logo
03 KASIM 2026

Klavyeden sokağa uzanan siyasi hareketler

Dijital çağın hızı ve internetin sınır tanımayan yapısı, toplumsal ve siyasi protesto biçimlerini kökten değiştirdi

03.11.2026 01:20:00
Yaşar Cebesoy
 
Klavyeden sokağa uzanan siyasi hareketler
Klavyeden sokağa uzanan siyasi hareketler
Dijital çağın hızı ve internetin sınır tanımayan yapısı, toplumsal ve siyasi protesto biçimlerini kökten değiştirdi.

Bir zamanlar yalnızca meydanlarda, sokaklarda veya geleneksel medya organlarında sesini duyurmaya çalışan kitleler, artık dijital ağlar üzerinden örgütlenerek küresel ölçekte etki yaratabiliyor. "Siber aktivizm" ya da "dijital aktivizm" olarak adlandırılan bu olgu, klavyelerden çıkan bir mesajın saatler içinde milyonları sokağa dökebildiği yeni bir siyaset alanına dönüştü.







Klavyeden Başlayan Harekete Geçiş: Ekranların Arkasındaki Güç

İnternet ve sosyal medya platformları, bilginin yayılma hızını benzeri görülmemiş bir seviyeye çıkardı. Kullanıcılar artık yalnızca haber okuyucusu değil, aynı zamanda haberin üreticisi ve eylemin örgütleyicisi durumunda. Bir konu hakkında açılan etiketler (hashtag), paylaşılan videolar ve canlı yayınlar, kamuoyu baskısı oluşturmanın en etkili yollarından biri haline geldi.

Siber aktivizmin ilk aşaması genellikle dijital farkındalık yaratmakla başlıyor. Dünya genelinde yaşanan adaletsizlikler, insan hakları ihlalleri veya çevre sorunları, sosyal medya algoritmaları sayesinde hızla geniş kitlelere ulaşıyor. Ancak siber aktivizmi basit bir internet paylaşımından ayıran temel unsur, bu dijital dalgalanmanın kısa sürede fiziksel gerçekliğe tahvil olunabilmesidir.







Sanal Alandan Kent Meydanlarına: Sokağın Dönüşümü

Dijital alanda sağlanan hızlı iletişim ve koordinasyon imkânı, protestoların niteliğini de değiştirdi. Geleneksel siyasi örgütlenme modellerinde aylar sürebilen eylem hazırlıkları, siber aktivizm sayesinde saatler içinde tamamlanabiliyor.

Hızlı Örgütlenme: Sosyal ağlar üzerinden kurulan kapalı ya da açık gruplar, gösterilerin yer ve zaman planlamasını anlık olarak paylaşıyor.

Lidersiz ve Yatay Yapılar: Dijital hareketler genellikle merkezi bir liderden ziyade kolektif bir iradeyle ilerliyor. Bu durum, hareketlerin bastırılmasını veya engellenmesini zorlaştırıyor.

Küresel Dayanışma: Bir ülkede başlayan yerel bir protesto, siber ağlar sayesinde uluslararası bir kamuoyu desteğine dönüşerek farklı ülkelerdeki insanların da eş zamanlı eylemler yapmasını sağlıyor.

Arap Baharı'ndan Occupy (İşgal Et) hareketlerine, iklim krizine karşı başlatılan gençlik grevlerinden çeşitli ülkelerdeki toplumsal gösterilere kadar pek çok süreçte, dijital ağların sokağı besleme gücü açıkça görüldü.







Siber Eylemliliğin Farklı Boyutları: Hacktivizm ve Kliktivizm

Siber aktivizm tek bir kalıptan oluşmuyor; kendi içinde farklı yöntem ve etki seviyelerine ayrılıyor:

Hacktivizm: Siyasi veya sosyal amaçlarla dijital sistemlere, devlet sitelerine ya da kurum veri tabanlarına yapılan siber müdahalelerdir. Veri sızdırma veya web sitelerini erişime kapatma gibi yöntemlerle kamuoyunun dikkatini çekmeyi hedefler.

Kliktivizm / Slaktivizm (Tık Aktivizmi): Düşük çaba gerektiren, imza kampanyalarına katılmak veya gönderi beğenmek gibi dijital davranışları ifade eder. Kimi uzmanlar bu durumu "vicdan rahatlatma" olarak eleştirse de, geniş kitlelerin dikkatini konuya çekmek açısından ilk kıvılcımı oluşturabiliyor.







Siber Aktivizmin Karşılaştığı Zorluklar ve Sınırlar

Klavyeden sokağa uzanan bu hareketler büyük bir dönüşüm sağlasa da beraberinde bazı riskler ve kısıtlamalar getiriyor:
Dijital Sansür ve Erişim Engelleri: Yönetimler, kitlelerin örgütlenmesini engellemek için internet kısıtlamalarına veya sosyal medya engellerine başvurabiliyor.

Dezenformasyon Riskleri: Yanlış veya manipülatif haberlerin dijital mecralarda hızlı yayılması, hareketlerin yönünü değiştirebiliyor veya toplumsal kutuplaşmayı artırabiliyor.

Kalıcılık Sorunu: Dijital ortamda hızla büyüyen protestolar, güçlü bir kurumsal veya saha örgütlenmesine dayanmadığı takdirde aynı hızla sönümlenebiliyor.

Dijital Çağın Yeni Siyaset Alanı

Siber aktivizm, klavyedeki birkaç dokunuşun fiziksel dünyada toplumsal dalgalar yaratabileceğini gösterdi. Sokak ile ekran arasındaki sınırların silindiği bu yeni dönemde, siyasi katılım yalnızca sandık veya geleneksel mitinglerle sınırlı kalmıyor; dijital mecralar modern demokrasilerin ve toplumsal muhalefetin en aktif unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Sivas'ta kaybolan Büşra bebek 53 gündür aranıyor

Sivas'ta kaybolan 11 aylık Büşra bebeğin arama çalışmaları jandarma ve AFAD ekiplerince sürdürülürken aradan geçen 53 güne rağmen hiçbir ize rastlanılamadı

02.11.2026 13:05:00
İHA
 
Sivas'ta kaybolan Büşra bebek 53 gündür aranıyor
Sivas'ta kaybolan Büşra bebek 53 gündür aranıyor
Sivas'ta 10 Ekim 2026'da Divriği ilçesine bağlı Göndüren köyü kırsalında hayvancılık yapan E.B.'nin (25) 11 aylık bebeğinin kaybolduğu ihbarı üzerine ekipler harekete geçmişti.






Olayla ilgili başlatılan soruşturma genişletilerek aile bireyleri gözaltına alınmış, verdikleri çelişkili ifadeler sonrası anne ve baba dahil toplam 6 kişi tutuklanmıştı. İhbarın ardından harekete geçen İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ile jandarma timleri, arazide Büşra bebeğe dair iz arama çalışmalarına başlamıştı.








Köyün çevresinde AFAD, UMKE, Jandarma ve diğer ekipler tarafından iz takip köpeği ve dron ile birlikte aralıksız sürdürülen çalışmalar, aradan geçen 53 güne rağmen sonuç vermedi. 






Kayıp Büşra bebeğe canlı veya ölü ulaşamayan ekipler çalışmalarını sürdürürken konuyla ilgili soruşturma sürüyor.

Bodrum'da sağanak hayatı olumsuz yönde etkiledi

Bodrum'da etkili olan sağanak yağış, ilçede hayatı olumsuz etkiledi. Gece boyunca şiddetini artıran yağış nedeniyle 9 mahallede 20 noktada su baskını yaşanırken, Mazı Mahallesi'nde bir otomobil yükselen dere sularına kapılarak denize sürüklendi

02.11.2026 12:45:00
İHA
 
Bodrum'da sağanak hayatı olumsuz yönde etkiledi
Bodrum'da sağanak hayatı olumsuz yönde etkiledi
Meteoroloji 4'üncü Bölge Müdürlüğünün Muğla ve çevresi için yaptığı sağanak yağış uyarısının ardından Bodrum'da dün akşam saatlerinde başlayan yağış, gece boyunca etkisini artırdı. Özellikle Yalıkavak, Türkbükü, Gündoğan ve Mazı mahallelerinde cadde ve sokaklar suyla kaplandı. Şiddetli yağış nedeniyle 9 mahallede 17 ev ve 3 iş yeri olmak üzere toplam 20 noktada su baskını meydana geldi. Yollarda biriken sular nedeniyle bazı bölgelerde trafik aksarken, ekiplerin müdahalesiyle kapanan güzergahlar yeniden ulaşıma açıldı.






Mazı Mahallesi'nde ise yağışın etkisiyle Hurna Deresi'nin debisi yükseldi. Taşkın sularına kapılan bir otomobil denize sürüklendi. İhbar üzerine bölgeye itfaiye, Bodrum Belediyesi Arama Kurtarma (BAK), AFAD ve gönüllü ekipler sevk edildi. Bölgede kurtarma çalışması başlatıldı. Yalıkavak Mahallesi'nde de şiddetli yağış nedeniyle bir istinat duvarı çöktü.








Bodrum'da metrekareye 46 kilogram yağış düşerken, Meteoroloji yetkilileri bölgede özellikle öğle saatlerinden itibaren yağışlı havanın yeniden etkili olmasının beklendiğini bildirdi.

Bağcılar'da inşaat sebebiyle zemininden kayan 4 bina tahliye edildi

Bağcılar'da inşaat alanındaki çalışma esnasında bitişiğindeki binalarda çatlaklar oluşunca 4 apartman tedbir amaçlı tahliye edildi. Tahliye edilen binalardan birinin zemininde kayma olduğu görüldü

01.11.2026 06:38:00
İHA
 
Bağcılar'da inşaat sebebiyle zemininden kayan 4 bina tahliye edildi
Bağcılar'da inşaat sebebiyle zemininden kayan 4 bina tahliye edildi
Olay, 02.00 sıralarında Bağcılar Kazım Karabekir Mahallesi 262. Sokak'ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, inşaat alanında yapılan çalışmalar esnasında bitişikteki 2 binanın duvarlarında yarıklar ve çatlaklar oluştu.






İnşaatın bitişiğindeki başka bir binanın da ön tarafındaki zeminde kayma yaşanması ile binadan sesler gelmesi üzerine vatandaşlar kendi imkanlarıyla dışarı çıktı. İhbar üzerine belirtilen adrese itfaiye, zabıta ve belediye ekipleri sevk edildi.









Zabıta ekipleri güvenlik önlemi alarak sokağı giriş ve çıkışlara kapattı. Yapılan kontrollerde inşaat alanının etrafındaki 2 apartmanda da kısmi çatlaklar ve yarıklar oluştuğu tespit edildi. Ekipler tarafından hasar gören 2 bina mühürlenirken 2 bina ise tedbiren boşaltıldı.
 
 







"Büyük ihtimalle binayı yıkacaklar"

Bina sakinlerinden İrfan Uluç, "Burada inşaat yapıyorlar, hafriyat çıkarıyorlar binanın alt tarafında hafriyat çıkarırken fazla çıkarmışlar o yüzden binada kayma olmuş. Biz de tedbiren binayı boşalttık. Şu an için yetkililer ne karar verecekler onu bekliyoruz. Büyük ihtimalle binayı yıkacaklar" diye konuştu.

 














Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri

Heyelan, yeryüzünün dik yamaçlarında bulunan kaya, toprak veya kayaç kalıntılarının yer çekiminin etkisiyle kütle halinde aşağı ve dışa doğru kayması olaydır

29.10.2026 13:58:00
Hasan Gündoğdu
 
Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri
Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri
Doğal afetlerin en yıkıcı ve aniden gelişen türlerinden biri olan bu süreç, yer kabuğunun dinamik yapısının bir sonucudur. Yerküre milyonlarca yıldır şekillenirken dağlar yükselir, vadiler derinleşir; heyelan ise bu jeomorfolojik evrimin en baskın ve keskin mekanizmalarından biridir.






Heyelanın Oluşumunu Tetikleyen Temel Faktörler

Heyelan olayları hiçbir zaman tek bir nedene bağlı olarak gerçekleşmez; genellikle hazırlayıcı zemin koşulları ile tetikleyici dış etkenlerin birleştiği noktada patlak verir.

Jeolojik ve Litolojik Yapı: Kil, marn ve şist gibi suya doyduğunda kayganlaşan tabakaların yamaç eğimine paralel olarak uzanması, malzemenin tutunma direncini zayıflatır.

Eğim Derecesi: Yamaç ne kadar dikse, kütle üzerindeki yer çekimi bileşeni o kadar yüksek olur ve kayma eşiği o kadar kolay aşılır.






Su (Hidrolojik Faktörler): Şiddetli yağmurlar, ani kar erimesi veya yeraltı su seviyesindeki dalgalanmalar toprağın gözenek basıncını artırır. Su, hem malzemenin ağırlığını artırarak aşağı çeken kuvveti büyütür hem de iç sürtünmeyi azaltarak bir "kayganlaştırıcı" işlevi görür.

İnsan Faaliyetleri (Antropojenik Etkenler): Karayolu yapımı veya tarla açmak amacıyla yamaç eteklerinin bilinçsizce kazılması (yarılması), yamaç üst kotlarına aşırı yük bindiren yapılar inşa edilmesi, bitki örtüsünün tahrip edilmesi ve yanlış sulama yöntemleri heyelanı tetikleyen en büyük beşeri hatalardır.

Tektonik Hareketler ve Depremler: Şiddetli yer sarsıntıları, yamaç dengesini koruyan iç gerilmeleri aniden bozarak büyük kütlelerin saniyeler içinde aşağıya akmasına yol açabilir.






Türkiye'de En Çok Heyelan Yaşanan Yerler

Türkiye, genç oluşumlu bir ülke olması, dağlık ve engebeli topoğrafyası, kırıklı (faylı) yapısı ve iklim çeşitliliği nedeniyle heyelan afetine en çok maruz kalan coğrafyalardan biridir.

Ülke genelinde heyelanın coğrafi dağılımı incelendiğinde belirgin bölgesel yoğunlaşmalar görülmektedir:

Doğu ve Batı Karadeniz Bölümleri: Türkiye'de heyelanın başkenti şüphesiz Karadeniz kıyı kuşağı ve dağlarının kuzey yamaçlarıdır. Rize, Trabzon, Artvin, Giresun, Kastamonu, Sinop, Zonguldak ve Bartın illerinde heyelanlar yılın her döneminde görülebilir. Bunun temel sebepleri; yıl boyunca düşen yüksek miktardaki ve düzenli yağışlar, derin vadilerle parçalanmış dik yamaçlar, arazideki kil oranı yüksek zemin yapısı ve killi tabakaların eğime paralel uzanmasıdır.

Marmara Bölgesi'nin Güney ve Doğu Kesimleri: Özellikle Sakarya (Adapazarı çevresi), Kocaeli, Bursa (Uludağ yamaçları) ve Yalova gibi hem aktif fay hatlarına yakın hem de topoğrafik olarak engebeli ve yoğun yağış alan yerlerde büyük heyelan kütlelerine rastlanır.

Akdeniz Bölgesi (Toroslar Kuşağı): Antalya'nın dağlık ilçeleri, Mersin'in iç kesimleri ve Kahramanmaraş'ın engebeli alanları, kalker ve marn karışımı yamaç yapısının yağışlarla birlikte yumuşaması nedeniyle heyecan riski taşır.

Doğu Anadolu'nun Dağlık Kesimleri (Erzurum, Kars, Van çevreleri): İlkbahar aylarında karların ani bir şekilde erimesi ve toprak altındaki donmuş tabakanın (permafrost etkisinin veya çözülmenin) çözülmesiyle birlikte bu bölgede de geniş alanlı toprak kaymaları meydana gelir.






Heyelana Karşı Alınması Gereken Mühendislik ve İdari Önlemler

Heyelanları tamamen engellemek doğanın dinamikleri karşısında her zaman mümkün olmasa da can ve mal kayıplarını minimuma indirmek, doğru planlama ve mühendislik önlemleriyle mümkündür.

Yer Seçimi ve İmar Planlaması

Eski heyelan sahaları (paleo-heyelanlar) kesinlikle imara ve yerleşime açılmamalıdır.

Yamaç etekleri veya vadi tabanları yerine, zemin etütleri yapılmış güvenli ve sert zeminler yerleşim için tercih edilmelidir.

Mühendislik ve Tahkimat Yapıları (Sanat Yapıları)

İstinat Duvarları ve Gabion Kafesler: Yamaç eteklerine yapılan güçlü betonarme istinat duvarları veya taş dolu tel kafesler, kayabilecek kütleyi mekanik olarak tutar.

Ankraj ve Zemin Çivileme: Kayalık ve dik yamaçlarda çelik halatlar ve derin zemin çivileri kullanılarak tabakaların ana kayaya sabitlenmesi sağlanır.

Püskürtme Beton: Hava ve suyla temas ederek ufalanan, çözünen kaya yüzeylerinin havayla temasını kesmek ve erozyonu önlemek için özel beton tabakalarıyla kaplanması etkilidir.






Yüzey ve Yeraltı Su Kontrolü (Drenaj)

Heyelanı tetikleyen en büyük unsur su olduğu için suyun yamaçtan uzaklaştırılması hayati önem taşır. Yamaç boyunca açılacak ring kanalları ve yüzey hendekleri, yağmur sularının riskli bölgeye sızmasını engeller.

Yeraltı su seviyesini düşürmek amacıyla derin drenaj tünelleri ve yatay sondaj boruları (drenaj boruları) döşenerek su kontrollü bir şekilde tahliye edilir.

Biyolojik Önlemler ve Ağaçlandırma

Kök sistemleri derinlere inen ve toprağı saçak gibi saran ağaç türleri (örneğin derin köklü meşe, çam türleri ve yerel bitki örtüsü) yamaç stabilitesini artırır.

Yol yapım çalışmaları sonrasında açıkta kalan şev yüzeylerinin hızla hidro-tohumlama yöntemiyle yeşillendirilmesi erozyonu ve yüzey kaymalarını engeller.

Beşeri Faaliyetlerin Düzenlenmesi ve Erken Uyarı

Karayolu veya baraj gibi büyük altyapı projelerinde yamaç kesme (şev kazısı) işlemleri sırasında jeoloji mühendislerinin raporlarına birebir uyulmalı, yamaç dengesini bozacak aşırı kazılardan kaçınılmalıdır.

Riskli bölgelerde yerleştirilecek eğim ölçerler (inklinometreler), yer altı su seviyesi sensörleri ve radar sistemleriyle anlık hareketler izlenmeli, tehlike anında erken uyarı sistemleri devreye sokulmalıdır.

Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar

Antalya'nın Manavgat ilçesinde plakasız motosikletle geldikleri restorana silahlı saldırı olayının şüphelisi olarak yakalanan 5 kişiden 3'ü çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanırken 2 kişi ise adli kontrolle serbest kaldı

29.10.2026 13:39:00
İHA
 
Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar
Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar
22 Ekim Pazar günü saat 03.58 sıralarında Manavgat ilçesi Evrenseki Mahallesi'nde bulunan restoranta plakasız bir motosikletle gelen 2 kişi tarafından 6 el ateş edilmesi Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekipleri alarma geçirdi.






Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme ekiplerinin olay yerinde yaptığı incelemelerin ardından Jandarmanın Dedektifleri JASAT ve Çolaklı Jandarma Karakol Komutanlığı ekipleri, gerçekleştirdikleri çalışma sonucunda olayın failleri ve olaya iştirak eden 5 kişiyi yakaladı.








Olayın ardından olay öncesi ve sonrası 120 saatlik kamera görüntüsü izleyen ekipler, olayı gerçekleştiren ve iştirak eden 5 kişiyi belirledi. Şüpheliler jandarmanın operasyonuyla yakalanırken şüphelerle birlikte 3 adet ruhsatsız tabanca, 1 adet ruhsatsız av tüfeği, 74 adet uyuşturucu hap, 65 adet tabancaya ait fişek, 117 bin lira, olayda kullanılan motosiklet ve tabanca ele geçirildi.








22 Ekim 2026 tarihinde Manavgat Evrenseki Mahallesinde bulunan restoranda meydana gelen silahlı saldırı olayının ardından Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı JASAT ve Çolaklı Jandarma Karakolu ekiplerinin çalışmaları sonucunda yakalanan 5 şüpheli Jandarmadaki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Manavgat adliyesine sevk edildi.








Silahla Ateş Etme, Tabanca İle Ateş Etmek Suretiyle Mala Zarar Verme, Genel Güvenliğin Kasten Tehlike Sokulması, 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet, 2521 Sayılı Kanuna Muhalefet, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti ve kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçlarından hakim karşısına çıkan şüphelilerden Azad Ö., Furkan K. ve Ayberk B. tutuklanarak Manavgat Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna teslim edilirken, S. Ö. ve S. Ö. ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.






İzmir açıklarında 111 düzensiz göçmen yakalandı

İzmir'in Menderes, Foça ve Aliağa ilçeleri açıklarında Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri tarafından düzenlenen operasyonlarda lastik botlar içerisindeki 111 düzensiz göçmen yakalandı

29.10.2026 12:48:00
İHA
 
İzmir açıklarında 111 düzensiz göçmen yakalandı
İzmir açıklarında 111 düzensiz göçmen yakalandı
Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, 27 Ekim 2026 tarihinde İzmir kıyılarında gerçekleştirdiği denetimler sırasında düzensiz göçmen hareketliliğini tespit etti. Ekiplerin çalışması sonucu farklı saatlerde tespit edilen lastik botlar durdurularak operasyonlar gerçekleştirildi.






Menderes ilçesinde saat 04.30 sıralarında görevli Sahil Güvenlik Mobil Kıyı Gözetleme Aracı tarafından lastik bottaki düzensiz göçmenler belirlendi. Bölgeye gelen Sahil Güvenlik Botu tarafından durdurulan bot içerisindeki 18 düzensiz göçmen yakalandı.








Foça ilçesinde saat 08.20 sıralarında Mobil Kıyı Gözetleme Aracı tarafından tespit edilen bir diğer lastik bot ise Sahil Güvenlik Gemisi ve Sahil Güvenlik Botu tarafından durduruldu. Bu operasyonda da 36 düzensiz göçmen yakalandı. Aynı ilçede saat 08.35 sıralarında Sahil Güvenlik Mobil Radarı tarafından tespit edilen hareketli lastik bot da Sahil Güvenlik Gemisi ve Sahil Güvenlik Botu tarafından durduruldu ve bottaki 21 düzensiz göçmen yakalanarak muhafaza altına alındı.








Aliağa ilçesinde ise saat 03.20 sıralarında Mobil Kıyı Gözetleme Aracı tarafından lastik bot içerisindeki bir grup düzensiz göçmen tespit edildi. Görevlendirilen Sahil Güvenlik Botu tarafından durdurulan lastik bottaki 36 düzensiz göçmen yakalandı.

Operasyonlar sonucunda toplam 111 düzensiz göçmen yakalanarak işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi.

Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü

Bursa'da sobanın açık bırakılması sonucu çıktığı belirtilen yangın, itfaiye ekiplerinin hızlı müdahalesiyle kontrol altına alınarak söndürüldü

28.10.2026 13:09:00
İHA
 
Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü
Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü
Yangın, Nilüfer ilçesi Ayvaköy Mahallesi'nde ormanlık alanda bulunan bir bungalov evde çıktı. Sobanın açık bırakılması sonucu çıktığı belirtilen yangında, ev sahibi evinin yandığını öğrenince geri döndü.






Yangın ihbarı üzerine olay yerine kısa sürede ulaşan itfaiye ekipleri, alevlere müdahale etti. Ekiplerin hızlı çalışması sayesinde yangın, ormanlık alana sıçramadan söndürüldü.








Muhtemel bir orman yangınının önüne geçilirken, olayda bungalov evde maddi hasar meydana geldi.

Şehrin en işlek caddesinde tüfekle rastgele ateş açtı: 4 yaralı

Kastamonu'nun en işlek caddesinde bir saldırganın rastgele tüfekle ateş etmesi neticesinde 4 kişi yaralandı

27.10.2026 14:00:00
İHA
 
Şehrin en işlek caddesinde tüfekle rastgele ateş açtı: 4 yaralı
Şehrin en işlek caddesinde tüfekle rastgele ateş açtı: 4 yaralı
Olay, Hepkebirler Mahallesi Belediye Caddesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, elindeki tüfekle koşarak caddeye gelen Y.İ.Ç. isimli saldırgan, rastgele ateş etmeye başladı. Seken kurşunlar çevrede bulunan 4 vatandaşa isabet etti.






Olayın ardından kaçan Y.İ.Ç., yakın bir bölgede bekleyen otomobile binerek kaçtı. 112 Acil Çağrı Merkezine yapılan ihbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.








Yaralı vatandaşlar hastaneye kaldırıldı

Saçmaların isabet etmesi neticesinde yaralanan 4 kişi, sağlık ekiplerinin yaptığı ilk müdahalenin ardından Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Olay yerinde güvenlik önlemi alan İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri kaçan şüphelinin yakalanması için çalışma başlatıldı.









O anlar kamerada

Öte yandan, saldırı anı ise bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde saldırganın elindeki tüfekle koştuğu esnada birkaç kez rastgele ateş ettiği anlar yer aldı.




















Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı

İstanbul'da etkili olan sağanağın ardından Şile'de birçok ev sular altında kaldı. Yaşlı 3 kardeş, su basan evlerinde mahsur kaldı

27.10.2026 13:58:00
İHA
 
Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı
Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği'nin yaptığı uyarıların ardından İstanbul'da sağanak yağış etkili oldu. En çok yağış alan ilçelerden biri olan Şile'de evleri ve sokakları su bastı.






Ahmetli köyünde bulunan ve 3 yaşlı kardeşin yaşadığı tek katlı bir ev sular içinde kaldı. Evi ve bahçesi su basan evde kardeşler mahsur kalarak kurtarılmayı bekledi. Yaşlı kardeşlerden birinin yatalak olduğu öğrenildi.








İçerde mahsur kalan Emine Beykoz, "Hava yağdı, Allah'ın yağmuru yapacak bir şey yok. 3 kişi evde duruyoruz, yoldan geçenlerden belediyeyi aramasını istedim" dedi.








Yaşlı kardeşlerin akrabası Arzu Aydın ise, "Ablamız çok mağdur, kendi evime bakmaya buraya geldim. Burayı görünce yenge nasılsın evde su var mı dedim. Kimse bir şey yapmadı dedi. İçerde hasta yatalak var" şeklinde konuştu.

"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor" dedi

27.10.2026 13:55:00
İHA
 
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
Eğitim-Bir-Sen, yaklaşık 8 bin öğretmen, öğrenci ve velinin katılımıyla gerçekleştirdiği 'Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye'de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri' başlıklı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Toplam 7 bin 793 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada okul güvenliği, öğretmen otoritesi, disiplin sistemi, akran ve siber zorbalık, bildirim mekanizmaları ile aile-okul iş birliği kapsamlı biçimde ele alındı. Araştırma kapsamında Türkiye genelinden 3 bin 198 öğretmen, 2 bin 315 öğrenci ve 2 bin 280 veli yer aldı. Çalışmayla okullardaki mevcut durumun ortaya konulması, zorbalık risklerinin değerlendirilmesi ve güvenli okul politikalarına yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlandı. Araştırmanın sonuçları, Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz'un katılımıyla düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantıda araştırmadan elde edilen bulguların yanı sıra güvenli okul ortamlarının oluşturulmasına ve akran zorbalığıyla mücadeleye yönelik politika önerileri de paylaşıldı.






12 maddelik politika önerisi kamuoyuna sunuldu

Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, okullarda güvenliğin sağlanması ve akran zorbalığının önlenmesi amacıyla ulusal önleme çerçevesi oluşturulması, öğretmen otoritesinin güçlendirilmesi ve disiplin sisteminin yeniden değerlendirilmesi başta olmak üzere 12 maddelik politika önerisi açıkladı. Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından 7 bin 793 kişinin katılımıyla hazırlanan araştırmaya göre, okul güvenliği algısı öğrencilerde 3,24, velilerde 3,38, öğretmenlerde ise 3,48 olarak ölçüldü. Öğretmenlerin yüzde 90,7'si mesleğe başladıkları döneme kıyasla öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünürken, öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye yönelik zorbalığa tanık olduğunu belirtti. Araştırmada hakaret, alay ve sosyal dışlanmanın yanı sıra siber zorbalığın da önemli bir sorun olduğuna dikkat çekildi. Velilerin yüzde 88'inin çocuklarının siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediği ortaya konuldu.








"Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz"

Eğitim-Bir-Sen olarak akran zorbalığı konularına detaylı bir şekilde yaklaştıklarını belirten Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Biz Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Meseleyi anlamaya, sahayı dinlemeye, veri üretmeye ve çözüm önermeye çalışıyoruz. Çünkü bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin müdahale etmekte zorlandığı, ailenin ne yapacağını bilemediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz edemeyiz. Bugün yayımladığımız araştırma da tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Üç ayrı pencereden aynı okula baktık. Çalışmamızı önemli kılan hususlardan biri kapsamıdır. Araştırmamıza toplam 7 bin 793 kişi katıldı. Bunların 3 bin 198'i öğretmen, 2 bin 315'i öğrenci, 2 bin 280'i velidir. Öğretmenlerimizden 81 ilin tamamından, velilerimizden 75 ilden, öğrencilerimizden ise 61 ilden veri topladık. Dolayısıyla bugün önümüzde yalnızca öğrencinin anlattığı, yalnızca öğretmenin gözlemlediği veya yalnızca velinin dışarıdan değerlendirdiği bir tablo bulunmuyor. Aynı okul gerçekliğine öğretmenin, öğrencinin ve velinin gözünden birlikte baktık. Araştırmamızda okul güvenliğinden öğretmen otoritesine, disiplin sisteminden öğrencilerin yaşadığı zorbalık biçimlerine; siber zorbalıktan ailelerin tutumlarına ve okulun müdahale kapasitesine kadar geniş bir alanı inceledik" diye konuştu.

"Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz"

Okul güvenliği ve akran zorbalığının ivedilikle ele alınması gerektiğini ifade eden Yavuz, "Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz ama aynı şekilde, 'Çocuklar arasında bunlar olur, büyüyünce geçer' diyerek meseleyi küçümsemek de araştırmanın ortaya koyduğu gerekçelerle bağdaşmamaktadır. Önümüzde çözülmesi gereken bir mesele vardır ve bu mesele yalnızca çocukların kendi aralarında çözebilecekleri bir mesele değildir. Çocuklarımızın gördüğü okul ile yetişkinlerin gördüğü okul aynı değil. Araştırmadaki ilk dikkat çekici bulgulardan biri okul güvenliği algısında ortaya çıkıyor. Beş üzerinden değerlendirildiğinde okul güvenliği algısı öğretmenlerde 3,48, velilerde 3,38, öğrencilerde ise 3,24'tür. Yani okulun içinde yaşayan çocuklarımız, okul güvenliğini yetişkinlere kıyasla daha düşük değerlendiriyor. Bu fark bize önemli bir şey söylüyor. Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz. Çocuğa da sormak zorundayız. Çocuk teneffüste ne yaşıyor' Sınıfta kendisini ne kadar güvende hissediyor' Dışlandığında kime başvuruyor' Alay edildiğinde bunu anlatabiliyor mu' Anlattığında bir şeylerin değişeceğine inanıyor mu' Güvenli okul politikası, tam da bu sorulara cevap verebilmelidir" şeklinde konuştu.








"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Öğretmenin otoritesinin okullarda giderek zayıfladığını dile getiren Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor. Fakat burada dikkate değer başka bir sonuç daha var. Öğrencilerin yüzde 71,8'i, velilerin ise yüzde 86'sı, öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli görüyor. Demek ki mesele öğrencinin veya velinin öğretmeni reddetmesi değildir. Mesele, öğretmenin meşru mesleki otoritesinin sistem tarafından ne kadar desteklendiği ile ilgilidir. Bizim öğretmen otoritesinden kastımız baskı ve keyfilik değildir. Çocuğu korkutmak hiç değildir. Biz; adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal desteğe dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Çünkü öğretmenin sınır koyamadığı, müdahale ettiğinde kendisini yalnız hissettiği bir okulda öğrenciyi korumak da zorlaşır. Disiplin sistemine ilişkin sonuçlar da bu bilgiyi teyit ediyor. Öğretmenlerin mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin genel değerlendirmesi 5 üzerinden yalnızca 2,53; sistemin caydırıcılığına ilişkin değerlendirme ise 1,98 düzeyinde. Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor. Öğretmene 'zorbalığa müdahale et' demek yetmez. Öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır. Zorbalık yalnızca vurmak değildir. Araştırmadan çıkan bir diğer önemli sonuç da zorbalığın biçimine ilişkindir. Çocuklarımızın en fazla karşılaştığı davranışların başında fiziksel saldırıdan önce hakaret, alay, dedikodu ve sosyal dışlanma geliyor. Öğrencilerin yüzde 18,1'i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5'i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2'si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade ediyor. Bu veriyi özellikle önemsiyoruz" ifadelerini kullandı.








"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez"

Akran zorbalığının, çocuğun okula ve öğretmenine olan güvenini azalttığını söyleyen Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez. Zorbalık, çocuğun okula olan güvenini de aşındırıyor. Araştırmanın belki de üzerinde en çok düşünülmesi gereken sonuçlarından biri de şudur. Zorbalığın sıklığı arttıkça öğrencinin yalnızca kendisini kötü hissetmesi söz konusu olmuyor, okula ve yetişkinlerin kendisini koruyabileceğine duyduğu güven de azalıyor. Araştırmada öğrencilerin yüzde 35,4'ü yaşadığı zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini ifade ederken, toplam öğrenci grubunun yüzde 18,3'ü etkilenme düzeyini 'çok' veya 'çok ciddi' olarak değerlendiriyor. Bu nedenle zorbalığı 'çocukların kendi arasındaki mesele' olarak görmemek zorundayız. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor. Çocuklarımız görüyor, onları çözümün parçası yapmalıyız. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu söylüyor. Bu rakam bize bir risk kadar önemli bir imkanı gösteriyor. Çocuklarımız yalnızca zorbalığa maruz kalan veya zorbalık yapan kişiler değildir. Onlar aynı zamanda okul ikliminin aktörleridir. Bu yüzden akran destek sistemlerini güçlendirmeli, çocuklarımıza güvenli biçimde nasıl yardım isteyeceklerini ve arkadaşlarını nasıl destekleyebileceklerini öğretmeliyiz. Çocuğa 'Git arkadaşını korumak için kavga et' demiyoruz. Tam tersine; 'Doğru yetişkine haber ver, mağdur olan arkadaşını yalnız bırakma, zorbalığı alkışlama, normalleştirme' diyoruz. Zorbalık okul kapısında sona ermiyor. Bugün çocukların sosyal hayatı zil çaldığında sona ermiyor. Araştırmamıza göre öğrencilerin yüzde 69,9'unun akıllı telefonu, yüzde 58,8'inin kendisine ait sosyal medya hesabı var. Öğrencilerin yüzde 7,2'si son altı ay içerisinde çevrim içi ortamda hedef alındığını söylüyor. Günlük ekran süresi dört saatin üzerine çıktığında bu oran yüzde 14,9'a kadar yükseliyor. Daha dikkat çekici başka bir sonuç ise velilerle ilgili. Velilerin yüzde 88'i, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini ifade ediyor. Bu bize şunu söylüyor. Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlandıramayız. Sınıfta başlayan bir ilişki akşam telefon ekranında devam ediyor."

"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz"

Akran zorbalığına karşı kapsamlı öneriler sunan Yavuz, sözlerine şöyle devam etti:
"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz. Birincisi, Türkiye genelinde ortak standartları olan bir Ulusal Güvenli Okul ve Akran Zorbalığını Önleme Çerçevesi oluşturulmalıdır. İkincisi, öğretmenin meşru mesleki otoritesi yeniden güçlendirilmelidir. Üçüncüsü, disiplin sistemi yeniden değerlendirilmelidir. Dördüncüsü, her okulda güvenilir, görünür ve izlenebilir bir bildirim sistemi kurulmalıdır. Beşincisi, sözel, ilişkisel ve siber zorbalık daha görünür hale getirilmelidir. Altıncısı, kırılgan öğrenciler için erken fark etme ve güçlendirilmiş koruma mekanizmaları kurulmalıdır. Yedincisi, akranların koruyucu gücünden daha fazla yararlanılmalıdır. Sekizinci olarak, aile-okul iş birliği güçlendirilmelidir. Dokuzuncu olarak, dijital güvenlik okul güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Onuncu olarak, Türkiye'de okul sosyal hizmeti sistemi kurulmalıdır. On birinci olarak, rehberlik ve psikososyal destek sistemi daha güçlü hale getirilmelidir. On ikinci ve son olarak, düzenli bir ulusal izleme ve veri sistemi kurulmalıdır."

Etkinliğe Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Yavuz'un yanı sıra Prof. Dr. Emrah Akbaş ve Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi ekibi katılım sağladı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.