Nefs mücadelesinde açlığın ve helal lokmanın önemi
Yediğine dikkat etmek konusunda senin en ufak bir bilgin yok. Bu iş, tam bir vera (haram şüphesi taşıyan şeylerden kaçınmak) ile, Allah’ın huzurunda durmakla ve dinini koruması için O’na yalvarmakla olur
Haber Merkezi





Nimetlerin alınması ve yenmesi için bazı haller olduğunu söylemek isterim. Bunları dört kısma bölmek yerinde olur:
Birincisi: Tabiidir; nefse, şeytana uyarak yemektir. Bunu, hemen söylemek lâzım gelirse, "Haram" olduğunu söyleriz.
İkincisi: Kur'an ve hadiste belirtileni yiyip içmektir. Yani: Kitap ve sünnete göre… Bu şekilde bir yiyip içmek, şer'idir. Adı ise: Helal ve mübah.
Üçüncüsü: Emirle almak. Herhangi bir işi yapmak için ruhi bir emir beklemek. Bu iyidir, fakat herkeste olmaz; yalnız velilerde olur.
Dördüncüsü: Bu en üstün derecedir. Burada emir, istek ve arzu herhangi bir işaret beklemek yoktur. Bu makamda olanlar iradeden soyunmuşlardır. Burada bulunanlar kadere tabi olan zatlardır.
Bunlar her şeyi Allah'ın fazl ve ihsanı ile görür. Bunlar salihlerdir. Bunlara, salih demekle de hudud çizmiş oluruz.
Yalnız bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: "Allah, sevgili kullarının hamisidir. Salihlere o sahip olur."

Belirtilen salih vasfına nispeten biz de salih diyoruz. Bu son makamın sahiplerini birkaç defa anlatmıştık. Burada bir daha anlatmadan geçemeyeceğiz.
Bunlar tamamen maddi varlıklarından ari, beri insanlardır. Kendi şahısları için ne bir iyilik düşünebilirler ne de kötülük. Bunları kader eli çevirir. Kader eli yardımlarına koşar.
Bu hal çok büyük bir iştir. Sözle anlatılmasına da imkân yoktur. Ancak, zevkle bilinmesi gerektir…
Dinini yemişle değişme. Dinini dünya sultanlarının verdiği tatlıya verme. Zenginlerin ve dünya adamlarının verdiği şeyle dinini değiştirme. Haram olan şeyleri almak için dinini bırakma. Aldığın şeyi dininin karşılığında alırsan kalbin kararır. Niçin kalbin kararmasın ki, halka taptın.
Ey her şeyini yitiren adam! Kalbinde ufacık bir nur olsaydı, haramı, şüpheliyi ve mubahı ayırt ederdin. Ve kalbini karartanla nurlandıranı anlayabilirdin…
Bilhassa haram yiyenler, tam bir gaflet içinde ve ölü gibidirler. Az da olsa haram yiyene, "Az yedi" denemez. Haram şeyin azı da çok sayılır. Her halde, dikkatli olmak varken, az gaflet eden çok nadim olur.
Haramdan çok sakınmalıdır. Çünkü onun azı yoktur. Haram, imanı örter, kalbi karartan odur. Alkollü içkilerin azı, aklı yıkmaya yettiği gibi haramın da azı imanın ışığını söndürür.
Zamanla iman ışığı sönerse, ibadetin ve iyiliğin yararı kalmaz. Helal yemeli, helâl içmeli. Helalın azı da yeter. Çünkü onunla gönül rahatlığı ile ibadet edilir.
Helal, nur üstüne nurdur. Haram, kir üstüne kirdir. Helali de nefse uyarak yemek olmaz. Allah'ın emirlerine göre yiyip içmeli. Aksi halde bir nevi israf yolu seçilmiş olur; bu da yakışmaz." (Abdülkadir Geylani hazretlerinden)





















































































