Tarım ve hayvancılığa genel bakış -1-
Toprak, tarihin her döneminde en temel üretim zemini ve aracı olmuş, insanların hayatlarını devam ettirme ve geçimlerini sağlamalarında etkin bir rol oynamıştır
06.10.2026 00:48:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Toprak, tarihin her döneminde en temel üretim zemini ve aracı olmuş, insanların hayatlarını devam ettirme ve geçimlerini sağlamalarında etkin bir rol oynamıştır. Tarımın toplumların sosyal hayatı ve ekonomileri üzerinde çok yönlü etkileri vardır. Bunları kısaca şöyle ifade edebiliriz.
1– İstihdam yaratması: Özellikle kalkınma yolundaki veya geri kalmış ülkeler için işsizliği önlemede son derece önemlidir.
2– Stratejik bir sektör olarak ülkelerin bağımsız olmaları için tarımda kendine yeterlilik çok önemlidir.
3– Katma değeri yüksektir. Üretim girdileri içerisinde ithalat oranı sanayi ürünlerine göre düşük olduğu için, net hasıla oranı daha yüksektir.
4– Dünya ticareti içerisinde hatırı sayılır bir konumu vardır.
5– İnsan sağlığı ve beslenmesi ile doğrudan alakalıdır.

Bu ve benzeri sebeplerden dolayı tarım, ülkelerin ekonomi politikalarında olduğu kadar dış politikalarında da son derece önemli bir yer tutmaktadır.
Tarım ve hayvancılık sektörünün bugünkü geldiği seviyeye, problemlerine ve çözüm yollarına değinmeden önce; kısaca tarihi sürecine bakmamız yararlı olacaktır.
Günümüzde kıyasıya bir rekabete ve sermaye birikimine dayanan anlayışlar, sanayinin olmadığı dönemlerde toprak hegemonyası şeklinde kendini gösteriyordu.
Askeri güce, şiddete, baskı ve korkuya dayanan Roma İmparatorluğu döneminde, geniş araziler üzerinde yer alan ve tamamen kölelerin emeğiyle ayakta duran büyük çiftlikler mevcuttu. Bu köleler (selfler) toprağa bağlıydı. Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla feodalizm (derebeylik) doğdu.
Toprak yine en etkin üretim aracı idi. Feodaller ve büyük topraklara sahip kilise, toprağa bağlı kölelere Ortaçağ boyunca büyük zulümlerde bulundular.

Sömürgecilikle beraber yeni kıtalara ulaşan Avrupalılar, buraların yerli halkını öyle büyük katliamlara tâbi tuttular ki, sonunda bu uçsuz bucaksız topraklarda çalıştıracak insan bulamaz hale geldiler. Neticede Afrika'dan köle ticaretine başladılar.
Yurtlarından koparılan bu insanlar, uzak topraklarda, Avrupalı efendileri için boğaz tokluğuna çalışıyorlardı. Bu dönemindeki köle–efendi–toprak ilişkileri, Roma İmparatorluğu döneminden veya feodal düzendekinden pek farklı değildi.
Kapitalizmin oluşturduğu bu tarihi seyir içinde, söz konusu uygulamalara bir tepki olarak ortaya çıkan komünizm, her şeyin ve en başta toprakların kollektifleşmesini savunuyordu. Komünizm, o dönemin sanayi ülkeleri olan İngiltere veya Almanya'da değil, henüz sanayileşmemiş Çarlık Rusya'sında Rus köylüleri arasında rağbet gördü.
Sanayi devrimi ile bir dönem dünya üzerinde popülaritesi azalan tarım ticareti günümüzde gelişmiş kabul edilen ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında ki en önemli iktisadi mücadele biçimidir. Gelişmiş ülkeler kalkınmakta olan ülkelerin kendilerine yetişmesine engel olmak ve bu ülkeler üzerinde siyasi nüfus sahibi olmak için bu ülkelerin tarıma dayalı büyümelerine engel olmaktadır.

Günümüzdeki tarım ve hayvancılık ile ilgili uygulamaları inceleyecek olursak, şunu görürüz:
Dünyada fakirlerin %45'i kırsal alanda yaşamaktadır. Fakir ülkelerde nüfusun %60'ı, çok fakir ülkelerde ise %69'u kırsal alanda yaşamaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerde toplam istihdamın %40' tarım tarafından sağlanmaktadır. Azerbaycan, Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Wietnam, Tayland gibi ülkeler buna örnektir.
1970 yılında dünyadaki toplam tarım üretimi 645.9 milyar dolar iken 2016 yılında bu rakam 3.173 trilyon dolara çıkmıştır. Tarımda istihdam edilen kişi sayısı ise 898 milyondan,2.15 milyara Çıkmıştır.
2015 yılı itibari ile dünyada yapılan toplam ihracatın %9'u 1.568.337 trilyon Dolar ile tarım ürünleri olmuştur.
Bu kadar önemli bir sektörde dünyada birbirine zıt iki uygulama ile karşılaşmaktayız.

Gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelere Dünya Bankası ve IMF kanalı ile yaptıkları tavsiyelerde "milli tarım"a büyük zarar veren, yetiştirilen pek çok ürünün üretimini yasaklayan, çiftçiye ve tarıma yapılacak yardımları tamamen ortadan kaldıran, kısacası, tarımı yok eden ve tarım ülkelerini dahi tarım ürünleri konusunda dışarıya bağımlı ve pazar haline getiren projeler sunmaktadırlar.
Türkiye örneğinde de gördüğümüz gibi; bu programların uygulanması, IMF kanalı ile alınacak krediler karşılığında mutlaka uygulanması zorunlu kaidelerdir. Nitekim Dünyanın kendi kendine yeten yedi tarım ülkesinden biri olan Türkiye, IMF kredileri alabilmek için yapılan kısıtlamalar ve getirilen kotalarla, gelinen noktada neredeyse tüm ürünlerini dışarıdan ithal eder hale gelmiştir.
Geçmiş yıllarda tütün, buğday, şeker pancarı, çay, mısır vs. ürünlerin ekimine getirilen ciddi kısıtlamalar halen devam etmektedir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
1– İstihdam yaratması: Özellikle kalkınma yolundaki veya geri kalmış ülkeler için işsizliği önlemede son derece önemlidir.
2– Stratejik bir sektör olarak ülkelerin bağımsız olmaları için tarımda kendine yeterlilik çok önemlidir.
3– Katma değeri yüksektir. Üretim girdileri içerisinde ithalat oranı sanayi ürünlerine göre düşük olduğu için, net hasıla oranı daha yüksektir.
4– Dünya ticareti içerisinde hatırı sayılır bir konumu vardır.
5– İnsan sağlığı ve beslenmesi ile doğrudan alakalıdır.

Bu ve benzeri sebeplerden dolayı tarım, ülkelerin ekonomi politikalarında olduğu kadar dış politikalarında da son derece önemli bir yer tutmaktadır.
Tarım ve hayvancılık sektörünün bugünkü geldiği seviyeye, problemlerine ve çözüm yollarına değinmeden önce; kısaca tarihi sürecine bakmamız yararlı olacaktır.
Günümüzde kıyasıya bir rekabete ve sermaye birikimine dayanan anlayışlar, sanayinin olmadığı dönemlerde toprak hegemonyası şeklinde kendini gösteriyordu.
Askeri güce, şiddete, baskı ve korkuya dayanan Roma İmparatorluğu döneminde, geniş araziler üzerinde yer alan ve tamamen kölelerin emeğiyle ayakta duran büyük çiftlikler mevcuttu. Bu köleler (selfler) toprağa bağlıydı. Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla feodalizm (derebeylik) doğdu.
Toprak yine en etkin üretim aracı idi. Feodaller ve büyük topraklara sahip kilise, toprağa bağlı kölelere Ortaçağ boyunca büyük zulümlerde bulundular.

Sömürgecilikle beraber yeni kıtalara ulaşan Avrupalılar, buraların yerli halkını öyle büyük katliamlara tâbi tuttular ki, sonunda bu uçsuz bucaksız topraklarda çalıştıracak insan bulamaz hale geldiler. Neticede Afrika'dan köle ticaretine başladılar.
Yurtlarından koparılan bu insanlar, uzak topraklarda, Avrupalı efendileri için boğaz tokluğuna çalışıyorlardı. Bu dönemindeki köle–efendi–toprak ilişkileri, Roma İmparatorluğu döneminden veya feodal düzendekinden pek farklı değildi.
Kapitalizmin oluşturduğu bu tarihi seyir içinde, söz konusu uygulamalara bir tepki olarak ortaya çıkan komünizm, her şeyin ve en başta toprakların kollektifleşmesini savunuyordu. Komünizm, o dönemin sanayi ülkeleri olan İngiltere veya Almanya'da değil, henüz sanayileşmemiş Çarlık Rusya'sında Rus köylüleri arasında rağbet gördü.
Sanayi devrimi ile bir dönem dünya üzerinde popülaritesi azalan tarım ticareti günümüzde gelişmiş kabul edilen ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında ki en önemli iktisadi mücadele biçimidir. Gelişmiş ülkeler kalkınmakta olan ülkelerin kendilerine yetişmesine engel olmak ve bu ülkeler üzerinde siyasi nüfus sahibi olmak için bu ülkelerin tarıma dayalı büyümelerine engel olmaktadır.

Günümüzdeki tarım ve hayvancılık ile ilgili uygulamaları inceleyecek olursak, şunu görürüz:
Dünyada fakirlerin %45'i kırsal alanda yaşamaktadır. Fakir ülkelerde nüfusun %60'ı, çok fakir ülkelerde ise %69'u kırsal alanda yaşamaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerde toplam istihdamın %40' tarım tarafından sağlanmaktadır. Azerbaycan, Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Wietnam, Tayland gibi ülkeler buna örnektir.
1970 yılında dünyadaki toplam tarım üretimi 645.9 milyar dolar iken 2016 yılında bu rakam 3.173 trilyon dolara çıkmıştır. Tarımda istihdam edilen kişi sayısı ise 898 milyondan,2.15 milyara Çıkmıştır.
2015 yılı itibari ile dünyada yapılan toplam ihracatın %9'u 1.568.337 trilyon Dolar ile tarım ürünleri olmuştur.
Bu kadar önemli bir sektörde dünyada birbirine zıt iki uygulama ile karşılaşmaktayız.

Gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelere Dünya Bankası ve IMF kanalı ile yaptıkları tavsiyelerde "milli tarım"a büyük zarar veren, yetiştirilen pek çok ürünün üretimini yasaklayan, çiftçiye ve tarıma yapılacak yardımları tamamen ortadan kaldıran, kısacası, tarımı yok eden ve tarım ülkelerini dahi tarım ürünleri konusunda dışarıya bağımlı ve pazar haline getiren projeler sunmaktadırlar.
Türkiye örneğinde de gördüğümüz gibi; bu programların uygulanması, IMF kanalı ile alınacak krediler karşılığında mutlaka uygulanması zorunlu kaidelerdir. Nitekim Dünyanın kendi kendine yeten yedi tarım ülkesinden biri olan Türkiye, IMF kredileri alabilmek için yapılan kısıtlamalar ve getirilen kotalarla, gelinen noktada neredeyse tüm ürünlerini dışarıdan ithal eder hale gelmiştir.
Geçmiş yıllarda tütün, buğday, şeker pancarı, çay, mısır vs. ürünlerin ekimine getirilen ciddi kısıtlamalar halen devam etmektedir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)















































































































