logo
03 KASIM 2026

Azın azı: Tatlı su bugün ve yarın

03.11.2026 00:00:00
 

Dün "Bir Damla Suyun Hikâyesi"nde iki hidrojenle bir oksijenin kurduğu o mucizevi bağı anlattık: suyun yıldızlararası bulutlardaki doğuşunu, hayatı mümkün kılan tuhaflıklarını, bedenimizdeki ve doğadaki döngüsünü. O yazıyı şu cümleyle bitirmiştik: Bir damla suyun hikâyesi burada kimyadan çıkıp siyasete girer. Bugünden itibaren o kapıdan geçiyoruz. Beş yazılık bu dizide suyun insanlar ve devletler arasındaki serüvenini izleyeceğiz. Hadi başlayalım.

Dünyadaki bütün suyu 100 litrelik dev bir kovaya doldurduğumuzu düşünelim. Kovanın 97,5 litresi tuzlu deniz suyu olur. Tatlı su yalnızca 2,5 litre eder ve bunun da büyük kısmı kutuplarda donmuş ya da yerin derinliklerine gömülüdür. İnsanın gerçekten ulaşıp kullanabileceği su yarım litre kadardır. Göllerde ve nehirlerde akan su ise bir buçuk çay kaşığını geçmez. Önceki yazıda suyun yok olmadığını, yalnızca yer değiştirdiğini söylemiştik. Bu yazıda o çay kaşığının hikâyesine bakacağız: nerede durduğuna, kime yettiğine ve kime yetmeyeceğine.

Güneşle çalışan damıtma tesisi

Tatlı su gökyüzünde üretilir. Güneş her yıl okyanuslardan yarım milyon kilometreküp suyu buharlaştırır. Buharlaşan su tuzunu denizde bırakır, bulut olur ve yağmur ya da kar olarak karaya düşer. Gezegendeki bütün tatlı su, güneş enerjisiyle çalışan bu dev damıtma tesisinin ürünüdür.

Ama yağmur her yere eşit yağmaz ve yağdığı an da kullanılmaz. Doğa tatlı suyu iki büyük depoda saklar. Birincisi dağlardır. Kışın düşen kar ve buzullar, suyu yaz aylarına kadar bekletir ve yavaş yavaş nehirlere bırakır. Birleşmiş Milletler'in 2025 Dünya Su Raporu'na göre yıllık küresel tatlı su akışının yüzde 55-60'ı dağlardan gelir. Dağlardan doğan nehirlerin havzalarında yaklaşık iki milyar insan yaşar. Himalayalar Ganj'ı, İndus'u ve Yangtze'yi besler. Bizim Fırat'ımız ve Dicle'miz Doğu Anadolu'nun karlarından doğar. Bu yüzden dağlara "dünyanın su kuleleri" denir.

İkinci depo yerin altıdır. Yağmurun bir kısmı toprağa süzülür, kayaların gözeneklerinde ve çatlaklarında birikir. Akifer denen bu yeraltı rezervuarları, göllerin ve nehirlerin toplamından kat kat fazla su taşır. Ama bir kusurları vardır: çok yavaş dolarlar. Bazılarının suyu binlerce, hatta on binlerce yıllıktır.

ABD'nin tahıl ambarı Büyük Ovalar'ın altındaki Ogallala akiferi bunun en bilinen örneğidir. Sekiz eyaletin altına yayılan bu akiferdeki su, son buzul çağından beri, yaklaşık 15 bin yıldır birikiyordu. Sulamalı tarım başladıktan sonra Batı Kansas'ın bazı bölgelerinde altmış yılda yüzde 60'tan fazla azaldı. National Geographic'e göre güney kesimleri boşalırsa yeniden dolması binlerce yıl sürebilir.

Aynı hikâye Türkiye'nin tahıl ambarında da yaşanıyor. Konya Ovası'nda yeraltı suyu 1960'larda santimetrelerle düşerdi. Konya Teknik Üniversitesi Obruk Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Fetullah Arık'a göre 2000'lerden sonra bu düşüş yılda yarım ila bir metreye, 2010'lardan sonra yılda bir buçuk ila iki metreye çıktı. Su çekildikçe yerin altında boşluklar oluşuyor ve toprak çöküyor. 2021 sonuna kadar havzada iki bine yakın obruk oluştu. Arık'ın Temmuz 2026'daki açıklamasına göre havzada 30-35 bin belgeli kuyuya karşılık yaklaşık 140 bin kaçak kuyu var. Binlerce yılda dolan bir hazineyi birkaç kuşakta tüketiyoruz.

Adaletsiz bir dağılım

Çay kaşığı kadar tatlı su, dünyaya eşit dağılmamıştır. Yalnızca Brezilya'nın yılda yaklaşık 8.650 kilometreküp yenilenebilir tatlı suyu var, bu dünya toplamının altıda biri kadar. Onu Rusya, ABD, Kanada ve Çin izler. Öte yanda Orta Doğu ve Kuzey Afrika, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 6'sını barındırırken tatlı suyun yüzde birinden azına sahiptir. Kanada'nın ormanlarında göl sayısı sayılamaz. Kuveyt'te ise tek bir kalıcı nehir yoktur.

Bu eşitsizliğin bilinmeyen bir boyutu da var. İsveçli bilim insanı Johan Rockström buna "yeşil su" diyor. Bitkiler topraktan çektikleri suyu yapraklarından buharlaştırır ve bu buhar rüzgârla başka ülkelere taşınıp yağmur olarak düşer. Rockström'e göre ülkelerin çoğu suyunun yaklaşık yarısını komşularının bitki örtüsünden alır. Amazon'da kesilen bir ağaç, binlerce kilometre ötedeki bir tarlanın yağmurunu da keser. Su meselesi, sınırlarla çözülemeyecek kadar birbirine bağlıdır.

Çay kaşığı bazı şehirlerde çoktan dibini gördü. 2018'in başında Güney Afrika'nın Cape Town şehrinde yetkililer bir tarih ilan etti: "Sıfır Gün." Üç yıl süren kuraklıkla barajlar boşalıyordu. Barajlar yüzde 13,5'e düştüğünde şehrin muslukları kesilecek, dört milyon insan suyunu askerlerin koruduğu çeşmelerden bidonla alacaktı. Belediye 1 Şubat 2018'de kişi başı günlük su kullanımını 50 litreyle sınırladı. Bu, bir duşla bir sifonun toplamı kadardır. Hesaplara göre Sıfır Gün 21 Nisan'da gelecekti. Şehir tüketimini neredeyse yarıya indirdi, yağmurlar geldi ve felaket son anda ertelendi.

Hindistan'ın Chennai şehri o kadar şanslı olmadı. 2019 yazında yedi milyonluk şehrin dört ana barajı tamamen kurudu. 12 Temmuz 2019'da 200 kilometre öteden, 50 tanker vagonuyla 2,5 milyon litre su taşıyan ilk tren şehre ulaştı. Bir metropol suyunu trenle getirtir hâle gelmişti.

Bugün listenin başında İran var. Yıllardır süren kuraklık ve aşırı tüketim, 2026'da savaşla birleşti. Dört milyon nüfuslu Meşhed'i besleyen barajlarda doluluk yüzde 3'ün altına indi.

Yarının haritası

Bu şehirler istisna değil, bir eğilimin habercisi. Dünya Kaynakları Enstitüsü'nün Aqueduct verilerine göre bugün 25 ülke, yani dünya nüfusunun dörtte biri, her yıl aşırı yüksek su stresi yaşıyor. Bu, mevcut suyun neredeyse tamamının kullanılması anlamına geliyor. Yaklaşık dört milyar insan, yani dünyanın yarısı, yılın en az bir ayını ciddi su sıkıntısıyla geçiriyor. 2050'ye doğru bu oran yüzde 60'a yaklaşabilir. Batı Asya ve Kuzey Afrika'da nüfusun yüzde 83'ü bugün bile aşırı stres altında. Sahra Altı Afrika'nın su talebi ise yüzde 163 artabilir.

Su kuleleri de eriyor. BM'ye göre dünya buzulları 2100'e kadar 2015'teki kütlelerinin yüzde 26-41'ini kaybedebilir. Hindu Kuş-Himalaya'da kayıp yüzde 30-50'yi bulabilir. Kolombiya, 19. yüzyılın ortasından bu yana buzul alanının yüzde 90'ını kaybetti. Buzul erirken önce nehirler kabarır ve sel gelir. Buzul tükendiğinde ise yaz aylarında nehirleri besleyen bir kaynak kalmaz.

Türkiye: su zengini değiliz

Haritanın bir yerinde Türkiye de var ve sanıldığı yerde değil. Uzun yıllar "su zengini" bir ülke olduğumuzu düşündük. DSİ ve TÜİK verilerine göre Türkiye'de kişi başına düşen kullanılabilir su yılda yaklaşık 1.301 metreküp. Bir ülkenin su zengini sayılması için bu rakamın 1.700'ü aşması gerekiyor. Nüfus arttıkça payımız küçülüyor ve 2030'da 1.000 metreküpün altına inmesi bekleniyor. Bu eşik, uluslararası ölçütlerde "su kıtlığı"nın başladığı yerdir.

Gökyüzü de bu hesabı ağırlaştırıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün Ekim 2025'te açıkladığı rapora göre, 2025 su yılında Türkiye'ye metrekare başına ortalama 422,5 milimetre yağış düştü. Bu, son 52 yılın en düşük seviyesi ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında. Güneydoğu Anadolu'da açık yüzde 53'e ulaştı. Şanlıurfa yılı yalnızca 182,8 milimetreyle kapattı.

Sonuçlar coğrafyada görülüyor. Türkiye Tabiatı Koruma Derneği'nin raporuna göre son 60 yılda 70'e yakın doğal göl kurudu. Kaybolan göllerin toplam alanı Van Gölü'nün üç katı. Bir zamanlar balıkçıların ağ attığı Akşehir Gölü, 2008'de tamamen kurudu.

Elimizdeki suyu da koruyamıyoruz. Belediye şebekelerine verilen suyun yaklaşık yüzde 31,6'sı musluklara ulaşmadan kayboluyor. Bu oran 2004'te yüzde 60'tı ve iyileşti, ama Ulusal Su Planı'nın 2033 hedefi hâlâ yüzde 25. Üstelik suyun dörtte üçünü tüketen tarımda sulamanın önemli bir kısmı hâlâ açık kanallarla yapılıyor.

Uluslararası tablo da aynı yöne işaret ediyor. Aqueduct'un hesabına göre 2050'de dünya ekonomisinin yüzde 31'i, yani yaklaşık 70 trilyon dolarlık üretim, yüksek su stresine maruz kalacak. Bunun yarısından fazlası dört ülkede yoğunlaşıyor: Hindistan, Meksika, Mısır ve Türkiye.

Kovadaki çay kaşığı küçülüyor, onu paylaşmak isteyenler ise çoğalıyor. Peki o kaşığı en çok kim içiyor ve bedelini kim ödüyor? Bir sonraki yazıda tarladan borsaya, suyun fiyatına bakacağız.

 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.