logo
13 EYLÜL 2026

En çok hangi ülkeye hamsi sattık?

Türkiye'nin denizlerdeki milli gururu hamsi, küresel pazarda rekor kırıyor! Yılın ilk 7 ayında 20 ülkeye ihraç edilen hamsi, ülke ekonomisine milyonlarca dolar döviz girdisi sağlarken, liderlik koltuğuna oturan ülke herkesi şaşırttı

17.08.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
En çok hangi ülkeye hamsi sattık?
En çok hangi ülkeye hamsi sattık?
Türkiye'nin su ürünleri sektöründeki en önemli kozlarından biri olan hamsi, uluslararası pazarda talep patlaması yaşıyor. Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) Su Ürünleri Sektör Komitesi tarafından paylaşılan en güncel verilere göre, ocak-temmuz döneminde Türkiye genelinden tam 3 bin 286 ton hamsi ihraç edildi. Bu performansla birlikte geçen yılın aynı dönemindeki 1.876 tonluk satış geride bırakılarak miktar bazında yüzde 75'lik bir büyüme yakalandı.

10,8 milyon dolarlık dev gelir

Denizlerden gelen bu büyük ticari hamle, ekonomik getiriye de doğrudan yansıdı. İlk 7 ayda gerçekleştirilen dış satım, Türkiye'ye tam 10 milyon 888 bin 755 dolar kazanç sağladı. Geçen yıl elde edilen 8 milyon 563 bin 683 dolarlık gelir düşünüldüğünde, hamsinin değer bazındaki kazanç artışı yüzde 27 olarak kayıtlara geçti.

Zirve değişmedi: Hamsiyi en çok Belçika tüketti!

Türk hamsisine en yoğun ilgi yine Avrupa kıtasından geldi. Küresel listede en fazla hamsi ithal eden ülkeler ve ödedikleri rakamlar şu şekilde sıralandı:

Belçika: 2 milyon 858 bin 60 dolar
Fransa: 2 milyon 788 bin 198 dolar
Ukrayna: 1 milyon 648 bin 783 dolar

Yeni ülkeler listede

Türk hamsisinin lezzeti Avrupa sınırlarını aşarak yeni coğrafyalara da ulaştı. Bu yılın ilk 7 ayında, geçen senenin aynı döneminden farklı olarak ilk kez Avustralya, Portekiz ve Katar'a da hamsi ihracatı gerçekleştirildi.

DKİB yetkilileri, Türk hamsisine olan küresel talebin artarak devam ettiğini belirterek, yılın kalan aylarında da yeni ihracat rekorlarının geleceğine inandıklarını vurguladı.

"Ailem Güvende" operasyonlarında 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletmeye adli işlem yapıldı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 5 il merkezli 15 ili kapsayan "Ailem Güvende" operasyonlarında 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli işlem gerçekleştirildiğini bildirdi

13.09.2026 16:18:00
AA
 
"Ailem Güvende" operasyonlarında 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletmeye adli işlem yapıldı
"Ailem Güvende" operasyonlarında 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletmeye adli işlem yapıldı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "fuhuş", "müstehcenlik" ve "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak veya satın almak" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü KOM ve Siber şube müdürlüklerince teknik ve fiziki takipler gerçekleştirildiği, tanık ifadeleri ve ihbarların değerlendirildiği bildirildi.

Açıklamada, soruşturma kapsamında, bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimlerini henüz tamamlamamış çocuklar ile reşit olmayan gençlerin yaş ve gelişim düzeyleri gözetilmeksizin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında yönlendirildiğine ilişkin deliller elde edildiği belirtildi.

Bu faaliyetleri yürüttüğü değerlendirilen dernekler ile bunları finanse eden kişi ve grupların, "ücretli sosyal arkadaşlık hizmeti" adı altında istismarda bulunduğu değerlendirilen kişilerin ve eğlence faaliyeti görünümünde hukuka aykırı eylemlere ortam sağladığı değerlendirilen işletmelerin tespit edildiği kaydedilen açıklamada, faaliyetlerin toplum nezdinde olağanlaştırılmasının önlenmesi, çocukların üstün yararı, aile kurumunun ve toplumun ortak ahlaki değerlerinin korunması amacıyla Anayasa'nın 41. maddesi başta olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda operasyon düzenlendiği bildirildi.

38 şüpheliye yönelik arama, yakalama ve el koyma işlemi
Açıklamada, İstanbul merkezli operasyonda İstanbul'da 20, Ankara'da 4, Çanakkale'de 3, İzmir'de 2, Antalya'da 2, Ordu'da 1, Elazığ'da 1, Balıkesir'de 1, Aydın'da 1, Kırşehir'de 1, Iğdır'da 1 ve Hatay'da 1 olmak üzere 38 şüpheliye yönelik 38 adreste arama, yakalama ve el koyma işlemi gerçekleştirildiği kaydedildi.

İstanbul'da faaliyet gösteren 10 işletme ile 6 LGBTİ+ derneğinin de aralarında bulunduğu 54 iş yeri, ev ve derneğe 12 ve 13 Eylül tarihlerinde operasyon düzenlendiği aktarılan açıklamada, 25 gram uyuşturucu ve uyarıcı madde, 10 gram kokain, 9 gram esrar, uyuşturucu madde olduğu değerlendirilen 10 sentetik hap, 7 enjektör ve iğnesi, 2 bin şişe kaçak alkol, 1 ruhsatsız tabanca, 5 kamera kayıt cihazı ve 26 cep telefonu ele geçirildiği belirtildi.

Açıklamada, operasyon kapsamında 26 şüphelinin gözaltına alındığı, diğerlerinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

Bir işletmenin ruhsatına aykırı faaliyette bulunması nedeniyle mühürlendiği aktarılan açıklamada, soruşturmanın tüm yönleriyle sürdürüldüğü kaydedildi.

KAOS GL Derneğine yönelik soruşturmada 21 şüpheli gözaltına alındı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, derneğin internet sitesi ile sosyal medya hesaplarında, çocukların erişimine açık şekilde müstehcen içerikli paylaşımlar yapıldığına ilişkin ihbar üzerine soruşturma başlatıldı.

Başsavcılığın talimatları doğrultusunda, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen tespit ve araştırmalarda, derneğin internet sitesi ve sosyal medya hesaplarını kullanan, yöneten ve bu hesaplarla bağlantılı dijital platformları idare eden şahıslar tespit edildi.

Bu kapsamda, dernek yöneticileri ile internet sitesi ve sosyal medya hesaplarını yönettiği tespit edilen 18, çeşitli internet siteleri ve sosyal medya hesapları üzerinden toplumun genel ahlakını ve kamu düzenini bozucu nitelikte paylaşımlarda bulunarak müstehcenlik ve fuhuş suçlarını işledikleri tespit edilen 8 şüpheli hakkında, arama, el koyma ve dijital materyallerin incelenmesine yönelik adli kararlar ile gözaltı talimatı verildi.

Düzenlenen operasyonda şüphelilerden 21'i gözaltına alındı, 5 şüphelinin yakalanması için çalışmalar devam ediyor.

Ayrıca, derneğin internet sitesine Türkiye'den erişimin engellenmesine karar verildi.

İzmir'de 16 şüpheli yakalandı
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının açıklamasında, kent genelinde toplumun huzurunu ve sükununu bozmaya yönelik faaliyetlerde bulundukları, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları paylaşımlarla "müstehcenlik" ile "fuhşa teşvik, aracılık etmek veya yer temin etmek" suçlarını işledikleri değerlendirilen şüphelilere yönelik soruşturma başlatıldığı bildirildi.

Soruşturma kapsamında çeşitli ilçelerdeki 24 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği kaydedildi.

Eş zamanlı arama ve yakalama işlemlerinin gerçekleştirildiği, 16 zanlının gözaltına alındığı, 8 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği belirtildi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'ten açıklama
Adalet Bakanı Akın Gürlek de NSosyal'deki hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu "2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı" vizyonu ve "2026/4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi" doğrultusunda, çocukların, aile kurumunu ve toplum düzenini korumaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti.

İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet başsavcılıklar​​​​​​​ının koordinasyonunda, emniyet ve jandarma teşkilatlarıyla "Ailem Güvende" operasyonlarının yapıldığını ifade eden Gürlek, 5 il merkezli 15 ili kapsayan çalışmalarda 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli işlemler gerçekleştirildiğini kaydetti.

Soruşturmalarda, fuhuşa aracılık veya yer temin eden kişilerin, bu faaliyetlere ortam sağladığı değerlendirilen işletmelerin, müstehcen içerik üreten ve yayan şüpheliler ile çocukların bu içeriklere maruz bırakılmasına yönelik faaliyetlerin incelendiğini aktaran Gürlek, şu bilgileri verdi:

"Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, teknik ve fiziki takip, tanık beyanları, dijital incelemeler ve görüntü kayıtları sonucunda eş zamanlı gözaltı, arama ve el koyma işlemleri yapılmış, uyuşturucu maddeler ile çok sayıda dijital materyale el konulmuş, çok sayıda sosyal medya hesabı ve internet sitesine erişimin engellenmesi tedbiri uygulanmıştır. Soruşturmaların mali boyutunda LGBT ve ahlaksızlığı teşvik eden derneklere ilişkin MASAK incelemelerinde bazı derneklere yurt dışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlardan yüksek tutarlarda fon aktarıldığı tespit edilmiştir. Bu para hareketlerinin kaynağı ve soruşturmalara konu faaliyetlerle bağlantısı araştırılmaktadır."

Soruşturmaları titizlikle yürüten Cumhuriyet başsavcılıklarına ve kolluk kuvvetlerine teşekkür eden Gürlek, Anayasanın, aile ve çocukların korunmasına ilişkin devlete yüklediği sorumluluk çerçevesinde, çocukları, gençleri ve aileleri hedef alan hiçbir suç yapılanmasına, istismar ağına ve yasa dışı faaliyete müsamaha gösterilmeyeceğini vurguladı.

Bolu'da geri dönüşüm malzemelerinin bulunduğu depoda çıkan yangın kontrol altına alındı

Bolu'da geri dönüşüm malzemelerinin bulunduğu depoda çıkan yangın kontrol altına alındı

13.09.2026 00:10:00
AA
 
Bolu'da geri dönüşüm malzemelerinin bulunduğu depoda çıkan yangın kontrol altına alındı
Bolu'da geri dönüşüm malzemelerinin bulunduğu depoda çıkan yangın kontrol altına alındı

Gerede ilçesine bağlı Yazıkara köyü sınırları içerisinde faaliyet gösteren bir fabrikanın geri dönüşüm malzemelerinin bulunduğu depoda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

İhbar üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi.

Bölgede yangın nedeniyle yoğun duman oluşurken, zaman zaman patlama sesleri duyuldu.

Yangın, ekiplerin müdahalesi sonucu kontrol altına alındı. Bölgede soğutma çalışması başlatıldı.

Valilik açıklaması

Bolu Valiliğinden yapılan açıklamada, Gerede'ye bağlı Yazıkara köyü sınırları içerisinde faaliyet gösteren bir fabrikanın deposunda saat 18.40 sıralarında henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktığı belirtildi.

İhbar üzerine ilgili kurum ve kuruluşlara bağlı ekiplerin ivedilikle olay yerine yönlendirildiği, yangına müdahale çalışmaları başlatıldığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Yangın ekiplerimizin yoğun ve koordineli müdahalesi sonucunda kontrol altına alınmıştır. Bölgede soğutma çalışmaları ile güvenlik tedbirleri aralıksız sürdürülmektedir. Yangına müdahale sürecimizde ilimizden ve çevre illerden görev alan tüm ekiplerimize gayret ve fedakarlıkları dolayısıyla teşekkür ediyor, yangın sırasında hafif şekilde yaralanan 2 vatandaşımız başta olmak üzere fabrika çalışanlarına, yöre halkımıza ve hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz." 

İstanbul'da okullara ilk gün ayarı


 
 
İstanbul'daki okullarda 14 Eylül'de dersler 10.00-15.00 saatleri arasında yapılacak.
 

12.09.2026 08:11:00
AA
 
İstanbul'da okullara ilk gün ayarı
İstanbul'da okullara ilk gün ayarı

İstanbul'daki resmi ve özel tüm ilkokul, ortaokul ve liselerde 14 Eylül Pazartesi günü derslerin 10.00-15.00 saatleri arasında yapılmasının kararlaştırıldığı duyuruldu. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünden yapılan açıklamada, 2026-2027 eğitim öğretim yılının 14 Eylül Pazartesi günü başlayacağı hatırlatıldı.

3 milyona yakın kişiyi ilgilendiriyor

Kent genelinde 2 milyon 800 bin öğrenci, 161 bin 453 öğretmen ve 19 bin civarında okul servisinin yeni dönemin ilk günü trafiğe çıkacağı aktarılan açıklamada, velilerin de öğrencilerini araçlarıyla okullara götürmesiyle birlikte oluşabilecek yoğunluğun ulaşımda aksaklıklara yol açmaması amacıyla önemli bir düzenleme yapıldığı belirtildi.
Açıklamada, "Bu kapsamda, İstanbul'daki resmi ve özel tüm ilkokul, ortaokul ve liselerde 14 Eylül 2026 Pazartesi günü ilk derslerin 10.00-15.00 saatleri arasında yapılması kararlaştırıldı. Alınan kararla hem öğrencilerin ve öğretmenlerin okullarına güvenle ulaşabilmesi hem de şehir içi trafiğin düzenli ve kontrollü şekilde işlemesi hedefleniyor" ifadelerine yer verildi.

Tekirdağ'a şehit ateşi düştü

Iğdır'ın Aralık ilçesinde devriye görevi yapan askeri aracın devrilmesi sonucu şehit olan 24 yaşındaki Piyade Sözleşmeli Er Ziyar Koparan'ın acı haberi, Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesine bağlı Kızılpınar Mahallesi'nde yaşayan ailesine ulaştı. Şehidin ailesinin isteği doğrultusunda cenaze töreninin, memleketleri Hakkari Yüksekova'da gerçekleştirileceği bildirildi

12.09.2026 05:00:00
İHA
 
Tekirdağ'a şehit ateşi düştü
Tekirdağ'a şehit ateşi düştü
Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesine bağlı Kızılpınar Mahallesi'nde şehidin ailesinin yaşadığı evin önüne Türk bayrağı asılırken, acı haberin ardından yakınları ve vatandaşlar taziye için evin önünde bir araya geldi.

Çerkezköy Kaymakamı Nazmi Günlü, Çerkezköy Tugay Komutanı Tuğgeneral Günal Budak, şehidin ailesini ziyaret ederek başsağlığı dileklerini iletti.



Şehidin ailesi Yüksekova'ya uğurlanacak



Çerkezköy Kaymakamı Nazmi Günlü, şehidin ailesinin isteği doğrultusunda cenaze töreninin memleketleri Hakkari Yüksekova'da gerçekleştirileceğini açıkladı. Günlü, "Iğdır'da meydana gelen askeri araç kazası neticesinde bir şehidimiz var. Şehidimizin anne ve babası ilçemizde ikamet ediyorlar. Şehit haberini aldığımız andan itibaren biz de onlarla beraber olmaya, onların acısını paylaşmaya çalışıyoruz. Ailenin isteği doğrultusunda cenaze, memleketleri Yüksekova'da defnedilecek. Sabahleyin kendilerini oraya uğurlayacağız. Cenaze Iğdır'dan Yüksekova'ya geçecek. Tören Yüksekova'da yapılacak" dedi.



Şehit Ziyar Koparan'ın cenaze töreninin Yüksekova'da düzenlenmesi bekleniyor.

Bebek katilinin talepleri bitmiyor

Nagehan Alçı’nın Devlet Bahçeli ile görüşmesine ilişkin aktardığı sözler, İmralı tartışmasını yeni bir boyuta taşıdı

11.09.2026 21:21:00
Haber Merkezi
 
Bebek katilinin talepleri bitmiyor
Bebek katilinin talepleri bitmiyor
Nagehan Alçı'nın Devlet Bahçeli ile görüşmesine ilişkin aktardığı sözler, İmralı tartışmasını yeni bir boyuta taşıdı.

Alçı'nın anlatımına göre Bahçeli, Abdullah Öcalan için İmralı'da önünde bahçesi bulunan, "ev konforunda" bir yaşam alanı hazırlandığını söyledi. Öcalan'ın ise bu yere geçmeyi reddettiği ve gerekçesinin "statü" talebi olduğu ileri sürüldü.

Peki Türkiye, terör örgütü PKK'nın elebaşı için "statü" tartışmasının yapılabildiği bir noktaya nasıl geldi?

Türkiye yıllarca terörle mücadelede binlerce insanını kaybetti. Asker, polis, korucu ve siviller terör saldırılarında hayatını kaybetti. Şehit aileleri acılarını yıllarca taşıdı.

Bugün ise Türkiye'nin gündeminde, terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ın hangi şartlarda yaşayacağı, kendisine nasıl bir yaşam alanı sağlanacağı ve daha da önemlisi "statü" talep edip etmediği tartışılıyor.

Nagehan Alçı'nın Devlet Bahçeli ile görüşmesine ilişkin aktardığı ifadeler bu nedenle büyük önem taşıyor.

Alçı'nın anlatımına göre Bahçeli, Öcalan için İmralı'da bahçeli, insani yaşam koşullarına sahip ve ev konforunda bir yer hazırlandığını söyledi. Öcalan'ın ise buraya geçmeyi reddettiğini ve bunun nedeninin "statü" talebi olduğunu belirtti.

Şehitlerin ardından "statü" tartışması



Türkiye'nin hafızasında terör saldırılarının acıları hâlâ canlıyken, kamuoyunun karşısına "Öcalan ne istiyor?" sorusunun çıkması toplumda ciddi rahatsızlık oluşturuyor.

Buradaki temel mesele yalnızca İmralı'daki fiziki koşullar değildir. Asıl soru şudur:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yıllarca terörle mücadele ettiği bir örgütün elebaşının taleplerini neden bu kadar ayrıntılı biçimde tartışmak zorunda kalmaktadır?

Bir terör örgütünün elebaşının yaşam koşullarının iyileştirilmesi ayrı bir tartışma konusu olabilir. Ancak bunun ötesine geçilerek "statü" talebinin gündeme gelmesi, kamuoyunun cevap beklediği çok daha ciddi soruları ortaya çıkarıyor.

"Bebek katili" üzerinden yeni bir siyasi denklem mi?

Öcalan, 1999 yılında yakalanarak Türkiye'ye getirildi. Hakkındaki ağır suçlamalar ve PKK'nın gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle Türkiye'nin yakın tarihindeki en tartışmalı isimlerden biri oldu.

Aradan geçen yılların ardından bugün tartışmanın "statü" noktasına taşınması, Türkiye'nin terörle mücadele anlayışında neyin değiştiği sorusunu gündeme getiriyor.

Devletin terör sorununu bitirmek istemesi elbette anlaşılabilir. Ancak terörün sona erdirilmesi adına atılan adımların şehitlerin hatırası, hukukun üstünlüğü ve vatandaşların adalet duygusu açısından da izah edilebilir olması gerekir.

Türkiye'nin cevabını beklediği sorular

İmralı'da gerçekten bahçeli ve ev konforunda yeni bir yaşam alanı mı oluşturuldu?

Bu yapı hangi karar ve hangi yetkiyle hazırlandı?

"Statü" talebi gerçekten gündemde mi?

Bu ifade hukuki olarak ne anlama geliyor?

Türkiye'nin terörle mücadele politikasında hangi yeni aşamaya geçiliyor?

Ve en önemlisi: Şehit ailelerine bu süreç nasıl anlatılacak?

Türkiye'nin terör sorununu çözmesi, silahların susması ve yeni acıların yaşanmaması herkesin isteğidir. Ancak çözüm adına yapılan her adımın toplumun vicdanında karşılık bulması gerekir.

Çünkü mesele artık yalnızca İmralı'daki bir mahkûmun yaşam koşulları değildir.

Mesele, Türkiye Cumhuriyeti'nin terör karşısındaki devlet ciddiyetinin, şehitlerin hatırasının ve adalet duygusunun nasıl korunacağıdır.

Ve Türkiye'nin sormaya hakkı vardır: Terörün elebaşının talepleri neden sürekli gündemde? Türkiye bu noktaya nasıl getirildi?

Seçil Erzan yeniden hakim karşısında

Yüksek faiz vaadi ile kurduğu fona Fatih Terim gibi isimlerin de dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcuların da bulunduğu 30'dan fazla kişiyi milyonlarca lira dolandırdığı iddiasıyla 102 yıl 4 ay hapis ile 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırılan tutuklu Seçil Erzan, İstinafın bozma kararının ardından yeniden hakim karşısına çıktı

11.09.2026 20:36:00
İhlas Haber Ajansı
 
Seçil Erzan yeniden hakim karşısında
Seçil Erzan yeniden hakim karşısında
Yüksek faiz vaadi ile kurduğu fona Fatih Terim gibi isimlerin de dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcuların da bulunduğu 30'dan fazla kişiyi milyonlarca lira dolandırdığı iddiasıyla 102 yıl 4 ay hapis ile 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırılan tutuklu Seçil Erzan, İstinafın bozma kararının ardından yeniden hakim karşısına çıktı.

Erzan duruşmada "Tekraren yargılandığım için çok inançlıyım. Ben adil yargılanmadığımı düşünüyorum. 3 buçuk yıl boyunca söylediğim hiçbir şeye itibar edilmedi. Aleyhime kararlar verildi. Sadece katılanların söylediği mutlak doğru kabul edildi. Kimseye benim borcum yok ama borçlu durumunda kaldım. Arda Turan'ın 1 kuruş alacağı varsa bana bin yıl ceza verin. 1'e 5 imkansızken 1'e 5 veren başka Seçil Erzan yok. Ben bir sistem hiçbir şey kurmadım. Ben her şeyimi verdim. 1 liram yok" dedi.

Yüksek faiz vaadi ile kurduğu fona Fatih Terim gibi isimlerin de dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolculardan Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan'ın da bulunduğu 30'dan fazla kişiyi milyonlarca lira dolandırdığı iddiasıyla 102 yıl 4 ay hapis ile 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırılan Denizbank Levent Şubesi eski Müdürü Seçil Erzan hakkında verilen karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi tarafından bozulmuştu.

Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin hüküm kurarken birleşen dosyalara ilişkin bilgilere kararda yer vermediğini, bu durumun denetimi zorlaştırdığını kaydetmişti. Daire, istinaf başvurularını yerinde bularak, yargılama sürecinde bazı usul kurallarının uygulanmadığını belirtmişti. Dosya yargılamanın yeniden yapılması için İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmişti.
Bu kapsamda Erzan yeniden hakim karşısına çıktı.

"Kimseye benim borcum yok ama borçlu durumunda kaldım"

Duruşmada söz verilen Seçil Erzan "Tekraren yargılandığım için çok inançlıyım. Ben adil yargılanmadığımı düşünüyorum. 3 buçuk yıl boyunca söylediğim hiçbir şeye itibar edilmedi. Aleyhime kararlar verildi. Sadece katılanların söylediği mutlak doğru kabul edildi. Ben her şeyin ne olduğunu özetlemek istiyorum. Birincisi hakkımda bir önce yargılandığım mahkemede savcılıkta verdiğim beyanlar ile diğer beyanlarım arasında çelişki bulunduğu gerekçesi ile sadece savcılık beyanlarım esas alındı. Ben yeterli hukuki desteği alamadım. O dönem bir takım yönlendirmeler ile ifade verdim.

Size şu an her şeyi doğru açık şekilde anlatmak istiyorum. Ben kaçmadım, ben o sabah telefonumu kapattım izinliydim, Çorlu'ya gittim. Kendimde değildim çok kötüydüm. O gün telefonumu açamıyordum. Benden para almak isteyen, kapıya dayananlar vardı. Kendi rızam ile bankaya gidip başıma gelen durumu o halimle 2 gün boyunca anlatmaya çalıştım. O gün bile darp edildim ben. Annemin gözünün önünde darp edilip senetler verdim. Kimseye benim borcum yok ama borçlu durumunda kaldım. Banka anlamaya çalıştı. Serum takıldı bana. Bana banka yetkilileri bir avukat yönlendi. Savcıya gittim, beyanlarımda da savcıya sığındım o gün. Her şeyi açık doğruluğu ile anlatmaya çalıştım. Söylediğim her şey bağlamından koparılmış. Para bende değil onu anlattım o gün. Bankanın avukatı 'yukardan baskı varmış seni tutuklanıyorsun' dedi" ifadelerini kullandı.

"Arda Turan'ın 1 kuruş alacağı varsa bana bin yıl ceza verin"

Seçil Erzan devamında "Ben korku, baskı altında herkese fon dedim o gün. Bunu bana söyleyen avukatların elinde bir mektup var onu sunmak istiyorum. Ben fon demedim. Ben banka ile görüşmeler yaptım. Ben o gece bana ne dedilerse karşısına yazdım. Bu fon beyanları bir temele oturtuldu. 'Ben kandırdım, iradelerini fesada uğrattım' bu oturtuldu. Ben bir sistem kurmadım. Yüksek faiz vaadi ile somutlaştırılacak bir davranışım yok. Arda Turan'ın 1 kuruş alacağı varsa bana bin yıl ceza verin.

Bana verdiği parayı 15 günde aldı. Bana küfürler etti. Bu bir sistemse bu sistemi yöneten kim' 1'e 5 imkansızken 1'e 5 veren başka Seçil Erzan yok. Ben bir sistem hiçbir şey kurmadım. Ben her şeyimi verdim. 1 liram yok. Ödeyemedim, ödemek için her şeyi yaptım. Her şeyi sattım. Öldürmüyorlar ölmek lüks. O parayı bulacaksın. Hiç kimsenin iradesini fesada uğratma kastım olmadı. Arkadaşlarımın geri ödemelerini yapamadım. Annemin babamın bütün her şeyini sattım. Yeter ki kapansın bitsin. Faiz oranı ile kimseyi kandıramazsınız" dedi.
Duruşmaya öğle arası verildi.

Otopsiden korkunç gerçek çıktı

Elazığ'ın Karakoçan ilçesinde müstakil bir evde çıkan yangında can verdikleri düşünülen Ağa ve Hayriye Üykü çiftinin otopsisinde sırtlarında kurşun izleri tespit edildi. Altınları çalındıktan sonra delilleri karartmak amacıyla evleri yakılan talihsiz çiftin ölümüyle ilgili 4 şüpheli gözaltına alınırken, acılı oğul Düzgün Üykü, "2 bileziğe, 1 yüzüğe tav olup insanları katledebiliyorlar" sözleriyle isyan etti

11.09.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Otopsiden korkunç gerçek çıktı
Otopsiden korkunç gerçek çıktı
Elazığ'ın Karakoçan ilçesine bağlı Koçyiğitler köyü Ürünlü mezrasında yaşanan ve ilk etapta kayıtlara "ev yangını faciası" olarak geçen olayın arkasından tüyler ürperten bir çifte cinayet ve yağma çıktı.

İki katlı müstakil evde henüz belirlenemeyen bir nedenle çıkan yangına müdahale eden Karakoçan Belediyesi itfaiye ekipleri, alevleri söndürdükten sonra içeride 7 çocuk sahibi Ağa ve Hayriye Üykü çiftinin cansız bedenlerine ulaştı. Dumandan zehirlenerek öldükleri tahmin edilen yaşlı çiftin cenazeleri, otopsi işlemleri için Fırat Üniversitesi Hastanesi morguna kaldırıldı.

Gerçek otopsi raporuyla ortaya çıktı: Sırtlarından vurulmuşlar!

Morga kaldırılan cenazeler üzerinde yapılan ön otopsi incelemesi, olayın seyrini tamamen değiştirdi. Uzmanların yaptığı incelemede, Ağa ve Hayriye Üykü çiftinin vücutlarında, özellikle de sırt bölgelerinde kurşun izlerine rastlandı. Canilerin, yaşlı çifti silahla vurarak katlettikten sonra cinayete "yangın süsü" vermek ve delilleri yok etmek amacıyla evi ateşe verdikleri belirlendi.

Vahşetin arkasındaki neden: Altın yağması

Cinayet şüphesi üzerine soruşturmayı derinleştiren jandarma ekipleri, evde yaptıkları detaylı aramalarda çarpıcı bir bulguya daha ulaştı. Hayriye Üykü'ye ait olduğu bilinen altın ve bazı değerli ziynet eşyalarının evde olmadığı ve çalındığı saptandı. Sadece 4-5 hanenin yaşadığı tenha mezrada, çiftin gece saatlerinde kapıyı açmış olmasından yola çıkan ekipler, faillerin aileyi tanıyan ya da mezra çevresini iyi bilen en az iki kişi olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Yürütülen çok yönlü teknik ve fiziki takip sonucunda olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen 4 şüpheli gözaltına alındı.

Gözyaşları içinde toprağa verildiler

Otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından yakınları tarafından teslim alınan Ağa ve Hayriye Üykü'nün cenazeleri, Ürünlü mezrasına getirildi. Kılınan cenaze namazının ardından yaşlı çift, köy sakinlerinin ve yakınlarının gözyaşları arasında aile kabristanında yan yana toprağa verildi.

"Biz kaza biliyorken vahşet çıktı: 2 bilezik için can alıyorlar"

Cenaze töreninin ardından metanetini koruyarak açıklamalarda bulunan çiftin oğlu Düzgün Üykü, adaletin yerini bulmasını isteyerek şu yürek yakan ifadeleri kullandı:

"Kimsenin hak etmediği bir ölüm şekli... Para için, pul için can almaya, kıymaya gerek yok. Sonuç olarak insanoğlu nefsine yenik düşebiliyor; 2 bileziğe, 1 yüzüğe tav olup insanları katledebiliyor." (Açıklamanın tam metni için ilgili kaynaklara başvurulabilir).

Jandarma ekiplerinin, cinayetin tüm ortaklarını ve kayıp ziynet eşyalarını ortaya çıkarmak için bölgedeki arama kurtarma köpekleriyle yürüttüğü geniş çaplı soruşturma devam ediyor.

Kiracı vahşetinde detaylar ortaya çıktı

Maltepe'de ev sahibi ve eşini silahla öldürüp, olay yerindeki avukatı ise ağır yaralayan şüphelinin ifadesi ortaya çıktı. Şüpheli ifadesinde, karşı tarafın kendisine hakaret ettiğini, daha sonra evine giderek ruhsatsız tabancasını aldığını ve olayın gerçekleştiğini beyan etti

11.09.2026 16:30:00
İHA
 
Kiracı vahşetinde detaylar ortaya çıktı
Kiracı vahşetinde detaylar ortaya çıktı
Maltepe'de ev sahibi çifti öldüren şüphelinin ifadesi ortaya çıktı.

Olay, dün öğle saatlerinde Maltepe'de meydana gelmişti. Gülsuyu Mahallesi Taşocağı Sokak'ta çıkan tartışmada ev sahibi Osman A. ile eşi Nursen A'yı öldürdüğü, avukat Emir Ali S.'yi ise ağır yaraladığı gerekçesiyle özel harekat polislerince gözaltına alınan Mehmet T.,'nin Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği'ndeki işlemleri tamamlandı. Zanlı, hastanedeki sağlık kontrolünün ardından Anadolu Adliyesi'ne götürüldü. Öte yandan soruşturmanın detaylarına ulaşıldı.

Cinayetin detayları ve şüphelinin ifadesi ortaya çıktı

Şüpheli Mehmet T.'nin yaklaşık 30 yıldır binada kiracı olduğu, maktul tarafın ise Almanya'da yaşadığı ve binanın tamamının sahibi olduğu öğrenildi. Hayatını kaybeden çiftin, yaklaşık 10 yıl önce binayı satmak istediği, Mehmet T.,'nin de binaya talip olduğu ve bu kapsamda binada tadilat yaptırdığı belirlendi. Şüphelinin, tadilat masrafları ve satışla ilgili olarak ev sahibi tarafa bir miktar para verdiği, ancak binanın bir bölümünün kaçak olması nedeniyle anlaşmanın gerçekleşmemesi üzerine verdiği paranın yanı sıra tadilat masraflarını da geri istediği öğrenildi. Taraflar arasında yapılan anlaşmanın ardından binadaki kiraların Mehmet T. tarafından toplandığı, bu süreçte taraflar arasında alacak verecek meselesi nedeniyle anlaşmazlık yaşandığı belirtildi.

Maktul tarafın bu süreçte Türkiye'ye geldiği, açılan dava sonucunda sürecin kendi lehlerine sonuçlanmasının ardından olaydan bir gün önce binanın zemin katındaki giriş bölümünde bulunan dükkanların tahliye ettirildiği öğrenildi. Mehmet T.'nin de söz konusu dükkanlardan birini ofis olarak kullandığı ve tahliye işlemi sırasında maktul tarafın olayda yaralanan avukatıyla birlikte bulunduğu belirtildi. Taraflar arasında burada tartışma yaşandığı, karşı tarafın ertesi gün yeniden geleceklerini söylediği öğrenildi.

Şüpheli Mehmet T.'nin ifadesinde, bu sırada karşı tarafın kendisine hakaret ettiğini, daha sonra evine giderek ruhsatsız tabancasını aldığını ve olayın gerçekleştiğini beyan etti. Ayrıca şüphelinin, kalabalığa ateş etmesinin amacının karşı tarafı dağıtmak olduğunu savunduğu, olayın ardından teslim olacağını ancak polis ekiplerinin gelmesi üzerine teslim olduğunu söylediği öğrenildi.

Bayraktar AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA), İHA-300 süpersonik balistik füzesi ile gerçekleştirdiği atış testinde hedefi tam isabetle vurdu

Bayraktar AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA), İHA-300 süpersonik balistik füzesi ile gerçekleştirdiği atış testinde hedefi tam isabetle vurdu

11.09.2026 14:10:00
AA
 
 Bayraktar AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA), İHA-300 süpersonik balistik füzesi ile gerçekleştirdiği atış testinde hedefi tam isabetle vurdu
 Bayraktar AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA), İHA-300 süpersonik balistik füzesi ile gerçekleştirdiği atış testinde hedefi tam isabetle vurdu
Bayraktar AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA), İHA-300 süpersonik balistik füzesi ile gerçekleştirdiği atış testinde hedefi tam isabetle vurdu.

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, şirket tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar AKINCI TİHA, operasyonel yeteneklerini geliştirmeye ve uzun menzilli farklı mühimmat entegrasyonlarını artırmaya devam ediyor. Bu kapsamda yapılan testte ROKETSAN tarafından geliştirilen İHA-300 süpersonik balistik füzesi ile 250 kilometrenin üzerindeki menzilde yer alan hedef başarıyla vuruldu.

Test faaliyeti kapsamında Tekirdağ'da bulunan Çorlu Uçuş Eğitim ve Test Merkezi'nden kalkış yapan Bayraktar AKINCI, Karadeniz üzerindeki test sahasına intikal etti. Sinop açıklarında icra edilen testte deniz üzerindeki hedef, Bayraktar AKINCI'dan ateşlenen İHA-300 mühimmatı tarafından tam isabetle vuruldu. Atış testinin başarıyla sonuçlanmasının ardından Bayraktar AKINCI, planlanan rotayı takip ederek Çorlu'ya geri döndü.

Daha önce İHA-122 ve İHA-230 süpersonik füzelerinin Bayraktar AKINCI'ya entegrasyonu başarıyla tamamlanmıştı. İHA-300 füzesinin de başarılı entegrasyonu ile AKINCI'nın uzun menzilli ve yüksek etkili taarruz kapasitesi yeni bir seviyeye taşındı. Farklı görev ihtiyaçlarına yönelik çok çeşitli mühimmatları hem kara hem de hava hedeflerine karşı kullanabilen AKINCI, sahip olduğu geniş milli mühimmat yelpazesiyle stratejik görev kabiliyetini bir kez daha ortaya koydu.

Milli mühimmatlarla görev çeşitliliği
Bugüne kadar milli TİHA'nın geliştirme ve mühimmat entegrasyon faaliyetleri kapsamında MAM-L, MAM-L TV, MAM-T, MAM-T IIR/TV, MAM-C, TOLUN mühimmat ailesi, TEBER-81, TEBER-82, LAÇİN, LGK-81, LGK-82, HGK-82, GÖKÇE Güdüm Kiti, GÖZDE Güdüm Kiti, KGK-82-SİHA, İHA-230 Süpersonik Füze, TV arayıcı ve lazer arayıcı başlıklı İHA-122 Süpersonik Füze, ÇAKIR Seyir Füzesi ile EREN Yüksek Hızlı Çok Amaçlı Dolanan Mühimmat başarıyla entegre edildi.

Farklı menzil, güdüm ve harp başlığı seçeneklerine sahip bu mühimmat çeşitliliği sayesinde AKINCI, yakın mesafeden uzun menzile uzanan, farklı hedef türlerine karşı görev yapabilen katmanlı bir harekat ve taarruz kabiliyeti kazandı.

İhracat şampiyonu
Başlangıçtan bugüne tüm projelerini tamamen öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2025 yılında da insansız hava aracı segmentinde dünyanın en büyük ihracatçısı olmaya devam etti. Son 3 yılda dünya SİHA pazarında liderliğini sürdüren Baykar, 2025 yılında ulaştığı 2,2 milyar dolarlık ihracat hacmiyle kendi rekorunu tazeledi.

Son yıllarda gelirlerinin yüzde 90'ını ihracattan elde eden Baykar, Türkiye'nin yüksek teknoloji ihracatının lokomotifi oldu.

2023, 2024 ve 2025 yıllarında Türkiye'deki tüm sektörlerde en çok ihracat yapan ilk 10 firma arasına girerek İhracatın Şampiyonları Ödülü alan Baykar, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. 2023'te sektör ihracatının üçte birini tek başına yapan Baykar, 2024 yılında da savunma ve havacılık sektörü toplam ihracatının dörtte birini tek başına gerçekleştirerek Türkiye'yi küresel SİHA ihracat pazarında lider konuma taşıdı.

Dünyanın en büyük insansız hava aracı şirketi olan Baykar, Bayraktar TB2 SİHA için 36 ülkeyle, AKINCI TİHA için ise şimdiye kadar 16 ülke ile olmak üzere toplamda 39 ülkeyle ihracat anlaşması imzaladı.

Ekrem İmamoğlu Tuzla davasında 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İmamoğlu hakkında ayrıca TCK 53 kapsamında siyasi yasak kararı verildi

Ekrem İmamoğlu Tuzla davasında 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İmamoğlu hakkında ayrıca TCK 53 kapsamında siyasi yasak kararı verildi. Hükmün istinaf incelemesinde bozulmadan kesinleşmesi durumunda siyasi yasak da kesinleşmiş olacak

11.09.2026 13:46:00 / Güncelleme: 11.09.2026 14:00:32
Haber Merkezi
 
 Ekrem İmamoğlu Tuzla davasında 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İmamoğlu hakkında ayrıca TCK 53 kapsamında siyasi yasak kararı verildi
 Ekrem İmamoğlu Tuzla davasında 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İmamoğlu hakkında ayrıca TCK 53 kapsamında siyasi yasak kararı verildi
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı'ya yönelik sözleri nedeniyle yargılandığı davanın bugünkü duruşması Silivri'deki Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'nde görüldü.
3 yıl önce eski Tuzla Belediye Başkanı Yazıcı'ya yönelik sözleri nedeniyle "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama", "Suç işlemeye tahrik", "Hakaret" ve "İftira" suçlarından suçlamaları yöneltilen İmamoğlu, Silivri Cezaevi yerleşkesinde savunma yaptı.
Mütalaanın ardından "suçun sabit olduğu" gerekçesiyle Ekrem İmamoğlu'na 2 yıl 1 ay hapis cezası ve siyasi yasak verildi.
İmamoğlu, hakkında açılan davada yargılanıp iki kez beraat etmişti, ancak istinafın "usulsüzlük" gerekçesiyle bozması üzerine yeniden hâkim karşısına çıkmıştı.
 
İMAMOĞLU: "NE BÖYLE MÜTALAA NE İDDİANAME OLUR"
İmamoğlu mütalaanın ardından, "Ne böyle bir mütalaa olur ne böyle bir iddianame olur. Bu mahkemenin bile burada kurulu olması skandaldır bu mütalaa da mesnetsizdir. Türk yargısı adına hakim konumundasınız yüze Türk milleti adına karar vereceksiniz dilerim ve umarım ki bu kararı verebilirsiniz" dedi.
 
SAVUNMASINDA NE DEDİ
İmamoğlu'nun savunması şöyle: 
"Katılmamın engellendiği bir duruşma sonrası buradayım ve buradan bu hususta kıymetli halkıma seslenerek ne yaşadığımı anlatmak istiyorum sizin de huzurunuzda. Tabii son iki yıldır yalnızca siyasi rakiplerimle değil, ardı ardına açılan davalarla, soruşturmalarla ve bitmek bilmeyen yargı süreçleriyle karşı karşıyayım. Türkiye'de, hatta dünyada siyasi iktidarın karşısında seçim kazanmış bir siyasetçinin, böylesine yoğun ve sistematik bir yargı sürecinin muhatabı haline getirildiği başka bir örnek bulmak kolay değildir. Bugün tam 13 ayrı davanın muhatabıyım. Bunların 12'si ceza davası, biri idari yargı davasıdır.
 
Peki, bunlar ne zaman yaşanıyor? İktidarın karşısında dört kez seçim kazanmışken, milletimizin teveccühüyle ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olmuşken ve Türkiye önündeki ilk seçimde iktidarın değişip değişmeyeceğini tartışırken, muteber tüm araştırmalarda seçimi kazanan, kazanacağı, kimin kazanacağı belliyken... İşte tam da böyle bir dönemde siyasetin doğal rekabet alanında yarışmak yerine, milletin iradesine başvurmak yerine, milli iradeyi yok sayarak, gasp ederek, benim hayatım adliye koridorları ile cezaevi arasına sıkıştırılmak ve orada bir şekilde psikolojik işkenceyle geçirilmek isteniyor.
 
Rakamlar, yaşananların boyutunu aslında tek başına anlatmaya yetiyor. Muhatabı olduğum 13 ayrı davada, tam 19 hâkim değişti. Hakkımda halen devam eden 12 ayrı ceza davası bulunuyor. İBB duruşmalarının başladığı 9 Mart'tan bugüne 82 kez duruşmalara katıldım. Bu hafta beş günde beş duruşma deneyimini, haftasını yaşamış oldum. Daha önce de yine Silivri'de aynı günde burada, bu yerleşkede üç farklı duruşma salonunda, üç farklı duruşmaya üç farklı mahkeme heyetinin karşısında katıldığım gibi... Aynı günde üç farklı duruşma salonunda, üç farklı mahkemede, üç farklı duruşmaya katıldığım gibi...
 
9 Mart'tan itibaren 76 kez İBB duruşmaları, 30 Mart'ta bilirkişi davası, 11-12-13 Mayıs, 6 Temmuz'da casusluk davası, 5 Haziran Tuzla davası vardı. Bir şekilde ne yazık ki bu yerleşkeden sorumlu Başsavcılığın hukuksuz bir biçimde, psikolojik işkenceyle, beni yolun yarısından, 60 km gittikten sonra geri döndürdüğü, tarihte olmamış bir biçimde kişisel işkenceye dönmüş bir dava günü, 6 Temmuz'da diploma davası, bugün yine 10 Eylül'de sizin huzurunuzda Tuzla davası... Toplam 83 duruşma oldu. Muhtemelen bu ayın sonunda 100 duruşmaya yaklaşan bir seyrin içerisinde olacağım.
 
Bu davada da hâkimin değişmiş olmasını, yaşadığımız bu tablo içerisinde ne yazık ki doğal karşılamak elbette kolay olmuyor. Evet, ben bugün çok sayıda siyasi davayla, insan haklarını hiçe sayan ve düşman hukukunu dahi aşan sayısız hukuk soruşturmasıyla karşı karşıyayım. Yargısız infazlarla, devletin kurumlarıyla, müşterek medya linciyle, usulsüz soruşturma, kovuşturma, sorgu süreçleriyle, savunma hakkımın engellenmesi ve hatta kitabımın daha baskıya bile başlanmadığı bir ortamda okuruyla buluşmadan yasaklanmasıyla karşı karşıyayım. Öyle bir süreçten geçiyoruz ki artık hakkımda yapılanları, uğradığım hukuksuzlukları kronolojik olarak sıralamak bile çok güçleşmiştir. Bir dava bitmeden diğeri başlıyor. Bir soruşturmanın hukuksuzluğunu anlatmadan yenisi geliyor. Bir hâkimin karşısından kalkıyoruz, başka bir hâkimin karşısına geliyoruz...
 
Ve ben siyasi tutukluyum, tutsağım. Ben, bu ülkenin 87 milyon yurttaşımız için verdiğim cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim. Ancak Yaradan'a şükürler olsun ki milletin gözünde sokağa çıkamayan, caddelerde, meydanlarda dolaşamayan, toplumun vicdanına hapsolmuş siyasi bir beden değilim. Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin...
 
Siyaseti tek bir kişinin etrafında şekillendiren, o kişiye kendisini ispat etmek uğruna sınır tanımayan bu anlayışın temsilcilerinden, eski Tuzla Belediye Başkanı, bana karşı sergilediği nezaketsizlik ve ardından 'Yavuz hırsız ev sahibini bastırır' misali hakkımda şikâyetçi olmasıyla tümüyle uydurma olan bu dava süreci başlamıştır. İşte bu nedenle tam da huzurunuzda bulunma sebebimizin esasa ilişkin bir suç şüphesi değil, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Dairesi'nin, tamamen usule ilişkin verdiği bir bozma kararı olduğunu hatırlatmak isterim...
 
Sayın hâkim, benim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak göreve başladıktan sonra ziyaret ettiğim ilk ilçe belediyelerinden biri Tuzla Belediyesi olmuştur. 30 Aralık 2019 tarihinde Sayın Şadi Yazıcı'yı makamında ziyaret ettim. Aynı gün ilçede çeşitli temaslarda bulundum. Diyeceksiniz ki; 'Bir Büyükşehir Belediye Başkanı, ilçe belediye başkanını ziyaret eder. Bunu niye anlatıyorsunuz? Ne önemi var bunun?' Çok önemi var. Ben, beş yıl ilçe belediye başkanlığı yaptım. Beş yıl ilçe belediye başkanlığı yaptığımda o dönemin AK Parti Büyükşehir Belediye Başkanı ne kapımı çaldı ne ziyaret etti ne randevu taleplerime makul bir geri dönüş yaptı. Aslında işte bahsettiğim siyasi rejimin, siyasi nezaketsizliğe ve araya bariyerleri kurma sürecinin sonrasında 'Bana yapılanı ben bir başkasına yapmam ve yapmayacağım' diyerek, bu şekilde görevimi yerine getirdim. Göreve başladığım ilk günden itibaren siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak İstanbul'un bütün ilçeleriyle uyum içerisinde çalışmayı ilke edindim.
 
Yine 9 Haziran 2021 tarihinde Sayın Şadi Yazıcı'nın annesi merhume Türkan Yazıcı'nın cenazesine de katılarak taziyelerimi ilettim. Kamu görevi yürüten kişiler arasındaki ilişkilerin, karşılıklı saygı ve nezaket temelinde sürdürülmesi gerektiğine her zaman inandım ve buna uygun davranmaya tarihteki belki en üst seviyede özen gösteren Büyükşehir Belediye Başkanı olmaya gayret ettim. Görev sürem boyunca Tuzla'da çok sayıda yatırım, hizmet ve proje hayata geçirildi, geçirilmeye de devam ediyor. Bu kapsamda Sayın Şadi Yazıcı'yı birçok kez programlarımıza, açılışlarımıza ve toplantılarımıza davet ettim...
 
Bu çerçevede dikkat çekici olan husus, yıllar boyunca gerçekleşen çok sayıdaki programa davet edilmesine rağmen hiç iştirak etmeyen şikâyetçinin, sadece dosyada konu olan 25 Ekim 2022 tarihli açılış programına katılmış olmasıdır. Benim kamu yönetimi anlayışım, az önce de ifade ettiğim gibi, siyasi farklılıkları değil, ortak hizmet sorumluluğunu esas almaktır. Bu nedenle bugüne kadar, yine ifade ettiğim gibi, hiçbir ilçe belediye başkanıyla kişisel bir gerilim içerisinde olmadım, olmamaya da özen gösterdim. Benim telefonuma dahi dönüş yapılmamasına rağmen ben her başkanın, her kişinin telefonuna dahi en hızlı şekilde dönmeyi en üst seviyede nezaket değil, sorumluluk olarak gördüm. İstanbul'un 39 ilçesinin tamamına eşit hizmet götürmek ve tüm yerel yöneticilerle yapıcı ilişkiler kurmak için çalıştım. Dosyaya konu olan olayın değerlendirilmesinde de bu yaklaşımımın ve taraflar arasındaki ilişkinin genel seyrinin dikkate alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.
 
Sayın Yargıç, olay günü Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisi açılışındaydık. Davetlim, şikâyetçi, kürsüye çıkıp tesise emeği geçenlerin ismini dahi anmaktan kısıtlı olarak kaçındığı, hitap ettiği kalabalığın tepki meyli göstereceğini bile bile ağır eleştirilerle dolu bir konuşma yaptı. Benden önce görev yapan insanların ta 20-25 yıl öncesine dönerek isimlerini andı. Benim için hiçbir mahsuru yok, ben de anmaktan keyif alırdım, onur duyardım. Ama benim ismimi dahi anmamıştır. Ben, bir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak onun konuşmasını bölenleri kendim, bizzat ayağa kalkarak kalabalığı susturmaya ve "Lütfen yapmayın" demeye gayret ettim ve sakinleştirdim. Kendisi söz hakkını sonuna kadar kullandı.
 
Esasen söz hakkı mı, bu da tartışılır. Çünkü bu tür açılışlarda ben, dediğim gibi, hiç davet edilmemişken, gittiğim ilçelerde davet ettiğim ilçe belediye başkanlarına, yine siyasi partisine bakmaksızın, mutlaka benden önceki son konuşmacı olarak onlara söz hakkı vererek duygu, düşüncelerini ifade etmelerine fırsat tanıdım. Bunu da yine bir nezaket değil, topluma karşı sorumluluk olarak yaptık. BBu nezaketsizliği yaşadım' diye de bundan kaçınmadım. Ondan sonra devam ettiğim birçok ilçede yaptığım her açılışta yine her ilçe belediye başkanına o söz hakkını vermeye devam ettim.
 
Ancak bu kişi söz hakkını sonuna kadar kullandı, milletin sabrını zorlayacak şekilde bir dil kullandı ve hatta ben kürsüye çıktığım an, yani sıra konuşma sırası bana geldiğinde ben kürsüye yürüyerek çıktığım an, kendisi beni dinleme nezaketini dahi göstermeden salonu terk etmeye kalkıştı. Yani provokasyonun son halkası da buydu. Anlattığım tüm bu hususlar görüntülerde zaten sabittir. Takdir edersiniz ki bir belediye başkanının ev sahibi olduğu bir törende, diğer belediye başkanını dinlemeden salonu terk etmesi gerçekten ağır bir nezaketsizliktir.
 
Nitekim bu kadar aleni biçimde yapılan saygısızlığa karşı alanda büyük bir tepki oluşmuş, ortam gerilmiştir. Ben, bu esnada şikayetçinin şahsına hakaret etmek için değil, tamamen galeyana gelen vatandaşları sakinleştirmek ve taşkınlığı önlemek amacıyla şu sözleri sarf ettim: 'Arkadaşlar, o arkadaş buraya germeye gelmiş. Siz bırakın. Sakin, sakin... Nezaketsizlik... Bakın arkadaşlar, müsaade edin lütfen. Bakın, provokasyona gelmeyin, ilgilenmeyin. Kötü söz sahibine aittir.' O esnada vatandaşa, konuşmama başlayamadan mikrofonda söylediğim sözler bunlardır.
 
Kaldı ki o esnada şikâyetçiyi kendi aracına bindirmek üzere onun etrafına kalkan olup -ki vatandaş olduğu yerden bağırıyordu, yani onun peşine koşan da çok fazla yoktu- aracına en sağlıklı şekilde binmesi için ona yine benim güvenlik görevlilerim eşlik ederek arabasına binmesine vesile olmuştur. İddianame bu sözleri, sanki konuşmamın sonraki bölümlerinde yer alan siyasi eleştirilerle birleşikmiş gibi, art niyetli bir virgülle bağlayarak kurgulamıştır. Kaldı ki bunlar görüntülerde çok açık ortadadır. Muhtemelen mahkeme bunları izlemiştir ve o yönde hakkımda beraat kararı vermiştir. Yani durum çok alenidir. Görüntülerde, seslenişte her şeyde sabittir. Yine şunu da ifade edeyim; mesela kullandığım 'nezaketsiz' lafı, diğer sözlerimden dakikalar önce kalabalığı yatıştırmaya çalışırken, bizzat şikayetçinin hiçbir şekilde dinlemeyi tercih etmeden, bu adaptan yoksun eylemine yönelik söylenmiş bir sözdür.
 
"Yapılan nezaketsizliği orada anlatacak kadar seviyesi düşük bir insan değilim"
Gelelim iddianamede bana atfedilen diğer haksız suçlamaya; yani 'Cebimizdeki paraları aldınız, yüzde 50'sini çaldınız' sözlerine. Sayın Yargıç, müştekinin konuşmasını bitirmesiyle benim bu sözleri sarf etmem arasında tam 10 dakikadan fazla bir süre, bambaşka bir bağlam vardır. Ben, o gün bana yapılan bu nezaketsizliği, yaptığım çok önemli açılışta milletimize hitap ederken zihnime koyup, onu orada anlatacak kadar seviyesi düşük bir insan değilim. Konu kapanmıştır ve gitmiştir. Konuşmamın sonraki bölümünde hedefim, açıkça isimlerini zikrederek seslendiğim hükümetin ekonomik politikaları ve Genel Başkan Yardımcılarıdır. Ve konuşmamda aslında bunların temelinde de zikrederek ifade ediyorum zaten. Müştekinin orada benim muhatabım olma şansı yok zaten. Yani konu da özne de farklıdır.
 
Ben, o kürsüde İstanbul halkının hakkını savundum. 'Üç ayı bizden çaldınız' derken 2019 yerel seçimlerinin haksız ve hukuksuz yere 86 milyon insanın şahitliğinde iptal edilmesiyle göreve başlamamızın üç ay geciktirilmesini, yani İstanbul halkının üç ayının gasp edilmesini kastettim. 'Cebimizdeki paraları da aldınız, yüzde 50'sini çaldınız' derken, bütçemizi yaptığımız dönemde ağır ekonomik krizin gereği yüzde 48 olan enflasyonun o konuşmayı yaptığım ay itibarıyla yüzde 85'lere fırlamasını, yani kötü ekonomi yönetimi yüzünden İBB bütçesinin, vatandaşın cebindeki paranın alım gücünün yarı yarıya erimesini, enflasyon yoluyla bu paranın adeta çalınmasını eleştirdim. Tümüyle ekonomik bir durumdan söz etmeme rağmen, iddianamede cümlelerim kesilerek, sanki müştekinin şahsından ve onun adi bir hırsızlık veya yolsuzluk yaptığından bahsediyormuşum gibi aktarılmıştır...
 
Sayın Yargıç, şunu da belirtmek isterim; olay günü benim açılıştaki konuşma sürem —burası önemli— tam 23 dakika 34 saniye. Konuşmamın içeriğini, insanları sakinleştirme çabamı yukarıda da anlattım. O haliyle, yani bir bölümünü burada harcamış olmama rağmen, konuşmamın süresi 23 dakika 34 saniye. Ancak bir açılış programında nezaket gereği söz hakkı verdiğim, daha önceki hiçbir uygulamada olmayan, kendi partisine bile söz hakkı verilmeyen Büyükşehir Belediyesi açılışlarının tam tersine, seçilmiş insanlara o nezaketi gösteren, o değeri veren —milletten dolayı, kimsenin şahsıyla ilgili değil— bu nezaketin ilavesini söylüyorum; ben bunu bir demokrasi aşığı olarak sorumluluk kabul ederek veren bir kişiyim. Buna rağmen, bu nezakete rağmen o kişinin, yani şikayetçinin konuşma süresi tam 19 dakika 17 saniye. Yani benim kadar konuştu. Çünkü amacı orada bir nezaket konuşması değildi. Kendisi 19 dakika boyunca konuşmuş, ancak hiçbir İBB emekçisinin, ben dahi açılışı yapan İSKİ'nin yöneticisinin ismini dahi anmamış; yapılan yatırıma dair değil, 19 dakika boyunca ağır eleştiriler eşliğinde kışkırtma yaratmıştır."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.