logo
02 EKİM 2026

Millî İktisattan Millî Ekonomi Modeline -2- Atatürk: Siyasi bağımsızlıktan iktisadi bağımsızlığa

02.10.2026 00:00:00
 
Misak-ı Millî siyasi bağımsızlığın sınırlarını çizmişti; Misak-ı İktisadî ise ekonomik bağımsızlığın esaslarını koydu. Atatürk'ün İzmir'de açtığı yol dünyaya kapanmak değil, masadaki şartları bağımsız bir devlet olarak belirlemekti.

Geçen yazıyı İttihat ve Terakki'nin millî şirket, millî banka ve millî burjuvazi hesabında bırakmıştık. O hesap 1918'de kapanmadı. İmparatorluk dağılıp Millî Mücadele başlayınca mesele büsbütün hayati hâle geldi. Artık "yerli malı kullanalım" demek yetmiyordu. Geleceği üzerinde söz sahibi olmak isteyen bir millet, ekonomisi üzerinde de söz sahibi olmak zorundaydı.

Mustafa Kemal Paşa bunu daha Cumhuriyet ilan edilmeden gördü. 17 Şubat 1923'te İzmir'de Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Tarihe dikkat etmek lazım: Lozan görüşmeleri kesilmişti, kapitülasyonlar ve ekonomik bağımsızlık masadaydı. Yeni Türkiye bağımsızlıktan ne anladığını İzmir'de ilan ediyordu.

Atatürk kongrede şöyle konuştu: "Siyasal, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner."

Bana göre bu cümle yüz yıllık meselenin özeti. Üretimini, parasını, temel ihtiyacını dışarıya bağlamış bir ülkede bayrak da ordu da yerindedir ama ayağının altındaki zemin kaygandır. Atatürk'ün aynı konuşmada bir milletin yükselişini de çöküşünü de ekonomiye bağlaması, yeni devletin ekonomiye birinci derecede önem vermek zorunda olduğunu söylemesi bundandır.

Zafer Toprak'ın 1908'den başlattığı süreklilik fikri tam burada işe yarıyor. Sorular değişmemişti: Nasıl üreteceğiz? Millî sermayeyi nasıl oluşturacağız? Yerli girişimciyi nasıl güçlendireceğiz? Yabancı ekonomik hâkimiyet karşısında bağımsızlığımızı nasıl koruyacağız?

Ama Cumhuriyet'in cevabını İttihatçılığın devamı saymak da haksızlık olur. Yeni devletin elinde savaşlardan çıkmış, üretimi çökmüş, sermayesi kıt, baştan kurulması gereken bir ülke vardı. Kongreye çiftçinin, tüccarın, sanayicinin ve işçinin çağrılması bu yüzden anlamlıydı. Siyasi bağımsızlığın esasları Misak-ı Millî'de konmuştu; yeni devlet ekonomik bağımsızlığın esaslarını da belirlemek zorundaydı. Kongrede kabul edilen metne "Misak-ı İktisadî" adının verilmesi boşuna değil.

Çoğu zaman gözden kaçan bir nokta daha var. Millî ekonomi dünyaya kapanmak demek değildi. Kapitülasyonlara kesinlikle hayır deniyordu ama yabancı sermayeyle iş yapmanın kapısı kapatılmıyordu. Şart tekti: Bu ilişki Türkiye'nin bağımsızlığını zedeleyen ayrıcalıklara dayanmayacaktı. Kısacası mesele yabancıyı kovmak değil, masadaki şartları bağımsız bir devlet olarak kendin koymaktı.

Aradan bir asır geçti. Dünya eskisinden kat kat fazla üretiyor, mal ve para sınırları eskisiyle kıyaslanmayacak bir hızla aşıyor. Ama bu zenginliğin insanların hayatına nasıl yansıdığı sorusu hâlâ cevap bekliyor. Bugün sorulması gereken soru "millî sermayeyi nasıl kuracağız?" sorusundan daha geniş: Ekonomi kimin için ve nasıl işleyecek?

Üçüncü yazıda bu soruya Haydar Baş'ın Millî Ekonomi Modeli üzerinden bakacağız.

 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.