O, peygamberlerin getirdiği ilimdir
Dinî ilimler ile peygamberlerin getirdiği ilim kastedilmektedir ki bu ilim, matematik ilmi gibi akılla, tıp ilmi gibi deneyle, lisan gibi işitmekle elde edilemez
01.10.2019 00:00:00





İmam Gazali hazretleri, İhya'sında buyuruyor ki:
"Farz-ı kifaye olan ilimler:
İlimler bölümlere ayrılmadıkça hangisinin farz olduğu, hangisinin olmadığı kesin bir şekilde anlaşılamadığı için, ilimleri vasıflarına göre bölümlere ayırmak doğru bir sonuca ulaşmak için şarttır.
İlimler esas itibariyle dinî ilimler ve dinî olmayan ilimler şeklinde ikiye ayrılır:
Dinî ilimler ile peygamberlerin getirdiği ilim kastedilmektedir ki bu ilim, matematik ilmi gibi akılla, tıp ilmi gibi deneyle, lisan gibi işitmekle elde edilemez.
Dinî olmayan ilimler ise, mahmûd, mezmûm ve mübah ilimler olmak üzere üç bölüme ayrılır.
Mahmûd (övülen) ilimler, tıp ve hesap ilmi gibi dünya işlerini ıslah edici ilimlerdir ki bu ilim de öğrenilmesi farz-ı kifâye olanlar ve öğrenilmesinde fazilet bulunanlar olmak üzere ikiye ayrılır:
Öğrenilmesi farz-ı kifâye olan kısım, dünya işlerinin ıslahında gerekli olan (bedenin sağlıklı tutulabilmesi için lüzumlu olan tıp ilmi; ticarî ilişkiler, vasiyetler ve miras gibi hususlarda bilinmesi zarurî olan hesap ilimleri gibi) ilimlerdir. Eğer bir memlekette bu ilimleri bilenler kalmazsa, o memleket halkının tamamı günahkâr sayılır. Fakat bir beldede bu ilimleri bilen bir kişi de olsa, diğerlerinin üzerinden bu zorunluluk düşer ve öğrenme sorumluluğu kalkar.
Tıp ve matematik ilimlerinin farz-ı kifâye olduğunu söylememiz sizi şaşırtmasın; zira bu iki ilim gibi; çiftçilik, dokumacılık, siyaset, tababet ve terzilik sanatları ve diğer sanatların esaslı ilimleri de farz-ı kifâyedir.
Eğer İslâm diyarında kendisine tedavi olunacak kimseler (doktorlar) bulunmazsa, müslümanlar helâk olurlar; kendilerini felâkete sürüklemiş olmaları sebebiyle de topyekûn sorumludurlar. Çünkü derdi veren Allah, o derdin devasını da vermiştir. O devayı bulacak kabiliyeti de insanoğluna bahşetmiştir. Bu bakımdan İslâm diyarında, sözü edilen ilimleri yeterince bilenler bulunmalıdır. Bunu öğrenmemek, müslümanları felâketle başbaşa bırakmaktır ki, böyle bir hareket hiçbir şekilde doğru olmaz.
Farz olmayan ve fakat öğrenilmesinde fazilet bulunan ilimlere gelince, bunlar sözünü ettiğimiz ilimlerin derinlerine (ayrıntılarına) inmek, esasta pek zarurî olmayan ince ve hassas noktalarıyla meşgul olmaktır. Nitekim bu ilimlerde derinliğine bilgi sahibi olmak, müslümanlara büyük faydalar sağlayacağı için, bu dallarda derinleşen âlimlere büyük değer verilmiştir.
Mezmum (yerilen) ilimlere gelince, bunlar sihir, tılsım, hipnotizma, el çabukluğu ve göz boyacılığı ile yapılan marifetlerdir.
Mübah ilimlere gelince, bunlar şiirler ile milletlerin geçmişlerini anlatan, tarihî hâdiseleri bildiren ilimlerdir.
İzah etmeye çalıştığımız dinî ilimlere gelince, onların tamamı makbuldür. Fakat bazen dinî ilimlerden olduğu zannedildiği halde, aslında dinî ilimlerle alâkası olmayanları vardır ki bunlar esasında mezmûm (zemmedilmiş) ilimlerdir."
OKAN EGESEL



























































































