HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 17 MAYIS 2021, PAZARTESİ

Sporun siyasallaşması

23.08.2001 00:00:00
Ben Ankaralı değilim ama Ankara'yı

seviyorum.. Önce Atatürk'ün, Kurtuluş Savaşı'nın, Kuvayı Milliye'nin Ankara'sı. Sonra, değişik aralıklarla da olsa ilkokul, ortaokul, Lise yıllarımın, çocukluğumun, gençliğimin Ankara'sı..

Harbiye'yi orada okudum, orada asteğmen, teğmen oldum. Tank Okulu, sonra ilk kura ve Etimesgut'ta dört yıl.. Yıllar sonra gene Ankara... Orada evlendim, çocuklarım orada doğdu. Sonra unutulmaz görev yılları.

Ankara'yı severim fakat Ankaragücü'nü hiç sevmem. Tam 21 senedir, 21 sene önceki bir haksızlığın giderilmesini, ilâhi adaletin tecellî etmesini beklerim.

1981 yılında Ankaragücü küme düşmüştü. İhtilâl Yönetimi var ya. Dünya çapında meşhur ressam ve Devlet Başkanımız Kenan Evren'in ağzından girip burnundan çıktılar Ankaragücü yöneticileri ve yönetmeliğe "Türkiye kupasını kazanan takım o sene küme düşse bile düşürülmeyecek" gibi bir cümle eklendi. Gerekçe de hayli enteresan; "Başkent'in birinci ligde takımı olmazsa olmazmış. Ankaragücü'ne elçabukluğu ile "Türkiye Kupası" kazandırıldı ve takım o gecekondu madde ve şaibeli kupa şampiyonluğu sayesinde tam 21 yıldır hakkı olmadığı birinci ligde oynuyor.

Geçen hafta 2001-2002 sezonu açıldı. Yine Ankara ve mevsimin ilk maçı Gençlerbirliği ile Diyarbakır arasında

oynanıyor. Daha birinci dakika. Gençlerbirliği oyuncusu topu kapıp gidiyor. Kaleci ile karşı karşıya ama son adam tarafından düşürülüyor. Kurallara göre kırmızı kart ve Diyarbakır ilk dakikadan itibaren 10 kişi kalacak.

Hakem hiçbir şey olmamış gibi "devam" diyor ve benim midem bulanıyor. Aklıma da ister istemez geçen sezonun sonu geliyor.

Önce Diyarbakırspor'un, şampiyonlukta iddialı takımlardan Konya ve Altay ile kendi sahasında oynadığı maçların TV'den naklen yayını engellendi. Sonra kameraların sokulmadığı o stadda Diyarbakırspor galip getirildi.

Ve son maç İstanbul'da Büyükşehir Belediyespor ile. Hayrettir, beraberlik alsa ekstra playoff'a kalacak olan Belediyespor 3-2 mağlûp durumda iken kendi sahasından çıkmadı, yan paslarla tam 30 dakika geçirdi.

Neticede Diyarbakırspor "elbirliği" ile şampiyon yapıldı, süper ligde yer aldı.

O zaman aklıma Claudia Roth'un Diyarbakır Belediye Başkanı için yaptığı "Büyükelçi" yakıştırması gelmişti ama üzerinde durmamıştım.

Şimdi merak ediyorum. Gençlerbirliği maçından önce Karen Fogg Diyarbakırspor kampını ziyaret etti mi diye.

Ben Diyarbakır'ı severim. Çünkü Atatürk 1923'te Diyarbakır'ı ziyaret ettiği zaman şöyle söylemiştir; " Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır."

Diyarbakır'ı ve Diyarbakırlılar'ı çok severim ama yukarıda saydığım nedenlerden ötürü aynen Ankaragücü'nü sevmediğim gibi Diyarbakırspor'u da sevmiyorum.

Diyarbakırspor'dan hoşlanmamam Diyarbakırlılar ile ilgili değildir. Çünkü Atatürk'ün sözlerine bütün kalbimle katılıyorum.

Fakat dinin ve bölücülüğün siyasallaşmasına nasıl karşıysam sporun da siyasallaşmasının doğru olmadığını düşünüyorum.

Aynı şekilde tabii ki askerin ve yargının da siyasallaşmaması gerekiyor.

Siyasilerin siyaseti beceremedikleri ölçüde dini, bölücülüğü ve sporu kullanma uğraşı içine girdikleri kanaatindeyim.

Siyasiler siyaseti beceremedikleri için boşluğu "mecburen" asker ve yargı doldurmaya kalkmıyor mu?

Bir maçta daha hakem Gençlerbirliği maçındaki gibi davranırsa ister istemez akla geçen seneki durum gelecek ve bu konuda artık hakemlere "talimat verildiği" düşüncesi uyanacaktır.

O takdirde Diyarbakırspor'un deplâsman maçlarında marûz kalacağı hepimizi üzecek istenmeyen tezahürata nasıl engel olacaksınız?

Bakın geçen hafta The Economist'te nasıl bir yorum yayınlandı:

"Onlarca yıldır zorla asimilasyon girişimleri ardından Türkiye devleti huzursuz Kürt nüfusu içindeki ayrılıkçılık arzularını kırmak için yeni bir yöntem geliştirdi: futbol. Böylece, milliyetçi hakemlerin fazlasıyla gösterdikleri yardımla Ankara'daki yöneticiler geçen yıl Diyarbakırspor gibi ikinci ligde pek de parlak olmayan bir takımın birinci lige çıkmasını sağladı. Bölgenin merkezi sayılan Diyarbakır hâla baştan başa, kuşkulu olsa da önemli görülen bu zafer nedeniyle Diyarbakırspor'un kırmızı ve yeşil renkleri ile bezeli."

Haftalık The Economist yazının sonunda Diyarbakır'da "renkleri dolayısı ile Galatasaray'ın da tutulduğunu, şimdi bazı Diyarbakırlıların kararsızlığa düşeceklerini" yazıyor.

Ben şimdi dört şeyi merak ediyorum:

1. Diyarbakırspor taraftarları Galatasaray ile aynı renkleri taşıyan Malatyaspor ve Göztepe'ye de aynı sevgiyi gösterecek mi?

2. Roth ve Fogg'dan sonra Economist gibi başka Avrupalılar da Diyarbakırspor'un "başarıları" ile ilgilenecek mi?

3. Aynı Avrupalılar, gene bu sene süper lige çıkan Malatya ve Göztepe'ye de yine aynı ilgiyi gösterecek mi?

4. Mesut Yılmaz'ın "Yolu Diyarbakır'dan geçer" dediği AB'ye girişin adı konulmamış ön şartı mıdır Diyarbakırspor'un süper lige çıkarılışı?
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.