Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili coğrafi konumu, mikroklima iklim özellikleri, akarsu havzaları ve milyonlarca hektarlık verimli delta ovalarıyla tarih boyunca dünyanın en önemli tarım coğrafyalarından biri olmuştur.
Asya, Avrupa ve Ortadoğu'nun kesişim noktasında yer alan bu topraklar, geçmişte yalnızca kendi nüfusunu beslemekle kalmamış, aynı zamanda çevresindeki coğrafyalara gıda ihraç eden bir "tarım üssü" unvanını taşımıştır.
Ancak bugün, küresel ekonomik sistemin dayatmaları, yerli üretimden kopuk tarım politikaları, girdi maliyetlerindeki astronomik artışlar ve iklim krizinin yıkıcı etkileri nedeniyle bu kadim tarım mirası derin bir varoluşsal krizle karşı karşıyadır.
Çiftçinin borç sarmalında boğulduğu, tarlaların ekilemediği, stratejik ürünlerde dışa bağımlılığın tavan yaptığı bu tablo, yalnızca ekonomik bir çöküş değil; aynı zamanda ulusal güvenlik ve gıda egemenliği açısından hayati bir alarm zilidir.
Bu krizin en somut ve acı yansımalarından biri, Yeşilırmak Nehri'nin bereketlendirdiği, 87 bin 981 hektarlık devasa alanıyla Türkiye'nin en büyük delta ovalarından biri olan Samsun'daki Çarşamba Ovası'nda yaşanmaktadır.
Geçmişte domates, biber, patlıcan, salatalık, şeker pancarı ve mısır gibi temel gıda ürünlerinin merkezi olan bu verimli havza, bugün adeta kimlik değiştirmektedir.
"Çarşamba Ovası yok, Çarşamba ormanlığı var" feryadı
Üreticilerin, "Çarşamba Ovası yok, Çarşamba ormanlığı var" feryadı, tarımsal üretimdeki yapısal erozyonun ve yanlış politikaların yarattığı dramatik dönüşümün en yalın özetidir.
Şeker fabrikalarının kapatılması, alım garantilerinin kaldırılması ve girdi maliyetlerinin altından kalkılamaz boyutlara ulaşması, çiftçiyi geleneksel sebzecilikten uzaklaştırarak bakım maliyeti daha düşük olan kavak ve fındık üretimine mecbur bırakmıştır.
Öyle ki, geçmişte ülkenin dört bir yanına sebze ihraç eden Çarşamba'nın yerlileri bile bugün başka şehirlerden gelen domatesi, fasulyeyi ve biberi tüketir hale gelmiştir.
Samsun'dan Niğde'ye, Çukurova'dan Konya'ya kadar Türkiye'nin dört bir yanında tarım sektörü benzer bir çözülme süreci yaşamaktadır.
2027 yılı bütçe rakamları da bu acı tablonun resmi kayıtlardaki yansımasıdır.
Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesine göre çiftçiye kanunen verilmesi gereken destek 1 trilyon 112 milyar lira iken, bütçeden ayrılan rakam yalnızca 235 milyar lirada kalmış; çiftçinin cebinden eksiltilen miktar tam 877 milyar lira olmuştur.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın toplam bütçesi 760 milyar lira olarak belirlenirken, bankalara ve tarım kredi kooperatiflerine olan çiftçi borç yükü 1 trilyon 511 milyar liraya dayanmıştır.
Ürettiği ürün tarlada kalan, girdi maliyetleri karşısında ezilen ve icralık olan üretici, tarımsal faaliyetten hızla kopmaktadır.
Bu yapısal tıkanıklığı aşmak, günübirlik yamalarla değil, ancak köklü, milli ve planlı bir ekonomik modelin hayata geçirilmesiyle mümkündür.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli (MEM), tarımı yalnızca bir ekonomik sektör olarak değil, bir milletin bağımsızlık ve gıda güvencesi temeli olarak ele almakta; krizden çıkış için eksiksiz bir yol haritası sunmaktadır.
Çarşamba Ovası'nda sebzeden kavağa dönüşüm
Türkiye'nin en verimli tarım havzalarından biri olan Çarşamba Ovası, tarım politikalarındaki yanlışlıkların ve desteksizliğin mahvettiği alanların başında gelmektedir.
Yeşilırmak'ın alüvyonlu topraklarıyla beslenen bu devasa delta, geçmişte ülkenin sebze ihtiyacının çok önemli bir kısmını karşılıyordu.
Domates, biber, patlıcan, salatalık, taze fasulye ve şeker pancarı tarlalarıyla anılan ova, bugün kavak ve fındık ağaçlarının istilası altındadır. Bölge çiftçisinin dile getirdiği "Çarşamba Ovası yok, Çarşamba ormanlığı var" ifadesi, tarımsal üretimdeki bu trajik gerilemenin ve vizyonsuzluğun en çarpıcı kanıtıdır.
Bu değişimin temelinde plansızlık ve sanayi altyapısının tasfiye edilmesi yatmaktadır. Bölgedeki şeker fabrikalarının kapatılması, pancar ekimiyle geçinen binlerce aileyi ortada bırakmıştır.
Fiyat istikrarsızlığı, yüksek fide ve gübre maliyetleri, çiftçiyi her yıl artan bir belirsizliğe sürüklemektedir.
Bir yıl iyi para kazanan üretici, ikinci yıl taban fiyatların sıfırlanmasıyla ağır zararlar etmekte, bu da uzun vadeli üretim planlamasını imkânsız kılmaktadır.
Kışlık seralardan iyi gelir elde eden sahil kesimindeki üreticiler dahi artan maliyetler ve azalan gelirler nedeniyle seralarını sökerek fındık bahçelerine yönelmiştir.
Kendi toprağında sebze üreten Çarşamba, bugün dışarıdan gelen ürünlere muhtaç hale gelmiş; kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin kente göç etmesiyle birlikte üretim kültürü büyük bir darbe almıştır.
Tarımda bütçe açmazı ve çiftçinin 1,5 trilyon liralık borç sarmalı
Çarşamba Ovası'nda yaşanan yerel kriz, Türkiye genelindeki makro tarım politikalarının duvara çarptığının en net göstergesidir.
TBMM gündemine gelen 2027 yılı bütçe görüşmeleri, tarım sektörüne ve üreticiye verilen değerin yetersizliğini gözler önüne sermiştir.
5488 sayılı Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesi, devletin tarımsal destekler için gayri safi millî hasılanın yüzde birinden az olmamak üzere kaynak ayırmasını yasal bir zorunluluk olarak hükme bağlamıştır.
Ancak 2027 yılı bütçesinde bu yasal zorunluluğa uyulmamış; çiftçiye verilmesi gereken 1 trilyon 112 milyar liralık desteğe karşılık yalnızca 235 milyar lira ödenek ayrılmıştır. Sadece tek bir kalemde çiftçinin cebinden eksiltilen 877 milyar lira, tarımsal üretime vurulan en büyük darbelerden biridir.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın toplam bütçesi 760 milyar lira seviyesinde kalırken, artan girdi maliyetleri karşısında çaresiz kalan üreticinin bankalara ve Tarım Kredi Kooperatifleri'ne olan toplam borcu 1 trilyon 511 milyar liraya ulaşmıştır.
Mazot, gübre, tohum, elektrik ve ilaç fiyatları döviz kuru ve küresel hammadde krizleriyle tırmanırken, çiftçinin ürünü hak ettiği değeri bulamamaktadır.
Küresel pazarlarda madencilik sektörünün kükürt talebini artırması gübre maliyetlerini uçururken, iklim krizinin tetiklediği kuraklık, sel ve don olayları da binlerce dekar araziyi kül etmiştir.
Çiftçi, ürettikçe borçlanan, banka icralarıyla boğuşan ve tarlasını terk etmek zorunda kalan bir konuma mahkum edilmiştir.
Devam edecek…
- Gençlerimiz umudunu neden sınır ötesinde arıyor? / 24.10.2026
- ABD ve İsrail’in İran denklemindeki yeni saldırı planları / 23.10.2026
- Küresel provokasyonlar ve Avrupa’daki halk isyanları / 22.10.2026
- Su yolunu bulur: Yanlış kentleşme ve ihmalin ağır bedeli / 21.10.2026
- Avrupa'yı saran öfke dalgası: Sistem çıkmazı ve çözüm arayışı / 20.10.2026
- Ortadoğu’da savaşın gölgesinde seçim pazarlıkları / 19.10.2026
- Trump’ın tıkanan Ortadoğu çıkmazı / 18.10.2026
- ABD’nin Ukrayna satrancı ve Avrupa’nın sürüklendiği tuzak / 17.10.2026
- Megakent sular altında: İklim krizinin ve betonlaşmanın acı faturası / 16.10.2026


























































