Ülkemizde kriz miriz yok deniyor ama yine de ekonomik zorluktan herkes nasibini alıyor. Zenginin parası zengine, fakirin parası fakire yetmiyor.
Konkordato ilan eden yüzlerce kuruluştan başka birçok sanayi devi de uzun süredir cepten harcıyor. Bunlardan biri, günde 100 kamyon sevkiyat yapan bir fabrika.. İşte o fabrika şimdi 1 sevkiyat bile yapamadan günü bitirdiği oluyor. Bu durum, Ağustos ayındaki devalüasyondan sonra değil, bir yıldır devam ediyor. Fakat yine de işçi çıkarmadan işlerini özveriyle sürdürmeye çalışan bu fabrika, sizin anlayacağınız şimdilik cepten harcıyor…
Küçük ve orta boy işletmelerin sahipleri de iki ana baskı altında eziliyor:
1- Artan maliyetler
2- Talep daralması
Artan maliyetler, çiftçisinden manavına, hayvancısından tavukçusuna kadar herkesi etkiliyor. Yani dolarla çalışmayan işletmeler dahi artan maliyetler karşısında zam yapmak zorunda kalıyor.
Botaş'ın doğalgaz fiyatlarını dolara endekslemesinden hemen sonra bir ay içerisinde doğalgaza yüzde 18, elektriğe de yüzde 25 civarında zam geldi. Zamların devam edeceği de öngörülüyor. Akaryakıt fiyatlarının da sürekli artması maliyetlerin yükselmesine neden oldu. Ayrıca yüksek faizlerle yapılan borçlanmalar da maliyetlerin artmasında önemli etken. Bu yüzden "fırsatçılar zam yapıyor" türünden bir suçlama bana göre gerçeği yansıtmıyor.
İçine girdiğimiz ekonomik sıkıntının en büyük ayaklarından birini de "talep daralması" oluşturuyor.
Resmiyette yüzde 20 dolaylarında olan enflasyon, çarşı pazarda çok daha yüksek olarak hissediliyor. Bunun nedeninin artan maliyetler olduğunu belirtmiştik. İşçi kesiminin aylık olarak maaşından kesilen yüzde 30 civarındaki vergilere minimum yüzde 20 oranında enflasyonu ve zorunlu BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) kesintisini de eklediğinizde maaşın yarısı eline bile geçmeden uçup gidiyor işçinin. Eğer işçinin bankalara borcu da varsa ki; günümüzde borcu olmayan hiç kimse kalmadı, o zaman işçi, memur ve emekli kesimini oluşturan dar gelirlilerin aylığı kuşa dönmüş oluyor. Alım gücü son derece düştüğünden satın alma gücünü yitiren dar gelirli, ihtiyaçlarını dahi alamaz duruma geldi. Yani piyasada ciddi ölçüde "talep daralması" oluştu.
Artan maliyetlerin Milli Ekonomi Modeli'ndeki tanımı, "maliyet enflasyonu"dur.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ne göre "maliyet enflasyonu"; hammadde fiyatları, enerji giderleri, sigorta primleri, vergiler ve kredi faizlerindeki artış veya işçi ücretlerinde meydana gelen artış olarak ifade edilir.
Milli Ekonomi Modeli der ki; maliyet enflasyonunun sebebi hammadde artışlarını hesaba koymazsak faiz oranları veya kamunun bütçe açıklarını maliyetli para ile kapama yoluna gitmesidir. Örneğin bir üretici %30 faizle para kullanmışsa bunu muhakkak ürüne yansıtmak zorundadır. Otomatikman kredi faiz oranları kadar maliyetlerin yukarı çıkması kaçınılmazdır. Diğer taraftan faizle borçlanan hükümetler belli bir süre sonra bu parayı ödemek için vergi oranlarını arttıracaktır. Bu üretici için hem kurumlar vergisinin hem de istihdam vergilerinin artması manasına gelir ki üretici mecburen bunu ürettiği mala yansıtacaktır. Dolayısı ile maliyet enflasyonunun asıl sebebi ülkelerin kendi emisyonlarını devreye koymak yerine yabancı veya maliyetli yerli parayı tercih etmeleridir. (Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli, 2005, s: 182,183)
Bugün içinde bulunduğumuz durum tam da bu değil midir? Gözümüzü ve kulaklarımızı Milli Ekonomi Modeli'ne kapattığımız için bugün bunları yaşamıyor muyuz?..
Diğer bir sıkıntımız olan "talep daralması" da yine çözümü Milli Ekonomi Modeli içerisinde olan bir konudur. Milli Ekonomi Modeli'nde, dar gelirlinin satın alma gücü artırılarak piyasada talebin oluşması sağlanır. Bu talebi oluşturmak için yabancı veya maliyetli para tercih edilmez. Bunun yerine Türk milletinin emek ve alınteri karşılığı olarak kendi emisyonunun devreye konulması gerekir. Yani, Türk milletinin alınteri ile ürettiğinin para olarak karşılığı piyasada olması gerekir.
Şu an biz, yüksek faizlerle ve yüksek döviz kurlarıyla bunu karşılayamaz hale geldiğimiz için hadi kriz demeyelim fakat büyük bir "talep daralması" yaşamıyor muyuz!
Son sözü, cuma veya bayram namazlarında halkımızın çokça duyduğu özlü bir söz ile bitirelim:
"Ne verirsen elin ile o gelir senin ile."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Eyüp Kabil / diğer yazıları
- Kötü kopya / 06.07.2023
- Asrın ahlaksızlığı / 18.02.2023
- İmar affını ‘kader’ çıkarmadı / 11.02.2023
- EYT’liler ilk maaşı ne zaman alır? / 04.02.2023
- Altılı Masa artık yok! / 28.01.2023
- Avantajları kaybeden seçimi kaybeder / 21.01.2023
- Basit bir ekonomi dersi! / 15.07.2022
- Hz. Ali'yi sevmek / 12.07.2022
- Teşekkürler… / 10.07.2022
- “Sarı bürokratlar”a sesleniş! / 26.05.2022
- Asrın ahlaksızlığı / 18.02.2023
- İmar affını ‘kader’ çıkarmadı / 11.02.2023
- EYT’liler ilk maaşı ne zaman alır? / 04.02.2023
- Altılı Masa artık yok! / 28.01.2023
- Avantajları kaybeden seçimi kaybeder / 21.01.2023
- Basit bir ekonomi dersi! / 15.07.2022
- Hz. Ali'yi sevmek / 12.07.2022
- Teşekkürler… / 10.07.2022
- “Sarı bürokratlar”a sesleniş! / 26.05.2022