IMF ile yeni stand by anlaşması imzalandı ve AKP hükümeti tarafından ekonomimiz tekrar IMF'ye 3 yıl daha ipotek edilmiş oldu.
Böylece AKP'nin 3 Kasım seçimlerinde vaat ettiği, içinde bulunduğumuz yılı kasteden, "3 yıl sonra refaha ulaşacağız" ifadelerinin de aslı astarının olmadığı, sadece bir seçim yatırımı olduğu ispatlanmış oldu.
"Biz ne demiştik?" dememe herhalde gerek yok, 3 Kasım öncesi de sonrası da ne dediğimizi gayet iyi biliyorsunuz.
Vatandaş ekonomik refah beklerken, yeniden "kemer sıkma" politikalarıyla karşılaştı.
Bakın, yeni stand by ile neler isteniyor?
Hükümet bütçe disiplini adı altında daha sıkı bir maliye politikası uygulayacak, harcamalar olabildiğince -hatta ölebildiğince de diyebiliriz- kısılacak.
Yine bütçe disiplini kapsamında gelirler de arttırılmaya çalışılacak. Bunun anlamı da şu: daha fazla vergi, daha fazla kamu değerlerimizin, topraklarımızın ve madenlerimizin yabancılara satışı.
Vergi derken tabii ki "Fazla kazanandan fazla vergi, az kazanandan az vergi" kastedilmiyor, tabana yayılan KDV, ÖTV gibi dolaylı vergiler vurgulanıyor.
IMF'nin ikinci ismi Anne Krueger, "Vergi oranlarına bakmak lazım. Vergiyi toplamak, vergiyi tabana yaymak lazım. Vergi tabana yayıldıkça, devlete para akacaktır ki burada karşılıklı denge sağlanabilsin'' ifadeleriyle açıkça bunu ifade etmektedir.
Dolaylı vergiler mal ve hizmet fiyatlarının içindeki vergiler olduğu için gelir düzeyi ne olursa olsun herkes satın aldığı, örneğin peynir, ekmek, su, kitap gibi ürünler için aynı miktar vergiyi ödüyor. Bu da vatandaşın alım gücünün daha da düşmesine, zaten parasızlık yüzünden daralan tüketimin daha da daralmasına sebep oluyor.
Toplanan vergilerin büyük çoğunluğu borçların faizlerini ödemek için kullanılacak. Dolayısıyla yatırım olarak hiçbir şey yapılmayacak.
Memura, işçiye zam yok, asgari ücret bile milletimize fazla görülüyor.
Okula, hastaneye, fabrikaya, yola, limana para yok.
Diyeceksiniz ki AB'nin bazı hibeleri oluyor, onlara ne diyorsunuz?
Sana kendi imkanlarını kullanarak yatırım hakkı tanımayan iradelerin sana yaptıkları hibeler, kendilerine daha bağımlı hale getirmenin metodudur.
Yıllar önce kaynakları bol olan, kendi kendine yetebilen Somali'nin bugünkü sefil hali hedeflenenin ispatıdır.
Sadece Gümrük Birliği'nden bu yana, Başbakan Erdoğan'ın ifadesiyle, "70 milyar Euro AB bizim sırtımızdan kazanmış, AB'nin ise bize verdiği 1 milyar Euro". Başbakanın bu ifadesi de oynanan senaryoyu ortaya koymaktadır.
Bilinmesine ve de ifade edilmesine rağmen aynı yanlışta ısrar edilmesinin mantığını anlamak oldukça zor.
Tüketim darlığı gittikçe artan, yatırımsız bir ortamla ve göstermelik hibelerle istihdam daha da daralacak ve de işsizlik daha da artacak.
Halkı ezen KDV oranlarında indirim yapılmayacak. Niyet mektubundaki taahhüde göre bundan sonra, herhangi bir ürün grubunda yeni bir KDV indimi olmayacak. Bu taahhüt ile birlikte tekstil ve hazır giyimde KDV indirimi beklentisi de suya düşmüş oluyor.
SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur açıklarının bütçeye yük olmaması için bu kurumlardan yararlananların aldıkları hizmetlere sınır getirilecek.
IMF Türkiye Temsilcisi Bredenkamp bu konuda "Eğer etkin tasarruf edilemezse ciddi sorunlarla karşılaşabilirsiniz" ifadeleriyle, vatandaşın sahip olduğu veya olacağı sosyal güvencelerin kuşa çevrilmesini tavsiye ediyor.
Yine IMF yeni stand by ile Türk Telekom, Tüpraş, Petkim ve Erdemir'in satışlarının acilen yapılmasını istiyor. Yani sanayimizin, enerji imkanlarımızın, iletişim ve istihbarat kaynaklarımızın yabancıların ellerine geçmesini iştahla bekliyor.
Stand by anlaşmasında talep edilen bu yaptırımlar neticesinde ülkemizin ne noktaya geleceğini tahmin etmek zor değil.
Şaşılacak olan, en sade vatandaşın bile bu modelin ülkemizi iflasa götüreceğini görebilmesine rağmen, sayın Devlet Bakanı Ali Babacan'ın "Stand-by sonunda kalan borcun Türkiye'nin kendi kaynakları ile ödeyebilecek seviyeye çekileceğini" ifade etmesi.
Sayın Babacan, 3 yıl sonra bu modelle karşımızda çalışabilir nüfusunun çoğu işsiz olan, sosyal imkanları büyük oranda kısılmış, fabrikaları kapanmış, sanayisi, enerjisi, tarımı, madenleri tamamen yabancılar tarafından işgal altına alınmış bir ülke haline geleceğimiz ortadadır.
Bir misal vermek gerekirse, biz bu taahhütleri 10 milyar dolar 12 aylık dilimlere bölünmüş faizli bir borç almak için yapıyoruz ve bunun bir kaynak olacağını ifade ediyoruz.
Şu an yabancıların spekülatif piyasada -faizle para kazanılan bono, hisse senedi, mevduat piyasasında- Merkez Bankasının ifadesiyle 48 milyar dolar sıcak para var. Yabancıların yıllık olarak ortalama yüzde 30 faiz kazandığını hesap edersek 14.4 milyar dolar gibi bir para, yani emeğimiz, alın terimiz, kazancımız uçup gitmektedir.
10 milyar dolar gibi bir parayı yabancılardan faizli olarak borç alıyorsun, ama 14.4 milyar dolar alın terimizi oturarak para kazanan yabancılara bir çırpıda veriyorsun. Bu ne biçim mantık, bu ne biçim ekonomik model.
Bu sebeple son yıllarda ülkemizin yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerden Prof. Dr. Haydar Baş Bey "IMF politikalarıyla Hz. Cebrail (AS) gelse bu ülkenin ekonomisini düzeltemez" diyor ve özü bize ait olan milli bir ekonomi modelini tavsiye ediyor.
Böylece AKP'nin 3 Kasım seçimlerinde vaat ettiği, içinde bulunduğumuz yılı kasteden, "3 yıl sonra refaha ulaşacağız" ifadelerinin de aslı astarının olmadığı, sadece bir seçim yatırımı olduğu ispatlanmış oldu.
"Biz ne demiştik?" dememe herhalde gerek yok, 3 Kasım öncesi de sonrası da ne dediğimizi gayet iyi biliyorsunuz.
Vatandaş ekonomik refah beklerken, yeniden "kemer sıkma" politikalarıyla karşılaştı.
Bakın, yeni stand by ile neler isteniyor?
Hükümet bütçe disiplini adı altında daha sıkı bir maliye politikası uygulayacak, harcamalar olabildiğince -hatta ölebildiğince de diyebiliriz- kısılacak.
Yine bütçe disiplini kapsamında gelirler de arttırılmaya çalışılacak. Bunun anlamı da şu: daha fazla vergi, daha fazla kamu değerlerimizin, topraklarımızın ve madenlerimizin yabancılara satışı.
Vergi derken tabii ki "Fazla kazanandan fazla vergi, az kazanandan az vergi" kastedilmiyor, tabana yayılan KDV, ÖTV gibi dolaylı vergiler vurgulanıyor.
IMF'nin ikinci ismi Anne Krueger, "Vergi oranlarına bakmak lazım. Vergiyi toplamak, vergiyi tabana yaymak lazım. Vergi tabana yayıldıkça, devlete para akacaktır ki burada karşılıklı denge sağlanabilsin'' ifadeleriyle açıkça bunu ifade etmektedir.
Dolaylı vergiler mal ve hizmet fiyatlarının içindeki vergiler olduğu için gelir düzeyi ne olursa olsun herkes satın aldığı, örneğin peynir, ekmek, su, kitap gibi ürünler için aynı miktar vergiyi ödüyor. Bu da vatandaşın alım gücünün daha da düşmesine, zaten parasızlık yüzünden daralan tüketimin daha da daralmasına sebep oluyor.
Toplanan vergilerin büyük çoğunluğu borçların faizlerini ödemek için kullanılacak. Dolayısıyla yatırım olarak hiçbir şey yapılmayacak.
Memura, işçiye zam yok, asgari ücret bile milletimize fazla görülüyor.
Okula, hastaneye, fabrikaya, yola, limana para yok.
Diyeceksiniz ki AB'nin bazı hibeleri oluyor, onlara ne diyorsunuz?
Sana kendi imkanlarını kullanarak yatırım hakkı tanımayan iradelerin sana yaptıkları hibeler, kendilerine daha bağımlı hale getirmenin metodudur.
Yıllar önce kaynakları bol olan, kendi kendine yetebilen Somali'nin bugünkü sefil hali hedeflenenin ispatıdır.
Sadece Gümrük Birliği'nden bu yana, Başbakan Erdoğan'ın ifadesiyle, "70 milyar Euro AB bizim sırtımızdan kazanmış, AB'nin ise bize verdiği 1 milyar Euro". Başbakanın bu ifadesi de oynanan senaryoyu ortaya koymaktadır.
Bilinmesine ve de ifade edilmesine rağmen aynı yanlışta ısrar edilmesinin mantığını anlamak oldukça zor.
Tüketim darlığı gittikçe artan, yatırımsız bir ortamla ve göstermelik hibelerle istihdam daha da daralacak ve de işsizlik daha da artacak.
Halkı ezen KDV oranlarında indirim yapılmayacak. Niyet mektubundaki taahhüde göre bundan sonra, herhangi bir ürün grubunda yeni bir KDV indimi olmayacak. Bu taahhüt ile birlikte tekstil ve hazır giyimde KDV indirimi beklentisi de suya düşmüş oluyor.
SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur açıklarının bütçeye yük olmaması için bu kurumlardan yararlananların aldıkları hizmetlere sınır getirilecek.
IMF Türkiye Temsilcisi Bredenkamp bu konuda "Eğer etkin tasarruf edilemezse ciddi sorunlarla karşılaşabilirsiniz" ifadeleriyle, vatandaşın sahip olduğu veya olacağı sosyal güvencelerin kuşa çevrilmesini tavsiye ediyor.
Yine IMF yeni stand by ile Türk Telekom, Tüpraş, Petkim ve Erdemir'in satışlarının acilen yapılmasını istiyor. Yani sanayimizin, enerji imkanlarımızın, iletişim ve istihbarat kaynaklarımızın yabancıların ellerine geçmesini iştahla bekliyor.
Stand by anlaşmasında talep edilen bu yaptırımlar neticesinde ülkemizin ne noktaya geleceğini tahmin etmek zor değil.
Şaşılacak olan, en sade vatandaşın bile bu modelin ülkemizi iflasa götüreceğini görebilmesine rağmen, sayın Devlet Bakanı Ali Babacan'ın "Stand-by sonunda kalan borcun Türkiye'nin kendi kaynakları ile ödeyebilecek seviyeye çekileceğini" ifade etmesi.
Sayın Babacan, 3 yıl sonra bu modelle karşımızda çalışabilir nüfusunun çoğu işsiz olan, sosyal imkanları büyük oranda kısılmış, fabrikaları kapanmış, sanayisi, enerjisi, tarımı, madenleri tamamen yabancılar tarafından işgal altına alınmış bir ülke haline geleceğimiz ortadadır.
Bir misal vermek gerekirse, biz bu taahhütleri 10 milyar dolar 12 aylık dilimlere bölünmüş faizli bir borç almak için yapıyoruz ve bunun bir kaynak olacağını ifade ediyoruz.
Şu an yabancıların spekülatif piyasada -faizle para kazanılan bono, hisse senedi, mevduat piyasasında- Merkez Bankasının ifadesiyle 48 milyar dolar sıcak para var. Yabancıların yıllık olarak ortalama yüzde 30 faiz kazandığını hesap edersek 14.4 milyar dolar gibi bir para, yani emeğimiz, alın terimiz, kazancımız uçup gitmektedir.
10 milyar dolar gibi bir parayı yabancılardan faizli olarak borç alıyorsun, ama 14.4 milyar dolar alın terimizi oturarak para kazanan yabancılara bir çırpıda veriyorsun. Bu ne biçim mantık, bu ne biçim ekonomik model.
Bu sebeple son yıllarda ülkemizin yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerden Prof. Dr. Haydar Baş Bey "IMF politikalarıyla Hz. Cebrail (AS) gelse bu ülkenin ekonomisini düzeltemez" diyor ve özü bize ait olan milli bir ekonomi modelini tavsiye ediyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- ABD bataklığa saplandı, çıkış arıyor / 17.03.2026
- Netanyahu, Ben Gvir ve Mossad Başkanı öldü mü? / 14.03.2026
- İran İsrail’i vurdukça, Trump’ın kafası karışıyor / 13.03.2026
- İran'ın vurulacak yeri kalmadıysa, bu balistik füzeler nereden ateşleniyor? / 12.03.2026
- Epstein sopasıyla İran savaşı! / 11.03.2026
- “Dünya savaşını engelleyebilecek tek güç Türk’ün gücü” / 10.03.2026
- ABD, İran savaşında yalnızlaşıyor mu? / 07.03.2026
- Trump’lı ABD uzun süre savaşamaz, vekil arıyor! / 06.03.2026
- İran’ı, Irak ve Suriye gibi bölmeyi planlıyorlar / 05.03.2026
- Tüm dünya ülkeleri bu hukuksuzluğa, bu zorbalığa dur demeli / 04.03.2026
- Netanyahu, Ben Gvir ve Mossad Başkanı öldü mü? / 14.03.2026
- İran İsrail’i vurdukça, Trump’ın kafası karışıyor / 13.03.2026
- İran'ın vurulacak yeri kalmadıysa, bu balistik füzeler nereden ateşleniyor? / 12.03.2026
- Epstein sopasıyla İran savaşı! / 11.03.2026
- “Dünya savaşını engelleyebilecek tek güç Türk’ün gücü” / 10.03.2026
- ABD, İran savaşında yalnızlaşıyor mu? / 07.03.2026
- Trump’lı ABD uzun süre savaşamaz, vekil arıyor! / 06.03.2026
- İran’ı, Irak ve Suriye gibi bölmeyi planlıyorlar / 05.03.2026
- Tüm dünya ülkeleri bu hukuksuzluğa, bu zorbalığa dur demeli / 04.03.2026




























































