HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 13 HAZİRAN 2021, PAZAR

Tükettiler dünyayı

04.04.2002 00:00:00
Yoksul olan hakların, batılı düzeyde refah ekonomisine kavuşmaları halinde, dünyanın kısıtlı kaynaklarının bunun için yeterli olamayacağını, Dünya Bankası Başkanı James Wolfesohn'dan uluslararası tefeci George Soros'a kadar uzanan yelpazedeki yağma ekonominin adamları, her platformda tekrar ederler. Bu küresel ajanlar, sanki bütün dünyada yoksulluk, sefalet ve her türlü acılar doğurmamışcasına, neden oldukları tüm bu kötülüklere rağmen bu sömürü düzeninin devam etmesinden yana tavır takınmaktadırlar. IMF gibi uluslararası borçlandırma sektörleri ile işbirlikçileri yerli finans kurumları, sömürü kıskacına alınan ekonomilerde halkın yoksulluk ve sefaletten sesleri yükselmeye başladığında, hemen yeni bir makyajla yağma ekonominin devamını sağlarlar.

II. Dünya Savaşından sonra başlayan ABD refah döneminin satış analizcisi Victor Lebow şunları söylememiş miydi: "Aşırı derecede üretken olan ekonomimiz... tüketimi yaşam tarzı haline getirmemizi, malların satın alınmasını ve kullanılmasını bir ayine dönüştürmemizi, tüketimde manevi tatmini, egomuzun tatminini aramamızı istemektedir... Bir şeylerin giderek artan bir hızla tüketilmesine, yakılıp bitirilmesine, yıpratılmasına, yenisiyle değiştirilmesine ve hurdaya çevrilmesine ihtiyacımız var." Batılı ülkelerin vatandaşlarının çoğu Lebow'un çağrısına kulak vermişlerdir ve dünyanın geri kalan kapitalist kesimi de bu çağrıyı izlemekte pek gayretli görünmüştür.

Halbuki son 40 yıldır daha fazla eşya satın almak ve daha fazla "şey" elde etmek, endüstriye dayalı olan Batılı ülkelerin başlıca amacı olurken, dünyanın en yoksul olan üçte birlik halkı için de başka bir amaç söz konusu olmuştur; bir sonraki günü kurtarmak, önlemek için bir parça kuru ekmek, yakıt olarak kullanmak üzere biraz odun, çocukları için bir yudum süt, başını sokacağı bir basit barınak ve insanca giyecek bulmak... Ne kadar acı, değil mi?

Gelin görün ki birileri patlayıncaya kadar tıka basa doyarken, dünyanın çok büyük bir kısmının ölüm sınırında yoksulluk ve sefalet içinde kıvranmasına mukabil, batılı ülkelerde tüketim artık toplumun kutsal değerleriyle değiş-tokuş olmuştur; dünyanın en büyük iki ekonomisinde -Japonya ve ABD- yapılan kamuoyu yoklamaları insanların başarıyı, tükettikleri miktarlarla ölçtüklerini göstermektedir. Japonlar "üç yeni kutsal hazine"den bahsetmektedir; renkli televizyon, havalandırma cihazı ve otomobil.

Eski Sovyet uyduları olan Doğu Avrupa haklarının çoğunluğu, Amerika'nın en zenginlerinin yaşam tarzını anlatan dizileri en çok beğenilen televizyon programı olarak sayıyor olması, Afrika'nın ortasındaki köylülerin yaşadıkları sefalet ve yoksulluğu görmezcesine Amerikalı zenginlerinin sergilendiği dizileri izlemek için uyku saatlerini değiştirmeleri dramatik bir çelişki sergiler... Tayvan gibi Uzak Asya ülkesinin girişinde asılı tabelada: "Neden hala misyoner değilsiniz?" sorusu yer alırken, Latin Amerikalılar: "Meksika'da... Amerikan Rüyası canlı ve iyidir" diyor çevrelerine, yaşanılan bütün sosyal, ekonomik adaletsizliğe rağmen...

Buna şaşırmamalı çünkü, dünyadaki yoksulların pek çoğu için verimli bir memleket gibi görünen Batı, sömürelen bu coğrafyalardan her gece 800 milyon televizyondan izlenebilmektedir. Bolivya altiplanosundaki Quchua dilini konuşan Hint toplumları, "Miami Vice"ı ya da Brezilya yapımı pembe dizileri izlemek için portatif çanak uydu antenleri kullanmaktadırlar. Moğolistan steplerindeki çobanlar, Hong Kong'daki uydudan yayınlanan reklamla dolu klipleri izlemek için antenlerini resmi hükümet yayınlarından başka bir yöne doğru yeniden ayarlamaktadırlar. İç bölgelerde yaşayan Avustralyalı yerliler televizyonlarında ucuz Amerikan dizilerini izlemektedirler.

Gerçekten de "tüketici" ve "kişi" sözcükleri eş anlamlı sözcükler haline kasıtlı getirilmiştir. ABD'de yaratılan "tüket-at" yaşam tarzı, dünyanın her yerinde ekonomik gücü yeten ve yetmeyen herkes tarafından taklit edilmektedir. Oysa dünya 'küçüldükçe', tüketici beğenilerinde dünya çapında daha büyük bir tekdüzelik ortaya çıkıyor diye bildirilmektedir. Dünyanın anlamak istemediği şeyse bu hatalardır. Dünyada 202 dolar milyarderi ve 3 milyondan fazla dolar milyoneri vardır. Aynı zamanda yol kenarlarında, çöplüklerde ve köprü altlarında da 100 milyon evsiz insan sefaleti yaşamaktadır. Çarpıklığa bakın ki; dünyadaki lüks ürünlerin -son moda giysiler, çizgi üstü otomobiller ve diğer zenginlik işaretlerinin- değeri, dünya ülkelerinin üçte ikisinin gayri safi millî hasıllalarından fazladır. Açlık çeken bu bir milyar insan şüphesiz yarına çıkabilmek için bir parça kuru ekmeğe muhtaç... Kapitalist ekonominin globalizm ile yeniden yapılandırma girişimleri korkunç neticeleri doğurmuştur. Hele hele tüketimin mahrumiyetle mücadele etmek için vazgeçilmez olduğunu öne süren "tüket ya da kaybet" tezine tam istihdamın, ne de yoksulluğun sona erdirmesinin bir ön şartıdır. Dünyada pek çok tüketici, "yeter artık" demeye hazır görünse de, küresel kıskaç halen devam etmektedir.

Ahmet Haşim, "Müslüman Saati" isimli yazısında bu farkın önemini yakalamış. Şöyle diyor: "... Şimdi heyhat, eski "saat"le beraber akşam da fecir de bitti. Birçoklarımız için fecir artık gecedir. Ve birçoklarımızı güneş, yeni acayip bir uykunun ateşlerinden, eller kilitli, ağız çarpıklaşmış, bacaklar bozuk çarşaflara dolaşmış, kıvranırken buluyor. Artık geç uyanıyoruz. Çünkü hayatımıza sokulan yeni ve fena günün eşiğinde çömelmiş, kin, arzu, hırs ve haset sürülerinin bizi ateş saçan gözlerle beklediğini biliyoruz. Artık fecri yalnız kümeslerimizdeki dargın ve mağrur horozlara bıraktık. Şimdi Müslüman evindeki saat, başka bir alemin vakitlerini gösterir gibi, bizim için gece olan saatleri gündüz ve gündüz olan saatleri gece renginde gösteriyor. Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kimseleriz."
 
Adnan Ulutaş / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.