Türkiye ekonomisi, uygulanmakta olan yanlış ve ısrarcı politikalar sonucunda derin bir tıkanıklık ve çöküş sürecinden geçmektedir.
Vatandaşlar giderek ağırlaşan bir geçim sıkıntısıyla baş başa bırakılırken, üretim çarkları durma noktasına gelmiş ve devlet bütçesi devasa bir faiz yükünün altına sokulmuştur.
İlan edilen resmi rakamlar, Türkiye'de yaşanan ekonomik tablonun vahametini ve vatandaşın içine düşürüldüğü derin sefaleti net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Günümüz Türkiye'sinde halk, yoksulluk sınırının çok uzağında, doğrudan doğruya açlık ve sefalet koşullarıyla mücadele etmektedir.
Mutfaktaki yangın durdurulamıyor
Türk-İş tarafından açıklanan ekim ayı açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının verileri, Türkiye'deki temel yaşam maliyetlerinin ulaştığı akıl almaz boyutları gözler önüne sermektedir. Araştırma sonuçlarına göre:
Dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık zorunlu gıda harcaması (açlık sınırı) 38 bin 24 TL seviyesine tırmanmıştır.
Gıda harcamasına ek olarak giyim, konut, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi insani temel ihtiyaçlar dahil edildiğinde yoksulluk sınırı 123 bin 856 TL'ye ulaşmıştır.
Bekar bir çalışanın tek başına yaşama maliyeti ise aylık 49 bin 124 TL olarak hesaplanmıştır.
Türk-İş verilerine göre dört kişilik bir ailenin zorunlu gıda harcamasındaki aylık artış yüzde 0,59 olarak kaydedilirken; gıda harcamalarındaki artış yılın ilk 10 ayında yüzde 26,14, son 12 ayda yüzde 33,83 ve yıllık ortalamada yüzde 39,26 seviyesine çıkmıştır.
Türk-İş'in açıkladığı aylık gıda enflasyonu oldukça düşük kalmıştır. Nitekim İTO'nun İstanbul için açıkladığı enflasyon bile aylık yüzde 2,47'dir. Buna rağmen açlık sınırının 38 bin lirayı aşmış olması dehşet vericidir.
Ocak 2026'dan bu yana uygulanan ve temmuz ayında hiçbir iyileştirme yapılmayan asgari ücret, 28 bin lira ile açlık sınırının yaklaşık 10 bin lira altındadır.
Bu durum, tam zamanlı çalışan bir asgari ücretlinin ailesinin sadece mutfak masrafını bile karşılayamadığını kanıtlamaktadır.
Milyonlarca emeklinin aylık geliri olan en düşük emekli maaşı ise yaklaşık 24 bin liradır. Yani emeklilerimiz açlık sınırının çok çok altında, adeta bir sefalet maaşıyla yaşam mücadelesi vermektedir.
Hükümetin 2027 yılı için emeklilere seyyanen zam ile birlikte bir iyileştirme düşündüğü ve buna ilişkin bir kanun teklifi hazırladığı basına yansımıştır.
Ancak basına sızdığı kadarıyla düşünülen bu artış da, emeklilerin canını yakan devasa sorunları asla çözemeyecek niteliktedir.
Emeklilerin isyanı ve enflasyon verilerindeki şüphe
Maaş zamlarının belirlenmesinde doğrudan rol oynayan resmi enflasyon verileri, toplumun geniş kesimleri ve emekliler tarafından büyük bir güvensizlikle karşılanmaktadır.
Nitekim Tüm Emeklilerin Sendikası üyeleri, TÜİK'in açıkladığı enflasyon rakamlarına tepki göstermek amacıyla Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) binası önünde toplanarak seslerini duyurmaya çalışmıştır.
Sendika adına açıklama yapan Dönem Sözcüsü Adem Çiftçi, maaşlara yapılacak zamlar öncesinde enflasyon oranlarının bilinçli ve kasıtlı bir şekilde düşük gösterildiğini savunarak kuruma sert tepki göstermiştir.
Emekliler, gerçek hayat pahalılığının TÜİK verilerinin çok üzerinde olduğunu, açıklanan rakamların kendi ceplerini ve mutfaklarını yansıtmadığını dile getirmektedir.
İTO verileri ve hükümetin tutmayan enflasyon hedefleri
TÜİK verileri henüz açıklanmamışken piyasanın ve reel yaşamın nabzını tutan İstanbul Ticaret Odası (İTO) ekim ayı enflasyon verilerini duyurmuştur.
İTO verilerine göre, İstanbul'da perakende fiyatlar ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 2,47 artmıştır. Toptan eşya fiyatları ise bir önceki aya göre yüzde 1,20 oranında yükselmiştir.
Yıllık bazdaki fiyat artışları perakendede yüzde 32,47, toptan eşyada ise yüzde 25,51 olarak gerçekleşmiştir.
Genellikle TÜİK'in açıkladığı rakamlar da İTO verilerinden biraz daha düşük ancak bu oranlara yakın seyretmektedir.
Hükümetin daha önce ilan ettiği Orta Vadeli Programlarda (OVP) 2026 yılı için tek haneli enflasyon hedefi yer almaktaydı.
Ancak tablo açıkça göstermektedir ki, enflasyonun tek haneye düşmesi bir yana, yüzde 30'lar seviyesinde seyrederek Türkiye'yi dünyada en yüksek enflasyona sahip ülkeler arasında tutmaya devam etmektedir.
"Enflasyonla mücadele" adı altında vatandaşın kemeri sürekli sıkılmakta, hükümetin yanlış ve basiretsiz politikalarının acı faturası aralıksız bir şekilde halka kesilmektedir. Buna rağmen enflasyon yüksek seviyesini korumaktadır.
Temel gıdadaki fiyat patlaması ve dar gelirliye inen darbe
İTO'nun ekim ayında fiyatı en çok artan ve azalan ürünlere ilişkin açıklaması, pazar ve mutfak masraflarındaki acı gerçeği net bir şekilde doğrulamaktadır.
İndekste yer alan 336 ana üründen 231'inin fiyatı artarken, yalnızca 29 ürünün fiyatı düşmüştür.
Ekim ayında fiyatı en fazla artan ürün yüzde 50,71 ile salatalık olmuştur. Salatalığı şu ürünler takip etmiştir: Domates %36,98; sivri biber %27,15; çarliston biber %26,00; kabak %22,55; dolmalık biber %21,31…
Dikkatinizi çekerin, bunlar aylık fiyat artışları…
Tek bir ayda gerçekleşen bu fiyat artışları son derece ciddi ve ürkütücü boyutlardadır. Salatalık, domates, biber gibi Türk mutfağının en temel gıda ürünlerindeki bu devasa artışlar, zaten alım gücü tükenmiş olan dar gelirli ve sabit gelirli vatandaşlara çok ağır bir darbe vurmaktadır.
Devam edecek…
- Trump yönetimi, İran’a tehditlerle neyi gizliyor? / 02.11.2026
- ABD'den, İsrail ve Körfez’e devasa askeri yığınak / 01.11.2026
- Ortadoğu’da fırtına öncesi sessizlik / 31.10.2026
- "Uşaklığı asla öğretemedim": İzzet, şeref ve tam bağımsızlık / 30.10.2026
- Cumhuriyet ve istiklal destanımız / 29.10.2026
- Türkiye’de erken seçim tartışmaları ve değişim arayışı / 28.10.2026
- Tahran’daki diplomatik satranç ve İsrail seçimleri / 27.10.2026
- Borç kıskacındaki çiftçi, çalınan gelecek ve tarımda bağımsızlık / 26.10.2026
- Türkiye tarımının yapısal çöküşü ve Çarşamba Ovası örneği / 25.10.2026


























































