MHP lideri Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun ABD tarafından kaçırılması ile "Terörsüz Türkiye" sürecini ilişkilendirdi.
Venezuela örneğinin, iç cephenin hayatiyeti ve müessiriyeti hakkında ibretlik ipuçları verdiğine dikkati çeken Bahçeli, "Direk teslimiyet olmadan, devlet ricalinde, askeri ve güvenlik bürokrasisinde, siyasi ve stratejik makamlarda devşirilmiş insanlar bulunmadan, bir ülkenin devlet başkanını eşiyle birlikte gece yarısı yatağından almak hiç kimsenin, hiçbir muhasım gücün yapabileceği bir şey değildir. Şimdi anlaşıldı mı, iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz? Şimdi anlaşıldı mı, 'Terörsüz Türkiye' hedefindeki ısrar ve irademiz? Şimdi anlaşıldı mı milli birlik, kardeşlik ve dayanışma azmimizi savunmadaki tavizsiz karar ve kararlılığımız? Şimdi anlaşıldı mı Türk'ü sevmeyen Kürt, Kürt'ü sevmeyen de Türk olmaz söz ve beyanımızdaki sahicilik ve sağlamlık?" ifadelerini kullandı.
İktidar ve ortağının başından beri iddia ettiği konu şu: Ülkemize doğru gelen ciddi tehditler var, dolayısıyla iç cepheyi tahkim etmeliyiz.
Aslında ülkemiz üzerinde tehdit olmadığı dönem yok. Onlarca menfur işgal projesinin hedefindeyiz. Bu gerçeğin altını çizelim.
Bahçeli'nin "iç cepheyi tahkim etmek" ifadesi, sürece verilen "Terörsüz Türkiye" adı kimsenin itiraz edemeyeceği şekilde seçilmiş. Ama buradaki problem, "İç cepheyi İmralı ile mi, bittiği kabul edilen PKK ile bir süreç yürüterek mi tahkim edeceğiz?" konusu…
Biraz sonra değineceğiz, bu süreçte teröristbaşı Öcalan'a umut hakkı var, PKK'lıların serbest bırakılması var, teröristlerin "demokratik siyaset" adı altında Türkiye'deki siyasi sürece dahil olmaları var, "demokratik entegrasyon" adı altında Türkiye'nin bölündüğünü defakto (fiili) olarak kabul etmek var...
Bu ve benzeri koşulları yerine getirerek iç cephe tahkim mi edilir, yoksa daha zayıf hale mi düşürülür?
Teröristbaşına özgürlük verilerek, PKK'lılara siyaset serbestliği getirilerek Türkiye terörsüz bir hale mi getirilir, yoksa terör silahla ulaşamadığı bölücü emellere siyasetle mi ulaşır?
Sayın Bahçeli sorular sormadan önce bu sorulara yanıt vermesi gerekiyor.
Eğer Maduro'nun yaşadıklarından bir ders alınması gerekiyorsa, "Milleti yaşat ki devlet yaşasın" sözünün hayata geçirilmesi lazım, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün tam bağımsızlık yolunda ayak izlerine basarak adım atmak lazım.
Gelir adaleti sağlanmalı, devletin gelirlerinden millete pay verilmeli, devlet-millet, asker-sivil birlikteliği sağlanmalı, millet tüm halklarıyla beraber tek bilek tek yürek olmalı, uygulanacak olan ekonomik sistem de gerçekten "yerli ve milli" olmalı ve bu birliktelikleri destekleyecek nitelikte olmalı...
Terörsüz Türkiye sürecinin İmralı'nın taleplerine göre şekillendiğini ifade etmiştik.
Bakın süreçle alakalı arabulucu rolünde olan DEM Parti'nin Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları partisinin grup toplantısında neler söyledi:
"Süreç belirsizliklerle yönetiliyor, zamana yayılıyor. Bu, barışı ilerletmiyor. İlk etapta Abdullah Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır."
"Türkiye'ye düşen en önemli görev, Suriye'deki gelişmelerin demokratik bir zeminde ve demokratik entegrasyon temelinde ilerlemesine katkı sunmaktır."
"Suriye'de mevcut olan özerk yönetimin entegrasyonuna yönelik görüşmeler sürüyor."
"Çözüm sürecinin ilerleyebilmesi için yasal düzenlemeler şart."
DEM Partili Hatimoğulları bu yasal sürecin maddelerini de şöyle sıralıyor: "PKK ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasanın çıkarılması, kayyum rejiminin sona erdirilmesi, demokratik entegrasyon yasasının çıkarılması, infaz hukukunda adil düzenlemeler yapılması, siyasi tutsakların serbest bırakılması."
Hatimoğulları ayrıca iktidara da muhalefete de süreçle ilgili ayar veriyor: "Barış oy hesabına, anketlere ve farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu süreci ertelemek değildir. Muhalefetin sorumluluğu ise seyirci kalmak değil, demokratik çözümün bir parçası olmaktır."
Hatimoğulları özetle, teröristbaşına özgürlük diyor, PKK'lılar serbest bırakılmalı diyor, Suriye'deki özerk yönetimi kabul et diyor, Türkiye'de de aynı süreç yaşansın diyor.
Siz iktidarıyla muhalefetiyle süreci millete nasıl yutturmaya çalışırsanız çalışın, İmralı'nın, Kandil'in ve DEM Parti'nin süreçten anladığı bu. DEM Parti'nin hazırladığı komisyon raporunda bu var, komisyon heyetinin İmralı'da yaptığı görüşmenin tutanaklarında bu var.
Eğer ülkemizi çevreleyen tehditleri gerçekten bertaraf etmek, devletimizi ve milletimizi korumak istiyorsak, Maduro ve Venezuela halkının başına gelenler bizim başımıza gelmesin istiyorsak, ekonomide ve siyasette milli bir yol haritası lazım.
Bu noktada, ülkemizi tüm ekonomik bağımlılıklardan kurtaracak, kendi ayakları üzerinde güçlü ve bağımsız bir ekonomi haline getirecek tek ekonomik sistem Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'dir. Bu modelin bir devlet sistemine uyarlanmış hali de yine Prof. Dr. Haydar Baş'ın Sosyal Devlet Milli Devlet tezidir.
Güçlü devlet ve güçlü bir millet için bu model ve tezi ülkemizde uygulayacak olan Bağımsız Türkiye Partisi'ne (BTP) ve lideri Hüseyin Baş'a fırsat vermeliyiz.
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026





























































































