Değerli dostlar,
İnsan dünyaya geldiğinde beslenmek, barınmak, eğitim görmek, sağlık hizmetlerinden yararlanmak ve onurlu bir hayat sürmek ister. Ancak işsizlik, hayat pahalılığı ve gelir yetersizliği, bu ihtiyaçların karşılanmasını giderek zorlaştırmaktadır. Çalıştığı hâlde geçinemeyenler, geleceğini kurmakta zorlanan gençler ve ekonomik güvencesi bulunmayan aileler, aynı soruyla karşı karşıyadır: İnsanın yaşama güvencesi yalnızca çalışabildiği ve kazanabildiği paraya mı bağlı olmalıdır?
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde yer alan Vatandaşlık Maaşı projesi, bu soruya farklı bir yaklaşım getiriyor.
Milli Ekonomi Modeli'nin 719–725. sayfalarında açıklanan projeye göre Vatandaşlık Maaşı, yalnızca yoksullara, işsizlere veya belirli bir gelir seviyesinin altında kalanlara verilecek bir yardım değildir. Bu maaş, her Türk vatandaşını yalnızca vatandaş olması sebebiyle kapsayan bir haktır.
Ev hanımı, işçi, memur, esnaf, genç, yaşlı ve engelli; ekonomik durumları farklı olsa da bu anlayışın kapsamındadır. Çünkü insanın değeri, kazandığı parayla ölçülemez. Evinde çocuk yetiştiren annenin emeği veya henüz iş bulamamış bir gencin toplumdaki yeri, gelir düzeyiyle belirlenemez.
Bu nedenle Vatandaşlık Maaşı, ihtiyaç sahibini tespit ederek yardım etmekten farklıdır. Amaç, vatandaşın ekonomik durumuna göre değişen bir merhamet anlayışı değil, vatandaşlık esasına dayanan bir güvence oluşturmaktır.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın yaklaşımında bu projenin manevi ve toplumsal bir boyutu da vardır. Devletin vatandaşına sahip çıkması, vatandaşın da kendisini devletinin eşit ve değerli bir ferdi olarak görmesine katkı sağlayacaktır. Böylece ekonomik güvence ile devlet-millet kaynaşması arasında bağ kurulması hedeflenmektedir.
Vatandaşlık Maaşı'nın nasıl finanse edileceği de önemli bir konudur. Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli'nde yer altı kaynaklarının devlet-millet ortaklığıyla değerlendirilmesini, senyoraj gelirlerinin kullanılmasını ve vergi gelirlerinin ekonomiye kazandırılmasını öngörmektedir.
Bu yaklaşımın temelinde, ülkenin sahip olduğu zenginliklerin milletin refahına katkı sağlaması düşüncesi vardır. Elbette uygulama için kaynakların gerçekçi biçimde hesaplanması, ödeme miktarlarının belirlenmesi ve fiyat istikrarının korunması gerekir.
Projenin ekonomik hedeflerinden biri de vatandaşın satın alma gücünü artırmaktır. Çünkü üretim kadar, üretilen malları satın alabilecek tüketicilerin bulunması da önemlidir. Vatandaşın alım gücü düştüğünde piyasada talep daralabilir; bu durum esnafı, sanayiciyi ve üreticiyi olumsuz etkileyebilir.
Vatandaşlık Maaşı ile tüketimin desteklenmesi, talebin canlanması ve bunun üretime katkı sağlaması hedeflenmektedir. Böylece vatandaşın refahı ile ekonomik hareketlilik birlikte ele alınmaktadır.
Sonuç olarak Vatandaşlık Maaşı, Milli Ekonomi Modeli'nde yalnızca bir gelir desteği değil; vatandaşlık hakkını, ekonomik güvenceyi ve devlet-millet bağını birlikte değerlendiren bir projedir. Asıl mesele, Türkiye'nin sahip olduğu imkânların vatandaşın hayatına nasıl yansıtılacağıdır. Çünkü devletin gücü, yalnızca kaynaklarının büyüklüğüyle değil, vatandaşına ne ölçüde güvenli ve onurlu bir hayat sunabildiğiyle de ölçülür.
İnsan dünyaya geldiğinde beslenmek, barınmak, eğitim görmek, sağlık hizmetlerinden yararlanmak ve onurlu bir hayat sürmek ister. Ancak işsizlik, hayat pahalılığı ve gelir yetersizliği, bu ihtiyaçların karşılanmasını giderek zorlaştırmaktadır. Çalıştığı hâlde geçinemeyenler, geleceğini kurmakta zorlanan gençler ve ekonomik güvencesi bulunmayan aileler, aynı soruyla karşı karşıyadır: İnsanın yaşama güvencesi yalnızca çalışabildiği ve kazanabildiği paraya mı bağlı olmalıdır?
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde yer alan Vatandaşlık Maaşı projesi, bu soruya farklı bir yaklaşım getiriyor.
Vatandaşlık Maaşı yardım değil, haktır
Milli Ekonomi Modeli'nin 719–725. sayfalarında açıklanan projeye göre Vatandaşlık Maaşı, yalnızca yoksullara, işsizlere veya belirli bir gelir seviyesinin altında kalanlara verilecek bir yardım değildir. Bu maaş, her Türk vatandaşını yalnızca vatandaş olması sebebiyle kapsayan bir haktır.
Ev hanımı, işçi, memur, esnaf, genç, yaşlı ve engelli; ekonomik durumları farklı olsa da bu anlayışın kapsamındadır. Çünkü insanın değeri, kazandığı parayla ölçülemez. Evinde çocuk yetiştiren annenin emeği veya henüz iş bulamamış bir gencin toplumdaki yeri, gelir düzeyiyle belirlenemez.
Bu nedenle Vatandaşlık Maaşı, ihtiyaç sahibini tespit ederek yardım etmekten farklıdır. Amaç, vatandaşın ekonomik durumuna göre değişen bir merhamet anlayışı değil, vatandaşlık esasına dayanan bir güvence oluşturmaktır.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın yaklaşımında bu projenin manevi ve toplumsal bir boyutu da vardır. Devletin vatandaşına sahip çıkması, vatandaşın da kendisini devletinin eşit ve değerli bir ferdi olarak görmesine katkı sağlayacaktır. Böylece ekonomik güvence ile devlet-millet kaynaşması arasında bağ kurulması hedeflenmektedir.
Kaynaklarımız ve ekonomik hareketlilik
Vatandaşlık Maaşı'nın nasıl finanse edileceği de önemli bir konudur. Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli'nde yer altı kaynaklarının devlet-millet ortaklığıyla değerlendirilmesini, senyoraj gelirlerinin kullanılmasını ve vergi gelirlerinin ekonomiye kazandırılmasını öngörmektedir.
Bu yaklaşımın temelinde, ülkenin sahip olduğu zenginliklerin milletin refahına katkı sağlaması düşüncesi vardır. Elbette uygulama için kaynakların gerçekçi biçimde hesaplanması, ödeme miktarlarının belirlenmesi ve fiyat istikrarının korunması gerekir.
Projenin ekonomik hedeflerinden biri de vatandaşın satın alma gücünü artırmaktır. Çünkü üretim kadar, üretilen malları satın alabilecek tüketicilerin bulunması da önemlidir. Vatandaşın alım gücü düştüğünde piyasada talep daralabilir; bu durum esnafı, sanayiciyi ve üreticiyi olumsuz etkileyebilir.
Vatandaşlık Maaşı ile tüketimin desteklenmesi, talebin canlanması ve bunun üretime katkı sağlaması hedeflenmektedir. Böylece vatandaşın refahı ile ekonomik hareketlilik birlikte ele alınmaktadır.
Sonuç olarak Vatandaşlık Maaşı, Milli Ekonomi Modeli'nde yalnızca bir gelir desteği değil; vatandaşlık hakkını, ekonomik güvenceyi ve devlet-millet bağını birlikte değerlendiren bir projedir. Asıl mesele, Türkiye'nin sahip olduğu imkânların vatandaşın hayatına nasıl yansıtılacağıdır. Çünkü devletin gücü, yalnızca kaynaklarının büyüklüğüyle değil, vatandaşına ne ölçüde güvenli ve onurlu bir hayat sunabildiğiyle de ölçülür.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Vatandaşlık Maaşı: Her vatandaşın hakkı / 23.10.2026
- Yoksullukla mücadele ‘sosyal devlet’in sorumluluğu / 22.10.2026
- Gençler gelecek kurmakta neden zorlanıyor? / 21.10.2026
- Borç sarmalı: İnsan geçinmek için borçlanıyor / 20.10.2026
- Geçim sıkıntısı aileyi nasıl etkiliyor? / 19.10.2026
- Geçim derdi insanı yalnız ve çaresiz bırakmamalıdır / 18.10.2026
- İnsan kendisine ayna tutabilmeli / 17.10.2026
- İyilik yaparken nefsine yenilmek / 16.10.2026
- Nefsin en tehlikeli oyunu / 15.10.2026
- Kibir, hakikatin önüne geçer / 14.10.2026
- Yoksullukla mücadele ‘sosyal devlet’in sorumluluğu / 22.10.2026
- Gençler gelecek kurmakta neden zorlanıyor? / 21.10.2026
- Borç sarmalı: İnsan geçinmek için borçlanıyor / 20.10.2026
- Geçim sıkıntısı aileyi nasıl etkiliyor? / 19.10.2026
- Geçim derdi insanı yalnız ve çaresiz bırakmamalıdır / 18.10.2026
- İnsan kendisine ayna tutabilmeli / 17.10.2026
- İyilik yaparken nefsine yenilmek / 16.10.2026
- Nefsin en tehlikeli oyunu / 15.10.2026
- Kibir, hakikatin önüne geçer / 14.10.2026

























































