logo
04 AĞUSTOS 2026

Lozan’da bilinmeyen gerçekler: Gizli madde yok, gizli oturum var

04.08.2026 00:00:00
 
Başlıyoruz…

Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapu senedi olan Lozan antlaşması, Atatürk'e ve Türk milletine olan düşmanlıklarıyla bilinen çevrelerce, sürekli olarak eleştiri konusu yapılmıştır.

Bu çevrelerin en çok dile getirdikleri ve ağızlarında Graham Fuller ve Paul Henze sakızı yaptıkları konu, "Lozan'da gizli maddeler var" yalanıydı.

Cumhuriyet düşmanı çevrelerce Lozan'la ilgili en çok istismar edilen bir diğer konu ise, ihtilaf devletlerince halifeliğin kaldırılması karşılığında Lozan'ın tanınacağı ile ilgili kuyruklu yalandı.

Yani İngiliz ve Fransızlar Lozan'da bulunan Türk delegasyonuna, "Siz hilafetten vaz geçin, bizde sizin isteklerinizi kabul edelim" şeklinde baskılarda bulunmuş ve sonuç almıştı.

Yani saltanat ve hilafetin Cumhuriyeti kuran kadrolar tarafından ve milletin talebi ve isteği doğrultusunda değil de, İngilizlerin Lozan'da Türk heyetine karşı yaptıkları dayatmalar sonucu kaldırıldığı yalanı, günümüze kadar sürekli olarak tekrarlanmıştır.

Oysa Lozan'da var olan ve yaşanan gerçekler, Cumhuriyet düşmanlarının bu iftiralarına kesin bir şekilde galebe çalacak netlikte ve açıklıktadır.

Bu yazımızda, 103 yıl sonra ilk defa göreceğiniz şok belgelere ve şimdiye kadar duyulmamış gerçeklere yer vermeye çalışacağız.

1950'de Demokrat Parti'nin iktidar olmasıyla, İsmet Paşa ile özdeşleşen Lozan antlaşması, en çokta DP'yi rahatsız etmişti.

Önce basında Lozan eleştirileri başladı.

Ardından DP, 1950'lerin ortalarından itibaren Lozan Günü kutlamalarını yasakladı.

Türkiye'de Lozan Antlaşması'na yönelik saldırılar, özellikle 1960'lardan sonra ve CIA merkezli kışkırtmalarla daha da artmaya başladı.

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığıyla kaleme sarılanlar, en çokta Rıza Nur'un hatıralarından beslenmiştir.

Bu zırva hatıraların 1960'larda piyasaya çıkmasıyla birlikte, siyasal İslamcı yayımların sayısının artması ve Lozan'ın çarpıtılmaya başlanması, kuşkusuz eş zamanlı bir operasyon olarak yürütülmüştür.

Aslında "Lozan'ın gizli protokolleri!" ve "Lozan'da Yahudi parmağı!" gibi asılsız komplo teorileri ilk kez, tescilli bir Cumhuriyet ve Türk milleti düşmanı olarak bilinen Necip Fazıl Kısakürek yönetimindeki Büyük Doğu dergisinde, 1949'da başlayan bir yazı dizisinde gündeme getirilmeye başlanmıştır.

Bu tür yalanların bir diğer kaynağı ise, 1923-1950 yılları arasında milletvekilliği de yapan İbrahim Arvas'ın hatıra notları olarak piyasaya saçılan asılsız iddia ve iftiralardı.

Örneğin, Lord Curzon'un Lortlar Kamarası'nda söylediği iddia edilen ancak parlamento tutanaklarında olmayan; "Asıl bundan sonradır ki, Türkler bir daha eski satvet ve şevklerine kavuşamayacaklardır.

Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden söndürmüş bulunuyoruz.

Artık bunun üzerine her şey apaçık anlaşılıyor, değil mi?" şeklindeki uydurma ifadeler, yıllarca Lozan'ı ve Lozan'ı yapanları karalamak için kullanılmıştır.

Hiçbir zaman değişmeyecek olan hakikat şudur. Lozan'da asla bir gizli madde falan yoktur.

Bu gizli madde palavrası, Lozan'da aradıkları "hezimeti" bulamayan şark kurnazı Cumhuriyet düşmanlarının uydurmasıdır.

Maalesef bu yalan ve iftiralara inanan, çokça çevreler olmuştur.

Lozan'da gizli madde olmadığı gibi, olmasına da imkân yok.

Çünkü Lozan iki kişi veya birkaç kişi arasında veya iki ülke arasında imzalanmış bir ikili antlaşma değildir.

Lozan, birçok ülkenin katıldığı bir konferansta aylarca görüşülüp imzalanmış, apaçık bir antlaşmadır.

Bu antlaşma, tüm parlamentolarca da onaylanmıştır.

Zaten 143 maddelik Lozan'ın metni, ekleri ve protokolleri de, herkese apaçıktır.

Şimdi gelelim asıl mevzumuza.

Lozan'da hiçbir kuşku götürmeyecek netlikte ve şekilde gizli bir anlaşmanın olmadığını izah ettikten sonra, buz yazımızda aslında ne demek istediğimize gelelim.

Yalan propagandaların etkisinde kalmayanlar, sadece namuslu Atatürkçüler olmuştur!

Zira onlar, daima hakikatin ve bilimin arkasından gitmişlerdir.

O namuslu ve kalemlerden birisi de, araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı olmuştur.

Peki, nedir bu gizli madde söylentilerinin aslı astarı.

Yukarıda izaha çalıştığımız gibi Lozan'da asla bir gizli madde(!) yoktur fakat gizli oturum olmuştur.

Bu gizli oturumlarda nelerin konuşulduğuna ve bu oturumların yapılmasını hangi devletlerin istediğine ilişkin gerçek bilgi ve belgelere ulaşmamız, aradan geçem 103 yıl sonra mümkün olabilmiştir.

Şurası çok net olarak bilinmelidir ki, Lozan'ın tüm tutanakları bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin elinde, sansürsüz olarak bulunmaktadır.

Orijinallerinin çok iyi korunamadığı gerçeğini, bir ayıp olarak not düşmek isterim.

Lozan Barış Konferansı'na katılan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon ve

Fransa Dışişleri Bakanı Raymond Poincare tarafından Türk heyetine, ilginç bir teklif sunulmuştu.

Konferansı başından beri izleyen basın yapılacak olan gizli oturumlar için dışarı çıkartılacak ve fakat görüşmelerin tüm tutanakları, daha sonra yine basınla paylaşılacaktı.

Türk heyetine kabul ettirip ettiremeyecekleri çok önemli bir konu vardı.

Bu konu, bundan sonra kurulacak olan Türk devletinin sahip olacağı hukuk sistemiydi.

İhtilaf devletlerinin en hassas olduğu konunun, belli ki çok önemli bir nedeni vardı.

Zira Cumhuriyet öncesi Osmanlı'da yaşayan azınlık unsurlar, tamamen kendi başına buyruk hareket ediyor ve kendi ülkesinin hukuku ile muamele görüyordu.

Bir diğer açıdan bu azınlıklar, Türklerden çok daha fazla imtiyaza sahiptiler.

Devlet içinde devlet gibi hareket ediyor ve hiçbir mercie hesap vermiyorlardı.

Öyle ki, azınlıkların Osmanlı devleti içerisinde Türklerden çok daha fazla imtiyaza sahip olduklarını, bizzat kendi elçilikleri rapor ediyordu.

"Türk Osmanlı'da ancak hamaldı" deniliyordu.

Abdülhamid devrinde Batılı konsoloslarının kendi bakanlıklarına gönderdiği ticari ve sosyal raporlarda, Türk halkının yoksullaşırken azınlıkların zenginleştiğini net bir dille itiraf etmişlerdir.

Bu tespiti içeren en meşhur elçilik ve konsolosluk raporlarından öne çıkanlar şunlardır:

Londra'ya gönderilen raporlarda, Müslüman Türklerin sürekli askerlik görevi nedeniyle tarlalarını bırakmak zorunda kaldığını, gayrimüslimlerin ise bedelli askerlik parası ödeyerek ticaret ve tarıma kesintisiz devam ettiğini belirtir. Raporunda şu ifade yer alır:

"Hristiyan ve Yahudi tebaa hızla zenginleşirken, Müslüman Türk tebaa askeri yükümlülükler altında ezilmekte, nüfusları azalmakta ve ekonomik olarak gerilemektedir."

İzmir ve Selanik Konsolosluk Raporları (1870-1890):

Bu liman kentlerindeki İngiliz konsolosları, ticari işletmelerin, gayrimenkullerin ve bankacılık faaliyetlerinin neredeyse %80-90 oranında Rum, Ermeni ve Yahudi tebaanın elinde olduğunu; Türklerin ise sadece düşük ücretli tarım işçiliği veya hamallık yapabildiğini rapor etmişlerdir.

Tekrar konumuza dönelim.

İşte görüldüğü üzere Osmanlı döneminde sınırsız haklara sahip olan azınlıkların, Cumhuriyet döneminde de aynı imtiyazlara sahip olmaları için Lozan'da gizli oturumlarda Türk heyetine şu tekliflerde bulunulmuştu:

"Yeni kurulacak Cumhuriyette tıpkı Osmanlı gibi, şer'i hukukla muameleye devam edin.

Hilafet olduğu gibi kalsın ve eskiden nasıl bir işleve sahipse, aynen bu düzen devam etsin.

Azınlıklara verilecek haklar, onların kendi hukuklarına göre düzenlensin.

Osmanlı döneminde azınlık unsurlar hangi hakları elde etmişlerse, aynı hukukla muamele görmelerine olanak sağlansın.

Şayet bunları kabul ederseniz, bizde kuracağınız yeni Cumhuriyetinizi tanırız" dediler

Tabi bu minvalde uzun oturumlar yapılmıştır.

17 gizli oturum yapılmış ve bu oturumlarda 116 sayfalık "Secret"(Sır gizli) ibareli tutanaklar tutulmuştur.

Ancak ihtilaf devletlerinin bu yöndeki tüm çabaları sonuçsuz kalmıştır.

Lozan'da bugüne kadar bilinmeyen en büyük zafer, işte tam olarak budur.

Türk heyetine başkanlık eden İnönü ise, 17 gizli oturum boyunca tartışılan bu meseleye şöyle nokta koymuştur:

"Biz Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, 1 Kasım'da saltanı kaldırdık ve laik, çağdaş bir hukuk sistemini kabul ettik.

Yeni devletimizde azınlıklarda, tıpkı Türkler gibi eşit hukuk sistemi ile idare olunacaktır.

Medeni hukuk sistemimizde, çift başlılık olmayacaktır.

Çoklu hukuk kabul görmeyecek, herkes medeni kanunlar önünde eşit sayılacaktır"

Bu yoğun tartışmaların sonucunda Lord Curzon, Lozan'ın 17 gizli oturumunda tutulan 116 sayfalık "Secret" ibareli tutanakların, İngilizler için bastırılan mavi kitapta yer almamasını istemiştir.

Aynı şekilde Fransız Dışişleri bakanı Raymond Poincare'de, Fransızca basılan ve adına sarı kitap denilen Lozan kitapçığına bu 17 gizli oturumda alınan 116 sayfalık karar tutanağının girmemesini istemiştir.

Bir farkla ki, İngiliz ve Fransızlar sadece delegasyona dağıtılan Lozan kitapçıklarında tutanakların tam olarak yer almasını istemişlerdi ve kitaplarda bu şekilde basılıp dağıtılmıştı.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, yapılan bu gizli oturumları an be an takip etmiş ve Türk heyetini bu başarısından dolayı kutlamıştı.

Ulu önder Atatürk Lozan'da bu tip öngörülemeyen gelişmelerin olacağını çok önceden kestirmiş ve daha Lozan'a gitmeden önce saltanatı kaldırmıştı.

Saltanattan geriye kalan hilafeti ise, 3 Mart 1924'te kesin olarak ve hiçbir tartışmaya yer kalmayacak şekilde kaldırmıştı.

"Hilafet TBMM'nin manevi şahsında mündemiçtir" gibi uydurma sözler, Şeyh Sait ve Mustafa Sabri gibilerin yaydığı üfürüklerdi.

Oysa bugün dahi bazı Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları ne diyor; "İngilizler istedi, Atatürk hilafeti kaldırdı" deniyor.

Oysa hakikat işte bu gizli tutanaklarda yazılıdır.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından muhafaza edilen Lozan'ın orijinal tutanakları, gizli oturumlar da dahil, tümünü ihtiva etmektedir.

Türk milleti için gizlenecek hiçbir şey yoktur ve olamaz!

Ancak gerek İngiltere ve Fransa halka arz ettikleri Lozan kitapçıklarında, bu tutanakların tamamını çıkartmışlardır.

Tüm bunların bugün ne anlama geldiğini anlamak için, ABD'nin Ankara sömürge valisi gibi davranan Tom Barrack'ın açıklamalarına bakmamız yeterli olacaktır.

Ne diyor sömürge valisi Tom Barrac, "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geçmeli" diyor. Büyükelçi, bu sistemin bölgedeki mevcut sorunlara daha kapsayıcı bir çözüm sunabileceğini öne sürüyor.

Şimdi anladık mı dün ve bugün, gerek dışarıdan ve içeriden yapılan OSMANLI devlet sistemi vurgusunun nereye dayandığını!

"Terörsüz Türkiye" masallarıyla aslında yapılmak isteneninde, Osmanlı çok milletli sistemine geri dönülmesi olduğu çok açıktır.

Ulus devlet kavramının içerisini boşaltmak için, "Terörsüz Türkiye" gibi barış makyajlı projelere ihtiyaç vardı.

Ne diyordu Kenan Evren ölümünden kısa bir süre önce:

"Türkiye federatif yapıya geçmeden asla huzur bulamaz. 10 sene, 20 sene bilemedin 30 sene sonra bu mutlaka olacaktır"

Tarihe not düşülmesi bakımından bir vatan görevi yaptığımızı düşünüyorum.

Bu hakikat 103 yıl sonra ilk defa Yeni Mesaj farkıyla gündeme getirilmektedir.

Selam olsun "Lozan Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapusudur" diyen Prof. Dr. Haydar Baş'a.

Özgün çalışmalarından yararlandığım Cengiz Özakıncı hocamıza da, teşekkürü bir borç biliyorum.

İşte Lozan'da yapılan "Secret" ibareli gizli görüşmelerin tutanakları:



İngiltere tarafından bastırılan Lozan kitapçığında "Secret" ibareli olan kitap sadece delegelere, 116 sayfadan oluşan gizli tutanakların yer almadığı kitapçıkta halka arz edilmişti.



Fransa'nın yayımladığı tutanaklarda, tıpkı İngilizler gibi sadece konferansa katılan delegasyona tutanakların tamamının yer aldığı kitapçık verilmiş, halka arz edilen kitaplarda gizli ibareli bölümler çıkartılmıştır.



Atatürk tarafından Beyazıt Kütüphanesine teslim edilmek üzere yollanan ve tüm tutanakların eksiksiz olduğunu Tom Barrac Türkiye Osmanlı sistemine geçmeli gösteren "Secret" ibareli belge.
 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.