ABD Başkanı Trump'ın 28 Şubat'ta İsrail ile ortaklaşa başlattığı ancak askeri ve stratejik açıdan başarısızlıkla sonuçlanan İran savaşı, bugün içi boş diplomatik söylemler ve söz cambazlıklarıyla örtbas edilmeye çalışılıyor.
Tahran'ın hiçbir zaman nükleer silah elde etme gibi bir hedefi olmadığını göz ardı eden Washington yönetimi, bu asılsız iddia üzerinden Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimi tırmandırmakta, bölge ülkelerini ateşe atmakta ve küresel ekonomiyi büyük bir belirsizliğe sürüklemektedir.
Gerek ABD'deki seçim hesapları gerekse İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki işgalci adımları, Orta Doğu'yu aşama aşama daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmaya doğru taşımaktadır.
ABD'deki ara seçimler sonrası yeni saldırı senaryoları
Trump, South Carolina'daki seçim mitingine giderken gazetecilerin İran savaşına dair sorularına yanıt verirken, "İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelledik, bu yaptığımız en iyi işlerden biri" diyerek başarısızlığı bir zafer gibi pazarlamaya çalışmaktadır.
Ancak sahadaki gerçekler, bu ifadelerin tamamen Amerikan kamuoyuna yönelik bir algı yönetiminden ibaret olduğunu göstermektedir.
Trump'ın asıl endişesi, ABD'de yaklaşan ara seçimler öncesinde net bir başarısızlıkla yüzleşmektir.
Eğer Cumhuriyetçiler ara seçimlerde Senato çoğunluğunu kaybederse, Trump'ın "topal ördek" konumuna düşeceği, hakkında yeni bir azil sürecinin başlayabileceği ve başkanlık koltuğunu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağı açıktır.
Washington ve Tel Aviv kulislerinden sızan bilgiler de bu korkunun askeri planlamalara nasıl yansıdığını gözler önüne sermektedir.
The New York Times'ın (NYT) ABD'li yetkililere dayandırdığı habere göre, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile İsrail Başbaşkanı Netanyahu bu hafta İsrail'de bir araya gelerek ara seçimlerin hemen ardından İran'a dönük "somut saldırı planlarını" masaya yatırdı.
Siyasi kaygılar nedeniyle ABD'deki benzin fiyatlarının tırmanmasını istemeyen Trump yönetiminin, olası saldırılarda petrol altyapısını ve rafinerileri hedef almaktan çekindiği belirtilmektedir.
ABD ve İsrail ordularının bu ayın başında da saldırmaya çok yaklaştığı ancak Trump'ın kararsızlığı nedeniyle sürecin ertelendiği, bu durumun askeri planlamacılar arasında ciddi bir kafa karışıklığı yarattığı bildirilmektedir.
27 Ekim İsrail seçimleri öncesi ya da tam seçim günü civarında yeni bir saldırı dalgasının başlatılması ihtimali de sıcaklığını korumaktadır.
Hürmüz Boğazı'nda tehdit ve provokasyon
Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, Washington'ın bilinçli provokasyonları nedeniyle adeta bir barut fıçısına dönüştürülmüştür.
ABD ordusu, deniz ticaret gemilerini İran'ın "yasa dışı ve mayınlı" olarak ilan ettiği güzergahlara yönlendirerek çatışmayı körüklemektedir.
Washington'ın buradaki temel amacı son derece açıktır: Ticaret gemilerini riske atarak İran'ı "saldırgan ülke" olarak yaftalamak, uluslararası kamuoyunu kışkırtmak ve bölge ülkelerini Tahran'a karşı kışkırtarak uyguladığı ambargolara meşruiyet kazandırmak.
Buna karşın İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri'nden yapılan sert açıklamalar, gerilimin artık sadece deniz yoluyla sınırlı kalmayacağını kanıtlamaktadır.
İran Devrim Muhafızları uyarısı şöyle: "ABD rejiminin gemileri mayınlanmış yasa dışı yoldan geçmeye teşvik etme ısrarı deniz olaylarını artırmıştır. Bu hareketin devam etmesi halinde çatışmanın kapsamı bölgedeki saldırgan ABD üslerine kadar genişleyecektir."
Sahada ise sıcak temas halihazırda devam etmektedir. Basra Körfezi'nin kuzeyinde petrol yükü aktaran 4 geminin vurulduğu, Hürmüz Boğazı'nın batısında ise 3 geminin deniz mayınlarına çarparak alev aldığı bildirilmektedir.
ABD'nin bu tehlikeli seyrüsefer yönlendirmeleri, küresel enerji arzını ve deniz güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir.
Diplomatik tahliyeler ve İsrail'in fırsatçılığı
Bölgedeki çatışma riskinin sadece deniz hatlarıyla sınırlı kalmadığı, diplomatik ve askeri hareketlilikten de net bir şekilde anlaşılmaktadır.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, Körfez ülkelerinden genel bir tahliyenin söz konusu olmadığını, talimatın yalnızca Suudi Arabistan'daki diplomatik personel ve ailelerini kapsadığını duyurmuştur.
Tahliye gerekçesi olarak Husilerin Suudi Arabistan'daki sivil altyapılara ve havalimanlarına yönelik artan saldırıları gösterilmiştir.
Ancak ABD'nin yakın zamanda Husilerle Ürdün'de bir saldırmazlık uzlaşısına vardığı bilindiği göz önüne alındığında, Suudi Arabistan'dan personel çekilmesi mantıksal bir çelişki barındırmaktadır.
Trump'ın bile "Benim bundan haberim yok" diyerek geçiştirdiği bu tahliye kararı, Suudi Arabistan sınırlarını aşan çok daha geniş çaplı bir bölgesel savaş senaryosunun ön hazırlığı niteliğindedir.
Meydanı boş bulan İsrail ise bu kaostan istifade ederek Suriye, Lübnan ve Batı Şeria'da yayılmacı politikalarını ve işgalini fütursuzca sürdürmektedir.
Suriye'nin Kuneytra kırsalındaki Terence köyüne askeri araçlarla baskın düzenleyen İsrail ordusu, 1974 Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması'nı denetlemekle görevli Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü'nün (UNDOF) devriyesini engellemiş ve bir sivili alıkoymuştur.
Esad yönetiminin devrilmesinin ardından geçen bir yıllık süreçte İsrail, Kuneytra ve Dera illerinde 9 askeri üs kurarak yaklaşık 12 bin dönüm araziyi fiilen işgal etmiştir.
Lübnan'ın güneyini Gazze'ye çevirmekle tehdit eden Tel Aviv yönetimi, Şam yönetiminin tüm uluslararası çağrılarına ve 1974 Anlaşması ihlal uyarılarına rağmen BM unsurlarını dahi hiçe saymakta, uluslararası toplum ise bu saldırganlığa seyirci kalmaya devam etmektedir.
ABD'nin iç siyasi kaygılarla sürdürdüğü manipülatif politikalar ve İsrail'in kural tanımaz yayılmacılığı, Orta Doğu'yu geri dönülemez bir felaketin eşiğine getirmektedir.
Suni gerekçelerle körüklenen bu kriz, yalnızca bölge halklarının güvenliğini değil, tüm dünya ekonomisini ve küresel barışı tehdit eder boyutlara ulaşmıştır.
- Küresel provokasyonlar ve Avrupa’daki halk isyanları / 22.10.2026
- Su yolunu bulur: Yanlış kentleşme ve ihmalin ağır bedeli / 21.10.2026
- Avrupa'yı saran öfke dalgası: Sistem çıkmazı ve çözüm arayışı / 20.10.2026
- Ortadoğu’da savaşın gölgesinde seçim pazarlıkları / 19.10.2026
- Trump’ın tıkanan Ortadoğu çıkmazı / 18.10.2026
- ABD’nin Ukrayna satrancı ve Avrupa’nın sürüklendiği tuzak / 17.10.2026
- Megakent sular altında: İklim krizinin ve betonlaşmanın acı faturası / 16.10.2026
- Ekonomide derinleşen uçurum, sistem krizi ve emeklinin feryadı / 15.10.2026
- Sandık iradesi, transferler ve derinleşen ekonomik kriz / 14.10.2026

























































