NATO Zirvesi'ni, sırf İstanbul'da toplanıyor diye aşırı abarttık. Hiç alakası olmamasına rağmen zirvenin başına "tarihi" sıfatını ekleyiverdik. Zirveyi nitelemek için uygun gördüğümüz bu "tarihi" sıfatını, zirvenin İstanbul'da yapılıyor olmasından dolayı benimsedik. Yoksa zirvenin içeriği ve gündem maddeleri itibariyle böyle bir sıfatı hakedecek hiçbir özelliği bulunmuyor.
İstanbullulara hayatı zindan eden iki gün yaşatmanın ötesinde NATO Zirvesi'nde, gündem ABD patentliydi. Daha açık ve doğru tabirle, "ABD'nin pisliğini" temizleme ihalesi NATO ülkelerine zorla ihale edildi. Afganistan ve Irak'ta çuvallayan ABD, yeni bir Vietnam sendromu yaşamaya doğru hızla yol alırken, artan kamuoyu tepkisi nedeniyle daha fazla asker kaybetmenin "dayanılmaz ağırlığı" altında ezilmemek için Irak'tan ve Afganistan'dan arkasına bile bakmadan kaçmak istiyor.
Nihayetinde ABD bu amacına ulaştı. Afganistan'daki NATO askerinin sayısı 3500 daha artırılarak 10 bine çıkarılacak, Irak'a da NATO ülkeleri "eğitim amaçlı" da olsa asker gönderecek.
Öte yandan, NATO Zirvesi'nde Fransa ve Almanya'nın özellikle Irak konusundaki sert duruşlarına karşı ABD ince bir manevra denemesinde bulundu. Normalde 30 Haziran'da yapılması planlanan Irak'ta egemenlik devri, 2 gün geri alınarak, zirvenin birinci gününde gerçekleştirildi. İşgalci valisi Paul Bremer Irak'taki sözde egemenliği apar topar devrederek, Irak'tan kaçtı. Bush da, Zirve sırasında bu gelişmeyi duyurdu ve artık "bağımsız bir Irak var" sloganını bağırmaya başladı. Yapılan bu yapay egemenlik devri, sırf yukarıdaki bu sloganik cümleyi rahatça sarfedebilmek için yapılmış samimiyetsiz, içi boş bir girişimden başka bir anlam taşımıyor.
Zirvede dikkatimizi çeken bir başka konu da, Fransa lideri Chirac ile Bush arasındaki Türkiye diyaloguydu. Bush'un AB'ye sözde telkinde bulunarak Türkiye'nin bir an önce birliğe alınmasını talep eden ifadeleri, Chirac cephesinde haklı olarak, "sen kendi işine bak, biz ABD ile Meksika arasındaki işlere karışıyor muyuz, haddini bil" mealinde yankı buldu. Chirac'ın Türkiye'nin AB üyeliğine dair çok önemli bir uyarısı da bizim medya tarafından bilerek görülmedi ama yabancı basın bu ayrıntıyı atlamadı. Chirac Türkiye'nin AB üyeliğinin "çok zor ve yavaş" gerçekleşeceğini söyledi. Chirac'ın bu uyarısı, AB içinde Türkiye'ye karşı en serin yaklaşımı sergileyen Fransa'nın Türkiye perspektifini de özetler nitelikte. Fransa, Türkiye'nin birliğe üyeliğini kısa vadede gerçekleşecek bir olay olarak görmüyor. Türkiye'li AB, en az 15 yıl sürecek uzun bir maraton olarak düşünülüyor. Bu da Türkiye'deki AB'ciler için pek iyi bir haber sayılmaz.
Zirveyle ilgili aktaracağımız son anekdot ise, Bush ile Başbakan Erdoğan arasında Topkapı Sarayı'na dair gerçekleşen diyalog. Liderler için Topkapı Sarayı'nda düzenlenen "lirik tarih gösterisi"ne katılan ABD lideri Bush, üç kıtayı idare eden Osmanlı yöneticilerine asırlarca "merkezlik" etmiş Topkapı Sarayı'ndan çok etkilenmiş. Bunun üzerine Başbakan Erdoğan'a "sizin yerinizde olsam Başbakanlığı buraya taşırım" demiş. Erdoğan da Bush'un bu cümlelerine kahkahayla cevap vermiş. Bizim gazeteler de, Bush'un bu sözlerini "şaka" olarak değerlendirdikleri için, Erdoğan'ın kahkahalarını da şakaya verilen cevap olarak aktarıyorlar. Oysa Bush'un bu sözleri bir şakadan ziyade, ders alınması gereken önemli bir gerçeği hatırlatıyor bizlere: Osmanlı'dan gelen tarihi vizyonumuzu kaybetmişiz! Bu da yetmezmiş gibi bu vizyonu anımsatacak her türlü hatırlatmaya karşı duyarsız ve çoğu zaman algılayamama durumuyla mukabele ediyoruz. Öyle olmasa Bush'un bu sözlerine kahkaha atar mıydık?
İstanbullulara hayatı zindan eden iki gün yaşatmanın ötesinde NATO Zirvesi'nde, gündem ABD patentliydi. Daha açık ve doğru tabirle, "ABD'nin pisliğini" temizleme ihalesi NATO ülkelerine zorla ihale edildi. Afganistan ve Irak'ta çuvallayan ABD, yeni bir Vietnam sendromu yaşamaya doğru hızla yol alırken, artan kamuoyu tepkisi nedeniyle daha fazla asker kaybetmenin "dayanılmaz ağırlığı" altında ezilmemek için Irak'tan ve Afganistan'dan arkasına bile bakmadan kaçmak istiyor.
Nihayetinde ABD bu amacına ulaştı. Afganistan'daki NATO askerinin sayısı 3500 daha artırılarak 10 bine çıkarılacak, Irak'a da NATO ülkeleri "eğitim amaçlı" da olsa asker gönderecek.
Öte yandan, NATO Zirvesi'nde Fransa ve Almanya'nın özellikle Irak konusundaki sert duruşlarına karşı ABD ince bir manevra denemesinde bulundu. Normalde 30 Haziran'da yapılması planlanan Irak'ta egemenlik devri, 2 gün geri alınarak, zirvenin birinci gününde gerçekleştirildi. İşgalci valisi Paul Bremer Irak'taki sözde egemenliği apar topar devrederek, Irak'tan kaçtı. Bush da, Zirve sırasında bu gelişmeyi duyurdu ve artık "bağımsız bir Irak var" sloganını bağırmaya başladı. Yapılan bu yapay egemenlik devri, sırf yukarıdaki bu sloganik cümleyi rahatça sarfedebilmek için yapılmış samimiyetsiz, içi boş bir girişimden başka bir anlam taşımıyor.
Zirvede dikkatimizi çeken bir başka konu da, Fransa lideri Chirac ile Bush arasındaki Türkiye diyaloguydu. Bush'un AB'ye sözde telkinde bulunarak Türkiye'nin bir an önce birliğe alınmasını talep eden ifadeleri, Chirac cephesinde haklı olarak, "sen kendi işine bak, biz ABD ile Meksika arasındaki işlere karışıyor muyuz, haddini bil" mealinde yankı buldu. Chirac'ın Türkiye'nin AB üyeliğine dair çok önemli bir uyarısı da bizim medya tarafından bilerek görülmedi ama yabancı basın bu ayrıntıyı atlamadı. Chirac Türkiye'nin AB üyeliğinin "çok zor ve yavaş" gerçekleşeceğini söyledi. Chirac'ın bu uyarısı, AB içinde Türkiye'ye karşı en serin yaklaşımı sergileyen Fransa'nın Türkiye perspektifini de özetler nitelikte. Fransa, Türkiye'nin birliğe üyeliğini kısa vadede gerçekleşecek bir olay olarak görmüyor. Türkiye'li AB, en az 15 yıl sürecek uzun bir maraton olarak düşünülüyor. Bu da Türkiye'deki AB'ciler için pek iyi bir haber sayılmaz.
Zirveyle ilgili aktaracağımız son anekdot ise, Bush ile Başbakan Erdoğan arasında Topkapı Sarayı'na dair gerçekleşen diyalog. Liderler için Topkapı Sarayı'nda düzenlenen "lirik tarih gösterisi"ne katılan ABD lideri Bush, üç kıtayı idare eden Osmanlı yöneticilerine asırlarca "merkezlik" etmiş Topkapı Sarayı'ndan çok etkilenmiş. Bunun üzerine Başbakan Erdoğan'a "sizin yerinizde olsam Başbakanlığı buraya taşırım" demiş. Erdoğan da Bush'un bu cümlelerine kahkahayla cevap vermiş. Bizim gazeteler de, Bush'un bu sözlerini "şaka" olarak değerlendirdikleri için, Erdoğan'ın kahkahalarını da şakaya verilen cevap olarak aktarıyorlar. Oysa Bush'un bu sözleri bir şakadan ziyade, ders alınması gereken önemli bir gerçeği hatırlatıyor bizlere: Osmanlı'dan gelen tarihi vizyonumuzu kaybetmişiz! Bu da yetmezmiş gibi bu vizyonu anımsatacak her türlü hatırlatmaya karşı duyarsız ve çoğu zaman algılayamama durumuyla mukabele ediyoruz. Öyle olmasa Bush'un bu sözlerine kahkaha atar mıydık?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Alperen Polat / diğer yazıları
- Sadaka sosyalizmi / 17.04.2013
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012




























































































