HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 26 TEMMUZ 2021, PAZARTESİ

Törensiz Cumhuriyet

04.11.2011 00:00:00
Birleşmiş Milletler örgütünde temsil edilen hemen her devlet, mevcudiyetini gösterdiği iki önemli gününü 'Milli Bayram' olarak ilan etmiştir. Bu nedenle devletler, Milli Bayramlarda askeriyle, bürokratıyla ve halkıyla birlikte coşar, bir kül olarak ayağa kalkarlar, adeta kabına sığmazlığını bütün dünyaya ilan ederler. Bu bir anlamda dünya üzerinde bayrak göstermenin ve kendini ifade etmenin önemli bir yoludur. Bu iki günden biri adı üstünde "Millî Gün"dür, diğeri de "Ordu Günü" ya da "Silahlı Kuvvetler Günü"dür. Türkiye Cumhuriyetinde Milli Gün'ün karşılığı "29 Ekim Cumhuriyet Bayramı"dır, "Silahlı Kuvvetler Günü"nün karşılığı da "30 Ağustos Zafer Bayramı"dır. "Zafer Bayramı" Türk Ulusal Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlandığını, "Cumhuriyet Bayramı" da en son Türk Devletinin hükümet şeklinin Cumhuriyet olduğunu simgeler. Bu iki önemli tarihin Türk insanının yaratılışından gelen hasletine büyük bir millilik vasfı kattığı tartışma götürmez bir gerçektir.  Bu milli bayramların en önemli ayırıcı özelliklerinden birisi de hemen hemen bütün dillerde "Parade" olarak ifade edilen "görkemli resm-i geçit törenleri"yle ünlenmiş olmasındadır. Öyle ki, bu günlerde hiçbir şeyden fedakârlık edilmez, hiçbir şeyden kaçınılmadan hemen her türlü olanak ve yetiler ortaya konulur. Tarihin ilk evrelerinden itibaren bu "resm-i geçit törenleri" caydırıcılığın da önemli birer parametresi olmuştur. Anımsayın bu merasimleri ve özellikle de soğuk savaş kutlama törenlerini, bu törenlerde neler gösterilmez ve neler yapılmazdı ki... Örneğin, her şeyden önemlisi büyük ülkeler ürettikleri silah, araç ve gereçlerini dosta düşmana gösterirlerdi. Yine hatırlayınız, Soğuk Savaş döneminde Moskova'da, Pekin'de yapılan resm-i geçit törenlerini, adeta bir gövde gösterisine dönüşürdü bu dev prodüksiyonlar. Ne için caydırıcılığın olmazsa olmazlarından biri olduğu için bu yola başvurulurdu. Evet saygıdeğer okurlar, bu nedenle tören geçişleri, resepsiyon gibi kutlama törenleri gelenekleşmiştir. Özellikle devletlerin dış temsilciliklerinde kutlama törenleri bir başka kutlanır olmuştur. Birkaç kez Washington'da "Massachusetts Avenue 2525"teki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğindeki bu coşkuyu Büyükelçilik mensuplarıyla birlikte yaşamıştım. Hemen ilk bakışta size söyleyebilirim ki, görülmeğe değerdi tüm yapılanlar... Bu öylesine bir etkinlik olurdu ki, hem devletin hem de oraya seçilerek gönderilmiş görevlilerin var güçleriyle gösterdikleri çabalarıyla görkemleştirilirdi.  Şimdi gelelim Türkiye'deki bu törenlerin 2011 serüvenine ve akıbetlerine. Anımsanacaktır, iki ay önce Genelkurmay Başkanı ve 3 Kuvvet Komutanının istifalarını ardından Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilen Orgeneral Özel, terör nedeniyle bu yılki 30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerini iptal etme önerisinde bulunmuş, törenler bir garip şekilde kutlanmış daha çok da toplumun gözüne sokulacak biçimde iktidarın TSK'ya galebe geldiği biçiminde adeta kutsanmıştı. Benzer olay daha önceden yaşanmış mıydı? Evet, evet... 17 Ağustos 1999'daki Marmara depreminin ardından da dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, Türk Silahlı Kuvvetleri arama kurtarma faaliyetleriyle görevlendirildiği için "30 Ağustos Zafer Haftası" törenlerini iptal etmişti.  2011 Zafer Bayramı törenlerinin garip bir şekilde kutlanmasının ardından 23 Ekim 2011 tarihinde Van ili ve çevresinde meydana gelen deprem felaketi nedeniyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama törenleri çerçevesinde tören geçişi, resepsiyon gibi kutlama faaliyetlerinin yapılmamasına ilişkin Başbakanlık Genelgesi Resmi Gazete'de yayımlandı. Genelgede, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama törenlerinin sadece çelenk koyma ve tebrikleri kabul törenleri şeklinde icra edilmesinin; tören geçişi, resepsiyon gibi diğer kutlama faaliyetlerinin yapılmamasının uygun görüldüğü kaydedildi. Genelgeyle, okullardaki konser, balo, resmi geçit ve tüm programlar iptal edildi. Ne demektir, okullardaki konser, balo, resmigeçit ve tüm programlar iptal edilmesi? Tazecik beyinlerden demokratik kuram ve kurallarla katılımcılığın özendirilmesi fikrinin silinmesidir. Cumhuriyet demokrasiyi benimsemiş, bir ülkede bütün örgütlerde büyük bir katılımcılıkla demokratik kuram ve kuralların egemen kılınmasıdır. İkinci argüman ise katılımcılıktır. Ne demektir katılımcılık? Elini taşın altına koyacak cumhuriyet nesillerini yetiştirmek demektir. Peki, yapılan ne? Cumhuriyet nesillerindeki katılımcılık fikrinin geliştirilmesini engellemektir. Diğer bir deyişle, iptal edilenler yerine sadece çelenk konulmasının arkasında yatan neden ise, gereksizliğini ortaya koyma çabasıdır, geçiştirilmedir. Yıllardır olumsuz bir biçimde sürdürülen Milli Bayramların Doğu Bloğuna benzer bayramlar gibi gösterilmesi çabaları doğrudan buna hizmet eder bir anlayıştır. Milli Bayramların kaldırılması tezini destekleyen çelenk koyma etkinliğinin halkın gözünün içersine sokulma etkinliğini benimsemişlerdir. Ve bu şekilde yapılan, iki önemli bayramın gereksizliğinin gösterilmeğe çalışılması ve özendirilmesidir.  Anlaşılan iktidara sahip olanlar varlığımızın temeli Türk Milli Gününe depremi öne sürerek darbe vurmak da hiçbir bir beis görmemişlerdir. Peki, sonuç? 30 Ağustos Zafer Bayramından sonra bu kez de törensiz, resepsiyonsuz yapılan Cumhuriyet Bayramıyla ülke bir anda sessizliğe bürünmesine neden olmuştur. Anne-babalar kendileri için çarpan küçük yüreklerin hançerelerinden çıkan Cumhuriyet şiirlerinden ve konuşmalarından mahrum kalmışlardır. Görmeye alıştığımız o coşku yerine ülkenin baştan aşağıya bir kasvetle kaplanmasına sebep olmuşlardır. Bilmiyorum sizde gördünüz, Türkiye baştanbaşa son derece buruk garip bir girdap içindeydi, heyecandan eser bile yoktu.  Peki, iktidara sahip olanlar, yaslarıyla baş başa mı kaldılar? Yooo... Van Depremi ve terör nedeniyle Cumhuriyet Bayramı Kutlamalarını iptal eden Başbakan, Fener Alaysız geçen Cumhuriyet Bayramı gecesi 3 ayrı düğüne katılmıştır. Başbakanın katıldığı düğünlerden birisi de AKP'li Bakan Zafer Çağlayan'ın oğlunun düğün töreniydi. Düğünde türkü söyleyenlerden birisi de onun çok sevdiği Somali'ye yardım için giderken yanında götürdüğü Seda Sayan'ın sevgilisi "Büyük Düşünür" Nihat Doğan'dı, diğeri ise ünlü "Mutaassıp Türkücü İzzet Yıldızhan"dan başkası değildi. Söylemeye pek dilim varmıyor ama düğünden sonra, Ankara'daki Sheraton Otel'e giden Nihat Doğan ve İzzet Yıldızhan çağırdıkları 4 telekızla bir anda ünlendiler ve de "fuhuş yapmak suçlaması''yla da gözaltına alındılar. "The End." Oysa birkaç saat öncesinde iptal edilen bir Cumhuriyet Bayramı gecesinde Başbakan ve iktidarın bakanları kısaca iktidar, otel odasına çağırdıkları telekızlarla ünlenen Nihat Doğan ve İzzet Yıldızhan'ın türkülerine eşlik etmişlerdi. Ne diyelim, terör ve deprem yasının dayanılmaz hafifliği de böyle bir şey oluyor, sevgili okurlar...
 
Prof. Dr. Esat Arslan / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]aj.com.tr


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.