logo
01 KASIM 2026

Şahitlerin dilinden Atatürk’ün soyu ve dindarlığı -6-

Cumhuriyetin temelleri ileride ayrıntıları ile değineceğimiz şekliyle Nevşehir’de Hacı Bektaş dergâhında atılmıştır

01.11.2026 00:04:00
Haber Merkezi
 
Şahitlerin dilinden Atatürk’ün soyu ve dindarlığı -6-
Şahitlerin dilinden Atatürk’ün soyu ve dindarlığı -6-
10- MEMİŞ KUMANDAN

Cumhuriyetin temelleri ileride ayrıntıları ile değineceğimiz şekliyle Nevşehir'de Hacı Bektaş dergâhında atılmıştır.

Bu toplantıdaki tutanakları tutan kişilerden biri de Girit adası kumandanı Memiş kumandan (Çavuş)dır. 14 yıl kumandanlık yapmıştır.

Ata'nın soyu hakkında şunları söylüyor: "Atatürk'ün anne tarafı da baba tarafı da Bektaşî'dir. Atatürk'ün ailesi Selanik'e, Türkiye'den gitmiştir. Atatürk aslen Selanikli değildir.

Yavuz Sultan Selim zamanında Hacıbektaş büyük bir yerdir. Hacıbektaş'ta bir ilim mektebi var. Astronomiden tıpa varana kadar her türlü ilim okutuluyor orada. Orada bayanlar da eğitim görüyor.

Yavuz Sultan Selim; o dönemde gök ilmi ile uğraştığı için Memiş Kumandanın babasını Allah'a karşı gelmekle suçluyor. Memiş Kumandan'ın babası Yavuz Sultan Selim'e, 'Gökleri sen mi yarattın Allah mı?' deyince Yavuz Sultan Selim bu âlimin ve atının başını vurduruyor.

Başını kör bir kuyuya attırıyor. Vücudunu ise şu an Ankara civarında olan bir yere attırıyor. Bu alim Kesik Baş olarak bilinmektedir.







Karısına ise işkenceler ediyorlar. Göğüs çengel geçirerek asıyorlar. Kesikbaş'ın karısı da bir âlimdir ve kitapları da vardır. Yavuz Sultan Selim ikisini de öldürdükten sonra onlara ait kütüphaneyi ve Hacıbektaş Veli'ye ait kütüphaneyi yaktırıyor. Yangın yedi gün sürüyor. Bu yangın üzerine yazılan şiirler de mevcuttur.

Hacıbektaş Veli'nin kitaplarının olmamasının tek nedeni Yavuz Sultan Selim'dir. Öyle bir ilim erkân yerinde kütüphane olmaması mümkün mü? Bugüne kadar gelen eserler ise o yangından çengellerle çekilip kurtarılan kitaplardır. Uzay gözlem merkezi de o yangında yanıyor.

Yavuz Sultan Selim bu eziyetlerle yetinmeyip 13 yaşındaki erkek çocuklarını sürüyor. Benim akrabamı ben, Diyarbakır'da buluyorum. Birbirini öldüren, kan davası olan iki soy aynı soydan olduğunu öğrendi de kan davası sona erdi. Bunlar Yavuz Sultan Selim'in sürgün ettiği akrabalarımız.

Yavuz Sultan Selim'in Kırım'a gönderdiği Peygamberimizin soyundan bir ailenin çocuğu ben çocukken Türkiye'ye geldi. Türkçe'yi unutmuştu. O ağladı biz ağladık. Bir Peygamber soyuna bu zulüm yapılmaz. Alevilere yapılan bir zulümdür bu.

Atatürk'ün sülalesi de bu zulüm ve katliamlarda Malatya'dan Selanik'e sürgün ediliyor. Çünkü Atatürk'ün sülalesi Peygamberimizin sülalesindendir.

Ulusoylarla biz aynı soydanız. Bizim kızımız onların annesi. Kan bağımız buradan geliyor. Kadıncık Ana (Fatma Belkıs) bizim kızımız onların da annesi."







11- İMRAN HANIM:

Hacı Bektaş'ta tahrirat katibi olan zatın kızı İmran Hanım Atatürk'ün Hacı Bektaş'taki bir toplantısı için şunları anlatır:

"Atatürk, Hacıbektaş'a üç kişi ile geliyor. Hacıbektaş'ta 47 gün kalıyor. 25 kişi Hacıbektaş'tan 27 kişi de illerden geliyor. 52 kişiden oluşan bir toplantı yapılıyor. Bu 25 kişi Amasya, Sivas, Tokat, Tunceli, Muş, Elazığ, Ege ve Arnavutluk'tan geliyorlar.

Toplantının yapıldığı ev 1932'de İnönü tarafından Atatürk'e bilgi vermeden yıktırılıyor.

Hacıbektaş'taki toplantıya İnönü katılmamıştır.

İnönü, Sivas'ta aralarına katılır. Sivas Kongresi'nde İnönü, Amerikan mandacılığının çıkarımıza olacağı görüşünü ileri sürüyor. Bunun üzerine Atatürk çıkıp bir konuşma yapıyor.

'Biz manda ve himaye altına girecek bir toplum değiliz; hiçbir zaman da olmadık. Biz uluslar kurduk, uluslar yıktık ama asla boyunduruk altına girmedik. Ya bağımsızlık ya ölüm. Başka çıkar yol görmüyorum' diyor." 







13- BİRGÜL YENGEZ:

"Dedem Veli Akgün, Çanakkale'de Atatürk'ün komutasında savaşmış. Dedem anlatırdı; Atatürk cephede öğle namazının geldiğini ağacın gölgesine bakarak anlar ve askerleriyle birlikte namaz kılarmış. Bazen de komutanları aracılığıyla askerlere vaktin girdiğini bildirtirmiş."

13- MUSTAFA KALKIN'IN TORUNU:

Mustafa Kalkın, Atatürk'ün atının seyisliğini yapmış bir Türk askeridir. Torunu bizlere dedesinden ve annesinden duyduklarını anlattı:

"Dedem 7 sene Atatürk'ün yanında seyislik yapmıştır. Annem o sıralarda 7 yaşlarındaymış.

Atatürk, 'Mustafa, senin kızın gözleri de benim gibi maviymiş' diyerek annemin saçlarını okşamış.

Atatürk'ün iyi bir Müslüman, dini bütün, çok efendi, dürüst ve çok merhametli olduğunu anlatırdı.

Anneannem namazı kılmaktan seccadesi delinmiş bir insandı. Atatürk'ü çok sevdiğini ve O'nun ibadetine hiç müdahale etmediğini anlatırdı." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)

Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı

Antalya'nın Manavgat ilçesinde seyir halindeyken, refüjü aşarak karşı şeride geçen kamyonun 2 otomobile çarpması sonucu meydana gelen kazada 3 kişi yaralandı

29.10.2026 13:37:00 / Güncelleme: 29.10.2026 13:40:24
İHA
 
Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı
Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı
Kaza; Antalya-Manavgat D-400 Karayolunda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Antalya istikametinden Manavgat istikametine seyir halindeki İsmail D'nin kullandığı 64 ACH 776 plakalı kamyon, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybedip refüjü ve tel örgüleri aştıktan sonra karşı şeride geçerek Metin Y'nin kullandığı 07 BGU 683 ve Hasan Ç'nin kullandığı 07 LOU 10 plakalı araçlara çarptı.






Kazada kamyon sürücüsü İsmail D. ile 07 BGU 683 plakalı araç sürücüsü Metin Y. ve araçta yolcu olarak bulunan Ahmet Ali Ü. yaralandı. Kazanın ardından olay yerine Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi Manavgat Birimine bağlı kurtarma, Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı Çolaklı Jandarma Karakolu, 112 sağlık ve Bölge Trafik İstasyon Amirliği ekipleri sevk edildi. Yaralılar, 112 sağlık ekiplerinin olay yerindeki müdahalesinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.








Kaza yapan araçların yol ortasında kalması nedeniyle yol trafiğe kapanırken, Kömürcüler Köprüsünden sonra Antalya istikametine trafik akışı Çolaklı Mahalle Merkezinden sağlandı. Araçların çekici vasıtasıyla yoldan kaldırılmasının ardından trafik akışı normale döndü.








Kaza anı kamerada

Öte yandan kaza anı bir iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Görüntülerde kamyonun süratli bir şekilde tel örgüleri devirip refüjü aşarak karşı yola geçmesi ve araçlarla çarpışma anı yer aldı.




















Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı

Anadolu Otoyolu'nun Bolu Dağı Tüneli çıkışında çekirdek yüklü tırın balatalarında çıkan ve dorsesine sıçrayan yangın, itfaiye ekiplerinin yaklaşık 30 dakikalık müdahalesiyle söndürüldü

29.10.2026 13:32:00
İHA
 
Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı
Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı
Yangın, Anadolu Otoyolu'nun İstanbul istikametinde, Bolu Dağı Tüneli çıkışında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, sürücüsünün kimliği henüz belirlenemeyen Bulgaristan plakalı BX 0835 HP plakalı çekirdek yüklü tırın balatalarında henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.






Kısa sürede büyüyen alevlerin dorsenin bir bölümüne sıçraması üzerine bölgeye Kaynaşlı ve Düzce Belediyesi itfaiye ekipleri sevk edildi. Ekipler, alevlerin tırın tamamını sarmasını önlemek için çalışma yürüttü. Yangın nedeniyle otoyolun İstanbul istikametindeki bir şerit trafiğe kapatıldı.








İtfaiye ekiplerinin yaklaşık 30 dakika süren müdahalesiyle kontrol altına alınarak söndürülen yangında, tırın dorsesinin bir bölümü kullanılamaz hale geldi.








Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.

Motosiklet kazalarından korunma ve güvenli sürüş sanatı

Motosiklet, sunduğu pratiklik ve özgürlük hissinin yanında trafikte en savunmasız olmayı beraberinde getiren iki tekerlekli bir tutku ve ulaşım aracıdır

28.10.2026 14:20:00
Hasan Gündoğdu
 
Motosiklet kazalarından korunma ve güvenli sürüş sanatı
Motosiklet kazalarından korunma ve güvenli sürüş sanatı
Otomobillerdeki sac gövde, hava yastıkları ve çarpışma barları gibi pasif güvenlik unsurlarının motosiklette bulunmaması, sürücüyü doğrudan dış etkenlere açık hale getirir. Bu nedenle motosiklet kullanımında bilgi, tecrübe, dikkat ve doğru ekipman hayati bir denge oluşturur.






Aşağıda motosiklet kullanımında dikkat edilmesi gereken kritik hususlar, kazaların temel nedenleri ve bu kazaları önlemek için alınması gereken kapsamlı önlemler detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

Motosiklet Kullanımında Dikkat Edilmesi Gereken Temel Hususlar

Motosiklet sürmek yalnızca gazı açıp fren yapmak değil; zihinsel olarak sürekli uyanık kalmayı, yolu okumayı ve fizik kurallarıyla uyum içinde hareket etmeyi gerektirir.

Görünürlük İlkesi ("Fark Edilmiyorum" Psikolojisiyle Sürüş): Motosiklet kazalarının en büyük kök nedeni diğer sürücüler tarafından fark edilmemektir. Sürücü, trafikteki diğer araçların kendisini görmediğini varsayarak hareket etmelidir. Farların gündüz de açık olması, açık renkli montlar veya yelekler tercih edilmesi ve otomobillerin kör noktalarında uzun süre kalmaktan kaçınılması hayati önem taşır.

Doğru Bakış Teknikleri (Gözün Gittiği Yere Gidilir): Motosiklet, sürücünün baktığı yöne doğru yönelme eğilimindedir. Virajlarda veya tehlike anlarında gözü doğrudan engele dikmek kazayı kaçınılmaz kılar. Bakışın her zaman gidecek olan güvenli hatta, virajın çıkışına ve açık yola odaklanması gerekir.






Öngörü ve Trafiği Okuma Becerisi: Otomobil sürücülerinin ani şerit değiştirmeleri, kapı açma ihtimalleri veya kavşaklarda geçiş önceliğini ihlal etmeleri öngörülmelidir. Özellikle yoğun trafikte dur-kalk yaparken veya ara boşluklardan ilerlerken sağda ve soldaki araçların tekerlek açılarından hareket yönleri tahmin edilmelidir.

Vücut Dili ve Ağırlık Aktarımı: Motosikletin dengesi, sürücünün vücut ağırlığını doğru kullanmasıyla doğrudan ilişkilidir. Düşük hızlarda manevra yaparken arka freni denge unsuru olarak kullanmak, virajlarda ise motosikletle birlikte yatmak yerine gövdeyi hafifçe iç kısma alarak lastiğin yola bastığı yüzeyi artırmak gerekir.






Motosiklet Kazalarının Başlıca Sebepleri

İstatistiki veriler ve saha incelemeleri, kazaların insan faktörü ve çevresel etkenlerin birleşimiyle meydana geldiğini göstermektedir.

Geçiş Önceliği İhlalleri (Kavşak Kazaları): Özellikle şehir içi kazaların başında, tali yoldan ana yola çıkan veya kavşaklarda dönüş yapan otomobil sürücülerinin motosikleti fark edememesi ya da hızını yanlış hesaplaması gelir.

Aşırı Hız ve Yol Koşullarına Uyumsuzluk: Motor gücünün cezbedici yapısı, hız sınırlarının aşılmasına yol açar. Islak, mıcırlı, bozuk zeminlerde veya boyalı yol çizgileri üzerinde ani fren yapmak veya sert yatmak tutunma kaybına (kaymaya) neden olur.






Kör Nokta ve Şerit İhlalleri: Otomobillerin dikiz aynalarının görmediği alanlarda seyretmek ve sinyal vermeden ani şerit değiştirmek arkadan veya yandan çarpışmalara davetiye çıkarır.

Yetersiz Ekipman ve Koruma Eksikliği: Kaza anında ölüm veya ağır yaralanmaların en büyük sebebi baş ve omurga bölgesinin korunmamasıdır. Standartlara uygun olmayan kasklar veya korumasız kıyafetler darbe şiddetini azaltamaz.

Takip Mesafesinin Korunmaması: Ön plandaki aracın ani fren yapması durumunda iki tekerleğin durma mesafesinin otomobillere kıyasla farklılık göstermesi (özellikle arka frenin kilitlenmesi veya kaygan zeminler) arkadan çarpmalara yol açar.






Kazaları Önlemek İçin Alınması Gereken Önlemler

Güvenli bir sürüş kültürü oluşturmak hem bireysel tedbirleri hem de sürekli eğitimi kapsar.

Donanım ve Ekipman Güvenliği

ECE veya Snell Onaylı Kask: Kask, çene kilitli veya güvenliği kanıtlanmış kapalı modellerden seçilmeli, asla başı sıkmayan ancak oynamayan doğru beden olmalıdır.

Koruma Zırhlı Kıyafetler: Cordura veya deriden üretilmiş, omuz, dirsek, sırt, diz ve kalça korumalarına (CE onaylı) sahip mont ve pantolonlar giyilmelidir.

Motosiklet Botu ve Eldiveni: Ayak bileğini burkulmalara ve darbelere karşı koruyan sert tabanlı botlar ile avuç içi sürtünmeye dayanıklı korumalı eldivenler standart donanım olmalıdır.






Teknik ve Sürüş Önlemleri

Güvenli Takip Mesafesi (3 Saniye Kuralı): Kuru zeminlerde ön araçla aradaki mesafe en az 3 saniyelik zaman dilimiyle hesaplanmalı, ıslak veya kaygan zeminlerde bu süre iki katına çıkarılmalıdır.

Kombine Fren Kullanımı: Acil durumlarda ön fren motosikletin durdurma gücünün yaklaşık %70-80'ini oluşturur. Ancak arka fren de dengeyi sağlamak ve ağırlığı öne dengeli aktarmak için ön frenle eş zamanlı olarak kullanılmalıdır. ABS (Kilitlenme Karşıtı Fren Sistemi) olmayan motosikletlerde tekerleği kilitletmemeye özen gösterilmelidir.

Gelişmiş Sürüş Eğitimleri: Temel ehliyet eğitimi yeterli değildir. Güvenli sürüş, ileri sürüş, acil frenleme ve kaçış manevraları üzerine sertifikalı eğitimler alınarak refleksler kas hafızasına kazandırılmalıdır.






Motosikletin Teknik Bakımı

Lastik Basıncı ve Diş Derinliği: Yola temas eden tek unsur lastiklerdir. Basınçlar üretici verilerine göre düzenli kontrol edilmeli, diş derinliği yasal sınırın altına düşmeden değiştirilmelidir.

Zincir ve Aktarma Kontrolü: Zincirin gerginliği, yağ durumu ve dişli aşınmaları haftalık olarak gözden geçirilmelidir.

Fren Hidroliği ve Balatalar: Fren hortumlarının çatlak durumu, balata kalınlığı ve hidrolik sıvısının değişim periyotları ihmal edilmemelidir.

Motosiklette güvenliğin temel anahtarı; "Acele etmemek, yolu okumak, özgüveni disiplinle süzmek ve her sürüşe ilk günkü dikkatle çıkmaktır."

Trafikte hayatta kalmanın en kesin yolu, haklı olmaktan ziyade sağ salim eve varabilme bilincidir.

Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü

Bursa'da sobanın açık bırakılması sonucu çıktığı belirtilen yangın, itfaiye ekiplerinin hızlı müdahalesiyle kontrol altına alınarak söndürüldü

28.10.2026 13:09:00
İHA
 
Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü
Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü
Yangın, Nilüfer ilçesi Ayvaköy Mahallesi'nde ormanlık alanda bulunan bir bungalov evde çıktı. Sobanın açık bırakılması sonucu çıktığı belirtilen yangında, ev sahibi evinin yandığını öğrenince geri döndü.






Yangın ihbarı üzerine olay yerine kısa sürede ulaşan itfaiye ekipleri, alevlere müdahale etti. Ekiplerin hızlı çalışması sayesinde yangın, ormanlık alana sıçramadan söndürüldü.








Muhtemel bir orman yangınının önüne geçilirken, olayda bungalov evde maddi hasar meydana geldi.

Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı

İstanbul'da etkili olan sağanağın ardından Şile'de birçok ev sular altında kaldı. Yaşlı 3 kardeş, su basan evlerinde mahsur kaldı

27.10.2026 13:58:00
İHA
 
Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı
Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği'nin yaptığı uyarıların ardından İstanbul'da sağanak yağış etkili oldu. En çok yağış alan ilçelerden biri olan Şile'de evleri ve sokakları su bastı.






Ahmetli köyünde bulunan ve 3 yaşlı kardeşin yaşadığı tek katlı bir ev sular içinde kaldı. Evi ve bahçesi su basan evde kardeşler mahsur kalarak kurtarılmayı bekledi. Yaşlı kardeşlerden birinin yatalak olduğu öğrenildi.








İçerde mahsur kalan Emine Beykoz, "Hava yağdı, Allah'ın yağmuru yapacak bir şey yok. 3 kişi evde duruyoruz, yoldan geçenlerden belediyeyi aramasını istedim" dedi.








Yaşlı kardeşlerin akrabası Arzu Aydın ise, "Ablamız çok mağdur, kendi evime bakmaya buraya geldim. Burayı görünce yenge nasılsın evde su var mı dedim. Kimse bir şey yapmadı dedi. İçerde hasta yatalak var" şeklinde konuştu.

"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor" dedi

27.10.2026 13:55:00
İHA
 
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
Eğitim-Bir-Sen, yaklaşık 8 bin öğretmen, öğrenci ve velinin katılımıyla gerçekleştirdiği 'Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye'de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri' başlıklı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Toplam 7 bin 793 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada okul güvenliği, öğretmen otoritesi, disiplin sistemi, akran ve siber zorbalık, bildirim mekanizmaları ile aile-okul iş birliği kapsamlı biçimde ele alındı. Araştırma kapsamında Türkiye genelinden 3 bin 198 öğretmen, 2 bin 315 öğrenci ve 2 bin 280 veli yer aldı. Çalışmayla okullardaki mevcut durumun ortaya konulması, zorbalık risklerinin değerlendirilmesi ve güvenli okul politikalarına yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlandı. Araştırmanın sonuçları, Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz'un katılımıyla düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantıda araştırmadan elde edilen bulguların yanı sıra güvenli okul ortamlarının oluşturulmasına ve akran zorbalığıyla mücadeleye yönelik politika önerileri de paylaşıldı.






12 maddelik politika önerisi kamuoyuna sunuldu

Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, okullarda güvenliğin sağlanması ve akran zorbalığının önlenmesi amacıyla ulusal önleme çerçevesi oluşturulması, öğretmen otoritesinin güçlendirilmesi ve disiplin sisteminin yeniden değerlendirilmesi başta olmak üzere 12 maddelik politika önerisi açıkladı. Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından 7 bin 793 kişinin katılımıyla hazırlanan araştırmaya göre, okul güvenliği algısı öğrencilerde 3,24, velilerde 3,38, öğretmenlerde ise 3,48 olarak ölçüldü. Öğretmenlerin yüzde 90,7'si mesleğe başladıkları döneme kıyasla öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünürken, öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye yönelik zorbalığa tanık olduğunu belirtti. Araştırmada hakaret, alay ve sosyal dışlanmanın yanı sıra siber zorbalığın da önemli bir sorun olduğuna dikkat çekildi. Velilerin yüzde 88'inin çocuklarının siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediği ortaya konuldu.








"Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz"

Eğitim-Bir-Sen olarak akran zorbalığı konularına detaylı bir şekilde yaklaştıklarını belirten Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Biz Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Meseleyi anlamaya, sahayı dinlemeye, veri üretmeye ve çözüm önermeye çalışıyoruz. Çünkü bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin müdahale etmekte zorlandığı, ailenin ne yapacağını bilemediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz edemeyiz. Bugün yayımladığımız araştırma da tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Üç ayrı pencereden aynı okula baktık. Çalışmamızı önemli kılan hususlardan biri kapsamıdır. Araştırmamıza toplam 7 bin 793 kişi katıldı. Bunların 3 bin 198'i öğretmen, 2 bin 315'i öğrenci, 2 bin 280'i velidir. Öğretmenlerimizden 81 ilin tamamından, velilerimizden 75 ilden, öğrencilerimizden ise 61 ilden veri topladık. Dolayısıyla bugün önümüzde yalnızca öğrencinin anlattığı, yalnızca öğretmenin gözlemlediği veya yalnızca velinin dışarıdan değerlendirdiği bir tablo bulunmuyor. Aynı okul gerçekliğine öğretmenin, öğrencinin ve velinin gözünden birlikte baktık. Araştırmamızda okul güvenliğinden öğretmen otoritesine, disiplin sisteminden öğrencilerin yaşadığı zorbalık biçimlerine; siber zorbalıktan ailelerin tutumlarına ve okulun müdahale kapasitesine kadar geniş bir alanı inceledik" diye konuştu.

"Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz"

Okul güvenliği ve akran zorbalığının ivedilikle ele alınması gerektiğini ifade eden Yavuz, "Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz ama aynı şekilde, 'Çocuklar arasında bunlar olur, büyüyünce geçer' diyerek meseleyi küçümsemek de araştırmanın ortaya koyduğu gerekçelerle bağdaşmamaktadır. Önümüzde çözülmesi gereken bir mesele vardır ve bu mesele yalnızca çocukların kendi aralarında çözebilecekleri bir mesele değildir. Çocuklarımızın gördüğü okul ile yetişkinlerin gördüğü okul aynı değil. Araştırmadaki ilk dikkat çekici bulgulardan biri okul güvenliği algısında ortaya çıkıyor. Beş üzerinden değerlendirildiğinde okul güvenliği algısı öğretmenlerde 3,48, velilerde 3,38, öğrencilerde ise 3,24'tür. Yani okulun içinde yaşayan çocuklarımız, okul güvenliğini yetişkinlere kıyasla daha düşük değerlendiriyor. Bu fark bize önemli bir şey söylüyor. Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz. Çocuğa da sormak zorundayız. Çocuk teneffüste ne yaşıyor' Sınıfta kendisini ne kadar güvende hissediyor' Dışlandığında kime başvuruyor' Alay edildiğinde bunu anlatabiliyor mu' Anlattığında bir şeylerin değişeceğine inanıyor mu' Güvenli okul politikası, tam da bu sorulara cevap verebilmelidir" şeklinde konuştu.








"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Öğretmenin otoritesinin okullarda giderek zayıfladığını dile getiren Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor. Fakat burada dikkate değer başka bir sonuç daha var. Öğrencilerin yüzde 71,8'i, velilerin ise yüzde 86'sı, öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli görüyor. Demek ki mesele öğrencinin veya velinin öğretmeni reddetmesi değildir. Mesele, öğretmenin meşru mesleki otoritesinin sistem tarafından ne kadar desteklendiği ile ilgilidir. Bizim öğretmen otoritesinden kastımız baskı ve keyfilik değildir. Çocuğu korkutmak hiç değildir. Biz; adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal desteğe dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Çünkü öğretmenin sınır koyamadığı, müdahale ettiğinde kendisini yalnız hissettiği bir okulda öğrenciyi korumak da zorlaşır. Disiplin sistemine ilişkin sonuçlar da bu bilgiyi teyit ediyor. Öğretmenlerin mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin genel değerlendirmesi 5 üzerinden yalnızca 2,53; sistemin caydırıcılığına ilişkin değerlendirme ise 1,98 düzeyinde. Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor. Öğretmene 'zorbalığa müdahale et' demek yetmez. Öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır. Zorbalık yalnızca vurmak değildir. Araştırmadan çıkan bir diğer önemli sonuç da zorbalığın biçimine ilişkindir. Çocuklarımızın en fazla karşılaştığı davranışların başında fiziksel saldırıdan önce hakaret, alay, dedikodu ve sosyal dışlanma geliyor. Öğrencilerin yüzde 18,1'i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5'i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2'si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade ediyor. Bu veriyi özellikle önemsiyoruz" ifadelerini kullandı.








"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez"

Akran zorbalığının, çocuğun okula ve öğretmenine olan güvenini azalttığını söyleyen Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez. Zorbalık, çocuğun okula olan güvenini de aşındırıyor. Araştırmanın belki de üzerinde en çok düşünülmesi gereken sonuçlarından biri de şudur. Zorbalığın sıklığı arttıkça öğrencinin yalnızca kendisini kötü hissetmesi söz konusu olmuyor, okula ve yetişkinlerin kendisini koruyabileceğine duyduğu güven de azalıyor. Araştırmada öğrencilerin yüzde 35,4'ü yaşadığı zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini ifade ederken, toplam öğrenci grubunun yüzde 18,3'ü etkilenme düzeyini 'çok' veya 'çok ciddi' olarak değerlendiriyor. Bu nedenle zorbalığı 'çocukların kendi arasındaki mesele' olarak görmemek zorundayız. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor. Çocuklarımız görüyor, onları çözümün parçası yapmalıyız. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu söylüyor. Bu rakam bize bir risk kadar önemli bir imkanı gösteriyor. Çocuklarımız yalnızca zorbalığa maruz kalan veya zorbalık yapan kişiler değildir. Onlar aynı zamanda okul ikliminin aktörleridir. Bu yüzden akran destek sistemlerini güçlendirmeli, çocuklarımıza güvenli biçimde nasıl yardım isteyeceklerini ve arkadaşlarını nasıl destekleyebileceklerini öğretmeliyiz. Çocuğa 'Git arkadaşını korumak için kavga et' demiyoruz. Tam tersine; 'Doğru yetişkine haber ver, mağdur olan arkadaşını yalnız bırakma, zorbalığı alkışlama, normalleştirme' diyoruz. Zorbalık okul kapısında sona ermiyor. Bugün çocukların sosyal hayatı zil çaldığında sona ermiyor. Araştırmamıza göre öğrencilerin yüzde 69,9'unun akıllı telefonu, yüzde 58,8'inin kendisine ait sosyal medya hesabı var. Öğrencilerin yüzde 7,2'si son altı ay içerisinde çevrim içi ortamda hedef alındığını söylüyor. Günlük ekran süresi dört saatin üzerine çıktığında bu oran yüzde 14,9'a kadar yükseliyor. Daha dikkat çekici başka bir sonuç ise velilerle ilgili. Velilerin yüzde 88'i, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini ifade ediyor. Bu bize şunu söylüyor. Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlandıramayız. Sınıfta başlayan bir ilişki akşam telefon ekranında devam ediyor."

"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz"

Akran zorbalığına karşı kapsamlı öneriler sunan Yavuz, sözlerine şöyle devam etti:
"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz. Birincisi, Türkiye genelinde ortak standartları olan bir Ulusal Güvenli Okul ve Akran Zorbalığını Önleme Çerçevesi oluşturulmalıdır. İkincisi, öğretmenin meşru mesleki otoritesi yeniden güçlendirilmelidir. Üçüncüsü, disiplin sistemi yeniden değerlendirilmelidir. Dördüncüsü, her okulda güvenilir, görünür ve izlenebilir bir bildirim sistemi kurulmalıdır. Beşincisi, sözel, ilişkisel ve siber zorbalık daha görünür hale getirilmelidir. Altıncısı, kırılgan öğrenciler için erken fark etme ve güçlendirilmiş koruma mekanizmaları kurulmalıdır. Yedincisi, akranların koruyucu gücünden daha fazla yararlanılmalıdır. Sekizinci olarak, aile-okul iş birliği güçlendirilmelidir. Dokuzuncu olarak, dijital güvenlik okul güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Onuncu olarak, Türkiye'de okul sosyal hizmeti sistemi kurulmalıdır. On birinci olarak, rehberlik ve psikososyal destek sistemi daha güçlü hale getirilmelidir. On ikinci ve son olarak, düzenli bir ulusal izleme ve veri sistemi kurulmalıdır."

Etkinliğe Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Yavuz'un yanı sıra Prof. Dr. Emrah Akbaş ve Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi ekibi katılım sağladı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.