Bazı yolculuklar bir şehri görmek için yapılır. Bazıları ise geçmişle yeniden buluşmak için…
Yunanistan yolculuğumuzun asıl gayesi, Selanik'te Mustafa Kemal Atatürk'ün doğduğu evi ziyaret etmekti. Selanik, Kavala, Gümülcine, İskeçe ve Batı Trakya'nın çeşitli noktalarında tarihin izlerini takip ettik. Fakat Atatürk Evi'nin kapısından içeri girdiğim an, bu durağın benim için diğerlerinden farklı bir anlam taşıdığını hissettim. Çünkü burası yalnızca tarihî bir bina değildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusunun dünyaya gözlerini açtığı evdi.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Selanik Başkonsolosluğu ile aynı yerleşkede bulunan yapı, eski kayıtlarda Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi'ndeki ev olarak karşımıza çıkıyor. Evin mülkiyeti 1878 yılı başlarında Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım'a geçmiş; Mustafa Kemal 1881 yılında burada dünyaya gelmiştir. Çocukluğunun bir bölümünü geçirdiği bu eve, sonraki yıllarda öğrencilik tatillerinde ve görev vesilesiyle yeniden dönmüştür. Koca Kasım Paşa, Osmanlı Selanik'inin Türk ve Müslüman mahalleleri arasında anılıyordu. Bununla birlikte mahalleler birbirinden bütünüyle kopuk değildi; farklı toplulukların birlikte yaşadığı sokaklar da bulunuyordu. Mustafa Kemal'in çocukluk çevresini düşünürken hem Türk-Müslüman mahalle hayatını hem de Selanik'in çok kültürlü yapısını birlikte hatırlamak gerekiyor.
Evde gezerken anne ve babasının hatırasını taşıyan eşya ve belgeler üzerinde özellikle durdum. Ailenin gündelik hayatını ve dinî dünyasını yansıtan unsurlar benim için ayrı bir anlam taşıyordu. Büyük bir tarihî şahsiyetin çocukluğunu, içinde yetiştiği aile ortamından bağımsız düşünemiyorsunuz. Annesinin ve babasının dünyası; evin alışkanlıkları, inançları ve değerleriyle birlikte karşınıza çıkıyor. Bu ayrıntılar, Atatürk'ü anlamak için aile çevresini de tanımamız gerektiğini hatırlatıyor. Bir insanın hayat hikâyesi yalnızca görevlerinden, savaşlarından ve siyasî kararlarından ibaret değildir. Çocukluğunun geçtiği ev, duyduğu sözler ve yakınlarının hatıraları da o hikâyenin içindedir.
Ali Rıza Efendi'nin defnedildiği yer de Selanik'teki aile tarihinin önemli bir parçasıdır. Atatürk Ansiklopedisi'nde, Mustafa Kemal'in "Zâbit ve Kumandanla Hasb-i Hâl" eserinin el yazılı nüshasındaki notlara dayanılarak, babasının Hortacı Süleyman Camii'nin haziresine defnedildiği belirtiliyor. Söz konusu yapı bugün Rotonda adıyla tanınıyor. Mustafa Kemal bu notta yalnızca kabrin yerini kaydetmekle kalmıyor; Balkan Savaşları'nın ardından Selanik'in elden çıkışına duyduğu acıyı da babasının mezarı üzerinden dile getiriyor: "Hortacı Sultan cami-i şerifinin minaresine çan taktırılmış ve orada yatan babamın kemikleri Yunan kabadayılarının kirli ayakları altında çiğnetilmiştir." Bu cümlede kaybedilen bir şehir için duyulan üzüntü ile bir evladın yası iç içe geçiyor.
Rotonda'nın bahçesine gittiğimizde o satırları hatırlamamak mümkün değildi. 1912'den sonra şehrin el değiştirmesi ve ardından yaşanan mübadele süreci, cami avlusundaki hazireyi de silip götürmüş; mezar taşları ortadan kaldırılmış. Bugün bahçede yalnızca Hortacı Sultan'a ait olduğu söylenen bir mezar taşı duruyor, diğerlerinden geriye bir şey kalmamış. Ali Rıza Efendi'nin kabrinin tam yeri de bu yüzden bilinmiyor. Bunu yerinde görmek insanı üzüyor. Bir tarafta Mustafa Kemal'in doğduğu ev, diğer tarafta babasının yattığı fakat artık izi seçilemeyen hazire… Selanik'in aile hafızasındaki yerini bu iki mekân bile anlatmaya yetiyor. Bu şehir onun için çocukluğun, aile bağlarının ve erken yaşta yaşanan bir kaybın da şehridir.
Evin bahçesine çıktığımızda beni en fazla etkileyen yerlerden biri bir ağacın yanı oldu. Önündeki levhada, ağacın Ali Rıza Efendi tarafından dikildiği ve Mustafa Kemal'in çocukluğunda onun altında oynadığı bilgisi yer alıyordu. Bir an için tarihin büyük cümlelerinden uzaklaşıyorsunuz. Karşınızda henüz Çanakkale kahramanı olmayan, Millî Mücadele'yi başlatmamış, Cumhuriyet'i kurmamış küçük bir Mustafa var. Bir ev, bir bahçe, bir ağaç ve altında oynayan bir çocuk… Sonra o çocuğun hayatının nasıl bir milletin kaderiyle birleştiğini düşünüyorsunuz.
Atatürk Evi'nin sonraki yılları da başlı başına bir hikâye. Selanik'in 1912'de Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasının ardından aile şehirden ayrılıyor. Cumhuriyet'in onuncu yılında Selanik Belediyesi, evin üzerine Mustafa Kemal'in burada doğduğunu belirten bir plaka konulmasını ve yapının satın alınarak kendisine hediye edilmesini kararlaştırıyor. Satın alma işlemi 1936'da tamamlanıyor; anahtar 1937'de Türkiye'nin Selanik Başkonsolosluğuna teslim ediliyor. Ev, düzenleme çalışmalarının ardından 10 Kasım 1953'te ziyarete açılıyor.
Evde bu süreci anlatan belgelerle de karşılaşıyoruz. Prof. Dr. Enver Ziya Karal ve eşi Fatma Karal'ın müzenin hazırlanmasına ilişkin çalışmalarını anlatan bilgiler, eski fotoğraflar, tablolar, kumaş ve dantel örnekleri, tapu kayıtları… Bunlar, evin ikinci bir tarihini ortaya koyuyor: Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk'ün hatırasını koruma çabasını. Müzede Atatürk hakkında yazılmış eserlerin bulunduğu bölümler de dikkatimi çekti. Nutuk'tan askerî ve siyasî tarih çalışmalarına uzanan kitaplar, ziyaretçiyi hatıraların ötesinde okumaya ve öğrenmeye çağırıyor.
Bir başka dikkat çekici husus, Türkiye'den akın akın gelen ziyaretçilerdi. Bizim ziyaretimiz sırasında da bu ilgiye şahit olduk. Sınırların ötesindeki bu evin önünde buluşmak, milletimizin Atatürk'le kurduğu bağın canlılığını hissettiriyordu. İnsanlar bir binayı görmek için geldikleri kadar, kendi tarihlerinin başlangıç noktalarından biriyle buluşmak için de oradaydı.
Fakat benim zihnim tekrar tekrar bahçedeki ağaca dönüyordu. Tarih bazen küçük ayrıntılarda kendisini daha güçlü hissettirir. Bir çocuğun altında oynadığı ağaç, yıllar sonra bir milletin hafızasına açılan kapıya dönüşebilir. Selanik bugün başka bir devletin sınırları içinde. Sokak adları, şehrin siyasî ve toplumsal yapısı değişmiş. Fakat Mustafa Kemal'in doğduğu ev hâlâ orada. Ailesinin, mahallesinin ve çocukluğunun hatırasını taşıyor.
Evden ayrılırken aklımda şu düşünce vardı: Milletlerin hafızası yalnızca kitaplarda yaşamaz. Bazen bir evde, bazen eski bir fotoğrafta, bazen aileden kalan bir eşyada… Bazen de bir çocuğun yıllar önce altında oynadığı bir ağacın gölgesinde yaşamaya devam eder.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Selanik’te Atatürk’ün evinde: Bir milletin hafızasına yolculuk / 30.10.2026
- Fransa sokakları bize ne söylüyor? / 29.10.2026
- Milletin parasının hesabı verilmelidir / 27.10.2026
- Bombaları değil, insan hayatını konuşalım / 20.10.2026
- Şehrin damarlarını tıkarsanız... / 19.10.2026
- Camiyi ihya ederken tarihi yaralamayalım / 18.10.2026
- Kentsel dönüşümde öncelik rant değil, insan hayatı olmalıdır / 11.10.2026
- Gençliği tehdit eden yeni düzen / 10.10.2026
- Okul güvenliği yetmez, çocuğu korumak gerekir / 09.10.2026
- Dünya barışının anahtarı: Ekonomik bağımsızlık ve Millî Paralar / 06.10.2026
- Fransa sokakları bize ne söylüyor? / 29.10.2026
- Milletin parasının hesabı verilmelidir / 27.10.2026
- Bombaları değil, insan hayatını konuşalım / 20.10.2026
- Şehrin damarlarını tıkarsanız... / 19.10.2026
- Camiyi ihya ederken tarihi yaralamayalım / 18.10.2026
- Kentsel dönüşümde öncelik rant değil, insan hayatı olmalıdır / 11.10.2026
- Gençliği tehdit eden yeni düzen / 10.10.2026
- Okul güvenliği yetmez, çocuğu korumak gerekir / 09.10.2026
- Dünya barışının anahtarı: Ekonomik bağımsızlık ve Millî Paralar / 06.10.2026



























































