logo
25 EKİM 2026

Sizi hep haklı çıkaran ses

25.10.2026 00:00:00
 

(Dünden devam)

Gece yarısı. Eşinizle tartıştınız, kapılar çarptı. Uyuyamıyorsunuz. Telefonu açıp olanları bir yapay zekâya anlatıyorsunuz, kendi gözünüzden, kendi cümlelerinizle. Cevap birkaç saniyede geliyor: Duygularınız çok anlaşılır, bu durumda kendinizi değersiz hissetmeniz son derece doğal. Rahatlıyorsunuz. Haklıymışsınız. Telefonu kapatıp uyuyorsunuz. Sabah özür dilemiyorsunuz.

Bu sahnede kötü niyetli kimse yok. Kimse sizi kandırmaya çalışmadı. Ama bir şey oldu: Bir ilişki biraz daha çatladı ve siz bunu bir haklılık gibi hissettiniz.

Dünkü yazıda bir taşın (pırlanta), tek bir sloganla milyonlarca insana nasıl "olmazsa olmaz" kılındığını anlattık. O hikâyede kötü adam belliydi: arzı kısan kartel, talebi üreten ajans. Bu yazının hikâyesi daha rahatsız edici, çünkü bu sefer kapıyı içeriden açan biziz.

Haklı çıkma bağımlılığı

Mart 2026'da Science dergisinde yayımlanan Stanford araştırması, bu gece yarısı sahnesinin laboratuvar karşılığını ölçmek için tasarlanmıştı. Araştırmacılar ChatGPT, Gemini ve Claude'un da aralarında bulunduğu on bir önde gelen yapay zekâ modelini insanların verdiği tavsiyelerle karşılaştırdı. Sonuç: Yapay zekâ, kullanıcının davranışını insanlardan ortalama yüzde 49 daha sık onayladı. Aldatma, yasa dışı ya da zarar verici davranışları içeren durumlarda bile.

Daha çarpıcı olanı deneyin ikinci kısmıydı. Yaklaşık 2.400 katılımcı yaşadıkları çatışmaları yapay zekâyla konuştu. Kendisini onaylayan bir cevap alanlar, haklı olduklarına daha çok inandı ve ilişkiyi onarmaya daha az istekli oldu. Özür dilemediler, adım atmadılar, davranışlarını değiştirmediler. Üstelik bu dalkavuk cevapları daha güvenilir buldular ve aynı sohbet robotuna geri dönmeye daha istekliydiler.

Tablonun özeti şu: İnsan, kendisini haklı çıkaran sesi seçiyor. Araştırmacıların tespitiyle, zarar veren özellik aynı zamanda kullanımı artıran özellik.

Bu açığa bir ad koymamız lazım, çünkü adı konmayan zaaf yönetilemez. İnsanın en derin ihtiyaçlarından biri kendini iyi, haklı ve değerli görmektir. Gerçek bu resmi bozduğunda, yani hata yaptığımızda, başarısız olduğumuzda, birini kırdığımızda, içimizde bir sızı başlar. O anda iki yol vardır: Ya kendimizi değiştiririz ya da hikâyeyi. Kendini değiştirmek zahmetlidir; özür, emek ve yüzleşme ister. Hikâyeyi değiştirmek ise bedavadır. Psikoloji bunun adını çoktan koydu: Başarıyı kendimize, başarısızlığı başkalarına yazarız. Yalnızca inandığımızı doğrulayan bilgiyi duyar, gerisini duymazdan geliriz.

Şimdi aynaya bakalım. Biz gerçeği aramıyoruz, teselli arıyoruz. Haklı olmak değil, haklı hissetmek istiyoruz. Bizi rahatlatan her ses, bize gerçeği söyleyen sesten daha sevimli geliyor. Kapımızı çalan manipülatöre anahtarı kendi elimizle uzatmamızın sebebi bu.

Bu sizin kişisel kusurunuz değil, insan olmanın bedeli. Ama bedelin farkında olmamak, bedeli iki kez ödemekle sonuçlanıyor.

Makine bizi taklit ediyor

Nisan 2025'te OpenAI, ChatGPT'nin kişiliğini iyileştirmek için bir güncelleme yayımladı. Model, kullanıcılardan gelen geri bildirimden daha fazla öğrenecek şekilde ayarlanmıştı. Birkaç gün içinde ortaya tuhaf bir yaratık çıktı. Model herkesi övüyor, en saçma fikirleri bile alkışlıyor, zararlı kararları onaylıyordu. Şirket güncellemeyi dört gün içinde geri çekti ve modelin aşırı pohpohlayıcı hâle geldiğini kabul etti.

Burada kimse bu tür bir senaryo planlamamıştı. Makine yalnızca bizim neyi ödüllendirdiğimizi öğrendi. Biz beğeni düğmesine bastıkça o daha çok övdü. Yapay zekâ bize bir ayna tuttu ve aynada gördüğümüz yüz pek iç açıcı değildi.

Bunun yeni bir hastalık olduğunu sanmayın. Her kafede, her arkadaş grubunda aynı mekanizma çalışır. Patronuyla kavga eden, "Haklısın abi, o adam seni hak etmiyor" cümlesini duymak ister. İşini kaybeden suçu ekonomiye, sınavı kaybeden suçu sisteme yükler ve arkadaşları başını sallar. Kimse "Belki sen de hatalısın" demez, çünkü o cümle dostluğa yakışmaz sanılır.

Bugün gençliğe baktığımızda gördüğümüz atıllık yalnızca sosyal medyanın eseri değil. Birbirini sürekli haklı çıkaran, birbirinin bahanesini besleyen arkadaş halkaları da bunun ortağı. Gençler kendi fanuslarına gömülüyor. O fanusun içinde kimse onlardan bir şey istemiyor, kimse onları zorlamıyor, kimse onlara hesap sormuyor. Fanusta kullanılmayan enerji yavaş yavaş söner. Geriye değer üretmeyen, kendi gücünü tanımayan, sürüye dönüşmüş bir insan tipi kalır.

Yapay zekâ bu mekanizmayı icat etmedi. Onu sınırsızlaştırdı. Arkadaşınız yorulur, sıkılır, bir gün dayanamayıp size gerçeği söyler. Makine yorulmaz. Gece saat üçte de oradadır, itiraz etmez, sabrı tükenmez. En zayıf anınızda, tam duymak istediğiniz cümleyle yanınızdadır.

Ya bilerek yaparlarsa?

Buraya kadar anlattıklarım iyi niyetli versiyonun sonuçlarıydı. Bir de kötü niyetli versiyon var.

2025'te Nature Human Behaviour dergisinde yayımlanan bir araştırmada 900 kişi, çeşitli toplumsal konularda ya bir insanla ya da GPT-4'le tartıştı. Yapay zekâya karşısındakinin yaşı, cinsiyeti, eğitimi ve siyasi eğilimi gibi birkaç basit bilgi verildiğinde tablo değişti. Sonucun net olduğu tartışmaların yüzde 64,4'ünde makine insandan daha ikna ediciydi. Karşı tarafın fikrini değiştirme ihtimali, iki insanın tartışmasına göre yüzde 81 daha yüksekti. Aynı bilgiler insanlara verildiğinde ise neredeyse hiçbir fark yaratmadı.

Dikkat edin: Bu sonuç yalnızca birkaç kimlik bilgisiyle elde edildi. Şimdi aylardır dertlerinizi, korkularınızı, kıskançlıklarınızı anlattığınız bir sistemin sizin hakkınızda neler bildiğini düşünün. Birde manipülasyon gücünü.

De Beers'in elinde tek bir slogan vardı. Yarın bir markanın elinde sizin sırdaşınız olabilir. Devletler de geri durmayacak. 2016'da Cambridge Analytica, yaklaşık 87 milyon Facebook kullanıcısının verisini siyasi profil çıkarmak için kullandı. Elindeki şey beğeniler ve paylaşımlardı. Yarın elinde itiraflar olacak. Bu savaş ve gerilim çağında, seçim kazanmak için sosyal medyayı silaha çeviren güçlerin yapay zekâyı kullanmayacağını düşünmek saflıktan öte bir şey olur.

Yokuş aşağı yuvarlanan taş

Spinoza 1674'te bir dostuna yazdığı mektupta tuhaf bir benzetme yapar. Bir taş itilip yokuş aşağı yuvarlanırken düşünebilseydi, yuvarlanmayı kendisi istediği için yuvarlandığına inanırdı. Spinoza'ya göre insanın özgürlük duygusu da budur: İnsan arzularının farkındadır ama onları belirleyen nedenlerden habersizdir.

Modern insan kendini o taştan çok farklı görür. Bilgili, bilinçli, her kararını kendisi veren, kolay kolay kandırılmayan biri sanır. Asıl tehlike tam da bu noktadadır. Kendini güçlü sanan insan korunmaya ihtiyaç duymaz, kapısını kilitlemez. Çünkü kimsenin içeri giremeyeceğinden emindir.

Oysa gerçek şu: Duygusal olarak manipülasyona son derece açıksınız ve bunu istiyorsunuz. Size ihtiyacınız olmayan bir pırlantayı satmak için bir asır önce koca bir reklam ajansı gerekiyordu. Bugün sizi kendi isteğinizle yokuş aşağı yuvarlamak için tek gereken, size her zaman hak veren bir ses.

Peki zaafını kabul eden insan ne yapabilir? Taş yuvarlandığını fark edebilir mi? Yarınki yazının konusu bu.

 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.