"Bir kimseye, bir kuruma, bir ideale veya verilmiş olan bir söze karşı içtenlikle bağlı kalmak, dürüst davranmak ve arkasında durmak" demektir.
Burada gonga bir tokmak vuralım ve duralım.
Eski Türklerde ve yabancı ülkelerde verdikleri söze sadık kalmakla ünlenmiş kuruluşlar, askerler ve yöneticiler vardı. Savaşları yönetenler; askerlerin kendilerine bağlılıklarına ve gösterdikleri ideal uğruna verdikleri sözden dönmeyeceklerine, gerekirse ölüme gideceklerine inanırlardı. Kral, komutan, yönetici gibi sıfatları ne olursa olsun halka sadakatlerini ve başarılarını ispatlamış liderler vardı. Bunlar oturdukları sarayların değil, savaş alanlarının kahramanları idi. Halk tarafından sevilir, sayılır sadakatle hizmet edilirdi. Halk, dertlerine çözüm bulacağına inanarak kapılarında kuyruk olurlardı.
Bugün dünya "Dönek"lerin dünyası oldu. Söz vermek, sadık olmak gibi kavramlar maalesef yok olan insani hasletler arasındaki yerini aldı. Söz vermek, ant içmek, sadık olduklarını göstermek için diz kırmak namuslu bir insanın hayatında ki en önemli anlardan biri idi. Ezoterik örgütlerde klana katılan hariciler için yapılan törenlerde verilen sözden dönülmesi, yani dönek olması durumunda başına neler geleceği anlatılır, bazılarında ise örnek olarak gösterilirdi. Eğer yeni bir harici aydınlatılıyorsa, döneğin infazı bu aydınlanma törenlerinde yapılarak aday hariciye sonuçları canlı olarak gösterilirdi.
Tabii, bu bizim gösterdiğimiz örnek orta çağın kalıpları içinde normal kabul edilir, izi belirsiz bir gömü işlemi ile yaşanmamış kabul edilirdi. Bu gelenek şekil değiştirerek modern organizasyonlara kadar devam etmiştir. Ancak günümüzde dönek olmanın mahşeri vicdan dışında bir cezası yoktur, aksine mükafatı vardır.
Eski Türklerde, halkın ekmeğini çalan; ahali arasına nifak sokan, toplumca hoş görülmeyen sadakatsizlik vakaları ile gündeme düşen kişi veya kurumlar çok şiddetle cezalandırılırdı. Kadının ırzına, düşkünün malına, aceminin kılıcına dini yapı ve din adamlarına dokunanlar affedilmezdi.
Hızlı bir şekilde dünyayı taradığımızda "sadakat" kavramı enayilik, aptallık, kandırma aracı, menfaat sağlamak için yapılan bir davranış, gösteriş olarak algılanıyor. Devletin malına el uzatanlar, devlet makamlarını kendi menfaatlerine kullananlar, minareyi çalmak için kılıf hazırlayanlar, saf ayağına yatıp yaptıklarının suç olduğunu bilmediğini belirterek yalan söyleyenler, umut verip halkı kandıranlar ancak verdiği sözden anında çark edenler günümüzde sık sık rastladığımız insan davranışları olarak karşımıza çıkıyor.
Düne kadar halk için halk kitlelerinin ümidi olduğunu söyleyenler, bugün simit gibi çıtır çıtır yenilirken kimse sahip çıkmıyor. Partizanlık ülke içinde gizli bir örgüt gibi oldu. Siyasi liderler kendilerine sadık olanları abat ederken, diğerlerini dışlamaya ve onlara zehirli sarmaşık gibi yaklaşmamaya özen gösteriyorlar…
Oysa böylesine bir vatan toprağında insanları din ve yaradan ile kandırıp korkutmak yerine, hurafelerden arındırıp, milletine, devletine; devletin milletine sadakatle bağlı olmasını sağlamak bu kadar mı zor? Üç günlük ömrümüzde bir yanda insanlar açlıktan sersefil yaşayıp, çocuklarını beslemekte zorluk çekerken, meslek sahibi olanların yerine liyakatsız insanların atandığı, emeklilerin bir kuru ekmeğe muhtaç olduğu, çocukları amansız hastalıkla savaşırken iane toplamak zoerunda kalan ebeveynlerin öte yanında makam ve mevki sahiplerinin kasalarını doldurduğunu görmek devlete sadakat kavramına inanan insanların içini acıtıyor.
Bir de siyasi makamları emanet ettiğimiz politikacıların insanımızın ortak mirasını soyması gerçekten en kabul edilemez tarafı. Bayrağına, vatanına, atasına, dinine sadık insanların böyle bir haksızlığa uğraması gerçekten tüylerimizi ürpertiyor. Geleceğe olan güvenimizi sarsıyor. Böyle giderse vatan, bayrak, millet diye bir kavramın kalmayacağından endişe ediyor, dinin yerini sadece paranın alacağından korkuyorum.
İnsan önce evinde karısına, çocuğuna sadakatle bağlı olmak, onların geleceğini dürüst yollardan garantiye almak için çırpınmalı. Bunun için Bayrağına, vatanına, atasına sahip çıkmalı, Devlet dediğimiz kavramı yerine getiren sistemi korumalı, milli duygu ve menfaatlerini her şeyin önünde tutmalıdır.
Kapalı kapılar ardında iş çevirenler, kararlar alanlar, milletten korkanlar, açık ve şeffaf yönetim tarzına inanmayanlar insanları polis, hâkim ve savcı ile korkutanlar asla başarılı olmamışlardır. Elbette Suç cezasız kalmaz. Ancak suçun ne olduğu açık ve şeffaf bir şekilde anlatılmalı, anlaşılmalı, alınan ceza örnek olarak gösterilmelidir.
Türkiye'nin içine düştüğü Sadakatsizlik sarmalı her geçen gün büyümekte, cezai tedbirler dışında maalesef Eğitim ve Ahlakı geçerli kılacak gelir adaleti düzenlemeleri yapılamamaktadır. Kısa yoldan köşeyi dönme planlarına, akla hayale gelmeyecek dolandırıcılık vakalarına her gün bir yenisi eklenmektedir.
Aman dikkat! Bizi önce insan yapan değerlerden ve milli hasletlerimizden ayrılmamalı, ayırmaya çalışanlara izin vermemeli, onlarla mücadele etmeye, uyanık davranmaya çalışmalıyız.
Yoksa tanıyamadığımız ama kendi yetiştirdiğimiz yabancı bir toplumda yaşamak zorunda kalacağız.
- Yeniden oyun kurmak / 20.10.2026
- Paris’in rezervuarları, Londra’nın bariyerleri / 18.10.2026
- Yazının acelesi var / 15.10.2026
- Oy emanet midir? / 10.10.2026
- Emanet / 03.10.2026
- Makarios, FETÖ ve din bezirgânlığı / 25.09.2026
- Savaş çığırtkanlığı mı? Karartma geceleri mi? / 23.09.2026
- Berlin’de Elif Eralp rüzgârı / 22.09.2026
- Zaman hırsızları / 20.09.2026


























































