logo
25 EKİM 2026

Şehirler rant alanı olarak görülmesin

TMMOB Mimarlar Odası “Van Depremi Hasar Tespit Raporu”nu tamamladı

21.01.2012 00:00:00
 
TMMOB Mimarlar Odası “Van Depremi Hasar Tespit Raporu”nu tamamladı. Raporda, yaşanan yıkımın ve can kayıplarının nedeninin “deprem” olmadığı vurgulanırken, “Sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir yaşam alanlarına ulaşılması için bütüncül planlama yaklaşımı benimsenmeli, kısa vadeli ekonomik ve siyasal çıkarlar uğruna kentlerimizi bir rant alanı olarak gören parçacıl ve projeci planlama yaklaşımları sona erdirilmelidir” denildi. Raporda, afet yönetimi ile ilgili bütün kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapma ve koordinasyon sağlama ilkesini esas alan, merkezî, bölgesel ve yerel düzeylerde görev, yetki ve sorumlulukların açıklıkla belirlendiği, bilgi ve teknolojiye ulaşma ve etkin kullanma kapasitesine sahip bilgili, eğitimli ve deneyimli personellerden oluşan “özerk ve etkin” yeni bir kurumsal yapılanmaya gerek olduğu belirtildi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'ne bağlı odalar tarafından Van, Erciş ve köylerinde yapılan inceleme ve tespitler sonucunda yaşanan yıkımın ve can kayıplarının nedeninin deprem değil; planlama, mimarlık-mühendislik bilim ve teknik gereklerini yerine getirmeyen planlama, yapılaşma üretim ve denetim sistemi ve özellikle kırsal bölgelerde yaşanan toplumsal yoksulluk ve yoksunluk olduğunun bir kez daha ortaya çıktığı vurgulanan raporda, “Özellikle deprem bölgesinde okullar, hastaneler, yurt ve lojman gibi kamu yapılarında ve kırsal bölgelerde yaşanan yıkım ve hasarlar, planlama ve yapı üretim ve denetim sistemimizin acilen gözden geçirilmesini olmazsa olmaz bir önkoşul olarak dayatmaktadır” denildi. 

İzmir'de yakalanan Valmir Berısha "uyuşturucu madde ticareti”, “tehdit” ve "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma" suçlarından aranıyordu

Almanya tarafından üç ayrı suçtan uluslararası seviyede aranan Valmir Berısha İzmir'de yakalandı

25.10.2026 19:10:00
Haber Merkezi
 
İzmir'de yakalanan Valmir Berısha "uyuşturucu madde ticareti”, “tehdit” ve "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma" suçlarından aranıyordu
İzmir'de yakalanan Valmir Berısha "uyuşturucu madde ticareti”, “tehdit” ve "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma" suçlarından aranıyordu
İçişleri Bakanlığı, Alman adli makamlarınca "uyuşturucu madde ticareti", "tehdit" ve "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma" suçlarından difüzyonla uluslararası seviyede aranan Valmir Berısha'nın, İzmir'de yakalandığını bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre; Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol Europol Daire Başkanlığı ve MİT Başkanlığı koordinasyonunda, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından aranan kişilerin yakalanması için çalışma başlatıldı.

Çalışmalar sonucu Almanya adli makamlarınca "uyuşturucu madde ticareti, "tehdit" ve "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma" suçlarından uluslararası seviyede aranan Valmir Berısha'nın İzmir'de yakalandığı belirtildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol-Europol Daire Başkanlığı ve MİT Başkanlığı koordinesinde, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yapılan çalışmalar sonucu, Almanya adli makamlarınca 'uyuşturucu madde ticareti, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma' suçlarından difüzyonla uluslararası seviyede aranan Valmir Berısha isimli şahıs İzmir'de yakalandı. Kahraman polislerimizi, Interpol-Europol Daire Başkanlığımızı, MİT Başkanlığımızı, İzmir İl Emniyet Müdürlüğümüzü ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz."

Hayatını kaybeden uzman çavuş askeri törenle son yolculuğuna uğurlandı

Balıkesir'de gece nöbeti sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Uzman Çavuş Oğuzcan Alma (27), Kocaeli'nin Gebze ilçesinde düzenlenen askeri törenle son yolculuğuna uğurlandı

25.10.2026 16:23:00 / Güncelleme: 25.10.2026 16:25:44
İhlas Haber Ajansı
 
Hayatını kaybeden uzman çavuş askeri törenle son yolculuğuna uğurlandı
Hayatını kaybeden uzman çavuş askeri törenle son yolculuğuna uğurlandı
Balıkesir'de görev yapan Oğuzcan Alma, gece nöbeti sırasında aniden rahatsızlandı. Kalp krizi geçirdiği belirtilen Alma, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Kars'ın Sarıkamış ilçesine bağlı Yeniköy nüfusuna kayıtlı Alma'nın vefat haberi, dün Gebze'nin Köşklüçeşme Mahallesi'nde yaşayan ailesine ulaştı.

Alma için Gebze'deki Çoban Mustafa Paşa Camisi'nde askeri tören düzenlendi. Öğle namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası Alma'nın naaşı, dualarla son yolculuğuna uğurlandı.

Cenaze törenine Alma'nın aile bireyleri ile yakınları, Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz, Gebze Bölük Komutanı Binbaşı Aytaç Karaoğlan, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Hasan Soba ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Oğuzcan Alma, cenaze namazının ardından Gebze Merkez Mezarlığı'nda toprağa verildi.

TBMM'de Plan ve Bütçe Komisyonunda, 2027 yılı bütçesinin geneli üzerine görüşmeler yapılacak. Dışişleri Komisyonunda, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi ele alınacak

TBMM'de Plan ve Bütçe Komisyonunda, 2027 yılı bütçesinin geneli üzerine görüşmeler yapılacak. Dışişleri Komisyonunda, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi ele alınacak

25.10.2026 15:57:00
AA
 
TBMM'de Plan ve Bütçe Komisyonunda, 2027 yılı bütçesinin geneli üzerine görüşmeler yapılacak. Dışişleri Komisyonunda, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi ele alınacak
TBMM'de Plan ve Bütçe Komisyonunda, 2027 yılı bütçesinin geneli üzerine görüşmeler yapılacak. Dışişleri Komisyonunda, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi ele alınacak
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin geneli ile Sayıştay raporları üzerindeki görüşmeleri salı günü yapacak.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, görüşmelere katılarak milletvekillerinin soru, görüş, öneri ve eleştirilerine cevap verecek.

Komisyon, çarşamba günü Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Sayıştayın bütçelerini görüşecek.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki 2027 yılı bütçe görüşmelerine ilişkin alınan usul kararı gereğince, bütçenin geneli üzerindeki görüşmelerde konuşma süresi, siyasi parti grupları adına ve komisyon üyeleri için 20'şer dakika, komisyon üyesi olmayan milletvekilleri için 5 dakika olacak.

Kamu idarelerinin bütçeleri üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına 20 dakika, komisyon üyeleri için 10 dakika, komisyon üyesi olmayan milletvekilleri için 5 dakika konuşma süresi tanınacak. Süre uzatımı yapılmayacak.

Hükümet adına bütçe, kesin hesap ve Sayıştay raporlarına ilişkin sunuş konuşmaları ile milletvekillerinin sorularını cevaplama süreleri 30'ar dakika olacak.

Kamu idarelerinin bütçeleri üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına 20 dakika, komisyon üyeleri için 10 dakika, komisyon üyesi olmayan milletvekilleri için 5 dakika konuşma süresi tanınacak.

Hükümet adına bütçe, kesin hesap ve Sayıştay raporlarına ilişkin sunuş konuşmaları ile milletvekillerinin sorularını cevaplama süreleri 30'ar dakika olacak.

Dışişleri Komisyonu salı günü, Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması'nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi'ni ele alacak.

Telefonu 'sağlıklı kullanmak' mümkün


 
 
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Erdoğan, sosyal medya ve interneti tamamen bırakmak yerine sağlıklı ve dengeli kullanmanın önemine dikkati çekti.

24.10.2026 02:38:00
AA
 
Telefonu 'sağlıklı kullanmak' mümkün
Telefonu 'sağlıklı kullanmak' mümkün

Sosyal medyada yaygınlaşan dijital detoks paylaşımları, kişilerin telefon ve internet kullanım alışkanlıklarını yeniden değerlendirmelerine yönelik ilgiyi artırıyor. Ancak kısa süreli araların ardından eski alışkanlıklara dönmek, dijital kullanım sorunlarının çözümü için yeterli olmayabiliyor. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr.

Erdoğan, dijital araçların günlük yaşamın önemli bir parçası haline geldiğini, bu araçlardan yararlanırken kullanım süresinin ve alışkanlıkların kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Dijital detoksun kişilerin ekran başında geçirdikleri süreyi fark etmelerine yardımcı olabileceğini ifade eden Erdoğan, asıl hedefin geçici olarak internetten uzaklaşmak değil, sağlıklı kullanım alışkanlığı kazanmak olduğunu vurguladı.
Erdoğan, "Amacımız belli bir süre kullanmayıp sonra tekrar eski kullanım paternine dönmek değil. Amacımız sosyal medyayı, interneti sağlıklı ve yararlı bir şekilde kullanmak" dedi.

Sürekli bildirimler dikkati dağıtabiliyor

Telefon bildirimlerine ve sosyal medya içeriklerine sürekli maruz kalmanın dikkat dağınıklığı ve zihinsel yorgunluk gibi sorunlarla ilişkili olabileceğini belirten Erdoğan, sağlıklı dijital kullanımın bu belirtilerin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini kaydetti. Telefonu bir süre kullanmadığında sosyal medyadaki gelişmeleri kontrol etme isteğinin ortaya çıkabileceğini aktaran Erdoğan, bağımlılık bulunmayan durumlarda bu huzursuzluğun genellikle geçici olduğunu ifade etti. Kullanım süresini önceden planlamanın ve belirlenen sınırlara uymanın önemine değinen Erdoğan, zamanla yeni alışkanlıkların geliştirilebileceğini dile getirdi.


Günlük sorumlulukların aksaması uyarı işareti

Dijital kullanımın günlük yaşamı olumsuz etkilemesinin dikkate alınması gerektiğini belirten Erdoğan, kişinin kullanım süresini kontrol edememesi, iş ve okul sorumluluklarını aksatması ve yüz yüze iletişim yerine sanal etkileşimi tercih etmesinin sorunlu kullanım işaretleri olabileceğini söyledi. Erdoğan, "Kişi planladığından daha uzun süre kullanıyorsa, kullanımı kesmesi gerektiği zamanlarda kesemiyorsa, günlük işleri, okulunu, rutin sporunu aksatıyorsa, yüz yüze etkileşim yerine daha çok sosyal ağlarda etkileşimi tercih ediyorsa, bu durumlarda mutlaka dijital olarak sağlıklı kullanımı gündeme getirmemiz gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Kullanım süresini sınırlandırma, sosyal medya için belirli saatler belirleme ve aileyle geçirilen zamanı artırma gibi adımların sağlıklı alışkanlıklar kazanmaya yardımcı olabileceğine işaret eden Erdoğan, bağımlılık şüphesi bulunan kişilerin psikiyatri uzmanına başvurması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal medya kullanımını sınırlandırmaya yönelik düzenlemeyi olumlu değerlendirdiğini belirtti.

Sağlıklı yaşamın 10 sırrı


 
Sabah yorgun uyanıyor, gün içinde enerjiniz hızla düşüyor, sık hastalanıyor, kilo vermekte zorlanıyor ya da stresle eskisinden daha zor başa çıkıyorsanız, bunları yaşlanmanın doğal sonucu olarak görüyor olabilirsiniz. Oysa bu belirtiler sağlığınıza yeterince yatırım yapmadığınızın sinyalleri olabilir.

24.10.2026 00:30:00
Murat Çorbacı
 
Sağlıklı yaşamın 10 sırrı
Sağlıklı yaşamın 10 sırrı

Uzun yıllar boyunca sağlık, büyük ölçüde "Hasta mıyım, değil miyim?" sorusuyla değerlendirildi. Oysa günümüzde bu yaklaşım tek başına yeterli değil. Çünkü kronik hastalıkların önemli bir bölümü ortaya çıkmadan yıllar önce; uyku kalitesinde bozulma, enerji kaybı, kas gücünde azalma, metabolik esnekliğin kaybı, stres toleransının düşmesi ve bağışıklık sistemindeki değişiklikler gibi erken sinyaller vermeye başlıyor. İnsan sağlığında olumsuz seyreden tabloyu değiştirmek çoğu zaman günlük yaşamda yapılacak küçük ama düzenli değişikliklerle mümkün. Kişisel 'iyi yaşam' yaklaşımının bu noktada önem kazandığına dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, "Wellness yani iyi yaşam; kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal sağlığını her gün bilinçli seçimlerle desteklemesidir" ifadesini kullanarak, sağlıklı yaşamın kaldırım taşı olan günlük hayatta kullanacağınız 10 kişisel wellness rutinini anlattı.

1. Wellness'ın ilk sorusu: Uykumu koruyacak ne yapıyorum?

Uykunun bağışıklık sisteminin, hormon dengesinin, hafızanın, iştah kontrolünün, kan şekeri regülasyonunun ve hücresel tamir süreçlerinin yeniden organize olduğu biyolojik bir dönem olduğunu belirten Dr. Halil Ertürk, "Kötü uyku yalnızca ertesi gün yorgun hissettirmez. Uzun vadede insülin direncini, iştah artışını, tansiyon problemlerini, inflamasyonu, duygu durum dalgalanmalarını ve bilişsel performans düşüklüğünü tetikleyebilir" diyerek, kaliteli uykunun temel adımlarını paylaştı:

• Sabah saatlerinde gün ışığı almak,
• Her gün benzer saatlerde yatıp kalkmak,
• Akşam geç saatte ağır yemek yememek,
• Kafeini öğleden sonra sınırlamak,
• Yatak odasını serin, karanlık ve sessiz tutmak,
• Uyumadan önce zihinsel ve dijital uyarıyı azaltmak.

2. Akdeniz tipi beslenme metabolik sağlığı destekliyor

Karmaşık diyetler yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarını öneren Dr. Halil Ertürk, zeytinyağı, sebze, baklagiller, balık, tam tahıllar ve yeterli protein içeren Akdeniz tipi beslenmenin kan şekeri dengesinden bağırsak sağlığına kadar birçok sistemi olumlu etkilediğini belirtiyor. Özellikle 40 yaşından sonra yeterli protein tüketimi kas kütlesini korumak açısından önem taşıyor.

3. Yemekten sonra 10 dakikalık yürüyüş fark yaratıyor

Sağlıklı yaşam için uzun egzersiz programlarına gerek yok. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk'e göre öğle veya akşam yemeğinin ardından yapılacak 10-15 dakikalık tempolu yürüyüş sindirimi destekliyor ve yemek sonrası kan şekeri yükselmelerini dengelemeye yardımcı oluyor.

4. Uzun oturmanın etkilerini azaltın

Kas dokusunun yalnızca hareket etmek için değil, metabolizma, bağışıklık ve sağlıklı yaşlanma için de önemli olduğunu vurgulayan Dr. Ertürk, "Wellness yaklaşımında hareket yalnızca kalori yakmak için yapılmaz. Hareket; kası, kalbi, damarları, beyni, eklemleri ve metabolizmayı canlı tutan temel biyolojik uyarıdır" diyerek, günlük wellness için iki hedefi paylaştı:
• Daha az oturmak.
• Düzenli kas uyarısı vermek.
• Pahalı ekipman olmaksızın yapılan tempolu yürüyüş, merdiven çıkma, squat (çömelme), duvara şınav, plank, esneme hareketleri ve vücut ağırlığıyla yapılan basit egzersizler güçlü bir başlangıç sağlıyor. Her 45-60 dakikada bir ayağa kalkmak, kısa bir yürüyüş yapmak veya birkaç esneme hareketi bile uzun oturmanın olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı oluyor.

5. Amaç stresi yok etmek değil, toparlanabilmek

Stresin yaşamın doğal bir parçası olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, asıl önemli olanın stres sonrası bedenin yeniden dengeye dönebilmesi olduğunu söylüyor. Yavaş nefes egzersizleri, doğada zaman geçirmek, dijital molalar vermek ve sosyal ilişkileri güçlendirmek sinir sisteminin toparlanmasına katkı sağlayabiliyor.

6. Hormetik stres: Dozunda zorlanma, daha güçlü beden

Bedenimizin her zaman konfor alanında kalmaya değil, zaman zaman kontrollü şekilde zorlanmaya da ihtiyacı var. Bilim dünyası buna "hormetik stres" adını veriyor. Sağlıklı bir bedenin zaman zaman kontrollü uyaranlara da ihtiyacı olduğunu ve burada "hormetik stres" kavramının devreye girdiğini belirten Dr. Halil Ertürk, "Hormetik stres; düşük dozda, kısa süreli ve kontrollü bir stresin vücutta adaptasyon yanıtı oluşturmasıdır. Yani bedene küçük bir zorlanma verilir; vücut buna yanıt olarak savunma, onarım ve dayanıklılık mekanizmalarını aktive eder. Egzersiz bunun en bilinen örneğidir. Kısa süreli soğuk veya sıcak maruziyeti, açlık penceresi, nefes egzersizleri ve doğa yürüyüşleri de doğru kişide, doğru dozda kullanıldığında benzer adaptif sinyaller oluşturabilir" dedi.

7. Buz banyosuna gerek yok, her duşun sonuna ekleyin

Soğuk duş veya duşun sonunda kısa süreli serin su uygulaması, evde yapılabilecek basit hormetik pratiklerden biri. Başlangıç için uzun buz banyolarına gerek olmaksızın duşun sonunda 20-30 saniye daha serin suyla bitirmek bile kontrollü bir uyaran olabilir. Buradaki amaç dayanıklılık geliştirmek ve bedene kısa süreli bir adaptasyon sinyali vermektir. Kalp hastalığı, ritim bozukluğu, kontrolsüz hipertansiyon, Raynaud sendromu, panik atak eğilimi veya ciddi kronik hastalığı olan kişiler bu tür uygulamalarda dikkatli olmalı.

8. Gece atıştırmalarını bırakmak iyi bir başlangıç olabilir

Aralıklı oruç, FMD benzeri beslenme protokolleri ve uzun açlık uygulamaları wellness dünyasında sık konuşuluyor. Çoğu kişi için ilk adımın akşam yemeğinden sonra atıştırmayı bırakmak ve doğal bir gece açlığı oluşturmak olduğunu belirten Dr. Halil Ertürk, "Yaklaşık 12 saatlik bu doğal gece açlığı metabolik ritmi desteklemeye yardımcı olur. Diyabet ilacı veya insülin kullananlar, hipoglisemi eğilimi olanlar, gebeler, emzirenler, yeme bozukluğu öyküsü olanlar, ileri yaşta kırılgan bireyler ve ciddi kronik hastalığı olanlar bu uygulamadan önce kişisel değerlendirme yapmalı" diyor.

9. En güçlü biyohack, alışkanlıklarınızdır

'Biyohacking'in (Vücudu ve yaşam tarzını optimize etmek) en temel halinin biyolojiyi anlayarak günlük davranışları doğru sıraya koymak olduğunu söyleyen Dr. Halil Ertürk, sabah gün ışığı almak, düzenli hareket etmek, yeterli protein tüketmek, nefes egzersizleri yapmak ve zamanında uyumanın biyolojik açıdan en etkili uygulamalar arasında yer aldığını söylüyor ve ekliyor: "Bazen en iyi biyohack, akşam telefonu kapatıp zamanında uyumaktır."

10. Mükemmel değil, sürdürülebilir bir rutin oluşturun

Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk 'e göre sağlıklı yaşamın sırrı kusursuz bir program uygulamak değil; her gün sürdürülebilecek küçük alışkanlıklar geliştirmek. Gün ışığıyla güne başlamak, gün içinde hareket etmek, öğünlerden sonra kısa yürüyüşler yapmak, ekran kullanımını azaltmak ve düzenli uyku saatleri oluşturmak uzun vadede büyük fark yaratabiliyor.

Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!


 
Erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilen pankreas kanseri çoğunlukla başka bir hastalık için doktora gidildiğinde ortaya çıkıyor. Genetik faktörler, ileri yaş ve sigara kullanımı kişide risk faktörünü artırabiliyor. En önemli belirtileri arasında sarılık, açıklanamayan kilo kaybı, karın ve sırt ağrısı bulunan pankreas tümörlerinde erken tanı tedavide önemli katkı sağlıyor. 
 

23.10.2026 20:36:00
Murat Çorbacı
 
Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!
Pankreas kanserinin 6 belirtisine dikkat!

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Emin Köse, pankreas tümörlerinin türleri, belirtileri, risk faktörleri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi: Midenin arkasında, karın boşluğunun üst bölümünde yer alan pankreas, sindirim sisteminin ve hormon dengesinin önemli organlarından biri... Pankreasın dış salgı işleviyle üretilen enzimler, besinlerin özellikle yağ, protein ve karbonhidratların sindirilmesine yardımcı olmakta. İç salgı işleviyle üretilen insülin ve glukagon gibi hormonlar ise kan şekeri düzeyinin düzenlenmesinde rol oynamakta. Pankreasta gelişen tümörler, hücrelerin kökenine ve özelliklerine göre farklı gruplara ayrılmakta.


Belirti vermiyor

Pankreasın karın boşluğunun derininde yer alması ve erken evrede belirgin şikâyetlere yol açmaması, hastalığın tanısını güçleştirebilmekte. Belirtiler tümörün pankreasın baş, gövde veya kuyruk bölümünde yerleşmesine, büyüklüğüne ve çevre dokularla ilişkisine göre değişmekte. Pankreas tümörlerinde dikkat edilmesi gereken başlıca belirtiler şunlar:

Sarılık: Ciltte ve göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, dışkı renginde açılma ve kaşıntı görülebilmekte. Özellikle pankreasın baş kısmındaki tümörler safra kanalına baskı yaparak sarılığa neden olabilmekte.

Karın ve sırt ağrısı: Üst karın bölgesinde başlayan ve sırta yayılabilen, devamlılık gösteren veya giderek artan ağrılar ortaya çıkabilmekte.

İstem dışı kilo kaybı: Beslenme düzeninde belirgin bir değişiklik olmaksızın kilo kaybı ve iştahsızlık gelişebilmekte.

Sindirim sorunları: Şişkinlik, bulantı, hazımsızlık ve dışkılama alışkanlıklarında değişiklik görülebilmekte.

Halsizlik ve yorgunluk: Hastalığa eşlik eden metabolik değişiklikler ve beslenme sorunları kişinin günlük yaşamını etkileyebilmekte.

Kan şekeri değişiklikleri: Daha önce diyabet tanısı bulunmayan kişilerde yeni başlayan diyabet veya mevcut diyabette kan şekeri kontrolünün bozulması, özellikle başka belirtilerle birlikte ortaya çıktığında değerlendirilmesi gereken bir durumdur.

Sigara kullanımı ve ileri yaş pankreas kanseri riskini artırıyor

Genetik faktörler, ileri yaş, yaşam tarzı ve sigara kullanımı kişide pankreas tümörü riskini artırmakta. Ayrıca kronik pankreatit, obezite ve diyabet de riski yükseltiyor. Pankreas tümörlerinin tanı ve tedavi planlaması, hastanın şikâyetlerine ve tıbbi öyküsüne göre planlanıyor. Fizik muayene ve kan testlerinin ardından, klinik gereklilik doğrultusunda bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve endoskopik ultrasonografi gibi yöntemlerden yararlanılıyor. Kan testleri, karaciğer ve safra yollarının durumunu değerlendirmeye yardımcı olurken bazı hastalarda CA 19-9 gibi tümör belirteçleri de incelenmeli. Ancak bu belirteçler tek başına kanser tanısı koymak için yeterli değil. Gerekli görülen durumlarda endoskopik ultrasonografi eşliğinde biyopsi yapılarak dokudan örnek alınabilmekte. Tanı aşamasında yalnızca tümörün varlığının belirlenmesi değil, türünün, büyüklüğünün, çevre damarlarla ilişkisinin ve uzak organlara yayılımının değerlendirilmesi de önem taşıyor.
Tedavide ise tümörün yerine göre farklı cerrahi yöntemler uygulanıyor. Hastaya özel uygulanan robotik cerrahi tedavi konforunu artırıyor.

İstanbul'da hava kirliliği yüzde 3 arttı

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde yapılan çalışma, kentteki hava kirliliğinin eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3 arttığını ortaya koydu

23.10.2026 16:10:00
AA
 
İstanbul'da hava kirliliği yüzde 3 arttı
İstanbul'da hava kirliliği yüzde 3 arttı
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Toros, İstanbul'da 2025 ve 2026'nın eylül aylarında hava kirliliği oranına ilişkin çalışma yaptı.

Bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) hava kalitesi ölçüm istasyonlarında kaydedilen havadaki partikül madde (PM10) oranı incelendi.

Buna göre, kentte eylül ayındaki PM10 konsantrasyonu ortalaması 24 istasyonda metreküp başına 29,33 mikrogram olarak belirlendi. Bu oran, geçen yılın aynı ayında ise ortalama 28,38 mikrogram olarak ölçüldü.

Böylece partiküler madde kaynaklı hava kirliliğinin geçen yıla göre yüzde 3 arttığı belirlendi.

Eylül ayında kentte partikül madde hava kirliliğinin en fazla ölçüldüğü istasyon metreküp başına 61,73 mikrogramla "Sultangazi 3" oldu. Bunu sırasıyla metreküp başına 57,89 mikrogramla "Kağıthane 1" ve 53,18 mikrogramla "Sultangazi 2" istasyonları takip etti.

Aynı dönemde hava kirliliğinin en düşük ölçüldüğü istasyon ise metreküp başına 12,96 mikrogramla "Kandilli 1" oldu.

Bunu 13,02 mikrogramla "Üsküdar 1" ve 15,17 mikrogramla "Ümraniye 1" istasyonları izledi.

Böylece partikül madde hava kirliliği oranının kentteki 15 istasyonda azaldığı, 9 istasyonda ise arttığı tespit edildi.

Hava kirliliği oranının bir önceki yılın aynı dönemine göre en fazla arttığı istasyonlar yüzde 75,97 ile "Çatladıkapı", yüzde 63,34 ile "Sultangazi 2" olarak belirlendi.

Aynı dönemde partikül madde hava kirliliği oranının en fazla azaldığı istasyonun yüzde 50,2'yle "Beylikdüzü" olması dikkati çekti.

Bu istasyonları yüzde 30,44 ile "Yenibosna", yüzde 29,77 ile "Alibeyköy" takip etti.

İstanbul'daki istasyonlarda ölçülen partikül madde ortalamaları şu şekilde:


Rüzgar yönü hava kirliliğini etkiliyor


Prof. Dr. Hüseyin Toros, AA muhabirine, İstanbul'da hava kalitesinin meteorolojik koşulların yanı sıra trafik, sanayi ve ısınma gibi insan kaynaklı faaliyetlerden etkilendiğini söyledi.

Kentte rüzgarın yönünün ve hızının kirleticilerin atmosferdeki dağılımını doğrudan etkilediğini belirten Toros, kuzeydoğulu rüzgarların Karadeniz üzerinden temiz hava taşıyarak kirleticilerin dağılmasına katkı sağladığını kaydetti.

Prof. Dr. Toros, güneyli rüzgarların etkili olduğu veya rüzgar hızının düşük seyrettiği dönemlerde ise kirleticilerin yüzeye yakın bölgelerde birikebildiğine dikkati çekerek, sonbahara geçişte gece saatlerinde yüzeyin soğumasıyla oluşan sıcaklık terselmesinin de hava kalitesini etkileyebildiğini vurguladı.

Bu durumun özellikle sabah saatlerinde azot oksitler ve partikül maddeler gibi kirleticilerin atmosferde dağılmasını zorlaştırabildiğinin altını çizen Toros, yağış miktarı ve yağışlı gün sayısının da havadaki partikül madde yoğunluğunun azalmasında etkili olduğuna işaret etti.

Prof. Dr. Toros, yağışların atmosferdeki asılı parçacıkların yeryüzüne taşınmasına katkıda bulunduğunu anlattı.

İstanbul özelinde her ay hava kirliliği üzerine çalışma yapıp hava kalitesini takip ettiklerini dile getiren Toros, "Eylül ayında eğitim öğretimin başlamasıyla birlikte trafik yoğunluğunun etkisi arttı. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde okul servisleriyle işe gidiş-geliş hareketliliği artıyor. Bu durum hava kalitemizin bozulmasına neden oluyor." diye konuştu.

Eylül ayında evsel ısınma faaliyetlerinin henüz yoğunlaşmaması nedeniyle kükürtdioksit seviyelerinin sanayi faaliyetleri ve gemi trafiği gibi kaynaklardan etkilenebildiğinden bahseden Toros, ısınma kaynaklı hava kirliliğinin azaltılmasında binalarda ısı yalıtımının temel adımlardan biri olduğunu, enerji tüketiminin azaltılmasının yakıt kullanımını ve buna bağlı emisyonları da düşürebileceğini kaydetti.

Konut ve iş yerlerinde gereğinden fazla ısıtmadan kaçınılması gerektiğini ifade eden Toros, iç ortam sıcaklığının uygun seviyelerde tutulmasının hem enerji tasarrufu hem de solunum yolu sağlığının korunması açısından önem taşıdığını anlattı.

Prof. Dr. Toros, katı ve sıvı yakıt kullanılan ısıtma sistemlerinde doğru yakma tekniklerinin uygulanmasının hava kirliliğinin azaltılmasına katkı sağlayacağını, özellikle katı yakıtlı sistemlerde uygun yakma yöntemlerinin tercih edilmesi, bacaların düzenli temizlenmesi ve yanmanın verimli şekilde gerçekleşmesinin is ve zararlı gaz salımını sınırlandırabileceğini söyledi.

Sonbahar ve kış aylarında meteorolojik koşulların kirleticilerin atmosferde birikmesini kolaylaştırabildiğine dikkati çekerek, bu nedenle enerji verimliliğini artıran uygulamalar ve doğru ısınma yöntemlerinin hava kalitesinin korunmasında önemli bir yere sahip olduğunu kaydetti.

Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi

Zonguldak'ın Kilimli ilçesi Gelik beldesinde maden ocağında meydana gelen patlamada mahsur kalan son işçinin de cansız bedenine ulaşıldı. Böylece olayda hayatını kaybedenlerin sayısı 3'e çıktı

23.10.2026 15:00:00
İHA
 
Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi
Maden ocağındaki patlamada ölü sayısı yükseldi
Zonguldak'taki maden faciasında ölü sayısı 3'e yükseldi.

Olay, saat 10.00 sıralarında Gelik beldesinde faaliyet gösteren Demir Madencilik'e ait maden ocağında meydana geldi. Metan gazı sıkışması sonrası yaşanan grizu patlamasında maden ocağındaki 8 işçiden 7'si çıkarılarak ambulanslarla hastanelere sevk edildi. Yaralı olarak çıkarılan işçilerden Murat Bölükbaşı ve Recep Çolakoğlu yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamazken, durumu ağır olan Cemal Arslan (45) ve Okan Dinçer (45) ilk tedavilerinin ardından Ankara'ya sevk edildi. Vücudunda yanıklar bulunan Ercan Akdal (40) ve kafa travması bulunan Soner Dinçer (34) Atatürk Devlet Hastanesi'nde, iki ayağında da kırıklar bulunan Kurtuluş Elmas (38) ise Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesinde tedavi altına alındı.


Mahsur kalan işçinin cansız bedenine ulaşıldı


Patlama sonrası ocakta mahsur kalan Murat Kaya'ya ulaşmak için ekipler seferber oldu. Yaklaşık 1.5 saat süren çalışma sonucu ekipler Murat Kaya'nın cansız bedenine ulaştı. Kaya'nın cenazesi bulunduğu yerden çıkararak Atatürk Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

Böylece olayda hayatını kaybedenlerin sayısı 3'e çıktı.

3 işçinin hayatını kaybettiği, 5 işçinin ise yaralandığı maden ocağındaki patlama ile ilgili olarak ise Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından inceleme başlatıldı.

Öte yandan, acı haberi alan aileler ise hastane morgu önüne gelerek feryat etti.


"Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir"  


Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Zonguldak'ta maden ocağında meydana gelen patlamaya ilişkin, "Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir. Olayda yaralanan 5 vatandaşımızın tedavilerine hastanelerimizde devam edilmektedir" dedi.  

Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Zonguldak'ta maden ocağında meydana gelen olayla ilgili sürecin yakından takip edildiğini belirterek, "Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 3'e yükselmiştir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Olayda yaralanan 5 vatandaşımızın tedavilerine hastanelerimizde devam edilmektedir. Yaralanan 1 vatandaşımızın durumu ağırdır. Ekiplerimiz tüm imkanlarıyla teyakkuz hâlindedir. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum" dedi.

Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor

Son yıllarda art arda yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor

23.10.2026 14:10:00
Ahmet Turan Yiğit
 
Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor
Suyun yolunu kapatan kentler sele davetiye çıkarıyor
Son yıllarda art arda yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Özellikle büyük kentlerde meydana gelen taşkınlar, yalnızca yoğun yağışların değil, yıllardır biriken plansız yapılaşmanın da sonucu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre sorun sadece gökten düşen yağmur miktarı değil; yağmurun toprağa ulaşamaması.

Kentlerde betonlaşmanın artması, dere yataklarının daraltılması ve doğal su yollarının yapılaşmaya açılması, şiddetli yağışların afete dönüşmesinde önemli rol oynuyor. Uzmanlar, gelecekte benzer felaketlerin daha sık yaşanabileceği uyarısında bulunurken, doğayla uyumlu kentleşmenin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Sel felaketlerinin nedeni sadece yağış değil

Şiddetli yağmurlar her zaman yaşanabiliyor. Ancak uzmanlara göre bir yağışın afete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen temel unsur, kentin bu suyu nasıl karşıladığı.

Yıllar içinde beton ve asfaltla kaplanan şehirlerde yağmurun toprağa sızması zorlaşıyor. Su toprağa karışamadığında ise hızla yüzeyde birikiyor, yolları, alt geçitleri ve yerleşim alanlarını su altında bırakabiliyor.

Bu nedenle uzmanlar, yaşanan felaketleri yalnızca hava koşullarıyla açıklamanın eksik bir yaklaşım olduğunu ifade ediyor.

Dere yatakları unutulduğunda risk büyüyor

Kentleşme sürecinde en çok zarar gören alanların başında dere yatakları geliyor. Uzmanlar, geçmişte suyun doğal geçiş güzergâhı olan birçok bölgenin yıllar içinde yapılaşmaya açıldığına dikkat çekiyor.

Oysa dere yatakları ve taşkın sahaları, yağışlı dönemlerde fazla suyu taşıyan doğal güvenlik koridorları olarak görev yapıyor. Bu alanların daraltılması veya tamamen ortadan kaldırılması halinde, su farklı güzergâhlar arıyor ve bu durum yerleşim alanlarını tehdit eden taşkınlara neden olabiliyor.

Beton yerine suyu emen kentler öneriliyor

Uzmanların çözüm olarak dikkat çektiği yaklaşım ise "mavi-yeşil altyapı" sistemi.

Bu modelde yağmur bahçeleri, geçirimli zeminler, sulak alanlar, bitkilendirilmiş drenaj sistemleri ve yeşil koridorlar birlikte planlanıyor. Amaç, yağmur suyunu mümkün olduğunca düştüğü yerde tutabilmek ve kontrollü şekilde doğaya geri kazandırabilmek.

Uzmanlara göre suyu hızla uzaklaştırmaya çalışan klasik yöntemler tek başına yeterli olmayabiliyor. Bunun yerine suyu yönetebilen ve depolayabilen sistemlere ihtiyaç duyuluyor.

Parklar sadece dinlenme alanı değil

Birçok kişi parkları ve yeşil alanları yalnızca sosyal yaşamın bir parçası olarak görüyor. Ancak uzmanlar bu alanların iklim krizine karşı mücadelede kritik görevler üstlendiğini belirtiyor.

Kent ormanları, sulak alanlar, açık yeşil bölgeler ve ekolojik koridorlar yağmur suyunun tutulmasına yardımcı olurken aynı zamanda kent sıcaklıklarını da düşürebiliyor. Kısacası parklar yalnızca piknik yapılacak yerler değil; aynı zamanda kentin doğal savunma mekanizmaları olarak görülüyor.

İklim krizine karşı doğa temelli çözümler gerekiyor

Uzmanlara göre gelecekte aşırı hava olaylarının sıklığında artış yaşanabilir. Bu nedenle sadece beton kanallar ve mühendislik projeleriyle çözüm aramak yeterli olmayabilir.

Doğa temelli çözümler olarak adlandırılan yöntemler; ekosistemlerin kendi işleyişinden yararlanarak suyu tutmayı, filtrelemeyi ve yönlendirmeyi hedefliyor. Böylece hem taşkın riski azaltılıyor hem de doğal yaşam destekleniyor.

Bu yaklaşımın şehir planlamasına entegre edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Kentler doğayla mücadele ederek değil uyum sağlayarak korunabilir

Uzmanlar, afetlere karşı dayanıklı şehirler oluşturmanın yolunun doğayı kontrol etmeye çalışmaktan değil, doğal süreçlerle uyum içinde yaşamaktan geçtiğini ifade ediyor.

Dere yataklarının korunması, yeşil alanların artırılması, geçirimsiz yüzeylerin azaltılması ve suyun doğal döngüsüne saygı gösteren planlama anlayışının benimsenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Kentleşmenin kısa vadeli kazançlar yerine uzun vadeli güvenlik perspektifiyle ele alınmasının önemine dikkat çeken uzmanlar, bugün alınacak doğru kararların gelecekte yaşanabilecek can ve mal kayıplarını azaltabileceğini belirtiyor. Yağmurun düşmesini engellemek mümkün değil; ancak suya hareket edeceği güvenli alanlar bırakıldığında şehirlerin sel felaketlerine karşı çok daha dirençli hale gelebileceği ifade ediliyor.

Şanlıurfa'da yaprak sarması 12 öğrenciyi hastanelik etti

Şanlıurfa'da bir ortaokulda yaprak sarması yiyen 12 öğrenci zehirlenerek hastaneye kaldırıldı

23.10.2026 14:06:00
İHA
 
Şanlıurfa'da yaprak sarması 12 öğrenciyi hastanelik etti
Şanlıurfa'da yaprak sarması 12 öğrenciyi hastanelik etti
Edinilen bilgiye göre olay, Eyyübiye ilçesine bağlı Süleymanşah Mahallesi'nde bulunan Mustafa Vedat Mutlu Ortaokulu'nda meydana geldi. İddiaya göre, bir velinin okula getirdiği yaprak sarmasını yiyen 12 öğrenci, bir süre sonra rahatsızlandı.

Durumun bildirilmesi üzerine okula sağlık ekipleri sevk edildi. Zehirlenme şüphesi bulunan 12 öğrenci, sağlık ekipleri tarafından ambulanslarla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.

Öğrencilerin kent merkezindeki hastanelerde tedavisi sürüyor.

Olayla ilgili inceleme başlatıldı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.