HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 17 HAZİRAN 2021, PERŞEMBE

Niye dinlemediniz?

13.08.2001 00:00:00
Cuma günkü yazımızda hükümetin 2 yıl önce açıkladığı enflasyonu düşürme programının niçin tutmayacağını daha o gün bilimsel bir biçimde açıklayan kişinin Prof. Dr. Haydar Baş Bey olduğunu açıklamış, O'nun o tarihlerde verdiği demeçlerden alıntılarla belgelemiştik.

Yazıya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hükümetin IMF ile yaptığı birinci program çökünce herkes Prof. Dr. Haydar Baş'a hak verdi. Ama iş işten geçmişti.

Ardından hükümet ortakları bu işi beceremediklerini itiraf edercesine millete sormadan, milletten aldıkları yetkiyi milletin adını sanını bilmedikleri bir bürokrata devrettiler.

Amerika'dan getirilen Kemal Derviş, elinde sihirli değnek ülkeyi düze çıkaracak bir kurtarıcı gibi karşılanırken yine sadece Prof. Dr. Haydar Baş, ihtiyatla yaklaşıyordu.

Nisan ayında Derviş ekonomi programını açıklayınca yine siyaset, iş dünyası, iktisat uzmanları övgüler dizmiş, Türkiye'yi kurtaracak program olarak lanse etmişlerdi.

TÜSİAD ve TOBB gibi meslek örgütleri gazetelere "ekonomik kurtuluş savaşını destekliyoruz" ilanları vermişti.

Medya Derviş'in programını göklere çıkarıp, Derviş'in halk desteğinin yüzde 60 olduğunu açıklarken hiç bir siyasi parti, ciddi bir eleştiri getirememişti. Hatta bugün ikiye bölünen Fazilet Partisinin yenilikçi kanadının sükseli bir ismi Derviş'in IMF emirleri doğrultusunda 15 günde 15 yasa çıkarma girişimine kayıtsız destek olacaklarını açıklamışlardı.

Medya ve iş dünyasının övgüler dizdiği, siyasilerin hayranlıkla izlediği Derviş'in programına bir tek Prof. Dr. Haydar Baş karşı çıkmış, kendilerini Meltem TV'de tartışmaya davet etmişti.

Haydar Baş hocamızın 19 Nisan tarihli o konuşmasına bir göz atalım:

"Ben bu programı, ruhu itibariyle başarılı görmedim, görmüyorum. 2 yıl veya 19 ay evvel bu tür bir program ifade edildiği zaman da buna tek karşı çıkan bendim. Niçin karşı çıktığımı da şimdi izah ediyorum. O gün de izah etmiştim. Burada para, parayı kazanmak için vasıta olarak kullanılıyor. Enflasyona yanlış teşhis konuyor. Talep enflasyonu var sayılarak, talebi kısmak için faizler yükseltiliyor, para piyasadan emiliyor. Bu mantık neyi getirir? Para piyasadan emilir.

Reel sektörde para kalmaz. Dalgalı kurla döviz fiyatları patlar. Tahtakale'de para kalmaz. Manavda, bakkalda kalmaz. Çünkü, paranın belli kurumlarda toplanması için projeler imal ediliyor. Bu projeler milletin derdine deva olmaz ki. Halbuki parayı üretime dönüştürmenin formüllerini vücuda getirerek böyle bir program hayata geçirmek lazım ki Türk ekonomisi rahat bir nefes alsın. Bunun dışında alınan nefeslerin tamamı pansuman tedbirlerdir. Kaynak da dışarıdan bekleniyor ki oturup ağlamak lazım. Bu millet bu kadar düşmemiştir.

Sayın Derviş'in 'güçlü ekonomiye geçiş' programına baktığımız zaman takdim edilen kurallar, sadece paranın belli ellerde veya belli kurumlarda bloke edilmesini garanti etmektedir. Parayı, istihdamın dışında ve emeği tahrik edip üretim yapmaktan çok uzak bir konumda görüyoruz. Bu konum işsizliği arttırır, emeği yok eder. Böylece de parayla sağlamak istediğiniz denge kaybolur, para asli vazifesi olan tahrik gücünü yitirir, insanların kendisini aldattığı bir serap olur. Burada anladığımız kadarıyla bankalarda bir boşluk varsa istenildiği zaman para basılabiliyor. Hazine bonosu karşılığı Merkez Bankasından alınacak demek, karşılığında bir para piyasaya sürülecek, ama o dar piyasaya sürülecek demektir. Oysa burada paranın toplumun geniş kesimlerine arz edilmesini göremiyoruz. Bu programda da aynı yanlış devam ediyor. Programın bence en sakıncalı tarafı bankaların paraya sahip olması değildir. Bugün vatandaşımızın cebinde para yok. Ekmek alan insanımızın cebinde para yok. Hamalımızın, çiftçimizin, çöpçümüzün, memurun cebinde para yok. Biz, bunların derdine deva olmalıyız. Para kazanma mantığıyla hazırlanan bu liberal, emperyalist programlarda ise ancak belli kurumlar, belli kuruluşlar rahatlığa kavuşabilir. Sen de o kuruluşların kredi vereceği insanların yanında geçinir, hayatını devam ettirirsin. Krediyi alırken verdiğin faize enflasyon demez, ama bastığın paraya enflasyon der. Peki vereceğin faiz enflasyon değil midir? Madem enflasyon olacak, ben faizle bunu senden alacağım, elinde bunu tekelleştireceğine, bunu, bütün vatandaşlara dağıtarak hiçbir rizikoya atmadan, bu para benim olarak bende kalsa çok daha iyi değil midir? Bu anlayışta bu mantık yoktur. Bu anlayışta para belli ellerde bloke edilir.

Gelinen noktada piyasadan paralar çekilir, belli ellerde bloke edilirse işletmeler kapatılır, maliyetler arttırılır. Artan işsizlik sonucu milli menfaatler ve işletmeler yabancı sermayeye ucuz bir şekilde peşkeş çekilir. Böyle bir netice enflasyon değil stagflasyon doğurur ki şayet tedbir alınmazsa bu, ülke ekonomisinin çöküşü demektir.

Bu manzara karşısında toplumun patlama noktasına gelmesi, işçinin, çiftçinin, memurun, topyekün halk kesiminin sokağa dökülmesi, bu tip programların doğuracağı sonuç olur ki bu da milletin kaderiyle oynamak manasına gelir. Bu neticeye gelinmesinin sebebi de teşhislerin ve tedavilerin yanlış olmasıdır. Aynı uygulama kaç defa tekrar edilirse edilsin ülkenin mağduriyete mahkum edilmesi kaçınılmaz olacaktır. Önce teşhisi doğru yapmalıyız, ülkemizde yaşanan enflasyon talep değil maliyet enflasyonu ile başlayıp stagflasyona dönüşen çöküştür. Vergi, ssk pirimi, döviz, hammadde girdisi, cari giderler, işlem maliyetleri düşürülmedikçe enflasyonu düşürmek imkansızdır. Türk milleti çalışmadan, emeğini devreye koyup üretim yapmadan bu sıkıntıların ardı arkası kesilmeyecektir. Siyasi iradeye düşen vazife; parayı belli kurumlarda bloke etmek yerine israfı, hırsızlığı, yolsuzluğu önlemek, topyekün milletin üretiminin ve emeğinin aktif pozisyona geçebilmesinin önünü açmaktır.

Sayın Derviş'le birlikte geçtiğimiz dönemde tahviller devreye konuldu ve satış yapıldı. Bunlar yüzde kaç faizle satıldı? Yüzde 140 faizle satıldı. Yani 100 liraya mukabil sene sonunda 143 lira para verecekler. Devlet, 100 lira aldığı bir adama 243 lira para verecek. Peki sen 100 liraya 143 lira gibi bir yük getiriyorsun, bu enflasyonu doğurmuyor da 100 lirayı üretim mukabili 100 lira olarak piyasaya sürüyorsun, bu nasıl enflasyon oluyor? Enflasyonu doğuran asıl sebep faizdir. Yüksek faiz enflasyonu doğuruyor.

Çözüm emisyon hacmini artırarak proje karşılığı işletmelere kredi vererek üretim ve ihracatı hızlı biçimde ayağa kaldırmaktır.

Para basılıp verildiği zaman gereksiz, gerekçesiz verilmeyecektir. Onun bir prosedürü, hukuku olacaktır. Mesela denizci ise balık tutma projesi getirecek. Bu projeyi gözünün önüne koyacaksın. "Bu adam bundan hakikaten gelir elde eder mi etmez mi?" bakacak, inceleyeceksin. Ederse, devlet, buna, bu balık tutma projesine mukabil diyelim ki 50 milyar TL verecek. Bu, karşılıksız bir paradır; doğru. Ama adam gidecek karşılığını bulacak. Bulmadığı takdirde üç seneden beş seneye cezası olan bir mahkumiyete katlanacak. Biz, emisyonu genişletip, proje mukabili parayı piyasaya sürdüğümüz zaman hepsi gelir olarak cevabını verecektir. Türkiye, darboğazdan ancak böyle çıkabilir. Aksi takdirde borç ile bu iş yürümez. Şu anda 140 milyar dolar borcumuz var. Üzerine ilave ettiğiniz zaman bunu kim verecek? Verecek olanlar babamızın oğlu değil ki bir kalemde üzerini çizsinler. Dolayısıyla gelecek nesillerimizi borçlu bırakmamak için, milletimizin huzuru, sükunu hatta bekası, istiklal ve istikbali için çalışarak iş hayatına girmekten, üretim yapmaktan başka bir çıkar yolumuz yoktur."

Ekranlarda, gazetemizdeki köşesinde bu gerçekleri ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş Bey'e millet kulak kesiliyor ancak siyasiler üç maymunu oynuyordu.

20 Nisan'da bu gerçekleri Trabzon mitinginde, ardından 7 Mayıs'ta İstanbul'da, 20 Mayıs'ta Ankara'da milyonların huzurunda haykırmıştı.

Siyasiler, "Amerikalıyı, Avrupalıyı dinliyorsunuz da bizi niye dinlemiyorsunuz, benim dedem şehit diye mi dinlemiyorsunuz" diye sitem etmişti.

Ve çözümün şifresini millete verircesine, "24 saatte biz ülkeyi bu krizden çıkarırız" diyerek milletin ümidi olmuştu.

Bugün Derviş'in masallarının tutmadığı, ikide bir yaşanan kontrollü krizler, üç ayda yüzde yüzü aşan devalüasyonla anlaşıldığı halde siyasiler devekuşu misali gidişatı görmüyor.

Fiyakasından geçilmeyen sözde yenilikçiler, Derviş'in taklidini yaparak ayakta durmaya çalışıyor. Uluslararası güç odaklarına selam duruyor.

Ama geç de olsa bazı akademisyenlerimiz, Ticaret Odası başkanlarımız gerçekleri görmeye başladılar.

Akademik kariyerini kriz stratejisi üstüne yapan ve en az Derviş kadar ABD bilim çerçevelerinde şöhrete sahip olan Prof. Dr. Ali Nail Kubalı, bakın neler diyor:

"Kalkınıyoruz, enflasyona sabredin dediler yalan attılar. Enflasyon talep değil, maliyet enflasyonudur.

Dövizin maliyeti artıyor, girdiler artıyor ve enflasyon oluyor.

Tüketimi kısarak, enflasyonu kısmayı hedefliyorlar, aldatıyorlar.

Çare tüketimi artırmak, daha az vergi ile üretimin önünü açmak.

Spekülatif döviz alım satımları dış ticaret işlemlerinin on katına çıktı. Döviz giriş çıkışı kontrol edilmeli.

Liberalleşme ve Gümrük Birliği için bu ülkenin pek çok değeri peşkeş çekildi. AB'ye girmek istiyoruz daha GB'ne girmedik" (4 Ağustos 2001 Aksiyon).

Bir çığlık da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanından; "Uygulanacak vergi politikalarını belirlerken Türkiye'deki krizin niteliği konusunda doğru teşhiste bulunmak gerekir. Krizin nasıl başlayıp geliştiğini biliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada kriz stagflasyonist bir yapıya bürünmüştür. Gerçekten bütün göstergeler böyle bir olguya işaret etmektedir. Yurtiçi talep, bölgelere ve sektörlere göre bazı farklar göstermekle birlikte, genel olarak düşmektedir. Daralan iç talebe bağlı olarak üretimde hızlı bir düşüş, kapasite kullanım oranları azalmış ve kapanan ya da üretime ara veren firma sayısı artmıştır. Bu gelişmeler yoğun bir işsizleşme eğilimi doğurmuştur. Diğer taraftan üretim maliyetlerinde şiddetli artışlara tanık oluyoruz. Hammadde ve ara malı fiyatlarında devalüasyon ve başta enerji olmak üzere kamu sektörü zamlarından kaynaklanan artışlar ortaya çıkmaktadır. Bu da nihai ürün fiyatlarına yansıyarak enflasyonu azdırmaktadır. Dolayısıyla tüm göstergeler ekonominin stagflasyonist bir yapı içinde olduğunu göstermektedir.

Ekonominin böyle bir yapı gösterdiği dönemlerde tüketim, üretim, yatırım ve ihracat gibi belli başlı makroekonomik büyüklükleri canlandırmak büyük önem taşır. Bu nedenle verginin gelir dağılımını daha dengeli bir şekilde uygulamak arz ve talep yönlü bir vergi politikası karmasına ihtiyaç vardır. Bir taraftan toplam talebi canlandırmak için talep yönlü vergi politikaları uygulanmalı, diğer taraftan da üretim ve ihracatı teşvik amacıyla arz yönlü vergi politikalarına öncelik verilmelidir" (Ağustos 2001, Forum Dergisi).

Evet, Odalar Birliği, rantiye ile göbek bağını kesip, pırıl pırıl bir Anadolu evladını başkan seçince gerçekleri gördü. Ama neden sonra, araba devrildikten, yolcular yere saçıldıktan sonra.

Her bir satırı Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in aylar önce ortaya koyduğu gerçeklerle örtüşüyor. Özellikle hastalığın teşhisinde; talep değil maliyet enflasyonu ve stagflasyon teşhisi. Ancak tedavisi için TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu'nun vergiyi azaltma önerisi felç olan ekonomiyi ayağa kaldırmak için yeterli olmaz. Çünkü yüksek faizlerle, özel sektörden iç borca akan fonlarla kuruyan reel piyasanın, iflas eden firmaların, işletme sermayeleri yok olan küçük ve ortaboy işletmelerin yeniden ayağa kalkıp dünya piyasasına açılması için özgün bir finans modeline ihtiyaç var.

Kısa zamanda tasarruf açığını kapatacak, felç olmuş reel piyasaya kan pompalar gibi parayı pompalayacak sistem de Prof. Dr. Haydar Baş'ın elinde: "Proje karşılığı kredi, dar bölge yaygın sanayi modeli."

Detayları için Türkiye, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in Türkiye konferanslarını beklesin.
 
İbrahim Berk / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.