırmağın, çılgın bir selin ihtişamı vardı. Yıllarca savaştan savaşa, cepheden cepheye koşmuş bir kişi değil de sanki bütün yaşadıklarıyla alay eden, umursamayan, gururlu, her an kükreyecekmiş gibi bakan bir kuvvet abidesi vardı bu fotoğrafta. Ve sağ elmacık kemiğinin altında kim bilir bir kurşun sıyrığı mı, yoksa kıran kırana geçen bir süngü savaşından mı kalmış bilinmez küçük bir iz.Dedemin resmini görünce ondan daha bir gurur duydum. Daha bir göğsüm kabardı. Sait Efendi'nin torunu olmak meğer ne güzel bir şeydi. Babaannemin bu fotoğrafı neden gizlediğini, neden altmış yıl boyunca hiç kimseye göstermediğini, bu muhteşem hatırayı hiç kimse tarafından paylaşmak istememe gibi bir gizemli gaye mi taşıdığını soracak hiç kimse kalmamıştı hayatta.Ama o yaz tatili boyunca hep babaannemin son sözlerini düşündüm. Hele de Salı günleri, kasabanın bütün yağının, peynirinin, sebzesinin köylerden pazar yerine aktığı ve amcamla babamın haftanın bir günü kurdukları çadırda, şehirden getirttikleri bakliyat ürünlerini köylülere sattıkları o yoğun kalabalıkta,  köşedeki bayiden ödünç alıp okuduğum gazetelerde ülkenin her yerinde artan anarşi olaylarını büyük bir üzüntü ile okurken babaannemin öğüdü daha da yer etti kulaklarımda. Büyük bir adam olmalıydım. İlk mektebin son sınıfındaki bir çocuğun kafasındaki büyük adam kavramının tam olarak yerli yerine oturmadığı muhakkaktı. Nasıl büyük adam olacaktım? Ne yapmalıydım, hangi mesleği seçmeliydim? Hangi okulları okumalıydım?Büyük adam nasıl olunurdu?Zamanın uçup gittiği, hatıraların bir dikenli dal gibi elimizi tırmaladığı günler ne çabuk geçmişti. İstanbul Üniversitesi'ni kazanıp siyasal bilimler fakültesinin kapısından ilk içeri ilk girdiğimde nasıl da şaşkındım. Her taraf cıvıl cıvıl gençlerle doluydu. Anadolu'nun değişik yerlerinden bin bir ümitle bu hayal şehrine koşan binlerce kişiden biri olmak ne güzeldi. Üniversite yılları boyunca babaannemin karaltısını hep yanı başımda hissettim. Kaldığım öğrenci evlerinde, yurt odalarında ne zaman derslerden başımı kaldırıp dinlenmeye koyulsam, babaannem sanki masanın başında bana gülümsüyor sanırdım; bir elinde kehribar tespih öbür elinde dedemin fotoğrafı ve mavi mendil.Tayin olduğum yerlere daha ısınma fırsatı bile bulmadan, Dışişleri'nin hızlı atama kararnamesi yayınlayıp, personel dairesinden Kemal İzzet Bey'in de "Moğolistan'a tayin oldun, Büyükelçi yardımcısısın! Hadi hayırlı olsun!"  diyerek o muzip sesle verdiği haberi alınca düşmüştüm yollara.

Ulan Batur'a vardığımda çok ilginç bir manzara ile karşılaşmıştım. Ülkenin her yeri uçsuz bucaksız topraklar, yemyeşil otlaklarla doluydu. Ulan Batur'un her tarafında eski Rus otobüsleri,  türlü renklerle boyanmış Rus yapımı otomobiller vardı. İskelet yığını gibi dizilmiş apartmanlarla birlikte geleneksel çadırlar içi içe geçmişti.Büyükelçiliğin bana tahsis ettiği eve girdiğimde dudaklarımın soğuktan neredeyse hareket edemez hale geldiğini, bıyıklarımın üzerinde buz parçacıklarının oluştuğunu o an hissettim. Ulan Batur'un dünyanın en soğuk yerlerinden bir olduğunu idrak etmem fazla zaman almamıştı.Büyükelçilik çalışanlarından Moğol asıllı Cengiz Memedov kucağında getirdiği bir avuç odunu aceleyle sobada tutuşturdu. Oda birkaç dakikada sıcacık olmuştu. Memedov izin isteyip çıktı. Pencerenin kenarındaki karyolaya uzanıp, kahverengi battaniyeyi üzerime atıp ne zaman uyumuşum hiç farkında değilim. Dışarıda acı acı havlayan köpeklerin sesini duyup korkuyla fırladığımda "aman, ne günde be!" diye mırıldandım. Perdeyi araladım. Evin tam karşısında loş bir sokak lambasının önünde, iki çelimsiz köpek, çöp bidonlarında yiyecek arıyordu. Çöp bidonunun önünde yaşlı bir kadın, elindeki çalı süpürgesiyle sokağı süpürüyordu. Omuzları hafifçe çökmüştü. Üzerinde bizim kasabadaki kadınların kullandığı atkıya benzer kalın bir örtü vardı. Sonra öğrendim ki, bu kadınlar belediyenin elemanları idi ve daha gün açmadan sokakları temizlemek için Ulan Batur'un dört bir yanına dağılıyorlardı.

Camdan bakarken bir yandan kendini yeniden hissettirmeye başlayan soğuktan dolayı elimi ovuşturmaya başlamış, bir yandan da sokak lambasının dibindeki bu yaşlı Moğol kadınının boynu eğik halinden babaannemi hatırlayıvermiştim.Böyle soğuk bir günde, böyle uzak bir diyarda, babaannem sanki bir ilaç gibi tesir etti. Belki de o Moğol kadınını görmese idim Sellidere köyünden Ulan Batur'a uzanan hatıralar zincirini deşme ihtiyacı hissetmeyecektim.Büyükelçi o gün ilginç bir davetten bahsetti. Moğolistan yetkilileri bize çok önemli olduklarına inandıkları bir davette bulunmuşlardı. Rusya sınırındaki Çıta Kasaba'sının, Moğollar için Rusya ile ittifak halinde oldukları yıllardan kalan dramatik bir hatırayı bünyesinde barındırdığını söylemişlerdi. Bu hatıranın bir ucu da Türkiye'yi ilgilendiriyordu. Çünkü Sarıkamış Savaşı'nda esir alınan Türklerin bir bölümü burada tutulmuş, çok zor şartlarda yaşamış, hatta bir kısmı bu şartlara dayanamayıp birkaç ay içinde ölmüş, bir kısmı da kaçarak Sibirya çöllerini aşıp Çin' e ulaşmışlardı. 

Moğolistanlı yetkililer Türk elçiliğinde görevli personeli Çıta Kasabası'nda esir düşen Türklerin hatırasına açılan bir mini müzeyi gezmeye davet etmişlerdi. Bundan güzel davet mi olurdu! Yıllarca babaannemden dinlediğim, daha sonraki yıllarda ise ayrıntılarını tarih kitaplarından öğrenince yüreğime bir hançerin saplandığını hissettiğim o acı olaylar manzumesinden bir küçük koku almak, bir demet soğuk hatırayı seyretmekten güzel bir hediye olabilir miydi?Ertesi gün Çıta Kasabası'na vardığımızda tipik bir Moğol yerleşim yeri ile karşılaştık. Ahşap iskeletli, keçe ve çadır bezinden yapılmış, Moğolların geleneksel çadırları kasabanın girişinde sağlı sollu dizilmişti. Mihmandarımız bunlara ger denildiğini, Moğol geleneğinde ve göçebe hayatında bunların çok önemli yeri olduğunu anlattı. Türlü renklere bürünmüş Moğol çocukları tatlı bakışlarla karşıladı bizi. Müze denilen yer,  hemen kasabanın girişinde bir okulun bitişiğine yapılan çift katlı bir binanın giriş katının düzenlenmesiyle oluşturulmuştu. Yerlerde geleneksel Moğol halıları vardı.

Duvarlara ve masaların üzerine Sarıkamış'ın izleri yerleştirilmişti. Mehmetlerin delik deşik olmuş postalları, kemerleri, çorapları büyük bir itina ile dizilmişti.Mihmandarımız güzel Türkçesi ile bu hatıranın detaylarını anlatıyordu:"Buraya getirilen Türkler çok zor şartlarda yaşadılar. En önemli esirlerden biri Dokuzuncu Kolordu Komutanı İhsan Paşa'dır. İhsan Paşa dört buçuk ay bu buradaki Rus zindanında yaşadı. Bir gece yarısı fırsatını bulup kaçtı. Duyduğumuza göre Moğolistan'ı baştanbaşa aşıp Pekin'e ulaşmış. Oradan da bin bir zorlukla Türkiye'ye geçmiş."Moğolistan soğuğu ilk kez bana hiçbir etki yapmadı. Rüyada gibiydim. Duvarlara asılı duran bir matara, bir eski mendil, üzerinde bir iki cümle Osmanlıca yazılı kâğıtlar Sarıkamış'ın en son ve en aziz hatıraları olarak yüreklerimizde derin fırtınalar estiriyordu."Sarıkamış'a giren bir avuç askerle birlikte Kolordu Karargâhı'nın subayları, bir anda saldıran Rus avcı birliklerinin "teslim olun davranmayın!" diye bağırdıklarını duydular. Teslim olmaktan başka bir çareleri yoktu. Kaymakam Şerif Bey de esir düşenler arasındaydı. Esirler arasındaki subaylar kısa süre sonra bırakıldı. Ancak bir kısım asker Sibirya'ya, Kazakistan'a, Moğolistan'a götürüldü."Mihmandar konuşuyordu ama kulaklarım onda değildi.Ömür boyu unutamayacağım bu anın her saniyesini doya doya hissetmek istiyordum."Çıta ahalisi burada hayatını kaybeden Türklere çok üzülmüştür. Esirlerin değiş tokuşundan sonra Türk askerlerinden kalan eşyaları, üzerlerinden çıkan hatıralara özenle sakladılar. Bugün ilk defa bu eşyalar size sergileniyor."Açık bir boya ile kaplı, yer yer tepesinden badana damlayan köşedeki duvarda asılı birkaç resim bizi hüzünle seyrediyordu. Kalın bıyıklı bir Anadolu delikanlısı neredeyse bir asır önce çektirdiği bu fotoğrafta bize tarihin derinliklerinden gelen buruk bir hüzünle bakıyordu.Hemen yanı başında bir kız resmi vardı. İncecik ve utangaç gözleri garip bir tebessümle süslenmişti. Böylesine saf, böylesine masum bir bakıştan etkilenmemek, bu bakışın Sarıkamış'ta bıraktığı sevdalısına içlenmemek mümkün değildi.Resme biraz daha yaklaşıp da o derin ve anlamlı bakışları bir kez daha süzdüğümde belli belirsiz bir çığlık çıktı dudaklarımdan:"Aman Allahım!"Bu, babaannemdi.Muharrem Bayraktar

Erdoğan, Türkiye-Kazakistan İş Forumu kapanışında konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ile Kazakistan arasındaki ticarete ilişkin, "Karşılıklı güvene dayalı güçlü ortaklığımız sayesinde ticaret hacmimiz geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla 10 milyar dolara yaklaştı. Tabii ki bunlarla yetinmiyoruz. Hedefimiz olan 15 milyar dolara sürdürülebilir ve dengeli şekilde ulaşmak için çabalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" ifadelerini kullandı

14.05.2026 23:30:00
AA
Erdoğan, Türkiye-Kazakistan İş Forumu kapanışında konuştu
Erdoğan, Türkiye-Kazakistan İş Forumu kapanışında konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan'a yaptığı resmi ziyaret kapsamında bir otelde düzenlenen Türkiye-Kazakistan İş Forumu kapanış toplantısına katıldı.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'e iş insanlarının meselelerine gösterdiği yakın ilgi için teşekkür eden Erdoğan, geçen günlerde idrak edilen Vatan Savunucuları Günü ve Zafer Bayramı münasebetiyle Kazak halkını tebrik etti.

Tokayev'in liderliğinde yürütülen reform programının Kazakistan'ın şahlanışının itici gücü olduğunu belirten Erdoğan, 15 Mart'ta yapılan referandumda kabul edilen yeni anayasanın kardeş Kazak halkı için hayırlara vesile olmasını diledi.

Türkiye'nin, bağımsızlığının 35. yılını idrak eden Kazakistan'ın her daim en yakın destekçisi olacağını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Sabahki görüşmelerimizde ortak gündemimizde olan pek çok konuyu ele aldık. İkili iş birliğimizi güçlendirecek 13 farklı belgeye imza attık. İş Forumu'nun da ülkelerimiz arasında ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum. Kazakistan ile ekonomik ilişkilerimizin her geçen gün daha da ileriye gitmesinden bahtiyarız. Kazakistan'ın Sayın Tokayev'in güçlü liderliğinde ekonomi alanında kaydettiği ilerlemeleri büyük bir memnuniyetle takip ediyoruz. 2025 yılında gayri safi yurt içi hasılası yüzde 6,5 gibi çarpıcı bir büyüme gösteren Kazakistan'da kişi başına düşen milli gelir 15 bin dolara yaklaştı. Artık karşımızda toplam dış ticaret hacmi 145 milyar doları bulan Orta Asya'nın en büyük ekonomisine sahip bir Kazakistan var. Bu büyümenin de etkisiyle Kazakistan 2025 yılında Türk dünyası içerisinde en fazla ticaret gerçekleştirdiğimiz ortağımız olmuştur. 5 bin 500'e yakın şirketimiz inşaattan finansa, turizmden bilişime 6 milyar dolara ulaşan yatırımlarıyla sadece refahı değil, aynı zamanda kardeşliğimizi de destekliyor. Müteahhitlerimiz ülkenin dört bir yanında değeri 30 milyar dolara varan 500'ü aşkın projeyi üstlendiler. Başarıyla tamamlayıp Kazak halkının hizmetine sundukları eserlerle ülkemizin gurur kaynağı oldular."

"Kazakistan'ın yapay zeka alanındaki atılımlarını takdirle takip ediyoruz"

Kazakistan'ın Türkiye'deki yatırımlarının her geçen gün artmasından ziyadesiyle memnun olduklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"750'den fazla Kazak firma 2 milyar dolara yaklaşan yatırımla Türkiye'de faaliyetlerine devam ediyor. Karşılıklı güvene dayalı güçlü ortaklığımız sayesinde ticaret hacmimiz geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla 10 milyar dolara yaklaştı. Tabii ki bunlarla yetinmiyoruz. Hedefimiz olan 15 milyar dolara sürdürülebilir ve dengeli şekilde ulaşmak için çabalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Açıkçası çok daha fazlasını yapabileceğimize, çok daha ileri seviyelere ulaşabileceğimize eminim. Bu minvalde geçtiğimiz ay Astana'da düzenlenen Karma Ekonomik Komisyon toplantısında kabul ettiğimiz kapsamlı eylem planı ticaret ve yatırım ilişkilerimize yeni bir soluk getirecektir. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantımız vesilesiyle bugün imzaladığımız Yatırımların Karşılıklı Korunması ve Teşviki Anlaşması'nın karşılıklı yatırımları daha da teşvik edeceğini düşünüyoruz. Bugünkü görüşmelerimizde ayrıca Kazakistan ile elektronik izin sistemine geçilmesi, geçiş belgesi kotalarının artırılması, ikili ve transit taşımaların serbestleştirilmesi gibi ticaretimizi olumlu etkileyecek konuları da ele aldık. Bu hususlarda önümüzdeki dönemde ilerleme sağlayacağımıza inanıyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel çatışmalar, enerji arz güvenliği, yapay zeka dönüşümü ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar gibi çok boyutlu sınamalarla karşı karşıya olduklarını belirterek, "Bu dinamiğin bir sonucu olarak ülkeler arasında işbirliğinin geliştirilmesi daha da önem kazanmıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Tokayev'in vizyoner yaklaşımıyla Kazakistan'ın yapay zeka alanındaki atılımlarını takdirle takip ediyoruz. Yarın Hoca Ahmet Yesevi'nin memleketi Türkistan'da Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesi'ni gerçekleştireceğiz. Zirvenin ana temasının yapay zeka ve dijital kalkınma olarak belirlenmesini çok isabetli ve anlamlı bulduğumuzu ifade ediyorum." dedi.

"Hazar Geçişli Orta Koridor'un ihyası için çalışıyoruz"

Tokayev ile bugün enerji bahsinde hidrokarbon alanlarının işletilmesinden nakliyesine, kritik madenlerin keşfine kadar geniş bir yelpazede işbirliği fırsatlarını istişare ettiklerini dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"Türkiye olarak yıllar öncesinden kaynak çeşitliliğini sağlamak suretiyle enerji arz güvenliğini temin etmiş bir ülkeyiz. Kazakistan'dan daha fazla miktarda petrolü ülkemiz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırmayı arzu ediyoruz. Önemli atılım gösterdiğimiz savunma sanayi alanında Kazakistan ile geçmişe dayalı çok iyi bir iş birliğimiz var. Bugün kıymetli kardeşimle birlikte ortak üretim dahil yeni projelerle bu alandaki işbirliğimizi daha da ilerletme noktasında irademizi teyit ettik. Demir yolu bağlantılarımızı, liman altyapımızı ve dijital gümrük sistemlerimizi entegre ederek Hazar Geçişli Orta Koridor'un ihyası için çalışıyoruz. Ülkelerimizi birbirlerine yakınlaştırırken aynı zamanda küresel ekonomide Avrasya bölgesini daha rekabetçi bir konuma ulaştırmak hedefimiz olmayı sürdürüyor."

"İnsana yapılan yatırım en büyük, en kalıcı yatırımdır"

Hoca Ahmet Yesevi'nin "Yola çıkan ahir muradına erişir" sözlerine anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Liderler olarak biz bu yolun üzerinde ayağınıza takılan, elinizi kolunuzu bağlayan hangi engel varsa onlardan kurtulmanız için gerekeni yapmaya devam edeceğiz. Türk-Kazak iş dünyası olarak sizler de çıktığınız yolda sabırla yürümekten vazgeçmeyeceksiniz. Yatırım yapacaksınız, üreteceksiniz, ihraç edeceksiniz, istihdam sağlayacaksınız, iki ülke ekonomisine katkı sunacaksınız. El ele, omuz omuza vereceğiz, hep beraber bıkmadan, usanmadan ve kararlılıkla bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bizim sizlerden beklentimiz sadece ekonomik değil, insani kazanımları da esas alan projelere öncülük etmenizdir. İnsana yapılan yatırım en büyük, en kalıcı yatırımdır. Ortak geleceğimizin nişanelerinden olan ve kurulduğundan bu yana 100 bin mezun veren Türk-Kazak Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesine desteklerinizi artırmanızı beklediğimizi burada ifade etmek istiyorum."

Erdoğan, Tokayev'in şahsında Kazak halkının yaklaşmakta olan Kurban Bayramı'nı tebrik ederek, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:

"Bayramın Kazak halkına, Türk İslam dünyasına ve tüm insanlığa huzur getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. On yıllardır Türk şirketlerine güvenen Kazak kardeşlerime en kalbi selam ve muhabbetlerimi sunuyor. Değerli iş insanlarımıza çalışmalarınızda üstün başarılar diliyorum. Rabbim yolumuzu ve bahtımızı açık etsin. Tekrar görüşmek dileğiyle. Kalın sağlıcakla."

Müfredatta birçok kavram değişti

Milli Eğitim Bakanlığı, yeni müfredat kapsamında tarih ve coğrafya terimlerini yeniledi. Ders kitaplarında "Mavi Vatan", "Türkistan" ve "Sömürgeciliğin Başlangıcı" gibi milli şuur odaklı yerli ifadeler resmi olarak kullanılmaya başlandı

14.05.2026 22:00:00
Haber Merkezi
Müfredatta birçok kavram değişti
Müfredatta birçok kavram değişti
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), eğitim sisteminde köklü bir zihniyet değişimine giderek "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" kapsamında tarih, coğrafya ve sosyal bilgiler ders kitaplarındaki temel terminolojiyi tamamen güncelledi. "Milli şuur" ve "yerli bakış açısı" odaklı bu adım, yıllardır kanıksanmış batı merkezli veya dayatılmış coğrafi ve tarihi terimleri, Türk medeniyet hafızasına ve ulusal güvenlik vizyonuna uygun kelimelerle değiştirdi.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yapılan düzenlemelerin çok masum görünen ancak millet olma bilincini doğrudan etkileyen dayatmaları ortadan kaldırmak amacıyla yapıldığını belirtti.

Yeni müfredat doğrultusunda ders kitaplarında resmi olarak değiştirilen ve öğrencilere yeni haliyle aktarılacak olan kavramların şöyle listelendi:

Ormanlarımız - Yeşil Vatan: Türkiye'nin orman varlığı ve yeşil alanları, jeopolitik birer güç ve korunması gereken birer vatan toprağı olarak "Yeşil Vatan" konseptiyle işlenecek.

Türkiye'nin Deniz Yetki Alanı - Mavi Vatan: Akdeniz, Ege ve Karadeniz'deki uluslararası hukuktan doğan deniz sınırları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakları "Mavi Vatan" öğretisiyle kalıcı hale getirilecek.

Türkiye'nin Hava Sahası - Gök Vatan: Ülkenin hava sahası üzerindeki tam egemenlik hakları, savunma doktriniyle entegre edilerek "Gök Vatan" terimiyle genç kuşaklara aktarılacak.

Ege Denizi - Adalar Denizi: Tarihi arka planı Lozan Anlaşması dönemine dayanan ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında literatüre yerleşen Ege ismi yerine, coğrafyanın asıl tarihi adı olan "Adalar Denizi" ifadesi kullanılacak.

Orta Asya - Türkistan: İki kutuplu dünya düzeninin ve Sovyetler Birliği döneminin dayattığı coğrafi sınırlandırmayı kırmak amacıyla, bölge bilimsel literatürdeki asıl tarihi adı olan "Türkistan" olarak adlandırılacak.

Haçlı Seferleri - Haçlı Saldırıları: "Sefer" kelimesinin Türk literatüründeki makul ve meşru algısının aksine, bu olayların İslam dünyasına yönelik doğrudan birer istila ve saldırı olduğu gerçeği "Haçlı Saldırıları" ifadesiyle vurgulanacak.

Coğrafi Keşifler - Sömürgeciliğin Başlangıcı: Batı merkezli tarih anlayışının "keşif" olarak sunduğu dönemin, aslında küresel çapta insan ve kaynak yağmacılığına dayanan "Sömürgeciliğin Başlangıcı" olduğu öğretilecek.

Bizans - Doğu Roma: Tarihsel olarak modern dönem tarihçilerinin ürettiği yapay bir terim olan Bizans yerine, devletin kendi dönemindeki gerçek adı olan "Doğu Roma" kavramı esas alınacak.

Ermeni Meselesi - Asılsız Ermeni İddiaları: Tarih kitaplarında konunun ele alınış biçimi netleştirilerek, Türkiye'ye yönelik uluslararası tezlerin dayanaksız olduğunu vurgulamak adına terim "Asılsız Ermeni iddiaları" şeklinde güncellendi.

Pontus Meselesi - Asılsız Pontus İddiaları: Karadeniz bölgesine yönelik tarihi ve siyasi dezenformasyon faaliyetlerine karşı, iddiaların asılsızlığı doğrudan terminolojiye yansıtıldı.

Tehcir Kanunu - Sevk ve İskan Kanunu: 1915 olayları sürecindeki yasal düzenleme, dönemin arşiv belgelerindeki ve hukuk metinlerindeki orijinal adı olan "Sevk ve İskan Kanunu" olarak öğrencilere öğretilecek.

Yeni müfredat kapsamındaki bu kavramlar, önümüzdeki eğitim-öğretim döneminden itibaren basılacak tüm ders kitaplarında zorunlu olarak yer alacaktır.

Türkiye'de en fazla yağış Çarşamba'ya düştü

Türkiye genelinde günün en yüksek yağış miktarı Samsun'un Çarşamba ilçesinde kaydedildi. Meteorolojik ölçümlere göre ilçeye 46,1 kilogram/metrekare yağış düştü

14.05.2026 20:00:00
İhlas Haber Ajansı
Türkiye'de en fazla yağış Çarşamba'ya düştü
Türkiye'de en fazla yağış Çarşamba'ya düştü
Samsun'un Çarşamba ilçesinde öğle saatlerinden itibaren etkili olan kuvvetli sağanak yağış ve fırtına, ilçede hayatı olumsuz etkiledi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından yapılan son uyarıların ardından başlayan gök gürültülü sağanak, kısa sürede şiddetini artırarak cadde ve sokaklarda su birikintilerine neden oldu. Öte yandan yoğun yağışlar, bölgedeki su kaynaklarına da olumlu yansıdı.

Samsun Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Genel Müdürlüğü bünyesindeki Çakmak Barajı'nda doluluk oranı kısa sürede önemli ölçüde yükseldi. 2026 yılı başında yüzde 52 seviyesinde olan baraj doluluk oranı, son yağışlarla birlikte yüzde 99,92 seviyesine ulaştı. Barajda halihazırda yaklaşık 71 milyon metreküp içme suyu bulunduğu bildirildi.

Meteorolojinin ölçümlerine göre Türkiye genelinde günün en yüksek yağış miktarı Samsun'un Çarşamba ilçesinde kaydedildi. İlçeye 46,1 kilogram/metrekare yağış düştü.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın duyurdu: Bir ilde daha il teşkilatı feshedildi

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, partisinin Malatya il teşkilatının feshedildiğini duyurdu

14.05.2026 16:30:00
Haber Merkezi
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın duyurdu: Bir ilde daha il teşkilatı feshedildi
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın duyurdu: Bir ilde daha il teşkilatı feshedildi
MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, partisinin Malatya il teşkilatının feshedildiğini duyurdu.
MHP Genel Başkanı Yardımcısı Semih Yalçın, Malatya il teşkilatının da feshedildiğini açıkladı.
Yalçın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
"Milliyetçi Hareket Partisi Malatya il teşkilat organları, parti tüzüğümüzün 52. ve 54. maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden, tüzüğümüzün ilgili maddesi uyarınca feshedilmiştir. Yine aynı maddelerin verdiği yetki çerçevesinde, Milliyetçi Hareket Partisi Malatya İl Başkanlığı görevine Turgay Şengönül atanmıştır."

Koç ailesinden İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'na ziyaret

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Koç Holding Yönetim Kurulu Onursal Başkanı Rahmi Koç ve Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç ile bir araya geldi

14.05.2026 14:25:00
Haber Merkezi
Koç ailesinden İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'na ziyaret
Koç ailesinden İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'na ziyaret
Koç Holding Yönetim Kurulu Onursal Başkanı Rahmi Koç ve Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nu ziyaret etti.

İYİ Parti Genel Merkezi'ndeki görüşmede İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel ile İYİ Parti Balıkesir Milletvekili ve Ekonomi Politikaları Başkanı Burak Dalgın da yer aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru'nun ehemmiyeti her geçen gün daha iyi anlaşılıyor" dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İpek Yolu'nun günümüzdeki karşılığı olan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru'nun ehemmiyeti her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Bu koridoru enerji kaynaklarının batıya taşınması için de teşvik etmeyi sürdüreceğiz" dedi

14.05.2026 14:18:00
AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru'nun ehemmiyeti her geçen gün daha iyi anlaşılıyor" dedi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru'nun ehemmiyeti her geçen gün daha iyi anlaşılıyor" dedi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Astana'daki Bağımsızlık Sarayı'nda Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile baş başa görüşmesi ve Türkiye-Kazakistan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Altıncı Toplantısı'na katılmasının ardından, iki lider ortak basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda, nazik misafirperverliği için Tokayev'e teşekkür eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Altıncı Toplantısı'nı biraz önce başarıyla gerçekleştirdik. Çok sayıda belgeyi imzaladık. Sayın Tokayev ve heyetiyle görüşmelerimizde ticaret, ulaştırma, enerji, sağlık, madencilik, kültür, eğitim, teknoloji ve savunma sanayi gibi alanlardaki iş birliğimizi etraflıca değerlendirdik. İş çevrelerimizi, Kazakistan'daki yatırımlarını artırmaları ve ortaklığımızı pekiştirecek bağlar kurmaları ile teşvik etmeye devam ediyoruz. Sayın Tokayev ile birlikte hitap edeceğimiz Türkiye-Kazakistan İş Forumu vesilesiyle iş insanlarımız arasında inşallah yeni işbirliklerine şahit olacağız. Ticaret ve yatırım ilişkilerimizi çarpan etkisiyle büyüten askeri ve savunma sanayi işbirliğimizi daha ileriye taşıyacak projeleri de bugün görüştük. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun diyorum."

"Türkiye Maarif Vakfının iki okul açması için çalışmalara başlandı"
Enerjide kaynak çeşitliliği konusunda son yıllarda attıkları adımlarda Kazakistan'ın özel bir yere sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Dünyanın önde gelen ham petrol ihracatçılarından olan Kazakistan'dan daha fazla miktarda petrolü ülkemiz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırmayı arzu ediyoruz. İpek Yolu'nun günümüzdeki karşılığı olan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru'nun ehemmiyeti de her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Biz Kazakistan ve diğer ortaklarımızla birlikte bu koridoru sadece mal sevkiyatı için değil, enerji kaynaklarının batıya taşınması için de teşvik etmeyi sürdüreceğiz." ifadeleri kullandı.

Erdoğan, Doğu Akdeniz'den Orta Asya'nın derinliklerine uzanan coğrafyada "dilde, fikirde, işte birlik" şiarıyla yeni köprüler inşa etmekte kararlı olduklarını ifade ederek, şunları söyledi:

"Türk dünyasının ortak kültürel hazinelerini, büyük şahsiyetlerin fikirlerini, eserlerini ve manevi miraslarını gelecek nesillere aktarmayı müşterek sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Sayın Tokayev'in destekleriyle Türkiye Maarif Vakfının Astana ve Almatı'da birer okul açması için çalışmalara başlandı. Bu memnuniyet verici adımdan dolayı Sayın Cumhurbaşkanı'na bir kez de sizlerin huzurunda teşekkür ederim."

"Kazakistan'ın maddi manevi desteğini her daim yanımızda hissettik"
Kazakistan'ın Türkiye ile gönül bağına, 6 Şubat depremlerinin hemen ertesinde 86 milyon olarak şahitlik ettiklerini dile getiren Erdoğan, "O zor dönemde Kazak kardeşlerimizi ve Kazakistan Devleti'nin maddi manevi desteğini her daim yanımızda hissettik. Bugün de Kazakistan'ın Gaziantep'in Nurdağı ilçesinde inşa ettiği ilkokulun açılışını aziz kardeşimle beraber gerçekleştirmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi'nin ismini verdiğimiz bu okulumuzda yetişecek çocuklarımızın dostluğumuzu gelecek nesillere taşıyacağına yürekten inanıyorum" dedi.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev'e kendisine tevcih edilen "Hoca Ahmet Yesevi Nişanı" için de gönülden teşekkür eden Erdoğan, nişanı iki ülke arasındaki sarsılmaz kardeşliğin güçlü bir simgesi olarak taşımaktan bahtiyar olacağını ifade etti.

"Bölgesel ve uluslararası meseleleri de kapsamlı şekilde değerlendirdik"
Yarın Türk dünyasının manevi başkenti Türkistan'da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesi'ne katılacaklarını anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kazakistan'ın, Türk Dünyası'nın bütünleşmesine en başından bu yana yaptığı değerli katkılar için müteşekkir olduğumuzu belirtmek isterim. Yarınki zirvemizde gözlemci sıfatıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin temsil edilecek olmasından memnuniyet duyuyoruz. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı ile bölgesel ve uluslararası meseleleri de kapsamlı şekilde değerlendirdik. Aziz kardeşim Cumhurbaşkanı Sayın Tokayev ve heyetine sergiledikleri müstesna misafirperverlik için bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu düşüncelerle Konsey toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Kazak kardeşlerimize sağlık, esenlik ve refah dileklerimi gönderiyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini "çok rahmet" anlamına gelen Kazakça "köp rahmet" sözleriyle tamamladı.

Akçay Barajı 4 yıldır ilk defa tam kapasite doldu

Sakarya'nın içme suyu ihtiyacını karşılayan en önemli kaynaklardan biri olan Pamukova ilçesindeki Akçay Barajı, geçtiğimiz hafta etkili olan sağanak yağışların ardından yüzde 100 doluluk oranına ulaştı. Barajda su seviyesinin maksimum kapasiteye ulaşması üzerine hem muhtemel bir taşkın riskini önlemek hem de şehrin ana su kaynağı Sapanca Gölü'nü desteklemek amacıyla su tahliye işlemleri başlatıldı

14.05.2026 14:00:00
İHA
Akçay Barajı 4 yıldır ilk defa tam kapasite doldu
Akçay Barajı 4 yıldır ilk defa tam kapasite doldu
Akçay Barajı'nda biriken fazla su, kontrollü şekilde Sarp Deresi üzerinden Sapanca Gölü'ne aktarılmaya başlandı. Bu hamleyle bir yandan barajın güvenliği sağlanırken, diğer yandan kuraklık riskine karşı Sapanca Gölü'nün su seviyesinin korunması hedefleniyor. Baraj kapaklarının açılmasıyla birlikte Sarp Deresi yatağından akan tonlarca su, kilometrelerce yol katederek Sapanca Gölü ile buluşuyor. Yapılan bu aktarım, bölgedeki ekosistemin korunması ve göldeki dikey su seviyesinin artırılması açısından önem taşıyor. Özellikle yağışlı periyotlarda elde edilen bu fazla suyun göle aktarılması, Sakarya'nın gelecekteki su arzı güvenliği için "can suyu" niteliği taşıyor.






"Akçay Barajı'ndaki fazlalık suyu da Sarp Deresi üzerinden göle aktarıyoruz"

Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Genel Müdürü Seyit Sakallıoğlu, "Akçay Barajı, 10 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla yüzde 100 doluluğa ulaştı. Bir taraftan gölden aldığımız suyu azaltırken, Akçay Barajı'ndaki fazlalık suyu da Sarp Deresi üzerinden göle aktarıyoruz. Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanımız Yusuf Alemdar öncülüğünde Sapanca Gölü'nü canlandırmak, su seviyesini hızlıca yükseltmek adına biz göl etrafındaki kaynakları Sapanca Gölü'ne aktarmak için çalışmalara başlamıştık. Akçay Barajı'ndan Sakarya Nehri'ne akan suyu Sarp Deresi vasıtasıyla Sapanca Gölü'ne aktararak ciddi bir ilerleme kaydetmiş olduk. Göldeki su seviyesini hızlıca artırıp, gölü eski güzelliğine döndürmek istiyoruz" dedi.








"Akçay Barajı'nda 2 aylık kullanılabilir su bulunmaktadır"

Yüzde 100 doluluk oranına ulaşan barajda iki aylık su bulunduğunu aktaran Sakallıoğlu, "Akçay Barajı'nda Sakarya'nın 2 aylık su ihtiyacını karşılayacak kadar yaklaşık 16 milyon metreküp kullanılabilir su bulunmaktadır. Sapanca Gölü'nde geçtiğimiz günlerdeki yağışlarla birlikte seviyesinde ciddi bir artış oldu. İlave tedbirlerle biz su alımını azaltmaya çalışıyoruz. Şebekedeki su kayıplarının azaltılması adına da yatırım dönemine başladık. Bir taraftan su kayıplarını azaltırken, bir taraftan Sapanca Gölü'nden aldığımız suyu azaltarak bu yaz döneminde herhangi bir sıkıntı yaşatmadan abonelerimizle bu dönemi geçirmiş olacağız. Akçay Barajı, 2021 yılında devreye alınmıştı ve 2022 yılında yüzde 100 doluluk oranına ulaşmıştı. Baraj, 2022 yılından bu yana ilk defa 2026 yılında doluluk oranına ulaşıp taşma seviyesine geldi" diye konuştu.



























Ehliyet yenilemede yeni dönem: O yaştakiler iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek

Ehliyetlere ilişkin yeni düzenlemeyle birlikte ileri yaştaki sürücüler için sağlık kontrolü ve belge yenileme süreçlerinin sıklaştırılması planlanıyor. Buna göre 65 yaş üstü sürücüler üç yılda bir, 80 yaşını aşan yurttaşlar ise iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek ehliyetlerini yenileyecek

14.05.2026 12:13:00
Haber Merkezi
Ehliyet yenilemede yeni dönem: O yaştakiler iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek
Ehliyet yenilemede yeni dönem: O yaştakiler iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek
Milyonlarca sürücüyü yakından ilgilendiren ehliyet düzenlemeleri, özellikle belirli yaş grupları için getirilen yeni kriterlerle gündemdeki yerini koruyor. Gazete Pencere'nin haberine göre; 80 yaş ve üzerindeki vatandaşlara yönelik sağlık kontrolü ve sürüş yeterliliği şartlarında güncelleme yapılması planlanıyor.

Ehliyet sahipleri için yapılan düzenlemeye göre belli yaşı aşan sürücüler için yenileme süreçlerine yeni kurallar eklendi. Yaşı gelen sürücülerin belirli zaman aralıklarıyla sağlık kontrollerinden geçerek sürücü belgelerini yenileyebilecek.

Gelen son bilgilere göre 65 yaşını dolduran bireyler için ehliyet yenileme süreci daha sık hale geliyor.

Bu yaş grubundaki sürücülerin her üç yılda bir sağlık kontrolünden geçerek belgelerini yenilemeleri gerekecek

Daha ileri yaş grubundaki vatandaşlar için ise bu süre daha da kısalıyor. 80 yaşını aşan sürücüler için ehliyet yenileme aralığı iki yıla indiriliyor.

Bu uygulama yaş ilerledikçe artan sağlık risklerinin trafikte yaratabileceği tehlikeleri en aza indirme amacı taşıyor.

İBB davasının 38. duruşması başladı

77'si tutuklu, 5'i müşteki sanık olmak üzere 414 sanığın yargılandığı İBB davasının 38. duruşması başladı

14.05.2026 11:20:00
AA
İBB davasının 38. duruşması başladı
İBB davasının 38. duruşması başladı

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bir kısım tutuksuz sanıklar ile avukatların da katıldığı duruşmada, bazı CHP milletvekilleri ve tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, dün savunmasını tamamlayan tutuklu sanık Kültür AŞ Hakediş Şefi Gökhan Köseoğlu'nun avukatlarının beyanlarının alınmasıyla sürüyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaatle sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğu"na ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", tutuklu sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş ile Adem Soytekin ve tutuksuz sanık Ertan Yıldız, başka suçtan tutuklu Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma", "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet", 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de arasında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianamede bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, tutuklu sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan ile tutuksuz sanıklar Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Yargılama sürecinde birleşen dosyadakilerle birlikte 33 sanığın tahliyesiyle davada 77 tutuklu sanık bulunuyor. 

Tanju Özcan için istenen ceza belli oldu

Bolu Belediyesi'ne yönelik yürütülen soruşturmada iddianame tamamlandı. Görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın, "Marketler Olayı" kapsamında irtikap ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından 263 yıla kadar hapsi istendi

13.05.2026 19:20:00
Haber Merkezi
Tanju Özcan için istenen ceza belli oldu
Tanju Özcan için istenen ceza belli oldu
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bolu Belediyesi ve Bolu Sivil Toplum Vakfı'na (BOLSEV) yönelik yürütülen geniş kapsamlı soruşturmada çok çarpıcı bir gelişme yaşandı.

Mart ayında tutuklanarak görevden uzaklaştırılan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın da aralarında bulunduğu 19 şüpheli hakkındaki iddianame tamamlandı.

Kamuoyunda "Marketler Olayı" olarak bilinen soruşturma kapsamında hazırlanan 178 sayfalık iddianamede, savcılık Tanju Özcan için rekor ceza talep etti.

Rekor ceza istemi

Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanan ve Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianamede, Tanju Özcan hakkında ağır suçlamalar yer alıyor. 7'si tutuklu 19 kişinin yargılandığı dosyada Özcan için "icbar suretiyle irtikap", "nitelikli dolandırıcılık", "rüşvet" ve "Vakıflar Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplamda 263 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

"Marketler Olayı" iddianamesinin detayları

Soruşturmanın odağında yer alan iddialara göre, kentteki ulusal ve yerel zincir marketlerin ruhsat, imar ve çalışma izinleri süreçlerinde usulsüzlükler yapıldı. İddianamede öne çıkan başlıklar şunlar:

Zorunlu Bağış İddiası: Market zincirlerinin belediyedeki iş ve işlemlerinin onaylanması karşılığında, BOLSEV (Bolu Sivil Toplum Vakfı) üzerinden yüksek miktarlarda "bağış" adı altında para toplandığı öne sürülüyor.

İrtikap ve Organize Yapı: Savcılık, bu sürecin organize bir şekilde yürütüldüğünü ve esnaf ile iş insanlarının baskı altına alınarak (icbar suretiyle) bu ödemeleri yapmaya zorlandığını iddia ediyor.

Diğer Şüpheliler: Dosyada belediye bürokratları, vakıf yöneticileri ve aracı olduğu iddia edilen isimlerden oluşan 7 tutuklu sanık hakkında da benzer suçlardan ağır hapis cezaları talep ediliyor.

Cezaevinden ilk tepki

Tutukluluk hali devam eden Tanju Özcan, avukatları aracılığıyla ve SEGBİS üzerinden yaptığı açıklamalarda suçlamaları kesin bir dille reddetti. Operasyonun tamamen siyasi amaçlarla yapıldığını savunan Özcan, Bolu halkına hizmet etmesinin engellendiğini ve belediyeye kumpas kurulduğunu ileri sürdü.

Mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle birlikte, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak olan Tanju Özcan ve diğer sanıkların yargılanma sürecine Bolu Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlanacak. Türkiye'nin gözü kulağı bu davanın ilk duruşma tarihinde olacak.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.