Bir gece ay yıldızlara, yıldızlar aya muştulayacak
Ki o zaman, başkaları da benim dilimi konuşacak.
Dizginlerini çekerek zamana dur diyeceğim, duracak!
Bir sabah tan atarken Yüce Tanrı Dağı'ndan,
Kürşad'ın gür sesi duyulacak:
Atlar Vey Irmağı'nda sulansın!
Güneş doğduğu yerde karşılansın!
Emri tekrar edecek gök, toprak, deniz,
Bozkurtlar seslenecek bütün Anadolu'dan:
Biz de sizdeniz! Biz de sizdeniz!...
(Ahmet ER)
Türk Milleti!
Muhteşem Türk Atatürk'ün, Türk Milliyetçiliği temel esası üzerine kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde, bırakın Türk Milliyetçiliği yapmayı, "Türk'üm" demeği yasaklamanın düşünüldüğü; hadsiz, hesapsız, şımarıkça uygulamalara muhatâbız!
Bu coğrafyada Türk Milliyetçilerinin, ilk muhatâb olduğu baskı ve tacizler bunlar değil elbette!
Daha önce Milli Şef döneminde, 1944 Olaylarında baskıya, tacize, tahrike muhatâb olan Türk Milliyetçilerine tercüman olarak, H. Nihal Atsız;
"Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
İtler bile gülecek kimsesizliğimize!" diye şikâyetlenerek tarihe şerh düşmüştü. Atsız Hoca'dan yaklaşık 30 sene sonra, Türk Milliyetçileri tekrar tazyike muhatab olunca -kulaklarını hürmetle çınlattığım- Ahmet ER Büyüğümüz; "Biz de sizdeniz! Biz de sizdeniz!" diye bir daha seslenmişti Türk Milletine...
Okyanus Ötesi ve Vatikan'ın siyonistlerle birlikte Yerli İşbirlikçiler vasıtasıyla uyguladıkları senaryo gereği, periyodik olarak her on yılda bir; on yıl öncenin hâinlerinin kahraman, kahramanlarının hâin ilan edildiği, zalim bir süreç yaşadık, yaşıyoruz!
Hz. Peygamber(s.a.v.)'den otuz yıl sonra, omuzuna çıktığı için secdesini uzatacak kadar sevdiği torunu, İmam Hüseyin ve aile efrâdını, yani Ehl-i Beyt'i, tarihin yüzüne kara olacak zalimlikle şehîd eden emevist zihniyeti temsilen, Haçlı İşbirlikçileri, mürâiler, Allah ile aldatıcılar, Haçlı Müslümanlar; yeniden Atatürk'e, O'nun kurduğu Türk Devleti'ne, Türk Milletine ve Türk milliyetçiliğine insafsızca saldırmağa başladılar!
I. Kuvay-ı Milliye'nin önderi Gazi Mustafa Kemal'in dünyasını değiştirmesinin üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen, O'ndan korkan mürâiler; kalleşçe, "Ya Allah! Bismillah!"larla milleti kandırarak II. Kuvay-ı Milliyeciler'e, II. Kuvay-ı Milliyenin Önderi Prof. Dr. Haydar Baş'a ve cümle Türk Milliyetçilerine saldırıyorlar!
Dün de saldırıyorlardı, bugün saldırıyorlar, yarın da saldıracaklar!
Ama Allah'ın lütûf ve keremi ile bu şer odaklarının birleşerek saldırdığı her dönemde Türk Milleti'nin önünde bir Önder, hep olmuştur! Yine var!
Muhteşem türk Atatürk'ten hemen sonra Milli Şef'le başlayan başlatılan gayr-ı millî saldırılar; dönem dönem Başbuğ Türkeş ve Muhsin Yazıcıoğlu merhumlar tarafından göğüslenmişti! Biz de fıtratımız gereği, Türk Milliyetçisi karakterimizle onların safında gücümüz kadar mücâdelelere iştirak etmiştik!
Sonra onlara Emr-i Hakk vâki olunca şaşırmış bocalamış bir haldeyken, Prof. Dr. Haydar Baş nâmlı "Türk oğlu Türk'üm" diye kükreyen bir Müslüman Türk'ün nârâsını duyduk!
On sene gecikme ile safında yer alabilmek için seferdeki kervânın peşine takılıverdik! Elbette haddimizi ve yerimizi biliriz! Kervana sonradan dahil olmaya niyetli, geride kalmış bir topal keçi misali sekerek, aksayarak kervandan kopmamak gayretindeyiz!
Tanrım'ın, Çalabım'ın, Hüdâm'ın, Xudem'in, Allahım'ın Türk Milletini başsız komayacağından emîndik! Bu baş, bu önder, bu milli ses gecikmesin diye geceli gündüzlü duâlardayken Haydar Baş Hoca'yı duymakta geç kalmışız ma'lesef!
Şimdi duyduğumuz Erkek Ses'i duyurmakta geç kalmamak için, Milli Sefere yaptığı çağrısını en ücra memleket köşelerine ulaştırabilmek için canhırâş bir gayretdeyiz!
Baş nereye giderse elbette beden ve ayaklar oraya gidecektir.
"Gök çadırım, güneş bayrağım" diye sınır çizen; "Aman Tanrım! Türk yurdunda fakirlik suç sayılsın." diye duâ eden Oğuz Kağan mantığı ile Resûlullah ve Ehl-i Beyt rûhu ve "Kâinat Devleti" davası ve bunun projelendirilmiş hali olan Milli Ekonomi Modeli ile seferi başlatan Haydar BAŞ Hoca'nın saflarındayız!
Balarısı gayreti ile çiçek çiçek dolaşarak topladığımız nektarları bal yapsın diye kovana, kovan sahibi Haydar Hocamız'a taşımak hevesindeyiz.
İşimizi biliyoruz! Durumdan vazife çıkararak bu görevi kendimiz yüklendik elhamdülillâh...
Geç kalmışlığımızdan dolayı, boşa geçen on yılı telâfi gayreti ile yıllardır ipek böceği sabrı ve ustalığı ile ilmek-ilmek dokunmuş ipek kozasına harç olabilmek arzusuyla Yeni Mesaj'dayız!
Safın arasından değil hava, su sızmayacak şekilde muhkemleşsin diye, muhkem kal'ânın duvarlarına hıvar olmak hevesindeyiz... Bu Türklük Kal'âsı muhkem inşa ediliyor görüyoruz, bu kal'ânın cami inşaatı için mihraba kullanılacak taşla, kenefe kullanılacak taşların da büyük bir ustalık ve sabırla seçilmiş olduğunu da görüyoruz!
Türkçe ferâset ve iz'ânımızla biz de bu inşaatta dolgu malzemeliğine, hıvarlığa talibiz!
Ustalar bilirler ki hıvarlar küçüktür. Duvarlardaki köşe taşları ve duvar taşlarının aralarındaki boşluğu doldurarak kaynaşmalarını sağlarlar!
Yine ustalar bilirler ki hıvarlar, yaramaz çocukların veya art niyetlilerin eline geçerse, baş yaran taşlar olurlar!
Yıllarca "Uyu uyu, yat uyu" diye uyutulan Türk Milletini, Türkçe laylalarla, ninnilerle uyandırmaya çalışan Haydar BAŞ Hoca'nın çağrılarını, sür'atle mahalline ulaştırmak tatarların, postacıların, ulakların, yani bizim işimiz!...
Ulaklar, postacılar, tatarlar; kaynağından aldıkları Türk Gönülle mühürlü nâmeleri, en tez zamanda sahiplerine ulaştırmalılar!
Nâmelerin gönderildiği kişilerin ferâsetleri açık olsun diye hep berâber duâya durmak, duâ sahibi ağızların duâlarına katkı vermek "Âmin" demek te olmazsa olmaz ve ayrı bir iş!
Ömürlerini bîhakkın yaşayarak görevlerini yapıp, iz bırakarak Hak Dünya'ya intikal eden Önden Gidenler'in sancaklarını yere düşürmeyen, Türk Gönlü ile Türk milletini sarıp sarmalamaya muktedîr II. Kuvay-ı Milliye ve Önder'ine selâm olsun...
ALLAH (C.C.) TÜRK MİLLETİNİ BAŞ'SIZ BIRAKMAZ veselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Ki o zaman, başkaları da benim dilimi konuşacak.
Dizginlerini çekerek zamana dur diyeceğim, duracak!
Bir sabah tan atarken Yüce Tanrı Dağı'ndan,
Kürşad'ın gür sesi duyulacak:
Atlar Vey Irmağı'nda sulansın!
Güneş doğduğu yerde karşılansın!
Emri tekrar edecek gök, toprak, deniz,
Bozkurtlar seslenecek bütün Anadolu'dan:
Biz de sizdeniz! Biz de sizdeniz!...
(Ahmet ER)
Türk Milleti!
Muhteşem Türk Atatürk'ün, Türk Milliyetçiliği temel esası üzerine kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde, bırakın Türk Milliyetçiliği yapmayı, "Türk'üm" demeği yasaklamanın düşünüldüğü; hadsiz, hesapsız, şımarıkça uygulamalara muhatâbız!
Bu coğrafyada Türk Milliyetçilerinin, ilk muhatâb olduğu baskı ve tacizler bunlar değil elbette!
Daha önce Milli Şef döneminde, 1944 Olaylarında baskıya, tacize, tahrike muhatâb olan Türk Milliyetçilerine tercüman olarak, H. Nihal Atsız;
"Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
İtler bile gülecek kimsesizliğimize!" diye şikâyetlenerek tarihe şerh düşmüştü. Atsız Hoca'dan yaklaşık 30 sene sonra, Türk Milliyetçileri tekrar tazyike muhatab olunca -kulaklarını hürmetle çınlattığım- Ahmet ER Büyüğümüz; "Biz de sizdeniz! Biz de sizdeniz!" diye bir daha seslenmişti Türk Milletine...
Okyanus Ötesi ve Vatikan'ın siyonistlerle birlikte Yerli İşbirlikçiler vasıtasıyla uyguladıkları senaryo gereği, periyodik olarak her on yılda bir; on yıl öncenin hâinlerinin kahraman, kahramanlarının hâin ilan edildiği, zalim bir süreç yaşadık, yaşıyoruz!
Hz. Peygamber(s.a.v.)'den otuz yıl sonra, omuzuna çıktığı için secdesini uzatacak kadar sevdiği torunu, İmam Hüseyin ve aile efrâdını, yani Ehl-i Beyt'i, tarihin yüzüne kara olacak zalimlikle şehîd eden emevist zihniyeti temsilen, Haçlı İşbirlikçileri, mürâiler, Allah ile aldatıcılar, Haçlı Müslümanlar; yeniden Atatürk'e, O'nun kurduğu Türk Devleti'ne, Türk Milletine ve Türk milliyetçiliğine insafsızca saldırmağa başladılar!
I. Kuvay-ı Milliye'nin önderi Gazi Mustafa Kemal'in dünyasını değiştirmesinin üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen, O'ndan korkan mürâiler; kalleşçe, "Ya Allah! Bismillah!"larla milleti kandırarak II. Kuvay-ı Milliyeciler'e, II. Kuvay-ı Milliyenin Önderi Prof. Dr. Haydar Baş'a ve cümle Türk Milliyetçilerine saldırıyorlar!
Dün de saldırıyorlardı, bugün saldırıyorlar, yarın da saldıracaklar!
Ama Allah'ın lütûf ve keremi ile bu şer odaklarının birleşerek saldırdığı her dönemde Türk Milleti'nin önünde bir Önder, hep olmuştur! Yine var!
Muhteşem türk Atatürk'ten hemen sonra Milli Şef'le başlayan başlatılan gayr-ı millî saldırılar; dönem dönem Başbuğ Türkeş ve Muhsin Yazıcıoğlu merhumlar tarafından göğüslenmişti! Biz de fıtratımız gereği, Türk Milliyetçisi karakterimizle onların safında gücümüz kadar mücâdelelere iştirak etmiştik!
Sonra onlara Emr-i Hakk vâki olunca şaşırmış bocalamış bir haldeyken, Prof. Dr. Haydar Baş nâmlı "Türk oğlu Türk'üm" diye kükreyen bir Müslüman Türk'ün nârâsını duyduk!
On sene gecikme ile safında yer alabilmek için seferdeki kervânın peşine takılıverdik! Elbette haddimizi ve yerimizi biliriz! Kervana sonradan dahil olmaya niyetli, geride kalmış bir topal keçi misali sekerek, aksayarak kervandan kopmamak gayretindeyiz!
Tanrım'ın, Çalabım'ın, Hüdâm'ın, Xudem'in, Allahım'ın Türk Milletini başsız komayacağından emîndik! Bu baş, bu önder, bu milli ses gecikmesin diye geceli gündüzlü duâlardayken Haydar Baş Hoca'yı duymakta geç kalmışız ma'lesef!
Şimdi duyduğumuz Erkek Ses'i duyurmakta geç kalmamak için, Milli Sefere yaptığı çağrısını en ücra memleket köşelerine ulaştırabilmek için canhırâş bir gayretdeyiz!
Baş nereye giderse elbette beden ve ayaklar oraya gidecektir.
"Gök çadırım, güneş bayrağım" diye sınır çizen; "Aman Tanrım! Türk yurdunda fakirlik suç sayılsın." diye duâ eden Oğuz Kağan mantığı ile Resûlullah ve Ehl-i Beyt rûhu ve "Kâinat Devleti" davası ve bunun projelendirilmiş hali olan Milli Ekonomi Modeli ile seferi başlatan Haydar BAŞ Hoca'nın saflarındayız!
Balarısı gayreti ile çiçek çiçek dolaşarak topladığımız nektarları bal yapsın diye kovana, kovan sahibi Haydar Hocamız'a taşımak hevesindeyiz.
İşimizi biliyoruz! Durumdan vazife çıkararak bu görevi kendimiz yüklendik elhamdülillâh...
Geç kalmışlığımızdan dolayı, boşa geçen on yılı telâfi gayreti ile yıllardır ipek böceği sabrı ve ustalığı ile ilmek-ilmek dokunmuş ipek kozasına harç olabilmek arzusuyla Yeni Mesaj'dayız!
Safın arasından değil hava, su sızmayacak şekilde muhkemleşsin diye, muhkem kal'ânın duvarlarına hıvar olmak hevesindeyiz... Bu Türklük Kal'âsı muhkem inşa ediliyor görüyoruz, bu kal'ânın cami inşaatı için mihraba kullanılacak taşla, kenefe kullanılacak taşların da büyük bir ustalık ve sabırla seçilmiş olduğunu da görüyoruz!
Türkçe ferâset ve iz'ânımızla biz de bu inşaatta dolgu malzemeliğine, hıvarlığa talibiz!
Ustalar bilirler ki hıvarlar küçüktür. Duvarlardaki köşe taşları ve duvar taşlarının aralarındaki boşluğu doldurarak kaynaşmalarını sağlarlar!
Yine ustalar bilirler ki hıvarlar, yaramaz çocukların veya art niyetlilerin eline geçerse, baş yaran taşlar olurlar!
Yıllarca "Uyu uyu, yat uyu" diye uyutulan Türk Milletini, Türkçe laylalarla, ninnilerle uyandırmaya çalışan Haydar BAŞ Hoca'nın çağrılarını, sür'atle mahalline ulaştırmak tatarların, postacıların, ulakların, yani bizim işimiz!...
Ulaklar, postacılar, tatarlar; kaynağından aldıkları Türk Gönülle mühürlü nâmeleri, en tez zamanda sahiplerine ulaştırmalılar!
Nâmelerin gönderildiği kişilerin ferâsetleri açık olsun diye hep berâber duâya durmak, duâ sahibi ağızların duâlarına katkı vermek "Âmin" demek te olmazsa olmaz ve ayrı bir iş!
Ömürlerini bîhakkın yaşayarak görevlerini yapıp, iz bırakarak Hak Dünya'ya intikal eden Önden Gidenler'in sancaklarını yere düşürmeyen, Türk Gönlü ile Türk milletini sarıp sarmalamaya muktedîr II. Kuvay-ı Milliye ve Önder'ine selâm olsun...
ALLAH (C.C.) TÜRK MİLLETİNİ BAŞ'SIZ BIRAKMAZ veselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
























































































