logo
23 EKİM 2026

Pamuk yüksek primle desteklenmeli

27.09.2003 00:00:00
 
Rekoltenin düştüğü pamukta kilo başına en az 250 bin lira prim isteniyor. Manisa Ticaret Borsası Başkanı Arif Koşar, üreticinin domates ve mısır ekimine yöneldiğini öne sürerek, pamukta Türk tekstili ve çiftçinin geleceği için, primlerin yükseltilmesi gerektiğini söyledi. Arif Koşar, hükümetten üretici adına kiloda 250 bin lira prim talep ettiklerini kaydetti. Dünya pamuk üretiminde Türkiye'nin 6. sırada olduğunu belirten Koşar, çiftçinin giderek alternatif ürünlere yönelmesi ile gelecek yıllarda bu ürünün ekiminin yok olacağını ileri sürdü. Pamukta bu yıl rekoltenin olumsuz hava koşullarının da etkisiyle düştüğünü belirten Koşar, "Rekolte düşüklüğü tekstil sektörünü de olumsuz etkileyecektir. Tekstilci, ithal pamuğa meyletmeyerek, yerel pamuk üreten çiftçiye destek vermeli. Tekstil sektörünün bu durumdan etkilenmesi Türkiye ekonomisine de zarar verir. Bu nedenlerle çiftçiye verilecek pamuk prim tutarının, 250 bin lira olmasını talep ediyoruz" açıklamasında bulundu.

Girne'deki gemi faciasının kara kutu kayıtları ortaya çıktı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Girne kenti açıklarında 27 kişinin hayatını kaybettiği "Filo Jet" isimli gemi faciasına ilişkin yürütülen soruşturmada, geminin kara kutusu (VDR) kayıtları kan donduran ihmalleri gözler önüne serdi. Mürettebatın geminin batma riskini ve teknik arızaları önceden bildiği, su almasına rağmen seyre devam edildiği ortaya çıktı. Mahkeme, aralarında kaptan ve şirket direktörünün de bulunduğu 9 şüphelinin tutukluluk süresini 7 gün daha uzattı

23.10.2026 18:10:00
Haber Merkezi
 
Girne'deki gemi faciasının kara kutu kayıtları ortaya çıktı
Girne'deki gemi faciasının kara kutu kayıtları ortaya çıktı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) sularında 30 Ağustos 2026 tarihinde meydana gelen, 27 kişinin yaşamını yitirdiği ve 3 yaşındaki Anni Asel Hilaloğlu'nun kaybolduğu Filo Jet gemi kazası soruşturmasında çok kritik bir gelişme yaşandı. Geminin kara kutusu olarak bilinen Seyir Veri Kayıt Cihazı (VDR) incelemelerinden elde edilen diyaloglar, felaketin adeta "geliyorum" dediğini ortaya koydu.


68 günlük kaydın 32 günü incelendi


Girne Kaza Mahkemesi'ne sunulan tahkikat raporuna göre, cihazda yer alan 68 günlük ses kaydının 32 günlük bölümünün incelenmesi tamamlandı. Ortaya çıkan kayıtlarda, gemi mürettebatının dümen sistemi, radar, kameralar ve sancak tarafında yaşanan ciddi teknik arızaları kendi aralarında defalarca tartıştığı belirlendi.

Kayıtlarda personelin, şirketin gemiye yeterli yatırım yapmamasından şikayetçi olduğu ve mevcut teknik kusurların yakın zamanda geminin batmasına yol açabileceği yönünde açıkça endişe belirttikleri saptandı.


İkinci makinistin isyanı


Kara kutu çözümlerinde en dikkat çeken unsurlardan biri ise geminin ikinci makinistine ait olan ifadeler oldu. İkinci makinistin, geminin durumunu özetlerken, "Gemide tek biz sağlamız, geriye kalan her şey yarım" diyerek isyan ettiği kayıtlara geçti.

Daha da vahimi, kayıtlarda geminin su aldığına dair açık konuşmalar ve uyarılar bulunmasına rağmen, kaptanın tehlikeye göz yumarak seyre devam etme kararı aldığı anlaşıldı.


9 şüphelinin tutukluluğu uzatıldı


Gelişmelerin ardından Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarılan, aralarında şirket direktörü, kaptanlar, makinistler ve mürettebatın da yer aldığı 9 şüphelinin tutukluluk süresi, soruşturmanın selameti açısından 7 gün daha uzatıldı. Polis, yürütülen geniş çaplı tahkikat kapsamında dosyaya 1 kişinin daha eklenmesiyle birlikte aranan şüpheli sayısının 6'ya yükseldiğini bildirdi.


Türkiye'den uzman heyet gidecek


Kazanın teknik geçmişini ve hasarlı parçaları incelemek üzere Türkiye'den uzman bir heyetin KKTC'ye gideceği ve üniversitelerden görevlendirilecek bilirkişilerle birlikte kapsamlı bir rapor hazırlayacağı duyuruldu.

Duruşma esnasında, kazada sevdiklerini ve yakınlarını kaybeden acılı ailelerin mahkeme salonundaki şüphelilere yoğun tepki göstermesi üzerine kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Yaşanan büyük ihmaller zincirine dair adli inceleme çok yönlü olarak devam ediyor.

Bakan Kurum COP31 hazırlıklarını paylaştı

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, yazılı ve görsel medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ile İstanbul'da bir araya geldi. Kurum, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31'e 85 hükümet ve devlet başkanının katılımını bildirdiğini, yaklaşık 3 bin gazetecinin akredite olduğunu açıkladı. Zirvenin 10 başlıklı eylem gündemini ve 2035'e yönelik 6 küresel hedefini paylaşan Kurum, "Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak" dedi

23.10.2026 17:15:00
İhlas Haber Ajansı
 
Bakan Kurum COP31 hazırlıklarını paylaştı
Bakan Kurum COP31 hazırlıklarını paylaştı
COP31 Başkanı Murat Kurum, yazılı ve görsel medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ile İstanbul'da bir araya gelerek, Türkiye'nin COP31 hazırlıklarına ilişkin bilgilendirme yaptı. COP31 Başkanlığı'nın Eylem Gündemi'nin 10 başlığını, 2035'e ilişkin 6 küresel hedefini anlatan Kurum, Antalya'da kurulan 1 milyon 100 bin metrekarelik COP31 Alanı'nın detaylarını paylaştı. Türkiye'nin hazırladığı "Let's COP" şarkısını ilk kez dinleten Kurum, iklim farkındalığını sanat organizasyonlarıyla anlatacak COPArt Projesi'ni basın mensuplarıyla paylaştı. Türkiye'nin iklim krizine karşı ülkemizin, dünyanın geleceği için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde sorumluluk aldığını belirten Bakan Kurum, "COP31'i biz sadece bir zirve olarak görmüyoruz. Küresel görünürlük, diplomatik etki, uluslararası işbirlikleri, yatırım ve yeşil dönüşüm açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimini, istihdamını, sanayisini, teknolojisini bu konuya göre revize eden, yenileyen bir Türkiye olmak istiyoruz. Biz bu anlamda geleceği beklemiyoruz. Onu şekillendirmeye gayret gösteriyoruz ve ülkemizin ve dünyamızın önümüzdeki 50 yılını etkileyecek belki de tarihin akışına olumlu anlamda en büyük katkıyı sunacak o iradeyi ortaya koyuyoruz. Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak. Türkiye tüm insanlığın geleceğine inşallah mührünü vuracaktır" dedi.

Dünyanın en önemli iklim organizasyonu olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ilk kez ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye'nin çalışmaları sürüyor. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bu kapsamda İstanbul'da yazılı ve görsel medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ile bir araya geldi. Türkiye'nin COP31'e yönelik son hazırlıklarını anlatan COP31 Başkanı Kurum, temsilcilerin sorularını yanıtladı. COP31 Başkanı Kurum, "Antalya'daki buluşmanın dünyaya anlatılmasında sizlerin katkısını çok önemsiyoruz. Sizlerin kalemi, ekranı ve haberi bu büyük buluşmayı milyonlarca insanla buluşturacak. İstiyoruz ki Antalya'dan yükselen mesaj, daha yaşanabilir şehirler kurma irademizi, çevremizi koruma kararlılığımızı ve ülkeler arasında güçlenecek iş birliğini dünyanın her köşesine ulaştırsın" diye konuştu.

"Asıl kriz, insanlığın ve doğanın geri dönüşü olmayan bir eşiğe sürüklenmesi"

Bugün dünyada siyasi istikrarsızlıkların derinleştiği, çatışmaların ve sıcak savaşların milyonları yerinden ettiği, ekonomik krizlerin ve barınma gibi temel insani sorunların tüm coğrafyaları sarstığının altını çizen COP31 Başkanı Kurum, "Bu süreçlerin aşılabileceğini ancak iklim krizinin geri dönülemez sonuçlarla insanları baş başa bırakacağına dikkat çekti: Asıl ve kalıcı olan, insanlığın ve doğanın geri dönüşü olmayan bir eşiğe doğru sürükleniyor olmasıdır. Asıl büyük kriz; iklim değişikliğiyle birlikte, bu gezegenin artık üzerinde nefes alınamayacak, yaşanılamayacak bir yere dönüşme tehlikesidir. İşte tam da böyle bir dönemde, Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Dünya iklimin geleceğini konuşmak üzere ülkemize Antalya'ya gelecek" diye konuştu.

COP BM çatısı altındaki üst düzey iklim görüşmeleri

COP organizasyonunun (Taraflar Konferansı) Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen küresel iklim görüşmelerinin üst düzey buluşması olduğunu belirten COP31 Başkanı Kurum, Paris Anlaşması ile resmileşen Türkiye'nin iklim eylemi yolculuğuna ilişkin bilgilendirme yaptı. Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, İklim Şurası, İklim Kanunu, Sıfır Atık Projesi gibi kararlı adımları hayata geçirdiğine işaret eden Bakan Kurum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen bu çalışmaların da Türkiye'nin örnek uygulamaları olarak COP31'de anlatılacağını dile getirdi.

COP31 Başkanı Kurum, 50'den fazla ülke ile doğrudan temas kurdu

Türkiye'nin COP31 Başkanı olarak bugüne kadar yürüttüğü diplomasi trafiğine ilişkin de bilgilendirme yapan COP31 Başkanı Kurum, 50'den fazla ülkeyle doğrudan ikili temas kurduklarını 'bugüne kadar tek bir günü bile boşa geçirmediklerinin' altını çizdi. Mart ayında Tokyo'daki iklim görüşmelerine, nisan ayında Antalya Diplomasi Forumu'na, Berlin'deki Petersberg İklim Diyaloğu'na, Kore İklim Haftası'na, mayısta Kopenhag'da İklim Bakanları Buluşmasına katıldığını belirten Kurum, 8-9 Mayıs'ta ise Hatay'da dünyanın farklı ülkelerinden temsilcilerini Türkiye'nin Dirençli Şehirler çalışmalarını yerinde görmeleri için ağırladıklarını kaydetti. Haziranda Bonn müzakerelerinde COP31 Eylem Gündemi'ni genişlettiklerini, Londra İklim Eylem Haftası'na katıldıklarını ifade eden Bakan Kurum, temmuz ayında ise İstanbul'daki D-8 Bakanlar Toplantısı'nda gelişmekte olan ülkelerin finansman ve teknoloji ihtiyaçlarını ele aldıklarını belirtti. Eylül ayında İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'ni gerçekleştirdiklerini, Bakü İklim Haftası'na katıldıklarını ve Trabzon Mavi Diyaloğu'nda denizlerin korunması, kıyıların dayanıklılığı ve mavi ekonomi gündemini dünya kamuoyuyla paylaştıklarını hatırlattı. Diplomasi trafiğinin New York İklim Haftası ve Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası ile zirveye ulaştığını dile getiren Kurum, ekim ayında Fiji'deki COP31 Ön Konferansı ve Tuvalu'daki liderler buluşmasında Pasifik ülkelerinin özellikle kırılganlık, uyum ve iklim finansmanı alanındaki beklentilerini ele aldıklarını vurguladı, "Antalya'ya giderken bütün bu görüşmelerin birikimini de yanımızda götürüyoruz. Herkesi dinledik. Herkesin taleplerini, isteklerini, arzularını, beklentilerini aldık. Gelişmekte olan ülkelerin öncelikleri ile gelişmiş ülkelerin endişelerini dinledik" dedi.

85 Hükümet ve Devlet Başkanı katılımını bildirdi, 3 bin gazeteci akredite oldu

Antalya'daki zirvenin 2016 yılında Botanik EXPO'suna ev sahipliği yapan Antalya EXPO alanında gerçekleştirileceğini yineleyen Kurum, alana ilişkin şu bilgileri paylaştı:

"1 milyon 100 bin metrekarelik bir alandan bahsediyoruz. Buluşmaya gerçekten heyecanlı bir şekilde hazırlanıyoruz. Hazırlık planımızda 527 bin metrekarelik Mavi Bölgemiz var ve yine 582 bin metrekarelik Yeşil Bölge'de etkinliklerimiz olacak. Çok kapsamlı bir çalışma yürüttük. Yani ulaşım bağlantılarından güvenlik sistemlerine, toplantı salonlarından basın ve yayın altyapısına kadar her ayrıntı üzerinde çalıştık ve burada gelen her misafirin güvenli, huzurlu bir şekilde alandan istifade etmesini sağlayacak yatırımlarımızı yaptık. Mavi Bölge'de Birleşmiş Milletler'in resmi müzakereleri yürütülecek ve 11-12 Kasım'da Dünya Liderler Zirvesi de burada yapılacak. Şu ana kadar 85 hükümet ve devlet başkanı katılımını bildirdi. Uluslararası medyanın oldukça yoğun ilgisi var. Yaklaşık 3 bin gazeteci akredite oldu. Yeşil Bölge'de ise ne yapacağız' Ülkemizin aslında dünyaya açılan vitrini olacak Yeşil Bölge. Binlerce insanın iklim çözümlerini yakından takip ettiği, bilimle, sanatla, teknolojiyle buluşabileceği bir alan olacak. Ve burada üniversiteler, girişimciler, gençler, sivil toplum kuruluşları aynı çatı altında bir araya gelecekler. Mavi Bölgede iklim finansmanı ele alınırken Yeşil Bölge'de de aslında bu alandaki uygulamaları bilimi ve yeni projeleri tanıtmış olacağız. Bu anlamda da bilhassa gelişmekte olan ülkelerin bilime, teknolojiye erişimi, bu projelere erişimi adına yeşil bölgedeki bu faaliyeti de önemsiyoruz. Tabii bu iki bölgede elde ettiğimiz deneyimler sonrasında da müzakere masasında konuşulan aslında her başlığın günlük hayattaki karşılığını da görebilmiş olacağız."

"Ülkemizin ve dünyanın önümüzdeki 50 yılını etkileyecek iradeyi ortaya koyuyoruz"

COP31 Başkanı Kurum, Türkiye'nin COP31'i her açıdan güçlü bir liderlikle sahiplendiğinin altını çizerek "COP31'i biz sadece bir zirve olarak görmüyoruz. Küresel görünürlük, diplomatik etki, uluslararası işbirlikleri, yatırım ve yeşil dönüşüm açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz ve Türkiye olarak önümüzdeki süreçte bu sürece liderlik eden, bu süreci tüm sektörleriyle birlikte benimseyen bir ülke olarak COP Başkanlığı sürecini yürütüyoruz. Bu bizim için gerçekten bir konferansın çok daha ötesinde. O yüzden COP31'in Türkiye'ye sağlayacağı kazanımları finansman, yatırım, teknoloji, şehircilik, sanayi, istihdam ve uluslararası itibar boyutları olmak üzere bu fırsata liderlik eden ve önümüzdeki süreçte üretimini, istihdamını, sanayisini, teknolojisini bu konuya göre revize eden, yenileyen bir Türkiye olmak istiyoruz. Biz bu anlamda geleceği beklemiyoruz. Onu şekillendirmeye gayret gösteriyoruz ve ülkemizin ve dünyamızın önümüzdeki 50 yılını etkileyecek belki de tarihin akışına olumlu anlamda en büyük katkıyı sunacak o iradeyi ortaya koyuyoruz. İşte Türkiye olarak devletimiz ve milletimizden aldığımız güçle hiçbir tereddüde yer bırakmadan, en net ve kararlı duruşumuzla, aksiyon gücümüzle, kimseyi bu anlamda geride bırakmadan herkesi sürece dahil ederek doğuyla batı, kuzeyle güney arasında köprü vazifesi görecek ve bu anlamda tüm medeniyetlerin buluşma noktası olan Türkiye'de, Antalya'da bu büyük dönüşüme liderlik edeceğiz" dedi.

Eylem gündeminin 10 başlığını ve 6 hedefini anlattı

Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı'nın Eylem Gündemi'nde yer alan Sıfır Atık, Temiz Enerji Dönüşümü/ Elektrifikasyon, Gıda Güvenliği, İklim Uygulama Köprüsü, Okyanuslar ve Denizler, İklim Dirençli Şehirler, Gençlik ve Eğitim, Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri, Rio Sinerjisi, Yeşil Sanayileşme başlıklarına ilişkin detaylı açıklamalar yaptı. COP31 Başkanı Kurum bu 10 başlığı, 2035 yılına uzanan 6 küresel uygulama hedefiyle desteklediklerini ifade ederek bu hedefleri şöyle sıraladı:

"Elektriğin dünya genelindeki nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 35'e yükselmesi, küresel atık üretimindeki artış hızını yarıya indirme, binalarda enerji kullanım yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması, üretim ve imalatta döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15'e çıkarılması, Tarım ve iklim eğitimi alanında farkındalığı büyütmek, İklim Uygulama Köprüsü'nü yaygınlaştırmak."

"Amerikan ticaret odası da bu işin tam göbeğindedir"

Bakan Kurum, taahhütlerin eyleme geçmesini sağlayacak anlayışı gerçekleştirmede kararlı olduklarını belirterek COP31'in önemli iş birlikleriyle ilgili şu bilgileri verdi:

"Uluslararası Enerji Ajansı, OECD gibi birçok kuruluş, yine Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı bizim COP31'de stratejik ortağımız. Bu ortaklarımızla birlikte elektrifikasyon ve temiz enerji alanında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programıyla ülkelerin iklim hedeflerini uygulanabilir projelere yine dönüştürme alanlarında birlikte çalışıyoruz. Yine kalkınma bankaları. Yani bu işleri hayata geçirmemiz için evet bu taahhütler var, bu eylemler var ama bunları hayata geçirecek finansa ulaşıma için de kalkınma bankaları, uluslararası finans kuruluşları, yerel yönetimler ki bu konuyu da çok çok önemsiyoruz. Bugün bana soruyorlar işte 'Amerika bu toplantıya gelmeyecek, Paris Anlaşması'ndan çıktı mı veya buraya taraf mı'' Yani biz burada aslında sektörlerin, üretim ve istihdamın ne istediğini ne beklediğini değerlendiriyoruz ve bu kapsamda Amerikan Ticaret Odası da bu işin tam göbeğindedir. COP31 sürecinin yanındadır. Dolayısıyla orada sektörün dönüşümü, insanlığın bu konudaki beklentilerini de çok iyi biliyoruz."

"Dirençli şehirlere ayrı bir parantez açacağız"

Bakan Kurum, Türkiye'nin dünyaya COP31'in Dirençli Şehirler başlığına uygulama örneği olarak deprem bölgesinde tamamlanan Asrın İnşa Seferberliği'ni anlatacağını belirtti. Kurum, "Dirençli şehirlere ayrı bir parantez açacağız. Bu konuda büyük bir tecrübemiz var. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde deprem bölgesinde 100 milyar doları aşan yatırımla orada 11 ilimizi, 14 milyon vatandaşımızı yeniden ayağa kaldırdık. Saatte 23, günde 550 konut üreterek yani tarihe not düşeceğimiz bir başarı hikayesini aziz milletimizle birlikte ortaya koyduk. Bugün orada yaptığımız konutlar enerji alanında yüzde 39 daha az enerji üretiyor. Hepsi Sıfır Atık uyumlu ve daha yaşanabilir şehirleri deprem bölgesinde 11 ilimizde ayağa kaldırmış olduk. Buradaki birikimi tüm dünyayla paylaşacağız" diye konuştu.

"Sıfır atık köyleriyle dönüşümü yaşatarak anlatacağız"

Bakan Kurum, Emine Erdoğan'ın himayesinde yürütülen Sıfır Atık Hareketi'nin de yine COP31'in metan azaltımı hedefi doğrultusunda dünyaya ilham vereceğini dile getirerek "Sıfır Atık Hareketi de ülkemizin dünyaya sunduğu en güçlü örneklerden, projelerden biri. Türkiye'nin bu anlamda dünyaya imzası. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğünde başlayan Sıfır Atık anlayışını COP31 alanının her köşesinde hissettirmek istiyoruz. Sıfır Atık Müzesi, çocuk ve gençlik atölyeleri ve Sıfır Atık köyleriyle ziyaretçilerimize bu dönüşümü yaşatarak anlatacağız" dedi.

LET'S COP şarkısını dinletti, COPArt projesini anlattı

Türkiye'nin kültür ve sanat organizasyonlarıyla COP31 sahnesine çıkacağını ve iklim farkındalığını tüm dünyaya yansıtacağını anlatan Kurum, bu kapsamda COP31 için özel hazırlanan "Let's COP" isimli İngilizce şarkıyı yayın yönetmelerine ilk kez dinletti. COpArt başlıklı etkinlikler kapsamında alanın tamamının açık hava sahnesi olarak kullanılacağını vurgulayan Kurum, "COPArt kapsamında tabii çok kapsamlı bir program hazırlıyoruz. Yani operasyon planımızda 70 yabancı, 120 yerli sanatçının eserlerini kapsayan 4 tematik sergi de bulunuyor. Ulusal ve uluslararası birçok sanatçımızın eserleri, senfonik konserler, dünyaca ünlü şarkıcıların konserleri yine panelleri olacak. Amacımız dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimize aslında çevre duyarlılığını sanatın diliyle anlatan unutulmaz bir deneyim sunmak istiyoruz. Bu açık hava müzesinde düşünün bir senfoni orkestrası doğanın sesini sahneye taşıyor. Geri kazanılmış malzemelerden bir heykel yükseliyor. Dijital bir eser, iklim verilerini herkesin anlayabileceği bir görüntüye dönüştürüyor. Böyle bir buluşma, insanları aynı duygu etrafında bir araya getirir. Antalya'da işte bu etkiyi oluşturmak istiyoruz" diye konuştu.

Anadolu medeniyeti, gençler, çocuklar ve gastronomi

Anadolu Bahçesi ve kültür-medeniyet alanlarında birbirinden farklı tanıtım etkinlikleri düzenleneceğini anlatan Bakan Kurum, 7 bölgenin mutfak kültürünü, yerel üretimi ve sürdürülebilir gastronomi örneklerini dünyaya sunacaklarını söyledi. Gençler ve çocuklar için özel programlar hazırlandığını ifade eden Bakan Kurum, Gençlik ve Bilim Merkezi, Çocuk Adası, eğitim alanları ve uygulamalı atölyelerin alanda kurulduğundan bahsetti.

"Bu hazırlıkların Antalya'ya kalıcı eserler kazandırması bizim için çok kıymetli"

COP31 Alanı'nda 500'ün üzerinde çalışma alanı ve 40 canlı yayın noktası ile 4 bin medya mensubuna hizmet verebilecek bir merkez oluşturduklarını anlatan Kurum, konferans boyunca 300'ü aşkın basın toplantısına imkan sağlayacak bir düzenin hayata geçirileceğini söyledi. Bakan Kurum, Antalya'da yenilikçi fikirlerin yatırımcılarla buluşması için Start-up Zone alanının oluşturulduğunu burada iklim teknolojileri geliştiren girişimlerin projelerini tanıtabileceğini uluslararası paydaşlarla görüşebileceğini vurguladı. Yine Türkiye Pavilyonu'nda enerji, atık yönetimi, şehircilik, bilim ve teknoloji alanlarında hayata geçirilen uygulamaların sergileneceğini kaydetti. Bakan Kurum, bu alanların COP31'den sonra da Antalya ekonomisine katkı sunacağını belirterek, "Elbette bu hazırlıkların Antalya'ya kalıcı eserler kazandırması da bizim için çok kıymetli. Yani bu alan artık Türkiye'nin, Antalya'nın kalıcı bir eseri haline geldi. Burada kongre, fuar ve ulaşım altyapısına yönelik çok önemli yatırımlarla aslında şehrimizin kapasitesini de güçlendirmiş olduk" dedi.

"Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak"

COP organizasyonlarının dünyanın ortak geleceği için hayati önemde olduğunu hatırlatan Bakan Kurum, son olarak şunları kaydetti:

"COP31'i sadece bir zirve olarak değil ülkemizin ve dünyanın önümüzdeki 50 yılını kurtaracak tarihi bir milat olarak ele alıyoruz. Bugün atılacak adımları sadece diplomatik birer protokol veya geçici birer organizasyon olarak görmek aslında karşı karşıya olduğumuz felaketin büyüklüğünü anlamamak demektir. Savaşlar ve krizler ne kadar yıkıcı olursa olsun, ekolojik çöküşün oluşturacağı kalıcı yıkım maalesef telafisi olmayan bir yıkımdır. Geçici krizlerin gürültüsü içinde asıl gerçeği göz ardı etmeyecek, gezegenimizin geleceğini hiçbir şekilde karanlığa teslim etmeyeceğiz. Bu konuda netiz, bu konuda ilk günden itibaren bu şekilde duruyoruz. Bu anlamda palyatif önlemler yerine çocuklarımızın istikbali için o kalıcı ve dönüştürücü iradeyi bizzat Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde COP31 Başkanlığı olarak ortaya koyacağız. Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak. Türkiye tüm insanlığın geleceğine inşallah mührünü vuracaktır. Antalya'da bu anlamda hep birlikte çalışacak ve yine Antalya'da tüm dünyaya, tüm dünyanın geleceğine mührümüzü vurmak üzere kalıcı bir tarihi iz bırakacağız. Ben bu kapsamda herkesi Antalya'ya davet ediyorum. Türkiye'nin bu gururuna ortak olmaya çağırıyorum."

İstanbul'da hava kirliliği yüzde 3 arttı

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde yapılan çalışma, kentteki hava kirliliğinin eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3 arttığını ortaya koydu

23.10.2026 16:10:00
AA
 
İstanbul'da hava kirliliği yüzde 3 arttı
İstanbul'da hava kirliliği yüzde 3 arttı
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Toros, İstanbul'da 2025 ve 2026'nın eylül aylarında hava kirliliği oranına ilişkin çalışma yaptı.

Bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) hava kalitesi ölçüm istasyonlarında kaydedilen havadaki partikül madde (PM10) oranı incelendi.

Buna göre, kentte eylül ayındaki PM10 konsantrasyonu ortalaması 24 istasyonda metreküp başına 29,33 mikrogram olarak belirlendi. Bu oran, geçen yılın aynı ayında ise ortalama 28,38 mikrogram olarak ölçüldü.

Böylece partiküler madde kaynaklı hava kirliliğinin geçen yıla göre yüzde 3 arttığı belirlendi.

Eylül ayında kentte partikül madde hava kirliliğinin en fazla ölçüldüğü istasyon metreküp başına 61,73 mikrogramla "Sultangazi 3" oldu. Bunu sırasıyla metreküp başına 57,89 mikrogramla "Kağıthane 1" ve 53,18 mikrogramla "Sultangazi 2" istasyonları takip etti.

Aynı dönemde hava kirliliğinin en düşük ölçüldüğü istasyon ise metreküp başına 12,96 mikrogramla "Kandilli 1" oldu.

Bunu 13,02 mikrogramla "Üsküdar 1" ve 15,17 mikrogramla "Ümraniye 1" istasyonları izledi.

Böylece partikül madde hava kirliliği oranının kentteki 15 istasyonda azaldığı, 9 istasyonda ise arttığı tespit edildi.

Hava kirliliği oranının bir önceki yılın aynı dönemine göre en fazla arttığı istasyonlar yüzde 75,97 ile "Çatladıkapı", yüzde 63,34 ile "Sultangazi 2" olarak belirlendi.

Aynı dönemde partikül madde hava kirliliği oranının en fazla azaldığı istasyonun yüzde 50,2'yle "Beylikdüzü" olması dikkati çekti.

Bu istasyonları yüzde 30,44 ile "Yenibosna", yüzde 29,77 ile "Alibeyköy" takip etti.

İstanbul'daki istasyonlarda ölçülen partikül madde ortalamaları şu şekilde:


Rüzgar yönü hava kirliliğini etkiliyor


Prof. Dr. Hüseyin Toros, AA muhabirine, İstanbul'da hava kalitesinin meteorolojik koşulların yanı sıra trafik, sanayi ve ısınma gibi insan kaynaklı faaliyetlerden etkilendiğini söyledi.

Kentte rüzgarın yönünün ve hızının kirleticilerin atmosferdeki dağılımını doğrudan etkilediğini belirten Toros, kuzeydoğulu rüzgarların Karadeniz üzerinden temiz hava taşıyarak kirleticilerin dağılmasına katkı sağladığını kaydetti.

Prof. Dr. Toros, güneyli rüzgarların etkili olduğu veya rüzgar hızının düşük seyrettiği dönemlerde ise kirleticilerin yüzeye yakın bölgelerde birikebildiğine dikkati çekerek, sonbahara geçişte gece saatlerinde yüzeyin soğumasıyla oluşan sıcaklık terselmesinin de hava kalitesini etkileyebildiğini vurguladı.

Bu durumun özellikle sabah saatlerinde azot oksitler ve partikül maddeler gibi kirleticilerin atmosferde dağılmasını zorlaştırabildiğinin altını çizen Toros, yağış miktarı ve yağışlı gün sayısının da havadaki partikül madde yoğunluğunun azalmasında etkili olduğuna işaret etti.

Prof. Dr. Toros, yağışların atmosferdeki asılı parçacıkların yeryüzüne taşınmasına katkıda bulunduğunu anlattı.

İstanbul özelinde her ay hava kirliliği üzerine çalışma yapıp hava kalitesini takip ettiklerini dile getiren Toros, "Eylül ayında eğitim öğretimin başlamasıyla birlikte trafik yoğunluğunun etkisi arttı. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde okul servisleriyle işe gidiş-geliş hareketliliği artıyor. Bu durum hava kalitemizin bozulmasına neden oluyor." diye konuştu.

Eylül ayında evsel ısınma faaliyetlerinin henüz yoğunlaşmaması nedeniyle kükürtdioksit seviyelerinin sanayi faaliyetleri ve gemi trafiği gibi kaynaklardan etkilenebildiğinden bahseden Toros, ısınma kaynaklı hava kirliliğinin azaltılmasında binalarda ısı yalıtımının temel adımlardan biri olduğunu, enerji tüketiminin azaltılmasının yakıt kullanımını ve buna bağlı emisyonları da düşürebileceğini kaydetti.

Konut ve iş yerlerinde gereğinden fazla ısıtmadan kaçınılması gerektiğini ifade eden Toros, iç ortam sıcaklığının uygun seviyelerde tutulmasının hem enerji tasarrufu hem de solunum yolu sağlığının korunması açısından önem taşıdığını anlattı.

Prof. Dr. Toros, katı ve sıvı yakıt kullanılan ısıtma sistemlerinde doğru yakma tekniklerinin uygulanmasının hava kirliliğinin azaltılmasına katkı sağlayacağını, özellikle katı yakıtlı sistemlerde uygun yakma yöntemlerinin tercih edilmesi, bacaların düzenli temizlenmesi ve yanmanın verimli şekilde gerçekleşmesinin is ve zararlı gaz salımını sınırlandırabileceğini söyledi.

Sonbahar ve kış aylarında meteorolojik koşulların kirleticilerin atmosferde birikmesini kolaylaştırabildiğine dikkati çekerek, bu nedenle enerji verimliliğini artıran uygulamalar ve doğru ısınma yöntemlerinin hava kalitesinin korunmasında önemli bir yere sahip olduğunu kaydetti.

Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi

Zonguldak'ın Kilimli ilçesi Gelik beldesinde maden ocağında meydana gelen patlamada mahsur kalan son işçinin de cansız bedenine ulaşıldı. Böylece olayda hayatını kaybedenlerin sayısı 3'e çıktı

23.10.2026 15:00:00
İHA
 
Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi
Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi
Zonguldak'taki maden faciasında ölü sayısı 3'e yükseldi.

Olay, saat 10.00 sıralarında Gelik beldesinde faaliyet gösteren Demir Madencilik'e ait maden ocağında meydana geldi. Metan gazı sıkışması sonrası yaşanan grizu patlamasında maden ocağındaki 8 işçiden 7'si çıkarılarak ambulanslarla hastanelere sevk edildi. Yaralı olarak çıkarılan işçilerden Murat Bölükbaşı ve Recep Çolakoğlu yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamazken, durumu ağır olan Cemal Arslan (45) ve Okan Dinçer (45) ilk tedavilerinin ardından Ankara'ya sevk edildi. Vücudunda yanıklar bulunan Ercan Akdal (40) ve kafa travması bulunan Soner Dinçer (34) Atatürk Devlet Hastanesi'nde, iki ayağında da kırıklar bulunan Kurtuluş Elmas (38) ise Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesinde tedavi altına alındı.


Mahsur kalan işçinin cansız bedenine ulaşıldı


Patlama sonrası ocakta mahsur kalan Murat Kaya'ya ulaşmak için ekipler seferber oldu. Yaklaşık 1.5 saat süren çalışma sonucu ekipler Murat Kaya'nın cansız bedenine ulaştı. Kaya'nın cenazesi bulunduğu yerden çıkararak Atatürk Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

Böylece olayda hayatını kaybedenlerin sayısı 3'e çıktı.

3 işçinin hayatını kaybettiği, 5 işçinin ise yaralandığı maden ocağındaki patlama ile ilgili olarak ise Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından inceleme başlatıldı.

Öte yandan, acı haberi alan aileler ise hastane morgu önüne gelerek feryat etti.


"Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir"  


Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Zonguldak'ta maden ocağında meydana gelen patlamaya ilişkin, "Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir. Olayda yaralanan 5 vatandaşımızın tedavilerine hastanelerimizde devam edilmektedir" dedi.  

Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Zonguldak'ta maden ocağında meydana gelen olayla ilgili sürecin yakından takip edildiğini belirterek, "Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Olayda yaralanan 5 vatandaşımızın tedavilerine hastanelerimizde devam edilmektedir. Yaralanan 1 vatandaşımızın durumu ağırdır. Ekiplerimiz tüm imkanlarıyla teyakkuz hâlindedir. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum" dedi.

Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü

Kütahya'da 3 katlı binada çıkan yangında yaralanan şahıs, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti

23.10.2026 14:18:00
İHA
 
Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü
Kütahya'da 3 katlı binada yangın: 1 ölü
Yangın, Bahçelievler Mahallesi Lodos Sokak'taki 3 katlı bir binanın 2. katındaki dairede meydana geldi.

Daireden dumanların yükseldiğini gören vatandaşlar, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi.

İhbar üzerine olay yerine itfaiye, sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.

İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın büyümeden kontrol altına alınarak söndürüldü.

Yangında yaralanan Ramazan Öget, sağlık ekiplerince Kütahya Şehir Hastanesi kaldırıldı.

Öget, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Dairede hasara yol açan yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.

Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor

Son yıllarda art arda yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor

23.10.2026 14:10:00
Ahmet Turan Yiğit
 
Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor
Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor
Son yıllarda art arda yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Özellikle büyük kentlerde meydana gelen taşkınlar, yalnızca yoğun yağışların değil, yıllardır biriken plansız yapılaşmanın da sonucu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre sorun sadece gökten düşen yağmur miktarı değil; yağmurun toprağa ulaşamaması.

Kentlerde betonlaşmanın artması, dere yataklarının daraltılması ve doğal su yollarının yapılaşmaya açılması, şiddetli yağışların afete dönüşmesinde önemli rol oynuyor. Uzmanlar, gelecekte benzer felaketlerin daha sık yaşanabileceği uyarısında bulunurken, doğayla uyumlu kentleşmenin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Sel felaketlerinin nedeni sadece yağış değil

Şiddetli yağmurlar her zaman yaşanabiliyor. Ancak uzmanlara göre bir yağışın afete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen temel unsur, kentin bu suyu nasıl karşıladığı.

Yıllar içinde beton ve asfaltla kaplanan şehirlerde yağmurun toprağa sızması zorlaşıyor. Su toprağa karışamadığında ise hızla yüzeyde birikiyor, yolları, alt geçitleri ve yerleşim alanlarını su altında bırakabiliyor.

Bu nedenle uzmanlar, yaşanan felaketleri yalnızca hava koşullarıyla açıklamanın eksik bir yaklaşım olduğunu ifade ediyor.

Dere yatakları unutulduğunda risk büyüyor

Kentleşme sürecinde en çok zarar gören alanların başında dere yatakları geliyor. Uzmanlar, geçmişte suyun doğal geçiş güzergâhı olan birçok bölgenin yıllar içinde yapılaşmaya açıldığına dikkat çekiyor.

Oysa dere yatakları ve taşkın sahaları, yağışlı dönemlerde fazla suyu taşıyan doğal güvenlik koridorları olarak görev yapıyor. Bu alanların daraltılması veya tamamen ortadan kaldırılması halinde, su farklı güzergâhlar arıyor ve bu durum yerleşim alanlarını tehdit eden taşkınlara neden olabiliyor.

Beton yerine suyu emen kentler öneriliyor

Uzmanların çözüm olarak dikkat çektiği yaklaşım ise "mavi-yeşil altyapı" sistemi.

Bu modelde yağmur bahçeleri, geçirimli zeminler, sulak alanlar, bitkilendirilmiş drenaj sistemleri ve yeşil koridorlar birlikte planlanıyor. Amaç, yağmur suyunu mümkün olduğunca düştüğü yerde tutabilmek ve kontrollü şekilde doğaya geri kazandırabilmek.

Uzmanlara göre suyu hızla uzaklaştırmaya çalışan klasik yöntemler tek başına yeterli olmayabiliyor. Bunun yerine suyu yönetebilen ve depolayabilen sistemlere ihtiyaç duyuluyor.

Parklar sadece dinlenme alanı değil

Birçok kişi parkları ve yeşil alanları yalnızca sosyal yaşamın bir parçası olarak görüyor. Ancak uzmanlar bu alanların iklim krizine karşı mücadelede kritik görevler üstlendiğini belirtiyor.

Kent ormanları, sulak alanlar, açık yeşil bölgeler ve ekolojik koridorlar yağmur suyunun tutulmasına yardımcı olurken aynı zamanda kent sıcaklıklarını da düşürebiliyor. Kısacası parklar yalnızca piknik yapılacak yerler değil; aynı zamanda kentin doğal savunma mekanizmaları olarak görülüyor.

İklim krizine karşı doğa temelli çözümler gerekiyor

Uzmanlara göre gelecekte aşırı hava olaylarının sıklığında artış yaşanabilir. Bu nedenle sadece beton kanallar ve mühendislik projeleriyle çözüm aramak yeterli olmayabilir.

Doğa temelli çözümler olarak adlandırılan yöntemler; ekosistemlerin kendi işleyişinden yararlanarak suyu tutmayı, filtrelemeyi ve yönlendirmeyi hedefliyor. Böylece hem taşkın riski azaltılıyor hem de doğal yaşam destekleniyor.

Bu yaklaşımın şehir planlamasına entegre edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Kentler doğayla mücadele ederek değil uyum sağlayarak korunabilir

Uzmanlar, afetlere karşı dayanıklı şehirler oluşturmanın yolunun doğayı kontrol etmeye çalışmaktan değil, doğal süreçlerle uyum içinde yaşamaktan geçtiğini ifade ediyor.

Dere yataklarının korunması, yeşil alanların artırılması, geçirimsiz yüzeylerin azaltılması ve suyun doğal döngüsüne saygı gösteren planlama anlayışının benimsenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Kentleşmenin kısa vadeli kazançlar yerine uzun vadeli güvenlik perspektifiyle ele alınmasının önemine dikkat çeken uzmanlar, bugün alınacak doğru kararların gelecekte yaşanabilecek can ve mal kayıplarını azaltabileceğini belirtiyor. Yağmurun düşmesini engellemek mümkün değil; ancak suya hareket edeceği güvenli alanlar bırakıldığında şehirlerin sel felaketlerine karşı çok daha dirençli hale gelebileceği ifade ediliyor.

Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı

Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı

23.10.2026 12:01:00
AA
 
 Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı
 Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı
Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı.

Gelik beldesi Dereiçi mevkisindeki özel kömür madeni ocağında grizu patlaması meydana geldi.

İhbar üzerine bölgeye AFAD, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Ocaktan çıkarılan 2 kişinin hayatını kaybettiği belirlendi, 5 yaralı hastaneye kaldırıldı.

Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu

Türkiye'de geçen yıl yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı yüzde 2,2 olurken, mezunlar en çok Almanya'ya gitmeyi tercih etti

 

23.10.2026 11:49:00
Anadolu Ajansı
 
Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu
Türkiye'de geçen yıl beyin göçü oranı yüzde 2,2 oldu

Türkiye İstatistik Kurumu, geçen yıla ilişkin yükseköğretim beyin göçü istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2025'te bir önceki yıla göre artarak yüzde 2,2 oldu. Bu oran, kadınlarda yüzde 1,8, erkeklerde ise yüzde 2,7 olarak kayıtlara geçti.

Beyin göçünün en yüksek olduğu il İstanbul

Yükseköğretim beyin göçü oranının en yüksek olduğu il 2025'te yüzde 4 ile İstanbul olurken, bu kenti sırasıyla İzmir, Ankara, Eskişehir ve Yalova izledi. Yükseköğretim beyin göçü oranının en düşük olduğu il ise yüzde 0,2 ile Siirt olurken, bunu sırasıyla Hakkari, Kilis, Van ve Bitlis takip etti.

Bu oranın erkeklerde en yüksek olduğu ilk beş il, yüzde 4,7 ile İstanbul, yüzde 4,4 ile İzmir, yüzde 3,6 ile Ankara, yüzde 2,9 ile Eskişehir ve yüzde 2,8 ile Yalova oldu. Yükseköğretim beyin göçü oranının kadınlarda en yüksek olduğu ilk beş il, yüzde 3,4 ile İstanbul, yüzde 2,8 ile İzmir, yüzde 2,4 ile Ankara, yüzde 1,7 ile Eskişehir ve yüzde 1,5 ile Bursa olarak sıralandı.

En yüksek beyin göçü bilişim ve iletişim teknolojilerinde

Devlet üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı 2024 yılında yüzde 1,7 iken, 2025'te yüzde 1,9'a yükseldi.

Vakıf üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı 2024'te yüzde 4,3 iken, 2025'te yüzde 4,4'e çıktı.

Vakıf üniversitesi mezunları arasında 2025'te en yüksek beyin göçü oranı yüzde 8,6 ile tam burslu eğitim alanlarda gözlemlenirken, bunu yüzde 3,8 ile kısmi burslu eğitim alanlar ve yüzde 3,7 ile ücretli eğitim alanlar izledi.

En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı, yüzde 7 ile bilişim ve iletişim teknolojileri olarak belirlendi. Bu alanı yüzde 4,8 ile mühendislik, imalat ve inşaat ve yüzde 3 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik takip etti.

En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı, erkeklerde yüzde 8,2, kadınlarda yüzde 5,1 ile bilişim ve iletişim teknolojileri olurken, en düşük beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanı erkeklerde yüzde 0,8 ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik, kadınlarda yüzde 0,7 ile eğitim olarak kayıtlara geçti.

Mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, en yüksek beyin göçü oranına sahip lisans programı yüzde 13,1 ile moleküler biyoloji ve genetik olarak saptandı. Bu bölümü yüzde 13 ile işletme mühendisliği, yüzde 11 ile matematik mühendisliği, yüzde 10,9 ile elektronik mühendisliği ve yüzde 10,2 ile fizik mühendisliği izledi.

Öğrenim diline göre mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, Fransızca eğitim alan mezunlar yüzde 10,5 ile en yüksek beyin göçü oranına sahip oldu. Fransızcayı, yüzde 7,5 ile Almanca, yüzde 6,8 ile İngilizce ve yüzde 5 ile Rusça takip etti.

Mezunlar en çok Almanya'ya gitti

Bir lisans programını tamamlayanların göç etmeyi en çok tercih ettikleri ülke, yüzde 22 ile Almanya oldu. Almanya'nın ardından yüzde 16,9 ile ABD, yüzde 10,5 ile Birleşik Krallık, yüzde 5,2 ile Hollanda ve yüzde 5,2 ile Kanada geldi.

Almanya'ya göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı bilgisayar mühendisliği olurken, Birleşik Krallık ve Hollanda'yı en fazla tercih eden mezunlar arasında da yine aynı bölüm öne çıktı.

ABD'ye göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı elektrik-elektronik mühendisliği, Kanada'ya göç etmeyi tercih eden mezunlar arasında en fazla paya sahip lisans programı işletme olarak kayıtlara geçti.

COP31 Zirvesi'nde 26 bin personel görev yapacak

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) hazırlık çalışmaları kapsamında Antalya'ya gelen İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, zirve kapsamında yaklaşık 26 bin personelin görev yapacağını belirterek güvenlik tedbirlerinin kara, hava ve denizden yürütüleceğini söyledi

22.10.2026 21:45:00 / Güncelleme: 23.10.2026 14:42:24
İhlas Haber Ajansı
 
COP31 Zirvesi'nde 26 bin personel görev yapacak
COP31 Zirvesi'nde 26 bin personel görev yapacak
COP31 sürecinde yapılan çalışmalar ile planlanan faaliyetleri değerlendirmek için Antalya'ya gelen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, zirve alanında yürütülen çalışmaları yerinde inceledikten sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. COP31 hazırlıklarında son aşamaya gelindiğini belirten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, zirveye şu ana kadar 85 liderin katılım bildirdiğini aktardı.


"Hazırlıklarımızı hassasiyetle sürdürüyoruz"


İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, COP31 Zirvesi kapsamında yaklaşık 26 bin personelin görev yapacağını belirterek güvenlik tedbirlerinin kara, hava ve denizden yürütüleceğini bildirdi. Bakan Çiftçi, zirveye yönelik hazırlıkların NATO Zirvesi'ndeki hassasiyetle sürdürüldüğünü ifade etti. Günlük ziyaretçi sayısının 100 bine ulaşmasının beklendiğini belirten Bakan Çiftçi, güvenlik planlamasının en ince ayrıntısına kadar hazırlandığını ifade etti. Güvenlik önlemlerinin yanı sıra afet ve acil durumlara yönelik hazırlıkların da sürdüğünü aktaran Bakan Çiftçi; konferans alanı ve konaklama noktalarında yangın önlemleri, tahliye planları ve acil durum hazırlıklarının gözden geçirildiğini kaydetti.


Gösteri başvuruları Antalya Valiliğine yapılacak


COP31 kapsamında düzenlenebilecek gösterilere ilişkin de açıklamalarda bulunan Bakan Çiftçi, sürecin yerel düzeyde yönetilmesi amacıyla yetkinin Antalya Valiliğine devredildiğini açıkladı. COP31'in Türkiye'nin itibarı ve prestiji açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Bakan Çiftçi, "NATO Zirvesi'nde olduğu gibi burada da gerekli tedbirleri aldık" ifadelerini kullandı.

Ziyaretlerinde Bakan Kurum ile Bakan Çiftçi'ye; Antalya Valisi Hulusi Şahin, İçişleri Bakan Yardımcısı Ali Çelik, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Ali Çardakçı, Sahil Güvenlik Komutanı Koramiral Ahmet Kendir, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, vali yardımcıları, kaymakamlar, belediye başkanları ile kurum ve kuruluş yetkilileri eşlik etti.

Fon Kanun Teklifi, Meclis'te kabul edildi

Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi

22.10.2026 21:41:00 / Güncelleme: 23.10.2026 10:32:17
İhlas Haber Ajansı
 
Fon Kanun Teklifi, Meclis'te kabul edildi
Fon Kanun Teklifi, Meclis'te kabul edildi
TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen teklifin öne çıkan maddelerine göre; teklifin hükümleri, belirtilenler dışındaki diğer yatırım fonları bakımından genel veya sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi oluşturmayacak. Öte yandan, düzenleme kapsamındaki bazı tanımlar ve kısaltmalar da hüküm altına alınacak.

Düzenlemenin, "Tasfiyenin yürütülmesine ilişkin genel esaslar ve fon pay sahipliğinin belirlenmesi" başlıklı hükmüne göre, fonların tasfiyesi SPK'nın gözetim ve denetiminde, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülecek. Kurul, tasfiye sürecinin aşamalarını, fon varlıklarının tespitini ve nakde çevrilmesini, değerleme esaslarını, fon pay sahipliğinin belirlenme şeklini, ara ve nihai ödemeyi, dağıtım sırasını ve tasfiyeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.

Tasfiye ile görevli kuruluşlar, yatırımcı menfaatini, ilgili varlığın piyasa koşullarını ve fon portföy yapılarını, fon varlıklarının korunmasını ve fon pay sahiplerinin ortak menfaatini gözeterek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi amacıyla gerekli özeni gösterecek. Borsada oluşan fiyatın ilgili varlığın gerçek değerini yansıtmadığının veya tasfiyeyi geciktireceğinin Kurulca belirlendiği hallerde, tasfiye işlemlerinde geri alım, hakim ortağa satma hakkı, toptan satış ve özel işlem bildirimi yöntemleri ile geçici olarak farklı bir fiyat marjı uygulanmasına ve sermaye piyasası mevzuatı ile Borsa mevzuatında yer alan diğer yöntemlerin kullanılmasına Kurulca karar verilebilecek. Kurul, tasfiye ile görevli kuruluşların talebi üzerine ilgili varlıkların Borsa dışında satışına onay verebilecek. Bu kapsamda yapılacak satış işlemleri bakımından, Kurulun yatırım fonlarına ilişkin düzenlemelerinde yer alan kısıtlamalar uygulanmayacak. Borsada veya Borsa dışında yapılacak satış yoluyla varlıkları satın alacak yatırımcıların bu işleme konu olan varlıkları belirli bir süre Borsada satamayacağına ve bu varlıkların Borsada satılması sonucunu doğuracak şekilde herhangi bir işlemde bulunamayacağına Kurulca karar verilebilecek.

Tasfiye sürecinde tahsil edilen tutarlar, fonun yönetim ve tasfiyesi için yapılan zorunlu giderler düşüldükten sonra tasfiye malvarlığına dahil edilecek. Tasfiyenin tamamlanmasından sonra tahsil edilen tutarlar ise mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde geri kazanım hesabına aktarılacak.

Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ (MKK), Takasbank, Borsa İstanbul AŞ (Borsa), Türkiye Bankalar Birliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar, portföy yönetim şirketleri, portföy saklama kuruluşları ile diğer sermaye piyasası kurumları ve kamu kurum ve kuruluşları, bu düzenlemenin uygulanması için gerekli bilgi ve belgeleri Kurula, Yatırımcı Tazmin Merkezine (YTM) ve/veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) talepleri üzerine gecikmeksizin vermekle yükümlü olacak. Bu kurum ve kuruluşlar özel mevzuatlarında yer alan gizlilik ve sır saklamaya ilişkin hükümlere dayanarak bilgi vermekten imtina edemeyecek. Fon pay sahipliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından MKK kayıtları ile mutabakat sağlanmak suretiyle fon ve hesap bazında tespit edilecek.

Katılma payı sahipleri adına Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu'na (TEFAS) iletilmiş olmakla birlikte ilgili fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen talimatlar geçersiz hale geldiğinden TEFAS İşlem Blokaj Alt Hesabında katılma payı bulunan katılma payı sahiplerinin de fon pay sahibi sıfatıyla tasfiye kapsamında olduklarının belirlenmesi amaçlanıyor. Buna göre, tasfiyeye konu fonlara ilişkin olarak 17 Eylül 20026 tarihi ve öncesinde TEFAS'a iletilmiş olmakla birlikte, ilgili fonun temerrüdü ve/veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedenleriyle gerçekleştirilemeyen talimatlar bakımından katılma payları bloke edilmiş olanlar, fon pay sahibi sıfatıyla düzenlemedeki tasfiye hükümlerine tabi olacak.

Sermaye Piyasası Kanunu'nun "piyasa bozucu eylemler", "bilgi suistimali", "piyasa dolandırıcılığı" başlıklı hükümlerinde düzenlenen fiillerin, Kurulun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlar tarafından işlenmesi veya bu fonlarla birlikte hareket edilmesi ya da fonların iştirakiyle işlenmesi halinde bu fiilleri işlediği veya bu fonlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlara, Kurulun sözü edilen tarihli kararları uyarınca tasfiyesine karar verilen fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmayacak.

Teklifin "Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme" başlıklı hükmüne göre, fon malvarlığının nakde çevrilmesi sonucunda elde edilen dağıtılabilir nakdin, tasfiye kararından bir önceki gün sonu itibarıyla geçerli fon birim pay fiyatı ile ödemeye esas katılma payı adetleri üzerinden hesaplanan toplam tutarı karşılamaya yeterli olmaması halinde, Sermaye Piyasası Kanunu'nun "piyasa bozucu eylemler", "bilgi suistimali", "piyasa dolandırıcılığı" başlıklı hükümlerinde düzenlenen fiillere yönelik hüküm saklı kalmak kaydıyla, tasfiye bakiyesinden yapılacak ödemelerde dikkate alınacak fon pay sahibinin net yatırım tutarı, fona, fon pay sahibi tarafından fiilen yapılan her bir nakit girişinin ve çıkışının tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak giriş ve çıkış tutarlarından, giriş tutarının çıkış tutarından fazla olması durumunda, fondan fon pay sahibine yapılan her bir nakit çıkışının tutarının ilk giren ilk çıkar esası ile düşülmesi suretiyle MKK tarafından hesaplanacak.

Fon pay sahiplerinin tasfiye bakiyesinden alacakları ödemelerden mahsup edilmek üzere, ilgili hüküm uyarınca hesaplanan net yatırım tutarının endeksleme uygulanmaksızın bulunan kısmını geçmemek kaydıyla, Kurulca belirlenen fonlarda, net yatırım tutarı 1 milyon Türk lirasının altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1 milyon Türk lirası ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon Türk lirası ara ödeme yapılabilecek. Fon pay sahiplerine yapılacak ara ödeme tutarı, para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten bir önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan, ilgili fon pay sahibinin hesabında bulunan fon katılma paylarının toplam değerini aşamayacak. Fonun önceki gün sonu fiyatı, ihtiyaç duyulan bilgiler tasfiye ile görevli kuruluşlardan temin edilerek, ilgili güne dair yapılan değerleme ile Takasbank tarafından hesaplanan fiyat olacak.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.