AKP hükümeti, iktidara gelir gelmez, yabancılara kamu kuruluşlarının, maden sahalarının, vatan topraklarının satışının önündeki bütün engelleri kaldırdı.
Hükümet, sonucunu düşünmeden, sırf koltukta biraz daha kalmak ve millete sözde yalancı bir bahar yaşatmak adına bu adımları attı.
Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş, iktidarı sürekli bu konularda uyarıyordu ve "Devletin gelir kaynağı olan maden sahalarını, kârlı kamu kurumlarını satarak altın yumurtlayan tavuğu satmış oluyorsunuz, bundan sonra gelir kalemi olarak geriye vergiler, cezalar ve zamlar kalır" diyordu.
Neticede Prof. Dr. Baş'ın dediği gibi oldu. Şimdilerde bütçe açıkları rekorlar kırarak artıyor, ekonomi borçla döndürülmeye çalışıldığı için bütçeden faiz ödemelerine aktarılan meblağ da rekorlar kırıyor, bütün bunların yükü de vergi üstüne vergi, ceza üstüne ceza olarak vatandaşların sırtına yükleniyor.
Gerçi hükümet için, vatandaşların gelirlerinin erimesi, satın alma güçlerinin kaybolması çok önemli değil, çünkü 21 yıldır vatandaşların alım gücünü zaten her gün erittiler.
Hükümet için asıl sorun, ülke ekonomisini dövize endekslediği için döviz açığı…
Onlara göre, döviz ülkeye girsin de nasıl girerse girsin!
Döviz kurlarını artmasına göz yumuyorlar ki, yabancı yatırımcı gelsin, turist gelsin, ihracat artsın vs. Ama ne var ki, evdeki hesap çarşıya uymuyor.
Üretim amaçlı yabancı yatırımcılar, ülkemizdeki üretim koşulları maliyetlerdeki sürekli artış sebebiyle uygun olmadığı için gelmiyor. Spekülatif piyasalara, yani parayla para kazanma piyasalarına da yatırımcı beklenildiği gibi gelmiyor çünkü ülkemizin ekonomisi dünyanın en kırılgan 5 ülkesinden birisi, küresel kredi derecelendirme kuruluşları yatırım yapılamaz notu veriyor.
Bu tablo karşısında nakit döviz girişini sağlayamayan hükümet, bu sefer ne var ne yok satış derdinde… Daha stratejik kurumlar masaya konuluyor, daha değerli ve önemli araziler satışa çıkartılıyor, en kötüsü de vatandaşlık dahi satılıyor. 21 yıllık AKP iktidarının sonucunda, ülkemize sokulacak olan döviz için artık daha fazla bedel ödemek, daha fazla taviz vermek zorundayız. Ülkemizi getirdikleri nokta bu…
Hazine ve Maliye Bakanlığı'na Mehmet Şimşek'in, Merkez Bankası Başkanlığına da Hafize Gaye Erkan'ın getirilmesi sonucu değiştirmiyor. Mevcut anlayışla, mevcut koşullarda kimi getirirsen getir, sonuç asla değişmeyecek, daha da kötüye gidecek.
Biraz da rakamlarla ifade edelim.
28 Temmuz haftasında swap hariç net rezervler eksi 50,6 milyar dolar oldu. Önceki hafta swap hariç net rezervler eksi 50,2 milyar dolardaydı. Net rezerv açığı haftadan haftaya artıyor.
Ticaret Bakanlığı verilerine göre, dış ticaret açığı temmuzda 12,4 milyar dolar oldu. 7 aylık dış ticaret açığı 73,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2022 yılında 100 milyar dolar aşarak dış ticaret açığı rekoru kıran ülkemizin, bu yıl çok daha fazla açık vererek rekorunu tazeleyeceği ifade ediliyor.
Dış ticaret açığındaki artış, döviz çıkışı anlamına gelen cari açığın da artması demek. Cari açık arttıkça bir de bu açığı kapatmak için borç döviz bulman gerekiyor.
Diyeceksiniz ki, turizm gelirleriyle açık kapanabilir. Hayır, bu da olmuyor. Zaten cari açık hesaplanırken turizm gelirleri de hesaba katılıyor. Yetmediği zaten belli.
Dolar ve euro kurlarının artması ilk bakışta, cari açığı azaltan turizm gelirlerine olumlu yansıyacağı izlenimi verebilir ama Türkiye için böyle olmuyor. İngiliz Financial Times gazetesinin haberinde, Türk Lirası'ndaki hızlı değer kaybına rağmen turistlerin artık daha az para harcadığı, enflasyon nedeniyle turistik bölgelerde de fiyatların hızla arttığı vurgulandı. Yani yüksek enflasyon turizmi de baltalıyor.
Alman bankası Deutsche Bank'ın uzmanları "Türk Lirası rekor seviyede düşecek. 1 dolar 32 TL'yi görecek" dedi. Doların rekor yükselmesi, gerek finansal maliyetlerin, gerekse ithalat sebebiyle hammadde ve enerji maliyetlerinin artması, dolayısıyla enflasyonun yeni rekorlar kırması demek.
Bütün bu saydıklarımız ve sayamadığımız nice gerekçeler zaten kırılgan bir ekonomi olmamızın başlıca nedenleri… Bunlar çözülmedikçe kırılgan olmaktan kurtulamıyoruz, kırılgan oldukça da bunlar çözülemiyor, tam bir kısırdöngü…
Tabii ki bu çözümsüzlüğün nedeni, hükümetin ekonomiyi bilmemesi ve uyguladıkları borca ve ithalata dayalı kapitalist ekonomi anlayışı…
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın ifade ettiği gibi, işte bu sistemin değişmesi lazım ve Prof. Dr. Baş'ın Milli Ekonomi Modeli acilen uygulanması lazım.
O zaman göreceğiz ki, ülkemizin kaynakları, zenginlikleri aziz Türk milletini kıyamete kadar kimseye muhtaç olmadan, dışarıdan bir kuruş borç almadan, vatandaşlık ve toprak satmadan, en ufak bir taviz vermeden, faizli borç batağına düşmeden bakacak nitelikte ve nicelikte.
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026





























































































