logo
01 KASIM 2026

Sıffin'den dönerken oğlu Hasan'a yazdığı vasiyetnamesi -4-

Ey oğlum! Ölümü anmayı çoğalt, birden bire saldırıya geçişini ve ölümden sonraki olayları düşün

01.11.2026 00:53:00
Haber Merkezi
 
Sıffin'den dönerken oğlu Hasan'a yazdığı vasiyetnamesi -4-
Sıffin'den dönerken oğlu Hasan'a yazdığı vasiyetnamesi -4-
"Ey oğlum! Ölümü anmayı çoğalt, birden bire saldırıya geçişini ve ölümden sonraki olayları düşün.

Ölümü hep önünde bil, gafil olma; ölüm, seni gitmeye hazır, güçlü bir halde bulsun; ansızın gelerek seni yenip helak etmesin.

Dünya ehlinin dünya ile avunup, ona bağlanması sakın seni aldatmasın. Allah, sana dünyayı anlattı, dünya da kendini tanıttı, kötülüklerini açıp gösterdi.

Dünya ehli, ancak havlayan köpekler, av peşinde koşan canavarlardır. Biri diğerini ısırır; üstün olan zayıf olanı yer; büyüğü küçü­ğünü kahreder; ona galip gelir. Dünya ehli; bazıları ayakları bağlanmış, bazıları ise serbest bırakılmış develer gibidir.

Akıllarını kaybetmiş, meçhule dalıp gitmişlerdir; başıboş sarp vadilerde yürümekte, afetlerde otlamaktadırlar. Ne onları gözetecek birisi, ne de yayıp otlatacak çobanları var.

Dünya, onları körlük yoluna sürüp, hidayetin aydınlattığı gözlerini aldı da şaşkınlık içinde dünyaya daldılar, nimetine gark olup onu rab edindiler. Dünya onlarla, onlar da dünya ile oynarlar ve ahireti de unuturlar.

Biraz dikkatlice bak, karanlık perdesi kenara çekilmekte, sanki mahfeler geldi gibi, koşanlar geçmişlerin kervanına mutlaka ulaşır.







Ey oğlum! Şunu bilesin; bineği geceyle gündüz olan kişi, duruyor olsa bile gider, oturup dinleniyor olsa da mesafe kat eder.

Emeline ulaşmayacağını, ecelinden kaçamayacağını, senden öncekilerin olduğu yolda olduğunu yakinen bil.

İsteklerini azalt, rahat ol, geçimini isteme hususunda iyi çalış. Zira nice istekler insanı elindekinden eder. Her çok isteyen, rızıklanmaz; istediği ideal olan ve güzelce isteyen de mahrum kalmaz.

Nefsin, seni isteklere yöneltse bile nefsini bütün aşağılıklardan üstün tut. Zira kendinden verdiklerini bir daha elde edemezsin. Sakın başkalarına kul olma; çünkü Allah seni hür olarak yarattı. Şerle ulaşılan hayır, hayır değildir. Güçlükle ulaşılan kolaylık da kolaylık değildir.

Tamah bineğiyle yola çıkmaktan sakın! Çünkü o, seni süratle helak suyunun başına götürür. Eğer güç yetirebilirsen, Allah'la aranda bir velinimetin olmamasını sağla.

Çünkü sen, kısmetine ulaşacak, payını alacaksın. Hepsi de Allah katında olmakla beraber, Allah'tan gelen az şey halktan gelen çok şeyden daha büyük ve daha yücedir.







Sessiz kalışınla kaybettiklerini telafi etmen, konuşmanla kaybettiklerini telafi etmenden daha kolaydır.

Kabın içindekini korumak, ağzını sıkı kapamakla mümkündür. Elinde bulunanı korumak, başkasının elindekini istemekten daha sevimlidir bana.

Ümitsizliğin acısı, insanlardan bir şey istemekten; iffetli olarak çalışıp geçinmek, günahla dolu zenginlikten daha hayırlıdır. Kişi kendi sırrını, en iyi kendisi korur.

Pek çok çalışan kimse nasıl bir zarara doğru koştuğunu bilmez. Çok konuşan saçmalar; düşünen kimse basiret kazanır. Hayırlılarla arkadaşlık et ki onlardan biri sayılasın. Şerlilerden sakın ki onlardan sayılmayasın.

Yiyeceklerin en kötüsü haram yemektir! Zulmün en kınanmışı, zayıflara yapılandır. Yumuşaklık, sertlik sayıldığı zaman, sertlik de yumuşaklık sayılır. Bazen ilaç, ölüme sebep olur; bazen de hastalık ilaç olur.

Bazen kendisinden nasihat beklenmeyen kimse güzel nasihat eder, bazen de nasihat eden kimse ihanet eder. Arzulara kapılıp bel bağlamaktan sakın; çünkü arzular, ahmakların sermayesidir. Akıl, tecrübeleri korumaktır. En hayırlı tecrübe, sana öğüt veren tecrübedir.

Sıkıntıya düşmeden fırsatları değerlendir. Her isteyen isteğine kavuşamaz, her giden de geri dönmez. Azığı yitirmek ve ahireti bozmak fesattandır. Her işin bir sonucu vardır; senin için nasıl takdir edilmişse öyle gelecektir.







Ticaretle uğraşan tehlikededir. Nice az şey, çok olan şeyden daha verimlidir. Aşağılık dostta ve itham edilen yardımcıda sana hayır yoktur.

Zaman sana teslim oldukça sıkıcı olma, fazla kar elde etmek için tehlikeli şeylere atılma. Sürekli inatçı bineğinin dizginlerini koparmasından sakın.

Kardeşin senden ayrılınca ona bağlan, yüz çevirince lütuf ve yakınlık göster, cimrilik edince cömert davran, uzaklaşınca yaklaş, şiddetlenince yumuşa, suç işleyince özrünü kabul et. Böylece sen onun kölesi, o ise senin nimet sahibin gibi olsun.

Bunu gerekmeyen yerlerde ve ehli olmayan kimselere yapma. Dostunun düşmanım dost sayma; dostunla düşman olmana sebep olur. Ona ister iyi gelsin, ister kötü, kardeşine öğüt ver, ihlâs ile söyle." Devam edecek Nehc'ul Belaga Mektuplar 31

Rize'de şiddetli yağış etkili oluyor

Rize'nin Pazar ilçesinde şiddetli yağış hayatı olumsuz etkiledi

31.10.2026 11:42:00
İHA
 
Rize'de şiddetli yağış etkili oluyor
Rize'de şiddetli yağış etkili oluyor
Rize'nin Pazar ilçesinde etkisini artıran şiddetli sağanak yağış, hayatı olumsuz etkiledi. Yağışın ardından Kirazlık Mahallesi sınırlarında bulunan Yüzevler Mevkii'nde taşkın meydana geldi. Menfezlerin tıkanması sonucu taşkın suları yola taşarken, mahalle sakinleri zor anlar yaşadı.






Öztürkler mevkiinden gelen derenin tıkanmasıyla suyun yerleşim yerlerine yöneldiğini belirten mahalle sakini Miraç Parlak, "Su bir anda girdi. Yani orada zaten menfezler herhalde tıkalı. Dere yatağı, ırmak Öztürkler mevkiinden gelen ırmak tıkandı. Apartmanların altına doğru vurdu, bu tarafa doğru geliyor. Sıkıntı büyük" dedi.








Bölgede benzer mağduriyetlerin geçmişte de tekrarlandığına dikkat çeken Adem Turgut ise kalıcı bir çözüm beklediklerini belirterek "Burada yıllardan beri sorunumuz devam etmektedir. Kanallar tıkanmış. Yukarıda afet oldu. Afet olunca toprak yeri kapattı, dere ırmağını kapattı. Bu vesileyle beraber oradaki bütün yağmur suları buraya akıyor. Defalarca yetkililere söylememize rağmen bu olayla iki üç defa daha karşılaştık. Mağduruz, insanlar dışarı çıkamıyor, zor durumda. Gereğinin yapılmasını yetkililerden arz ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı.

30.10.2026 12:05:00 / Güncelleme: 30.10.2026 12:12:38
Haber Merkezi
 
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı. Binlerce partilinin katıldığı yürüyüşte Türk bayrakları, Atatürk posterleri ve BTP bayrakları taşındı; Cumhuriyet ve bağımsızlık sloganları atıldı.






BTP'nin yurt genelinde gerçekleştirdiği 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında İstanbul'da da coşkulu bir kortej yürüyüşü düzenlendi.






Zeytinburnu 15 Temmuz Meydanı'nda başlayan yürüyüşe çok sayıda partili ve vatandaş katıldı. Ellerinde Türk bayrakları, Atatürk posterleri ve BTP bayraklarıyla yürüyen katılımcılar, güzergâh boyunca "Mustafa Kemal'in askerleriyiz", "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak", "Ne mutlu Türk'üm diyene", "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" ve "Bağımsız Türkiye" sloganları attı.






Meşaleler ve bando eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüşe çevredeki vatandaşlar da alkışlarla destek verdi.






ATATÜRK VE ŞEHİTLER ANILDI, ANDIMIZ OKUNDU

Kortej yürüyüşünün sona erdiği noktada Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunuldu. Ardından İstiklal Marşı okundu.






İstiklal Marşı'nın ardından BTP'liler hep birlikte Andımız'ı seslendirdi.






BTP'nin İstanbul'daki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, gerçekleştirilen halk oyunları gösterileriyle sona erdi.

Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri

Heyelan, yeryüzünün dik yamaçlarında bulunan kaya, toprak veya kayaç kalıntılarının yer çekiminin etkisiyle kütle halinde aşağı ve dışa doğru kayması olaydır

29.10.2026 13:58:00
Hasan Gündoğdu
 
Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri
Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri
Doğal afetlerin en yıkıcı ve aniden gelişen türlerinden biri olan bu süreç, yer kabuğunun dinamik yapısının bir sonucudur. Yerküre milyonlarca yıldır şekillenirken dağlar yükselir, vadiler derinleşir; heyelan ise bu jeomorfolojik evrimin en baskın ve keskin mekanizmalarından biridir.






Heyelanın Oluşumunu Tetikleyen Temel Faktörler

Heyelan olayları hiçbir zaman tek bir nedene bağlı olarak gerçekleşmez; genellikle hazırlayıcı zemin koşulları ile tetikleyici dış etkenlerin birleştiği noktada patlak verir.

Jeolojik ve Litolojik Yapı: Kil, marn ve şist gibi suya doyduğunda kayganlaşan tabakaların yamaç eğimine paralel olarak uzanması, malzemenin tutunma direncini zayıflatır.

Eğim Derecesi: Yamaç ne kadar dikse, kütle üzerindeki yer çekimi bileşeni o kadar yüksek olur ve kayma eşiği o kadar kolay aşılır.






Su (Hidrolojik Faktörler): Şiddetli yağmurlar, ani kar erimesi veya yeraltı su seviyesindeki dalgalanmalar toprağın gözenek basıncını artırır. Su, hem malzemenin ağırlığını artırarak aşağı çeken kuvveti büyütür hem de iç sürtünmeyi azaltarak bir "kayganlaştırıcı" işlevi görür.

İnsan Faaliyetleri (Antropojenik Etkenler): Karayolu yapımı veya tarla açmak amacıyla yamaç eteklerinin bilinçsizce kazılması (yarılması), yamaç üst kotlarına aşırı yük bindiren yapılar inşa edilmesi, bitki örtüsünün tahrip edilmesi ve yanlış sulama yöntemleri heyelanı tetikleyen en büyük beşeri hatalardır.

Tektonik Hareketler ve Depremler: Şiddetli yer sarsıntıları, yamaç dengesini koruyan iç gerilmeleri aniden bozarak büyük kütlelerin saniyeler içinde aşağıya akmasına yol açabilir.






Türkiye'de En Çok Heyelan Yaşanan Yerler

Türkiye, genç oluşumlu bir ülke olması, dağlık ve engebeli topoğrafyası, kırıklı (faylı) yapısı ve iklim çeşitliliği nedeniyle heyelan afetine en çok maruz kalan coğrafyalardan biridir.

Ülke genelinde heyelanın coğrafi dağılımı incelendiğinde belirgin bölgesel yoğunlaşmalar görülmektedir:

Doğu ve Batı Karadeniz Bölümleri: Türkiye'de heyelanın başkenti şüphesiz Karadeniz kıyı kuşağı ve dağlarının kuzey yamaçlarıdır. Rize, Trabzon, Artvin, Giresun, Kastamonu, Sinop, Zonguldak ve Bartın illerinde heyelanlar yılın her döneminde görülebilir. Bunun temel sebepleri; yıl boyunca düşen yüksek miktardaki ve düzenli yağışlar, derin vadilerle parçalanmış dik yamaçlar, arazideki kil oranı yüksek zemin yapısı ve killi tabakaların eğime paralel uzanmasıdır.

Marmara Bölgesi'nin Güney ve Doğu Kesimleri: Özellikle Sakarya (Adapazarı çevresi), Kocaeli, Bursa (Uludağ yamaçları) ve Yalova gibi hem aktif fay hatlarına yakın hem de topoğrafik olarak engebeli ve yoğun yağış alan yerlerde büyük heyelan kütlelerine rastlanır.

Akdeniz Bölgesi (Toroslar Kuşağı): Antalya'nın dağlık ilçeleri, Mersin'in iç kesimleri ve Kahramanmaraş'ın engebeli alanları, kalker ve marn karışımı yamaç yapısının yağışlarla birlikte yumuşaması nedeniyle heyecan riski taşır.

Doğu Anadolu'nun Dağlık Kesimleri (Erzurum, Kars, Van çevreleri): İlkbahar aylarında karların ani bir şekilde erimesi ve toprak altındaki donmuş tabakanın (permafrost etkisinin veya çözülmenin) çözülmesiyle birlikte bu bölgede de geniş alanlı toprak kaymaları meydana gelir.






Heyelana Karşı Alınması Gereken Mühendislik ve İdari Önlemler

Heyelanları tamamen engellemek doğanın dinamikleri karşısında her zaman mümkün olmasa da can ve mal kayıplarını minimuma indirmek, doğru planlama ve mühendislik önlemleriyle mümkündür.

Yer Seçimi ve İmar Planlaması

Eski heyelan sahaları (paleo-heyelanlar) kesinlikle imara ve yerleşime açılmamalıdır.

Yamaç etekleri veya vadi tabanları yerine, zemin etütleri yapılmış güvenli ve sert zeminler yerleşim için tercih edilmelidir.

Mühendislik ve Tahkimat Yapıları (Sanat Yapıları)

İstinat Duvarları ve Gabion Kafesler: Yamaç eteklerine yapılan güçlü betonarme istinat duvarları veya taş dolu tel kafesler, kayabilecek kütleyi mekanik olarak tutar.

Ankraj ve Zemin Çivileme: Kayalık ve dik yamaçlarda çelik halatlar ve derin zemin çivileri kullanılarak tabakaların ana kayaya sabitlenmesi sağlanır.

Püskürtme Beton: Hava ve suyla temas ederek ufalanan, çözünen kaya yüzeylerinin havayla temasını kesmek ve erozyonu önlemek için özel beton tabakalarıyla kaplanması etkilidir.






Yüzey ve Yeraltı Su Kontrolü (Drenaj)

Heyelanı tetikleyen en büyük unsur su olduğu için suyun yamaçtan uzaklaştırılması hayati önem taşır. Yamaç boyunca açılacak ring kanalları ve yüzey hendekleri, yağmur sularının riskli bölgeye sızmasını engeller.

Yeraltı su seviyesini düşürmek amacıyla derin drenaj tünelleri ve yatay sondaj boruları (drenaj boruları) döşenerek su kontrollü bir şekilde tahliye edilir.

Biyolojik Önlemler ve Ağaçlandırma

Kök sistemleri derinlere inen ve toprağı saçak gibi saran ağaç türleri (örneğin derin köklü meşe, çam türleri ve yerel bitki örtüsü) yamaç stabilitesini artırır.

Yol yapım çalışmaları sonrasında açıkta kalan şev yüzeylerinin hızla hidro-tohumlama yöntemiyle yeşillendirilmesi erozyonu ve yüzey kaymalarını engeller.

Beşeri Faaliyetlerin Düzenlenmesi ve Erken Uyarı

Karayolu veya baraj gibi büyük altyapı projelerinde yamaç kesme (şev kazısı) işlemleri sırasında jeoloji mühendislerinin raporlarına birebir uyulmalı, yamaç dengesini bozacak aşırı kazılardan kaçınılmalıdır.

Riskli bölgelerde yerleştirilecek eğim ölçerler (inklinometreler), yer altı su seviyesi sensörleri ve radar sistemleriyle anlık hareketler izlenmeli, tehlike anında erken uyarı sistemleri devreye sokulmalıdır.

Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı

Antalya'nın Manavgat ilçesinde seyir halindeyken, refüjü aşarak karşı şeride geçen kamyonun 2 otomobile çarpması sonucu meydana gelen kazada 3 kişi yaralandı

29.10.2026 13:37:00 / Güncelleme: 29.10.2026 13:40:24
İHA
 
Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı
Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı
Kaza; Antalya-Manavgat D-400 Karayolunda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Antalya istikametinden Manavgat istikametine seyir halindeki İsmail D'nin kullandığı 64 ACH 776 plakalı kamyon, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybedip refüjü ve tel örgüleri aştıktan sonra karşı şeride geçerek Metin Y'nin kullandığı 07 BGU 683 ve Hasan Ç'nin kullandığı 07 LOU 10 plakalı araçlara çarptı.






Kazada kamyon sürücüsü İsmail D. ile 07 BGU 683 plakalı araç sürücüsü Metin Y. ve araçta yolcu olarak bulunan Ahmet Ali Ü. yaralandı. Kazanın ardından olay yerine Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi Manavgat Birimine bağlı kurtarma, Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı Çolaklı Jandarma Karakolu, 112 sağlık ve Bölge Trafik İstasyon Amirliği ekipleri sevk edildi. Yaralılar, 112 sağlık ekiplerinin olay yerindeki müdahalesinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.








Kaza yapan araçların yol ortasında kalması nedeniyle yol trafiğe kapanırken, Kömürcüler Köprüsünden sonra Antalya istikametine trafik akışı Çolaklı Mahalle Merkezinden sağlandı. Araçların çekici vasıtasıyla yoldan kaldırılmasının ardından trafik akışı normale döndü.








Kaza anı kamerada

Öte yandan kaza anı bir iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Görüntülerde kamyonun süratli bir şekilde tel örgüleri devirip refüjü aşarak karşı yola geçmesi ve araçlarla çarpışma anı yer aldı.




















Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü

Bursa'da sobanın açık bırakılması sonucu çıktığı belirtilen yangın, itfaiye ekiplerinin hızlı müdahalesiyle kontrol altına alınarak söndürüldü

28.10.2026 13:09:00
İHA
 
Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü
Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü
Yangın, Nilüfer ilçesi Ayvaköy Mahallesi'nde ormanlık alanda bulunan bir bungalov evde çıktı. Sobanın açık bırakılması sonucu çıktığı belirtilen yangında, ev sahibi evinin yandığını öğrenince geri döndü.






Yangın ihbarı üzerine olay yerine kısa sürede ulaşan itfaiye ekipleri, alevlere müdahale etti. Ekiplerin hızlı çalışması sayesinde yangın, ormanlık alana sıçramadan söndürüldü.








Muhtemel bir orman yangınının önüne geçilirken, olayda bungalov evde maddi hasar meydana geldi.

Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı

İstanbul'da etkili olan sağanağın ardından Şile'de birçok ev sular altında kaldı. Yaşlı 3 kardeş, su basan evlerinde mahsur kaldı

27.10.2026 13:58:00
İHA
 
Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı
Şile'de evleri su bastı: 3 kardeş evde mahsur kaldı
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği'nin yaptığı uyarıların ardından İstanbul'da sağanak yağış etkili oldu. En çok yağış alan ilçelerden biri olan Şile'de evleri ve sokakları su bastı.






Ahmetli köyünde bulunan ve 3 yaşlı kardeşin yaşadığı tek katlı bir ev sular içinde kaldı. Evi ve bahçesi su basan evde kardeşler mahsur kalarak kurtarılmayı bekledi. Yaşlı kardeşlerden birinin yatalak olduğu öğrenildi.








İçerde mahsur kalan Emine Beykoz, "Hava yağdı, Allah'ın yağmuru yapacak bir şey yok. 3 kişi evde duruyoruz, yoldan geçenlerden belediyeyi aramasını istedim" dedi.








Yaşlı kardeşlerin akrabası Arzu Aydın ise, "Ablamız çok mağdur, kendi evime bakmaya buraya geldim. Burayı görünce yenge nasılsın evde su var mı dedim. Kimse bir şey yapmadı dedi. İçerde hasta yatalak var" şeklinde konuştu.

"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor" dedi

27.10.2026 13:55:00
İHA
 
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
Eğitim-Bir-Sen, yaklaşık 8 bin öğretmen, öğrenci ve velinin katılımıyla gerçekleştirdiği 'Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye'de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri' başlıklı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Toplam 7 bin 793 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada okul güvenliği, öğretmen otoritesi, disiplin sistemi, akran ve siber zorbalık, bildirim mekanizmaları ile aile-okul iş birliği kapsamlı biçimde ele alındı. Araştırma kapsamında Türkiye genelinden 3 bin 198 öğretmen, 2 bin 315 öğrenci ve 2 bin 280 veli yer aldı. Çalışmayla okullardaki mevcut durumun ortaya konulması, zorbalık risklerinin değerlendirilmesi ve güvenli okul politikalarına yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlandı. Araştırmanın sonuçları, Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz'un katılımıyla düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantıda araştırmadan elde edilen bulguların yanı sıra güvenli okul ortamlarının oluşturulmasına ve akran zorbalığıyla mücadeleye yönelik politika önerileri de paylaşıldı.






12 maddelik politika önerisi kamuoyuna sunuldu

Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, okullarda güvenliğin sağlanması ve akran zorbalığının önlenmesi amacıyla ulusal önleme çerçevesi oluşturulması, öğretmen otoritesinin güçlendirilmesi ve disiplin sisteminin yeniden değerlendirilmesi başta olmak üzere 12 maddelik politika önerisi açıkladı. Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından 7 bin 793 kişinin katılımıyla hazırlanan araştırmaya göre, okul güvenliği algısı öğrencilerde 3,24, velilerde 3,38, öğretmenlerde ise 3,48 olarak ölçüldü. Öğretmenlerin yüzde 90,7'si mesleğe başladıkları döneme kıyasla öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünürken, öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye yönelik zorbalığa tanık olduğunu belirtti. Araştırmada hakaret, alay ve sosyal dışlanmanın yanı sıra siber zorbalığın da önemli bir sorun olduğuna dikkat çekildi. Velilerin yüzde 88'inin çocuklarının siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediği ortaya konuldu.








"Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz"

Eğitim-Bir-Sen olarak akran zorbalığı konularına detaylı bir şekilde yaklaştıklarını belirten Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Biz Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Meseleyi anlamaya, sahayı dinlemeye, veri üretmeye ve çözüm önermeye çalışıyoruz. Çünkü bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin müdahale etmekte zorlandığı, ailenin ne yapacağını bilemediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz edemeyiz. Bugün yayımladığımız araştırma da tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Üç ayrı pencereden aynı okula baktık. Çalışmamızı önemli kılan hususlardan biri kapsamıdır. Araştırmamıza toplam 7 bin 793 kişi katıldı. Bunların 3 bin 198'i öğretmen, 2 bin 315'i öğrenci, 2 bin 280'i velidir. Öğretmenlerimizden 81 ilin tamamından, velilerimizden 75 ilden, öğrencilerimizden ise 61 ilden veri topladık. Dolayısıyla bugün önümüzde yalnızca öğrencinin anlattığı, yalnızca öğretmenin gözlemlediği veya yalnızca velinin dışarıdan değerlendirdiği bir tablo bulunmuyor. Aynı okul gerçekliğine öğretmenin, öğrencinin ve velinin gözünden birlikte baktık. Araştırmamızda okul güvenliğinden öğretmen otoritesine, disiplin sisteminden öğrencilerin yaşadığı zorbalık biçimlerine; siber zorbalıktan ailelerin tutumlarına ve okulun müdahale kapasitesine kadar geniş bir alanı inceledik" diye konuştu.

"Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz"

Okul güvenliği ve akran zorbalığının ivedilikle ele alınması gerektiğini ifade eden Yavuz, "Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz ama aynı şekilde, 'Çocuklar arasında bunlar olur, büyüyünce geçer' diyerek meseleyi küçümsemek de araştırmanın ortaya koyduğu gerekçelerle bağdaşmamaktadır. Önümüzde çözülmesi gereken bir mesele vardır ve bu mesele yalnızca çocukların kendi aralarında çözebilecekleri bir mesele değildir. Çocuklarımızın gördüğü okul ile yetişkinlerin gördüğü okul aynı değil. Araştırmadaki ilk dikkat çekici bulgulardan biri okul güvenliği algısında ortaya çıkıyor. Beş üzerinden değerlendirildiğinde okul güvenliği algısı öğretmenlerde 3,48, velilerde 3,38, öğrencilerde ise 3,24'tür. Yani okulun içinde yaşayan çocuklarımız, okul güvenliğini yetişkinlere kıyasla daha düşük değerlendiriyor. Bu fark bize önemli bir şey söylüyor. Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz. Çocuğa da sormak zorundayız. Çocuk teneffüste ne yaşıyor' Sınıfta kendisini ne kadar güvende hissediyor' Dışlandığında kime başvuruyor' Alay edildiğinde bunu anlatabiliyor mu' Anlattığında bir şeylerin değişeceğine inanıyor mu' Güvenli okul politikası, tam da bu sorulara cevap verebilmelidir" şeklinde konuştu.








"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Öğretmenin otoritesinin okullarda giderek zayıfladığını dile getiren Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor. Fakat burada dikkate değer başka bir sonuç daha var. Öğrencilerin yüzde 71,8'i, velilerin ise yüzde 86'sı, öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli görüyor. Demek ki mesele öğrencinin veya velinin öğretmeni reddetmesi değildir. Mesele, öğretmenin meşru mesleki otoritesinin sistem tarafından ne kadar desteklendiği ile ilgilidir. Bizim öğretmen otoritesinden kastımız baskı ve keyfilik değildir. Çocuğu korkutmak hiç değildir. Biz; adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal desteğe dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Çünkü öğretmenin sınır koyamadığı, müdahale ettiğinde kendisini yalnız hissettiği bir okulda öğrenciyi korumak da zorlaşır. Disiplin sistemine ilişkin sonuçlar da bu bilgiyi teyit ediyor. Öğretmenlerin mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin genel değerlendirmesi 5 üzerinden yalnızca 2,53; sistemin caydırıcılığına ilişkin değerlendirme ise 1,98 düzeyinde. Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor. Öğretmene 'zorbalığa müdahale et' demek yetmez. Öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır. Zorbalık yalnızca vurmak değildir. Araştırmadan çıkan bir diğer önemli sonuç da zorbalığın biçimine ilişkindir. Çocuklarımızın en fazla karşılaştığı davranışların başında fiziksel saldırıdan önce hakaret, alay, dedikodu ve sosyal dışlanma geliyor. Öğrencilerin yüzde 18,1'i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5'i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2'si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade ediyor. Bu veriyi özellikle önemsiyoruz" ifadelerini kullandı.








"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez"

Akran zorbalığının, çocuğun okula ve öğretmenine olan güvenini azalttığını söyleyen Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez. Zorbalık, çocuğun okula olan güvenini de aşındırıyor. Araştırmanın belki de üzerinde en çok düşünülmesi gereken sonuçlarından biri de şudur. Zorbalığın sıklığı arttıkça öğrencinin yalnızca kendisini kötü hissetmesi söz konusu olmuyor, okula ve yetişkinlerin kendisini koruyabileceğine duyduğu güven de azalıyor. Araştırmada öğrencilerin yüzde 35,4'ü yaşadığı zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini ifade ederken, toplam öğrenci grubunun yüzde 18,3'ü etkilenme düzeyini 'çok' veya 'çok ciddi' olarak değerlendiriyor. Bu nedenle zorbalığı 'çocukların kendi arasındaki mesele' olarak görmemek zorundayız. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor. Çocuklarımız görüyor, onları çözümün parçası yapmalıyız. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu söylüyor. Bu rakam bize bir risk kadar önemli bir imkanı gösteriyor. Çocuklarımız yalnızca zorbalığa maruz kalan veya zorbalık yapan kişiler değildir. Onlar aynı zamanda okul ikliminin aktörleridir. Bu yüzden akran destek sistemlerini güçlendirmeli, çocuklarımıza güvenli biçimde nasıl yardım isteyeceklerini ve arkadaşlarını nasıl destekleyebileceklerini öğretmeliyiz. Çocuğa 'Git arkadaşını korumak için kavga et' demiyoruz. Tam tersine; 'Doğru yetişkine haber ver, mağdur olan arkadaşını yalnız bırakma, zorbalığı alkışlama, normalleştirme' diyoruz. Zorbalık okul kapısında sona ermiyor. Bugün çocukların sosyal hayatı zil çaldığında sona ermiyor. Araştırmamıza göre öğrencilerin yüzde 69,9'unun akıllı telefonu, yüzde 58,8'inin kendisine ait sosyal medya hesabı var. Öğrencilerin yüzde 7,2'si son altı ay içerisinde çevrim içi ortamda hedef alındığını söylüyor. Günlük ekran süresi dört saatin üzerine çıktığında bu oran yüzde 14,9'a kadar yükseliyor. Daha dikkat çekici başka bir sonuç ise velilerle ilgili. Velilerin yüzde 88'i, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini ifade ediyor. Bu bize şunu söylüyor. Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlandıramayız. Sınıfta başlayan bir ilişki akşam telefon ekranında devam ediyor."

"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz"

Akran zorbalığına karşı kapsamlı öneriler sunan Yavuz, sözlerine şöyle devam etti:
"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz. Birincisi, Türkiye genelinde ortak standartları olan bir Ulusal Güvenli Okul ve Akran Zorbalığını Önleme Çerçevesi oluşturulmalıdır. İkincisi, öğretmenin meşru mesleki otoritesi yeniden güçlendirilmelidir. Üçüncüsü, disiplin sistemi yeniden değerlendirilmelidir. Dördüncüsü, her okulda güvenilir, görünür ve izlenebilir bir bildirim sistemi kurulmalıdır. Beşincisi, sözel, ilişkisel ve siber zorbalık daha görünür hale getirilmelidir. Altıncısı, kırılgan öğrenciler için erken fark etme ve güçlendirilmiş koruma mekanizmaları kurulmalıdır. Yedincisi, akranların koruyucu gücünden daha fazla yararlanılmalıdır. Sekizinci olarak, aile-okul iş birliği güçlendirilmelidir. Dokuzuncu olarak, dijital güvenlik okul güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Onuncu olarak, Türkiye'de okul sosyal hizmeti sistemi kurulmalıdır. On birinci olarak, rehberlik ve psikososyal destek sistemi daha güçlü hale getirilmelidir. On ikinci ve son olarak, düzenli bir ulusal izleme ve veri sistemi kurulmalıdır."

Etkinliğe Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Yavuz'un yanı sıra Prof. Dr. Emrah Akbaş ve Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi ekibi katılım sağladı.

Yozgat'ta korkutan görüntü: Tarlada derin yarıklar ve çökmeler oluştu

Yozgat'ın Aydıncık ilçesine bağlı Baydiğin beldesinde ekim için hazırlanan yaklaşık 20 dönümlük tarlada çökme meydana geldi. Arazinin çeşitli noktalarında derin yarıklar oluşurken, tehlike oluşturan alan dron kamerasıyla görüntülendi

26.10.2026 11:46:00
İHA
 
Yozgat'ta korkutan görüntü: Tarlada derin yarıklar ve çökmeler oluştu
Yozgat'ta korkutan görüntü: Tarlada derin yarıklar ve çökmeler oluştu
Baydiğin beldesinde ne zaman meydana geldiği bilinmeyen toprak kaymasını, tarlasına giden çiftçi fark etti. Arazinin farklı noktalarında kayma ve çökmeler yaşandığını gören çiftçi, tarlaya ekim yapmaktan vazgeçti.






Depremi andıran derin yarıkların oluştuğu arazide bazı noktaların oldukça derin olduğu görülürken, çevredeki elektrik direklerinden birinin de eğildiği gözlendi. İnsanlar ve hayvanlar açısından tehlike oluşturan kayma ve çökmelerin nedeni ise henüz bilinmiyor.








"İnsanların, hayvanların zarar görmemesi için önlem alınmasını bekliyoruz"

Bölgede oluşan yarıkların tehlike oluşturduğunu belirten Mehmet Salman, önlem alınmasını beklediklerini söyledi. Salman, "Bir gün öncesi tarlayı ekmeğe gelen arkadaş fark etmiş. Tam olarak hangi gün olduğunu bilemiyor. Yani biz dünden bir gün önce fark ettik burayı. Buraya önlem alınmasını bekliyoruz insanların, hayvanların zarar görmemesi için. Görüyorsunuz işte kocaman kocaman yarılmış yerler var. Bunlara bir önlem alınmasını bekliyoruz. Taş attığımız bazı yerler bir, iki saniye tıkır tıkır gidiyor. Hani bazı yerleri bayağı bir derin. Yani bu 20-30 dönüm arazide belki daha da fazla olabilir. Tahmini söylüyorum. Biz deprem olarak değil de ilk gören arkadaş işte 'Kömür ocağının üstündeki toprak kaymış' dedi. Hani herhangi bir deprem hissetmedik. Yok öyle de bir his olmadı ki. En azından bir his olmuş olsaydı deprem olunca kaydı derdik. Burada elektrik var. Görmüş olduğumuz direk yatmış. Her an devrilip çok büyük bir arıza çıkartabilir, birilerine zarar verebilir. Bunların önleminin alınmasını bekliyoruz" dedi.



























logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.