logo
18 MART 2026


Genç Üniversite

22.07.2001 00:00:00
PONTUS TEHDİTİ!

Oğuz KÖRO?LU

17. yüzyıldan başlayarak siyasi, iktisadi, askeri ve sosyal-kültürel açılardan zayıflatılarak parçalanmak istenen Osmanlı Devleti, içeriden ve dışarıdan çeşitli unsurların eline düşmüş paylaşılmaya çalışılırken, Türk Milleti de varlık sahnesinden silinmek durumuyla karşı karşıya kalmıştı. Bu paylaşma yarışında, milli varlığımızın çöküşünü hedefleyen projelerden Megoalo İdea'nın bir parçası olarak ortaya konan "Pontusçuluk" hareketi ve Karadeniz Bölgesi'nde kurulması tasarlanan "Rum Pontus" devleti, Kurtuluş Savaşı'nda verdiğimiz mücadele sonunda "Lozan" ile beraber tarihe karışmıştır. Ne hazin tecellidir ki, tarih sayfalarında bir "ihanet vesikası" olarak küllenmiş bulunan "Pontus Meselesi", aynı maksatla yeniden yaratılmaya çalışılmakta, bu sefer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalamak üzere canlandırılmaktadır. Ve ne acı gerçektir; Pontus Rum devletini kurmaya yönelik faaliyetler, tarihi tekerrür ettirircesine yine Fener Ortodoks Patrikhanesi'nin, yine Yunanistan'ın ve yine emperyalist Batı'nın güdümünde ve fakat değişik yol, yöntem ve usullerle sürdürülmektedir. Dünün "Nebyan Çeteleri"nin yerini bugün "Misyoner" çeteleri; "Pontus Cemiyeti"nin yerini çeşitli "vakıf, dernek, federasyon ve birlikler" almaktadır. Geçmişte, askeri çıkartma ve çetecilik faaliyetleri ile gerçekleştirilmeye çalışılan Pontus hayalleri, bugün "ajan-misyoner" çıkartması ve de çeşitli isimler, iddialar, kavramlar, fiil ve eylemler altında "Misyonerlik Faaliyetleri" ile devam etmektedir. Bu çerçevede son yıllarda, özellikle 1985 yılından itibaren sözde "Pontus soykırımı" iddiaları artmış; Yunanlılarca mümkün olduğunca canlı tutulmaya çalışılmıştır. Özellikle PASOK Yönetim Kurulu Üyesi ve "Halkların Hakları ve Kurtuluşu İçin Yunan Birliği" örgütünün ileri gelenlerinden Mihalis Haralambidis ile bu günkü PASOK hükümetinin kamu düzeni bakanı Stelios Papathemelis'in başını çektikleri bu akıma ilgi duyanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu amaçla en çarpıcı faaliyetler yurt içinde veyurt dışında -Yunanistan'da- kurulan derneklerin bünyesinde organize edilmekte; bu derneklerin koordineli bir şekilde çalışmalarını sağlamak amacıyla federasyon oluşturdukları dikkat çekmektedir. Yunanistan'da bilhassa 1974 yılından sonra hükümetler aracılığıyla kurulan ve Türkiye aleyhine faaliyette bulunan 450'nin üzerinde dernek olup; Türkiye'den toprak talep eden örgüt ve dernek sayısı 51'dir. "Birleşik Küçük Asya Kurtuluş Cephesi", "Milli Haçlı Orduları Örgütü", "Patra Anadolulu Mübadiller Derneği" Gökçeada-Bozcaada-Trakyalılar Derneği", "Küçük Asya ve Kıbrıs Halkları Mücadelesini Koordinasyon Komitesi (SEALMAK)" "Küçük Asya Ispartalılar Derneği" gibi dernekler bu 51 dernekten bazılarıdır. Türkiye'ye karşı daha etkili bir propaganda faaliyeti yürütebilmek ve direkt "Pontusçuluk" çalışmalarını organize etmek için 176 Pontus derneği bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır: "Yunan Pontus Kurtuluş Birliği", "Selanik Pontus Araştırma Merkezi", "İskeçe Pontuslular Derneği", "Hür Pontus için Vatan Pontus Kurtuluş Birliği", "Selanik-Eleftherio Kordelya Karadenizliler Birliği", "Kanada Pontus Federasyonu", "Ermenistan Pontuslular Birliği", "Avustralya Melbourne-Victoria Pan Pontus Komitesi", "Rusya Pontuslular Derneği Federasyonu", "Almanya Pontuslular Derneği Federasyonu", "Kıbrıs Pontuslular Birliği", "ABD ve Kanada Pontuslular Derneği Federasyonu", "Pontuslular Dernekleri Pan-Helenik Federasyonu"... (1) Yunanistan'da bu dernek ve federasyonlar vasıtasıyla, periyodik olarak ülke içinde ve dışında "Pontus Helenizmi Kongreleri" düzenlemekte, bu kongrelere başbakan dahil üst düzey devlet görevlileri bizzat katılmaktadır. (2) Hristiyan din adamları, patrik ve papazların da teşvik ettikleri kongrelerde Pontus konusu, bir soykırım olayı olarak uluslararası kuruluşlar nezdinde gündeme getirilmekte; yayınlanan kitap, makale ve bildirilerde Türkler'in 350 bin Rum'a soykırım uyguladığı (!!!..) iddia edilmektedir. (3)

SOYKIRIM YALANININ İÇYÜZÜ

Son günlerde, özellikle Ermenilere uygulandığı iddia edilen sözde soykırım yalanlarına paralel olarak Türkiye'nin; sözde, Pontus soykırımını tanıması ve tazminat ödemesi talep edilmekte, Türkiye'nin bunu tanımadığı sürece AB'ye kabul edilmeyeceği, başta Yunanistan olmak üzere Avrupa Parlamentosu nezdinde dile getirilmektedir. Bu noktada; tamamı, "Pan-Helenik Pontuslular Derneği" ve "Güney Yunanistan Pontus Dernekleri Federasyonu" çatısı altında toplanan Pontusçular, 1919-1923 yılları arasında Canik Sancağı'nda 350 bin Rum'un telef edildiği yönünde propaganda tertip etmekte, yapılan "Pontus Helenizmi Kongreleri" ile uydurma broşür, kitap ve bildiriler dağıtılmaktadır. Sözde ölenlerin anısına kiliselerde ayinler düzenlenmekte, dernek üyeleri tarafından sık sık yürüyüşler, gösteriler, toplantılar yapılmaktadır. (4)

İŞTE GERÇEKLER

Dünyanın önde gelen Osmanlı tarihçilerinden özellikle Osmanlı Türklerine yönelik soykırım fiilleriyle ilgili yaptığı araştırmalarıyla tanına ABD'li tarihçi Prof. Dr. Justin Mc. Carthy, "Müslims and Minorties, The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New york, 1983" adlı eserinde; Yunanlıların, Fener Rum Patrikhanesi'nin istatistiki bilgilerine dayanan soykırım iddialarının gerçekle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, oysa ki, o tarihlerde (1919-1923) Kastamonu, Canik, Samsun dahil Rize'ye kadar, tüm "Pontus" olarak adlandırılan bölgenin nüfusunun 1913 sayımına göre 260.313 olduğunu kaydetmektedir. (5) Dolaysıyla 350 bin Rum'un yaşamadığı bir bölgede, 350 bin kişinin bir sancakta telef edildiğini iddia etmek; hayal mahsulünün de dışında, art niyet taşımanın, sufli emeller taşımanın bir göstergesidir. Kaldı ki, mübadele ile Yunanistan'a ulaşan bölge Rumlarının sayısının 180 bin olduğu bizzat Yunanlılarca da doğrulanmaktadır. Mc Carthy'e göre mübadele sonrasında ilk sayım olan 1928 Yunan nüfus sayımına göre, Yunanistan'daki mültecilerin sayısı 182.169'dur. (6)

KAYNAKLAR İDDİALARI REDDEDİYOR

Tarafsız, Batılı bir kısım araştırmacıların verdikleri rakamlarla, Türk kaynakları çok küçük farklarla birbirini teyit etmektedir. İddia edildiği gibi Rum nüfusu sadece Samsun Sancağı'nda değil, Pontus olarak adlandırılan bütün bir bölgede Mc Carthy'nin vermiş olduğu 260.313 rakamına yakındır. Nitekim, Kastamonu, Samsun dahil Rize'ye kadar uzanan saha ile ilgili en gerçekçi bilgiler 1921 yılında o bölgedeki mülki amirlerce Merkez Ordusu Komutanlığı'na verilen istatistiklerdir. Söz konusu istatistiklerde, Pontus Rum Devleti kurulması düşünülen bölgede 2.391.316 Türk'e karşılık 273.733 Rum vardır. (7) Bu rakamlar 1922 yılında yayınlanan "Pontus Meselesi" adlı eserde de, yaklaşık olarak 250 bin Hıristiyan'a karşılık, 2.350.000 Müslüman nüfus olarak gösterilmiştir. (8) O bakımdan soykırım iddiaları, tarihi ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmamakta, hakikatler ters yüz edilip, asıl maksatlar gizlenmektedir. Bahsedildiği üzere Mütareke Döneminde, Doğu Karadeniz Bölgesinde toplam 250-260 bin civarında Rum yaşamaktaydı ki, bu nüfusun da çoğunluğu, "Pontus Muhacirin" ve "Kordus" adlı Pontusçu teşkilatlar tarafından Yunistan ve Rusya'dan göçmen-çete olarak getirilen Rumlar'dan oluşmuştur. Mübadele ile birlikte, Yunanistan dışında; ABD, Kanada, Fransa, Avustralya gibi ülkelere göç eden Rumları da ekleyecek olursak -ecel, hastalık vs. ölenler hariç- soykırım iddialarının hangi niyetten kaynaklandığını anlamak güç değildir. Asıl maksat soykırım iddialarının tanınması ile tazminat ve toprak taleplerinin gündeme gelmesi, dolaysıyla Doğu Karadeniz Bölgemiz üzerindeki "Pontus" hayallerinin gerçekleştirilmek istenmesidir.

YUNANİSTAN'IN İKİYÜZLÜLÜ?Ü

Tarihi ve ilmî gerçeklere rağmen, Türkiye'nin parçalanmasını bir devlet politikası olarak benimseyen Yunanistan, 19 Mayıs gününü "Pontus Soykırımını Anma Günü" olarak kabul eden bir yasa çıkarmıştır.

24 Şubat 1994 tarihinde Yunan Parlamentosunda oy birliği ile kabul edilen yasa 7 Mart 1994'te Yunanistan Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğü girmiştir. Kıbrıs Rum Yönetimi Temsilciler Meclisi de aynı yönde bir karar almıştır. Yunan basınında çıkan bir habere göre, 19 Mayıs gününün milli bir bayram olarak anılması ve bütün eğitim kurumlarında konuyla ilgili konuşmalar yapılması ve kiliselerde ayinlerin düzenlenmesi öngörülmektedir (9). Ancak bu karar, Yunanistan'da bile bazı insaf sahiplerince inandırıcı bulunmamıştır. Yunanlı Hukukçu Dr. Statis Evstatiadis bu kararı: "İktidar ve muhalefet, reddetmelerin neden olacağı siyasi bedeli düşünerek böyle bir emele teslim olmaktadır" (10) şeklinde yorumlayarak, sözde soykırım yasasının siyasal bir amaç taşıdığını ifade etmiştir. Yine, Evstatiadis bu konuda şunları söylemektedir: "Öncelikle, siyasi bir ilandan önce, söz konusu soykırım fiilinin hukuki işlemlerle kanıtlanması gerekmektedir" (11). Ve Yazar, 24 Şubat 1994 günü; 19 Mayıs'ın, Pontus Soykırım Günü kabul edilmesinden sonra "Soykırımlar ve Anlamkırımlar-Saptırma" adlı bir makale yazarak Yunan hükümetini tenkit etmiş, çelişkili durumunu ortaya koymuştur. Makalede, "Buradaki soykırım tabiri havada kalmaktadır; Çünkü 1948 anlaşmasına göre, iddia edilen cinayetler ile ilgili olarak hiçbir işlem yapılmış değildir" demektedir (12).

SOYKIRIM İDDİASI BİR HAYAL

Burada bir itiraf da gündeme gelmektedir. Şayet bir soykırım fiili vuku bulmuş olsaydı, 1954 yılında imzalanan anlaşmada; Yunanistan, bunu o zaman gündeme getirir ve mutlaka kabul ettirmeye çalışırdı. Geçen bunca yıl sonra, 19 Mayıs'ı soykırım günü ilan etmesi tamamen ardniyet taşımanın bir göstergesidir. Yazar, aynı makalede bir bilim adamı olan Prof. Veoklis Sarris'in Yunan Meclisi'nin aldığı kararla ilgili düşüncelerini de aktararak şunları yazmaktadır: "Soykırım tabiri, meclisin kararı olarak sadece siyasal ve manevi amaç taşımaktadır. Burada, karardan önce fiillerin kanıtlanması, belgelerin toplanması ve bilimsel araştırmanın yapılması lazımdır. Anlamkırım saptırmalı bir sansasyon yaratarak duygular tatmin edebilir; ancak sorunu çözümlemez"

YUNAN'IN TÜRK SENDROMU

Türkiye ile sürtüşmeyi ve gerginlik yaratmayı milli politika haline getiren Yunanistan; bir yandan Kıbrıs, Ege Kıta Sahanlığı ve FIR Hattı konularında çeşitli iddialarla bu gerginliği artırırken bir yandan "Pontus soykırımı" iddialarıyla da ülkemize yönelik yıkıcı emellerini sürdürmektedir. "Pan-Helenik Pontuslular Derneği", BM ve AGİK'e çeşitli yazılar yazıp dünyanın dikkatini çekmeye çalışmaktadır. Aynı dernekler vasıtasıyla Pontusçular için AB'den kredi alınmaktadır. 1990 yılında Avrupa Parlamentosu'nun Strazburg'daki binasında sergi düzenlenmiş; Yunanistan'da "Pontus Küçük Asya Bankası" kurulmuştur.

Selanik'te 27-29 Kasım "Küçük Asya Helenizmi Kongresi", 11 Kasım 1993'te de "Pontus Helenizmi Tarihi Sempozyumu" tertip edilmiştir. 16 Ocak 1994'te "Sümela Pontuslular Derneği"nin Selanik'te yaptığı panel; Pontus Rum Devleti kurma hedefine yönelik faaliyetlerin en güncel örneklerindendir. (13)

PONTUS İDEALİ SÜRÜYOR

Pontus meselesi, Türkiye'yi parçalama ve topraklarını paylaşma projesinin bir parçası olarak günümüzde de sinsi bir şekilde devam etmektedir. Nitekim, 1982 yılında dönemin Yunan Kültür Bakanı Melina Merküri tarafından "AnavatanlarI Kurtarma Dünya Komİtesİ" adına bütün dünyada kart şeklinde dağıtılan haritada; Türkiye, Pontus, Kürdistan, Ermenistan vb. şeklinde parçalanmış olarak gösterilmekte ve bu amaca ulaşmak için mücadele çağrısı yapılmaktadır. Pontusçular, Pontus dernekleri vasıtasıyla turizm mevsimlerinde, Doğu Karadeniz Bölgesi'ne "Unutulmayan Kaybolan Vatanlara Gezİ" adı altında periyodik geziler düzenlemekte; özellikle Hıristiyan din adamları Patrik ve Papazlar tarafından yapılan propagandalarla "Pontus Rum İdeali" canlı tutulmaktadır.(14)

MİSYONER OYUNU: KİMLİK KRİZİ

Yunanistan'dan ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen misyonerler, bölgenin sosyo-kültürel yapısını bozmayı hedef alan faaliyetlerle bir kimlik krizi yaratmaya çalışmakta, insanımızın milli ve manevi değerleri dejenere edilerek Karadeniz Bölgesi'nde Pontus'a zemin hazırlanmaktadır. Yapılan toplantılarda, gösteri ve yürüyüşlerde Türkler ve Türkiye aleyhine sloganlar atılmakta: bölge halkına, "Sizin aslınız Rum'dur; sizler Türk değilsiniz. O halde etnik dininize dönün ve Rum olduğunuzu hatırlayın; Pontus topraklarına sahip çıkın" şeklinde telkinler yapılmaktadır.(15)

YİNE PATRİKHANE İHANETİ...

Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Trabzon İl Müdürlüğü'nün 7.10.1997 tarihli bir yayınında; Pontus emeli ile ilgili olarak şu ifadeler yer almaktadır. "Trabzon'da da 20- 28 Eylül 1997 tarihleri arasında Fener Rum Patrikhanesi tarafından düzenlenen "DİN, BİLİM ve ÇEVRE" konulu sempozyumun Türkiye'nin tanıtımındaki olumsuz etkileri tartışılırken, komitenin dağıttığı haritalardaki Rum izlerinin, sempozyumun amacının dışına taştığına ilişkin görüşleri doğrular nitelikte olduğu belirtiliyor. Sempozyumun yapılacağı Karadeniz çevresindeki illerin yetkilileri ile katılımcılara dağıtılan haritada Karadeniz, "Pontus Gölü" olarak gösterilirken, başta Doğu Karadeniz olmak üzere Karadeniz kıyısındaki yerleşim yerlerinin isimleri Rumca yazılmış, Trabzon ise Trapezus olarak adlandırılmıştır."(16) "Venizelos adını taşıyan bir gemi ile gelenler içinde yüzlerce papaz ve yerli işadamımızla birlikte Fener Rum Patriği Bartholomeos da bulunmaktadır. Karadeniz sahilini tamamen Yunanistan'ın toprak parçası olarak gösteren haritayı bizzat Patriğin kendisi dağıtmıştır." (17) Karadeniz'i kurtaralım (!...) sloganıyla, açıkça Pontus hayalinin gündem edildiği sempozyumda, komite tarafından yayınlanan bildiride Fener Rum Patriği Bartholomeos için "The Ecumenical Patriarch", yani evrensel ekümenik Patrik tabiri kullanılmıştır. Ekümenik, 'bir devletin başı', 'devlet başkanı' anlamına gelmektedir. Patrik hangi devletin başkanıdır? Bu devlet nerededir? "Karadenİz'İ Kurtarma, Çevre Kİrlİlİğİ" kılıflı sempozyumun arkasında Pontus Rum hayalleri yatmaktadır. Venizelos Gemisi'nin Pontuslu Rumların göç ettiği Batum, Yalta, Odessa, Köstence, Varna ve Selanik gibi şehirlere gitmesi ise oldukça manidar olup, asıl maksat Pontus Rum Devleti'nin kurulmak istenmesidir.

Dipnotlar:

1) Pontus derneklerinin listesi için bkz. Cem Başar, Terör Dosyası ve Yunanistan, İst. 1993, s. 173-174.

2) Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Y. Sarınay, Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ank. 1999, (Yay. Haz. Berna Türkdoğan) s. 53-55.

3)Mihalis Haralambidis, Kostas Fotiadis, Pontuslular, Selanik 1997, s. 20-38; Pontus Elenizmi Anıldı, Kathimerini, 17 Mayıs 1994.

4) Mihalis Harambidis, Kostas Fotiadis, Pontuslular, Selanik, 1997, s. 20-38; Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Y. Sarınay, a.g.e, s. 54-55.

5) J. Mc Carthy. Müslims and Minorties, The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New york, 1983. s. 93.

6) J. Mc Carthy. a.g.e. s. 131.

7) Mustafa Balcıoğlu, Milli Mücadele'de Merkez Ordusu, "Birinci Dünya Savaşı Sırasında Karadeniz'de Rum Faaliyetleri ve Sivil Tepki, OTAM, sayı: 4 Ankara. s. 110.

8) Pontus Meselesi, Matbuat İstihbarat Müdüriyet-i Umumuyesi, TBMM Ankara, 1922, II. kısım, s. 8.

9. Kathimerini, 21 Nisan 1994.

10. Avriani Gazetesi, 23 Şubat 1994.

11. Avriani , a.t.

12. Pontuslular Birliği Gazetesi, Mart-Nisat 1994.

13. Dr. Hamit Pehlivanlı, Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Araştırma Merkezi Yay. Ank. 1999, (Yay. Haz. Berna Türkdoğan) s. 110-111.

14. Dr. Hamit Pehlivanlı, a.g.e, s:110 111. Yusuf Sarınay, a.g.e, s:59.

15. Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, "Bu Vatan Bizimdir, Bizim Kalacak", Yeni Mesaj Gazetesi, 9 Nisan 2001, s.8.

16. Prof. Dr. Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler, İcmal Yayınları, İst. 2000 s. 69

17. Prof. Dr. Haydar Baş a.g.e s.69

Türklere karşı haksız isnatlar(!)

Emin ÜSTÜN

Yetmiş iki millete kurban ol aşık isen

Ta aşıklar safında iman olasın sadık"

(Yunus Emre)

"Dinle neyden çün hikayet etmede

Ayrılıklardan şikayet etmede"

(Hz. Mevlana)

Türklerin iki bin yıllık tarihi boyunca kıtaları, bir çok yabancı ırk, millet, din ve mezhep mensuplarını idare etmelerini yalnız kendi kuvvetleri ve cihan hakimiyeti mefküreleri ile izah etmek mümkün değildir. Yani Türkler, eğer yabancı kavimlere karşı sağlam bir adalet duygusuna, geniş bir dinî müsamahaya ve yüksek bir insanlık idealine sahip bulunmasalar, dar bir ırkçı zihniyete, sert bir dinî taassuba kurban olsalardı, şüphesiz bu çeşitli unsurların mukavemetleri ile karşılaşır; cihanşümûl imparatorluklar kuramaz ve tabiatıyla tarihî azametleri gibi bu yüksek meküreleri de vücud bulamazdı.

Türklerin İslam'dan önce haiz olduğu bu vasıflar İslamiyet'in kabulü ile çok daha kuvvetli bir mahiyet aldı ve cemiyet bünyesine kök saldı. Çok samimi Müslüman olan Türkler Kur'an'ın "Allah adalet ve iyiliği emreder", "Allah adalet edenleri sever", "Cenab-ı Hak cihad esnasında ve din uğrunda adaleti emreder, düşmanlara zulüm yapmaya, kadın, çocuk ve ihtiyarlara dokunmayı yasak eylemiştir" kurallarını iyice öğrenmişlerdi. İslamiyet adaleti mülkün temeli saymış; küfr ile devamı mümkün olan mülkün (devletin) zulm ile baki kalamayacağını ısrarla belirtmiştir. Bu ayetler müslüman hakan, sultan ve beylerinin idarelerinde daima rehber olmuştur.

İslamiyetle Türklerin dünyaya hak ve iyilik getirdiklerine ve beşeriyetin bu sayede saadete erişeceğine inandıkları halde, bu yüce gaye uğrunda dahi adaleti her şeyin üstünde tutuyor ve asla halkların arzularına aykırı bir siyaset ve hareket bahis olmuyordu. İslamiyet uğrunda yapılan cihad da elbette bu kayıdlara tabi idi, zaruret olmadıkça bir savaşı tercih etmiyordu. Esasen cihadın manası hak yolunda ve dünya nizamı uğrunda maddimanevi imkanların ve gerekince de canın feda edilmesi idi.

Eski çağ hükümdarları yabancı kavimlere karşı yaptıkları zulümleri gururla ifade eder, bunu eserleri ve kitabeleri ile tarihe mal ederken Gök-Türk Kitabeleri kendi zaferlerini bu türlü öğünmelerle süslemiyor, bilakis sadece kendi kavminin felaket günlerinde derya gibi akan kanlarından ve dağ gibi yığılan kemiklerinden bahsediyor, öldürdükleri düşmanlardan dolayı gurur duymuyorlardı. Göktürk hakanları daima sulhü korumak ve kurmakla öğünüyor, savaşı da müdafaa zarureti ile yaptıklarını belirtmeyi ihmal etmiyorlardı. Türkçe'de "il" kelimesi hem devlet, hem de devletin ilk vazifesi olan sulh manasına geliyor ve bu sebeple sulhün tesisine memur olan kimselere "ilçi" deniliyordu. Türk töresinde "ilçiye zeval yoktur" sözü de bu vazifenin ehemmiyet ve kudsiyeti ile alakalıdır.

Kaynak: W. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi, s. 10-11.

Genç bir yüreğin sesi

Hüseyin Turhan

Gecenin bir yarısı dertleri, kederleri, çekilen çileleri düşünüyorum. Bu millet bu hale nasıl geldi. Bir umut ışığı bir kandil yanıyor gönlümün derinliklerinde. Görebilecek miyiz beklenen güzel günleri, koyunla kurdun kardeş olduğu geceleri.

Aslımıza dönsek, büyük sözü dinlesek, biraz candan biraz maldan versek, soruyorum kim bizi oyuncak gibi kullanabilir? Namerdin karşısında el pençe duracağımıza, bir dirhem borç için tonlarca çileye katlanacağımıza, kimliğimizden hürriyetimizden taviz vereceğimize kısacası bir hiç olacağımıza, milletimize dönsek beraberce halletsek bütün sorunları. Dışarıdan adam ithal etmeye ne gerek var. Bu milletin kendi örfünden, kültüründen bu milletin sesi olan insanlarımız var.

Biz koskoca Türk milletiyiz ezelden beri hür yaşadık hür yaşarız. Kimseye boyun eğmedik eğmeyeceğiz de. Şimdilik böyle garip böyle kederli biçare olduğumuza bakmayın. Ufak bir kıvılcım şahlandırır bizi, bekliyoruz o kıvılcım gelip bulur bizi.

Vatanını, milletini, sancağını düşünen gençler olarak, çalışıyoruz ve yapılan yanlışları görüyoruz. Bizleri uyutup bitkisel hayattaki hastaya benzetmek isteyenlere sesleniyorum.

Uyumayacağız ey namertler! Gözlerimizi dört açtık. Ne aramıza fitne sokmak isteyenlere ne de oculuk buculuk safsatalarıyla bu milleti bölmeye çalışanlara göz yummayacağız. İyi bilin ki bu vatan yer altındakileriyle de yer üstündekileriyle de mukaddestir. Bizler al bayrağımızın gökyüzünde sonsuza kadar dalgalanması için her şeyimizi veririz. Yüreğimizde vatan aşkıyla, beynimizde adalet dolu fikirlerle, ellerimizde ay yıldızlı bayraklarımızla geliyoruz.

Geliyoruz çünkü artık gelmemiz lazım. Bu milletin yeniden şahlanması lazım. Bu millet Alparslanlarıyla, Fatihleriyle, Mustafa Kemalleriyle birçok kere şahlandı. Güzel yarınla mutlu bir gelecek için yeniden başlamalıyız. Unutmayalım ki karanlık aydınlığı getirir. Doğum için sancı gerekir. Bizler solan yarınları görüp çalışırsak, karanlığa küfretmeyip ışık yakarsak neleri değiştiremeyiz ki. Her şey bitmiş değil umut kesilmez gelecekten. Haketmeye çalışırsak hakkımız olanı Hak verecektir. Biz yeter ki hak edelim.

Gecenin bir yarısı her olumsuzluğu umutla bakıyorum. Uzaklarda güçlü bir ışık görüyorum.

Koşuyorum nefes nefese. Elimde al bayrağımla o ışığa koşuyorum.

Uykusuzluğa çare var mı?


 
Türk Uyku Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeynep Zeren Uçar, sağlıklı ve kaliteli uykunun önemine değinerek, "Özellikle uyumadan önce baktığımız telefon veya bilgisayar ekranları nedeniyle maruz kaldığımız mavi ışığın, 'melatonin' dediğimiz uykuyu sağlayan hormonun salgısını yüzde 50 oranında azalttığı görülüyor" dedi.

17.03.2026 00:54:00
AA
Uykusuzluğa çare var mı?
Uykusuzluğa çare var mı?

Türk Uyku Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeynep Zeren Uçar, sağlıklı ve kaliteli uykunun önemine değinerek, "Özellikle uyumadan önce baktığımız telefon veya bilgisayar ekranları nedeniyle maruz kaldığımız mavi ışığın, 'melatonin' dediğimiz uykuyu sağlayan hormonun salgısını yüzde 50 oranında azalttığı görülüyor" dedi.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Uçar, şunları kaydetti: "Uzun yıllar hem tıp camiasında hem de kamuoyunda uyku, fizyolojik bir süreç olarak görüldü ve gereken önem verilmedi. Oysa sağlıklı bir uyku gündüz yaşantımızı doğrudan etkiliyor. Gece yeterince dinlenemeyen bir kişi ertesi gün birçok sorunla karşı karşıya kalabiliyor. Maalesef günümüzde sanayileşme ve şehirleşme de bunu daha fazla etkiliyor. Çevresel uyaranlar nedeniyle uykumuzu düzenleyen hormonların salgısını bozduk. Özellikle uyumadan önce baktığımız telefon veya bilgisayar ekranları nedeniyle maruz kaldığımız mavi ışığın, 'melatonin' dediğimiz uykuyu sağlayan hormonun salgısını yüzde 50 oranında azalttığı görülüyor."

Uçar, yapılan bilimsel çalışmaların günde 7 saatten az uyumanın, kalp hastalıkları başta olmak üzere Alzheimer gibi birçok nörolojik hastalık riskini artırdığını ortaya koyduğunu belirtti.
Uçar, "Sağlıklı uyku, ertesi gün dinlenmiş olarak kalkıp günlük fonksiyonlarını yerine getirebilecek güce sahip olmaktır. Uyku süresi yaş gruplarına göre değişir. Okul öncesi çocuklarda bu süre 10-13 saat, erken okul çağındaki çocuklarda 9-11 saat olmalıdır. Ergenlik döneminde yaklaşık 8-10 saat, yetişkinlerde ise 7-9 saat uyku önerilir. Yaş ilerledikçe bu süre genellikle 6-8 saate kadar düşebilir" diye konuştu.

Toplumda uykuyla ilgili birçok yanlış inanış bulunduğuna dikkati çeken Uçar, şunları kaydetti: "Örneğin bazı kişiler, 'yaşlandıkça uyku ihtiyacı azalır' diye düşünerek yeterince uyumadıkları halde hekime başvurmuyor. Ayrıca melatonin de çok bilinçsiz kullanılabiliyor. Eczaneden hekime danışmadan alınabiliyor. Oysa doğru kullanılmadığında melatonin uykuyu düzeltmek yerine bozabilir ve biyolojik ritimde faz kaymasına neden olabilir."

Mevsim değişimi ruhunuzu çökertmesin!


 
Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda psikolojik sistemimizin de yeniden dengelenmesi gereken bir dönemi ifade ediyor. 

17.03.2026 00:14:00
MURAT ÇORBACI
 Mevsim değişimi ruhunuzu çökertmesin!
 Mevsim değişimi ruhunuzu çökertmesin!

Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda psikolojik sistemimizin de yeniden dengelenmesi gereken bir dönemi ifade ediyor. Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, mevsim geçişleri iç dünyamızda 'yeniden düzenleme' sürecini tetikleyebiliyor. Klinik gözlemlere göre, kışın içe dönük yapıdan baharın artan temposuna geçiş döneminde nedensiz yorgunluk, motivasyon düşüşü, uyku artışı ve duygusal hassasiyet gibi yakınmalar belirgin şekilde artış gösteriyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, pek çok kişinin bu dönemde "Depresyona mı giriyorum?" endişesi taşıdığını belirterek, "Oysa her duygu durum değişimi depresyon anlamına gelmez. Çoğu zaman yaşanan bu tablo, bedenin ve zihnin çevresel değişimlere verdiği doğal bir uyum tepkisidir" dedi.

Uzman Psikolog Sena Sivri, bu süreci daha sağlıklı yönetebilmemiz için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı şöyle anlattı:
1. Gün ışığıyla temasınızı artırın. Özellikle kapalı ortamlarda çalışan kişiler için kısa açık hava yürüyüşleri bile fark oluşturuyor. Bu nedenle, gün içinde, dışarıda en az 15-20 dakika zaman geçirmeniz önemli.
2. Uyku düzeninizi koruyun. Kaliteli uyku, duygusal dayanıklılığın temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmanız zihinsel dengenizi destekleyecektir.
3. Hareket etmeyi ihmal etmeyin.
4. Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin.
5. Sosyal bağlarınızı sürdürün.
6. Günlük küçük rutinler oluşturun. Sabah rutini, kısa yürüyüşler psikolojik dengeyi destekliyor.
7. Duygularınızı normalleştirin. Kendinize karşı daha şefkatli olmanız, bu süreçte önemli bir içsel desteği sağlayacaktır.
8. Dijital yükünüzü azaltın. Uzun süre ekran karşısında kalmak zihinsel yorgunluğu artırabiliyor.
9. Küçük ve ulaşılabilir hedefler belirleyin. Enerjinin düşük olduğu dönemlerde yüksek beklentiler motivasyon kaybına yol açabiliyor. Günlük küçük hedefler belirlemek ise başarı hissini artırıyor.
10. Destek almaktan çekinmeyin. Mevsimsel duygu durum değişimleri terapiyle oldukça iyi yönetilebiliyor.

Menopozu '6 faktör' hızlandırıyor


 
Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca kanama ve lekelenme olmadan adet görmeme durumu olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde ortalama menopoz yaşı 50-51 iken Türkiye’de kadınlar bazı etkenlere bağlı olarak genellikle 47-49 yaş arasında menopoza giriyor.

17.03.2026 00:10:00
MURAT ÇORBACI
 Menopozu '6 faktör' hızlandırıyor
 Menopozu '6 faktör' hızlandırıyor

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, menopoz yaşının en çok aile öyküsünden ve genetik faktörlerden etkilendiğine dikkat çekerek, "Ayrıca, kanser öyküsü ve tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, bazı cerrahi müdahaleler ile lupus gibi otoimmün hastalıklar da menopozun erken görülmesine neden olabiliyor. Bu etkenler menopozun değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor" dedi. Bunların yanı sıra menopoz yaşını öne çeken bazı etkenlerin ise önlenebileceğini vurgulayan Dr. Cavide Ali, "Sigara ve nikotin kullanımı, yoğun stres ile uykusuzluk menopozu hızlandıran en önemli üç etkendir. Özellikle sigara alışkanlığı menopozun görülme yaşını ortalama 2 yıl öne çekiyor" uyarısında bulundu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, menopoz sürecini hızlandıran değiştirilebilir risk faktörlerini anlattı.

1. Sigara alışkanlığı

Sigara, yumurtalıklardaki foliküllerin daha hızlı tükenmelerine yol açabiliyor. Bunun nedeni ise nikotin ve toksik maddelerin yumurtalık dokusunda hasar oluşturmaları.

2. Düşük vücut kitle indeksi (aşırı zayıflık)

Yağ dokusu sadece enerji deposu değil, aynı zamanda östrojen üretimine katkı sağlayan aktif bir doku. Çok merkezli çalışmalardaki veriler incelendiğinde, çok zayıf kadınların menopoz yaşının anlamlı şekilde daha erken olduğu görülüyor. Özellikle uzun süreli kalori kısıtlaması yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor.

3. Kronik stres ve yoğun yaşam temposu

Yüksek algılanan stres düzeyi, menopozun daha erken yaşta görülme riskini artırıyor.

4. Uykusuzluk

Düzenli ve kaliteli uyku, over (yumurtalık) sağlığının korunmasında önemli bir faktörü oluşturuyor. Özellikle gece salgılanan melatonin, üreme hormonlarının dengelenmesinde önemli rol oynuyor.

5. Hatalı beslenme alışkanlıkları

Yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada, yağlı balık ve baklagil tüketiminin menopoz yaşını geciktirebildiği; buna karşılık rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise bu süreci önce çekebildiği gösterilmiş. Nurses' Health Study adlı çalışmanın verileri de bitkisel protein ve yeterli D vitamini alımının erken menopoz riskini azalttığını ortaya koyuyor.  Antioksidanlardan zengin sebze ve meyveler, yumurtalık yaşlanmasında rol oynayan oksidatif stresi azaltarak, koruyucu etki gösterebiliyor. Buna karşılık, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalar ise hormonal dengeyi olumsuz etkileyebiliyor.

6. Endokrin bozucu kimyasallar (BPA, ftalatlar)

Plastiklerde bulunan bazı kimyasallar vücutta östrojen benzeri etki gösterebiliyor ve bunun sonucunda östrojen reseptörlerine bağlanarak fizyolojik geri bildirim mekanizmasını bozabiliyor.

Türkiye'de 2100'de her 5 kişiden ikisi 'yaş'lı olacak


 
Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus, 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi iken son beş yılda yüzde 20.5 artarak 2025 yılında 9 milyon 583 bin 59 kişi oldu. Yaşlı nüfus oranının 2100 yılında yüzde 42.8 olacağı öngörülüyor! Bu şartlarda yaşlı nüfusla kimin, nasıl ilgileneceği sorusu gündeme geliyor. 

17.03.2026 00:05:00
ÖNDER YILMAZ
Türkiye'de 2100'de her 5 kişiden ikisi 'yaş'lı olacak
Türkiye'de 2100'de her 5 kişiden ikisi 'yaş'lı olacak

Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre, 2020'de 7 milyon 953 bin 555 kişi olan 65 yaş ve üzeri nüfus, 5 yılda yüzde 20.5 artarak 2025'te 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı. Yaşlı nüfusun 2025 yılında yüzde 44.7'sini erkek nüfus, yüzde 55.3'ünü kadın nüfus oluşturdu.

Türkiye'de 2100'de her 3 kişiden biri 'yaş'lı olacak

Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13.5, 2040 yılında yüzde 17.9, 2060 yılında yüzde 27, 2080 yılında yüzde 33.4 ve 2100 yılında yüzde 33.6 olacağı öngörüldü. Doğurganlık göstergelerindeki hızlı düşüş eğiliminin devam edeceğini varsayan düşük senaryoya göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13.5, 2040 yılında yüzde 18.2, 2060 yılında yüzde 28.8, 2080 yılında yüzde 38.5 ve 2100 yılında yüzde 42.8 olacağı öngörüldü. Yaşlı nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde 2025'te yüzde 62.9'unun 65-74 yaş grubunda, yüzde 29.3'ünün 75-84 yaş grubunda ve yüzde 7.8'inin 85 ve daha yukarı yaş grubunda yer aldığı belirlendi. Yaşlı nüfusun yüzde 0.1'ini oluşturan 100 yaş ve üzerindeki kişi sayısı 2025'te 8 bin 290 oldu.



Ortanca yaş hızlı artıyor

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının yüzde 10'unu geçmesi, nüfusun yaşlanmasının bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Türkiye'de yaşlı nüfus, diğer yaş gruplarına göre daha yüksek hızla arttı. Nüfusun yaşlanmasıyla ilgili bilgi veren göstergelerden 'ortanca yaş' da 2020'de 32.7 iken 2025'te 34.9 oldu. Ortanca yaş 2025'te erkeklerde 34.2, kadınlarda 35.7 olarak hesaplandı. Nüfus projeksiyonlarında ortanca yaşın 2030'da 37.1, 2040'ta 41.4, 2060'ta 48, 2080'de 51.5 ve 2100'de 52.2 olacağı tahmin edildi. Çalışma çağındaki 100 kişiye düşen yaşlı sayısını ifade eden 'yaşlı bağımlılık oranı' 2020'de yüzde 14.1 iken 2025'te yüzde 16.2'ye çıktı. Bu oranın 2100'de yüzde 61.6 olacağı öngörülüyor!



Türkiye, yaşlı nüfusunda 194 ülke arasında 75'inci sırada

Nüfus tahminlerine göre, 2025'te dünya nüfusu 8 milyar 231 milyon 613 bin 70 kişi, yaşlı nüfus ise 856 milyon 880 bin 405 kişi oldu. Buna göre, dünya nüfusunun yüzde 10.4'ünü yaşlı nüfus oluşturdu. En yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilk üç ülke, yüzde 36 ile Monako, yüzde 30 ile Japonya ve yüzde 25.1 ile İtalya oldu. Türkiye bu açıdan 194 ülke arasında 75'inci sırada yer aldı.

Sosyal yardıma muhtaçlar

Yoksulluk ve yaşam koşulları istatistiklerine göre, 2025'te toplam nüfusun yüzde 27.9'unun yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında iken, yaşlı nüfus için bu oranın yüzde 22.8 olduğu görüldü. Yaşlı nüfusun iş gücüne katılma oranı 2020'de yüzde 10 iken, 2024'te yüzde 13.1 oldu. Çalışan yaşlı nüfusun 2024 yılında yüzde 56.9'u tarım sektöründe yer aldı.

Sinop 'yaşlı nüfusta' lider

Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il, 2025'te, yüzde 21.7 ile Sinop olarak belirlendi. Bu ili yüzde 21.1 ile Kastamonu, yüzde 20 ile Giresun izledi. Yaşlı nüfus oranının en düşük olduğu il ise yüzde 3.8 ile Şırnak oldu. Bu ili yüzde 4.5 ile Şanlıurfa ve yüzde 4.7 ile Hakkari izledi. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının yüzde 10 ve üzerinde olduğu il sayısı 2025'te 62 olarak kayıtlara geçti.

Tek başına yaşayan 'yaşlı' sayısı da artıyor

Türkiye'de 2025'te 26 milyon 977 bin 795 haneden 7 milyon 46 bin 560'ında yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunduğu belirlendi. Diğer bir ifadeyle, hanelerin yüzde 26.1'inde en az bir yaşlı ferdin yaşadığı görüldü. En az bir yaşlı fert bulunan 7 milyon 46 bin 560 haneden 1 milyon 836 bin 496'sında tek başına yaşlı fertler yaşıyor. Bu hanelerin yüzde 73.5'inde yaşlı kadınlar, yüzde 26.5'inde de yaşlı erkekler bulunuyor. Tek kişilik yaşlı hane halkı oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında yüzde 34.3 ile Balıkesir oldu. Bu ili yüzde 34.1 ile Çanakkale, yüzde 33.7 ile Burdur izledi. Bu oranın en düşük olduğu il ise yüzde 8.3 ile Hakkari olarak kayıtlara geçti. Bu ili yüzde 13.8 ile Batman, yüzde 15 ile Van takip etti.

İlber Ortaylı için Galatasaray Üniversitesi'nde tören düzenlendi

Tedavi gördüğü hastanede 78 yaşında yaşamını yitiren tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı için uzun yıllar ders verdiği Galatasaray Üniversitesi'nde cenaze töreni düzenlendi

 

16.03.2026 14:36:00
Anadolu Ajansı
İlber Ortaylı için Galatasaray Üniversitesi'nde tören düzenlendi
İlber Ortaylı için Galatasaray Üniversitesi'nde tören düzenlendi

Beşiktaş'taki üniversitenin İstanbul Boğazı'na bakan bahçesinde yapılan törene, kızı Tuna Ortaylı Kazıcı, torunu Deniz Ali Kazıcı'nın yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel, eski Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Dursun Özbek, akademisyenler, öğrenciler ve yakınları katıldı.

Törende konuşan kızı Kazıcı, babasının akademisyenliğe verdiği önem ile Galatasaray Üniversitesine duyduğu bağlılığı anlattı.

Kazıcı, babasının akademisyenlik mesleğine çok kıymet verdiğini, akademik kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında birçok üniversitede hocalık yaptığını, konferans ve sempozyumlarda konuştuğunu dile getirdi.

Babasının uluslararası akademik çevrelerde de saygı duyulan bir isim olduğunu belirten Kazıcı, "Sadece ülke için değil, uluslararası akademik camiada da çok sevilen sayılan bir meslektaşınız oldu. Bütün bu kurumların arasında Galatasaray Üniversitesinin, hem akademik hayatında hem de kişisel dünyasında çok özel bir yeri olduğunu söylemek isterim." dedi.

Babasının Galatasaray Üniversitesi'ndeki öğrencilerinden her zaman sevgi ve saygıyla söz ettiğini aktaran Kazıcı, şöyle devam etti:

"Bu okulun Türkiye için ne kadar önemli ve değerli bir kurum olduğunu, hukuk fakültesinden mezun olan öğrencilerinin Hariciye sınavlarında nasıl başarılı olduğunu büyük bir mutlulukla anlatırdı. 'Galatasaray Üniversitesi'ndeki meslektaşları arasında kariyerinin en mutlu yıllarını yaşadı.' desem inanın hiç abartmış olmam. Çalışmaya başladığı ilk yıldan itibaren burada tanıdığı farklı kuşaklardan yaptığı derin entelektüel konuşmalardan çok besleniyordu."

Kazıcı, babasının genç akademisyenlerle kurduğu samimi ilişkilere de değinerek, kendinden genç meslektaşları için "Vay be. Sen şuna da bak, neler biliyor'" diye hayret içeren övgülerde bulunduğunu, onlarla akran gibi koridorda muzurluk yaptığını, onlara sataştığını ve kahkahalarla da güldüğünü belirtti.

Babasının, Galatasaray Üniversitesiyle eş zamanlı olarak Topkapı Sarayı'ndaki görevine de başladığını aktaran Kazıcı, "O dönemde arkamda bulunan Üsküdar Sultantepe'de oturuyordu. Her yerde büyük bir keyifle 'İstanbul'un üç yakasında evim var. Biri Üsküdar, diğeri Topkapı Sarayı, sonuncusu da Galatasaray Üniversitesi' derdi." ifadelerini kullandı.

Tuna Ortaylı, babasının anısını paylaştıkları için akademisyenlere teşekkür ederek, şunları kaydetti:

"Hastane sürecinde etrafı, kitapları, sözlükleri ve gazetelerle içerideyken bir yandan da çıkacak sorunun tashihini yapıyordu. Dün, kitap odasına girdiğimde masanın üstünde yarım kalan tashihini görmek içimi acıttı. Düşününce hayatını dolu dolu yaşamış ama hala yaşamaya doyamamış bu adamla, babam olarak daha gezilecek çok yer, torunlarıyla geçireceği çok vakit, yapılacak çok iş ve gülünecek çok an vardı. Ben kendisiyle ilgili olarak bir tek bunlara hayıflanıyorum. Umarım sizler de İlber Hoca'yı düşününce sadece birlikte yapılmamış şeylerin burukluğunu hissediyorsunuzdur."

"Tarihi kitlelere sevdirdi"

Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahman Muhammed Uludağ, İlber Ortaylı'nın sadece bir tarih hocası olmadığını söyledi.

Onun derin bilgisi, engin kültürü, hafızası ve keskin zekasının yanında hitabetinin de çok kuvvetli olduğunu, sahih bir Türkçeyle konuştuğunu dile getiren Uludağ, "Bu dünyada iyi bir hikayeden daha güçlü hiçbir şey yoktur. Geçmişi canlı bir hafıza haline getirerek tarih bilgisini geniş kitlelerle paylaştı, tarihi kitlelere sevdirdi. Nice talebeyi bu yola sevk ettiğini bilemeyiz. Bugün gördüğümüz iltifata mazhar olmasının sebebi bence budur." diye konuştu.

Rektör Uludağ, Ortaylı'nın bir tarihi vakadan diğerine hızla geçişini ve zengin bilgi dağarcığından taşan hikayelerini herkes gibi hayranlıkla takip ettiğini dile getirerek, şöyle devam etti:

"Akademik açıdan en etkileyici yanı ise hem Doğu'ya hem de Batı'ya hakim bir insan olmasıdır. Keza ülkemizin konumu Doğu ile Batı'nın ortası yani dünyanın merkezidir. Böyle isimlerin yetişmesi için yıldızların dizilmesi gerekir. Nesillerin müsait ortamlarda demlenmesi gerekir. Hocanın seyrisüluğunu tüm ilim talebeleri okumalı, bilmeli ki kendilerini tanıyıp bilsinler. Böyle zengin bir müktesebat nasıl edinilir görsünler."

İlber Ortaylı'yla dostluğunun 15 yıl önce Galatasaray Üniversitesi'nde senatör sıfatıyla yan yana mesai yaptıkları dönemlere uzandığını aktaran Uludağ, "Bu göreve atanmamın hemen ardından Galatasaray Üniversitesi için vizyonunu, düşüncelerini benimle paylaştı ve bizim ufkumuzu açtı. Hoca, emekliliğinin ardından bizimle irtibatını hiç kesmedi. Geçtiğimiz sonbahar dönemine dek ders vererek, her fırsatta okulumuzu şenlendirerek üniversitemizi onurlandırdı." ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Uludağ, konuşmasında Ortaylı için Mustafa Kara tarafından ebcet hesabıyla tarih düşülerek yazılan, hattat Mahmut Şahin'in levhasını yazdığı bir tabloda yer alan metni de okudu.

"Bana hep 'Tatar kardeşim' diyordu"

Eski KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Ortaylı'yı 35 yıl öncesinden tanıdığını belirterek, "Bana hep 'Tatar kardeşim' diyordu. Kendisi bir Kırım Tatarı ben de öyle. Dolayısıyla ortak bir özelliğimiz vardı. Cumhurbaşkanı olduktan sonra kendisini sık sık arayıp Kıbrıs'a davet ettim. Her davete geldi. Üniversitelerde konuşmalar, basına açıklamalar yaptı." dedi.

Ortaylı'nın en son KKTC Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi'nde 500 kişilik salona hitap ettiğini dile getiren Tatar, merhuma rahmet diledi.

"Yunanistan yerine 'eski Osmanlı Yunanistan Cumhuriyeti' dedi"

Prof. Dr. Sezai Enis Tulça ise Ortaylı'yla Makedonya Bilimler Akademisi'nin davetlisi olarak 2002 yılında Kuzey Makedonya'nın başkenti Üsküp'e gittiklerini anlattı.

Tulça, panelde Yunanlı bir akademisyenin olduğunu, Kuzey Makedonya'nın da bu ülkeyle isim sorunu bulunduğunu belirterek, "Yunanlılar direkt Makedonya demiyordu. Yunanlı da Üsküp'te tebliğ sunuyor. Orada olmasına rağmen, habire 'Yugoslav Makedon Cumhuriyeti' vesaire diyordu. Hoca da burada oturuyordu. 'Bak şimdi, ben burada ne yapacağım'' dedi. Hocanın tebliğ sırası geldi. Konuşmasında Yunanistan yerine 'eski Osmanlı Yunanistan Cumhuriyeti' dedi, Yunanistan demedi. Dolayısıyla o da sözünü esirgemediği başka bir noktaydı." ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Celal Şengör de arkadaşını çok özleyeceğini belirterek, onun çok iyi bir insan olduğunu anlattı.

Törende, Ortaylı'nın uzun süre birlikte çalıştığı akademisyenler ile asistanları merhuma ilişkin anılarını aktardı.

Antalya Kepez Kaymakamlığından silah sesleri...

Antalya Kepez Kaymakamlığı binasında silah sesleri duyulması üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi

16.03.2026 14:25:00
İhlas Haber Ajansı
Antalya Kepez Kaymakamlığından silah sesleri...
Antalya Kepez Kaymakamlığından silah sesleri...
Antalya Kepez Kaymakamlığı binasında silah sesleri duyulması üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Olay saat 11.00 sıralarında Kepez ilçesi Kepez Kaymakamlığı binasında meydana geldi. İlk bilgilere göre, Kepez Kaymakamlığından silah sesleri duyuldu. Vatandaşlar binadan tahliye edilirken, bölgeye çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. 

Bir kişi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne girerek rastgele ateş açtı ve ardından kendini bir odaya kilitledi. Bina tahliye edildi, polis ve özel harekât ekipleri bölgede güvenlik önlemleri aldı

Tunca Nehri kıyısında toprak kayması

Edirne'de Tunca Köprüsü'ne yakın bir noktada, nehir kıyısında meydana gelen toprak kayması dikkat çekti

16.03.2026 13:43:00 / Güncelleme: 16.03.2026 13:46:13
İHA
Tunca Nehri kıyısında toprak kayması
Tunca Nehri kıyısında toprak kayması
Tunca Nehrinin kıyısında yaklaşık 50metdelik alanda oluşan kayma özellikle yürüyüş yapılan alanlarda zeminin yer yer çöktüğünü ortaya koydu. Bazı bölümlerde toprağın yaklaşık yarım metre aşağıya çöktüğü gözlemlenirken, kıyı hattında belirgin yarıklar oluştu. Kaymanın etkisiyle bölgede bulunan bir ağaç köklerinden ayrılarak nehre doğru devrildi.



Taşkınlar zemini zayıflattı

Bölgede yaşanan toprak kaymasının nedenleri arasında son dönemde etkili olan nehir taşkınlarının bulunduğu değerlendiriliyor. Edirne'de yaklaşık 9 yıl aradan sonra yeniden yaşanan taşkınlar, nehir kıyısındaki toprağın uzun süre suya maruz kalmasına neden oldu.



Vatandaşlar tedirgin

Toprak kaymasının yaşandığı alanı gören vatandaşlar bölgede oluşan yarık ve çökmeler nedeniyle tedirgin olduklarını dile getirdi. Özellikle nehir kenarında yürüyüş yapanların dikkatli olması gerektiği belirtilirken, kıyı hattındaki zeminin ilerleyen günlerde nasıl bir değişim göstereceği merak konusu oldu.



Herhangi bir yaralanmanın yaşanmadığı olayda, bölgedeki zemin hareketlerinin takip edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerektiği ifade ediliyor.

Güngören'de öldürülen Atlas Çağlayan'ın ailesini tehdit eden 9 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı

Güngören'de çıkan kavgada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ailesini tehdit ettiği belirlenen biri 18 yaşından küçük 9 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı

16.03.2026 13:40:00 / Güncelleme: 16.03.2026 14:02:58
AA
Güngören'de öldürülen Atlas Çağlayan'ın ailesini tehdit eden 9 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı
Güngören'de öldürülen Atlas Çağlayan'ın ailesini tehdit eden 9 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma sonucunda, 14 Ocak'ta Güngören'de öldürülen Atlas Çağlayan'ın ailesine tehdit mesajları gönderilmesi, olaya ilişkin sosyal medya hesapları üzerinden paylaşımlar yapılması ve Atlas Çağlayan adına sosyal medya hesabı açılıp paylaşımlar yapılmasına ilişkin Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi ve Bakırköy Çocuk Mahkemesine hitaben iddianame hazırlandığı belirtildi.

Açıklamada 6'sı tutuklu 9 zanlı hakkında hazırlanan iddianamede, 2 şüphelinin "kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle tehdit" ve "birden fazla kişi ile tehdit", 1 şüphelinin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme", "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", 1 şüphelinin "suç işlemeye alenen tahrik etme", 1 şüphelinin "halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit", 1 şüphelinin "kişinin hatırasına hakaret" ve "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak", 2 şüpheli ve 1 suça sürüklenen çocuğun da "birden fazla kişi ile tehdit", "suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehditte bulunmak" ile "kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle tehdit" ile suçlandığı kaydedildi.

Ne olmuştu?

Güngören Mehmet Nesih Özmen Mahallesi'nde bir baklavacı önünde, 14 Ocak'ta, birbirini daha önceden tanımayan Atlas Çağlayan ve E.Ç. (15) arasında "yan baktın" tartışması nedeniyle kavga çıkmıştı.

Kavgada E.Ç, "sustalı" diye tabir edilen bıçakla Atlas Çağlayan'ı yaralamış, Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan Çağlayan, kurtarılamamıştı.

Polis ekiplerince olayda kullandığı bıçakla yakalanan 18 yaşından küçük E.Ç. sevk edildiği adliyede tutuklanmıştı. Çağlayan'ın öldürülmesine ilişkin şüpheli E.Ç. hakkındaki Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma devam ediyor.

Öte yandan, sosyal medyada yapılan provokatif paylaşımlarla Çağlayan'ın ailesini tehdit eden kişilerle ilgili de yürütülen soruşturmalar kapsamında bazı şüpheliler tutuklanmıştı.

 

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, SGK’nın tarihsel verileri ile 2025 yılı iş cinayeti raporlarını birlikte değerlendirdi

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, SGK’nın tarihsel verileri ile 2025 yılı iş cinayeti raporlarını birlikte değerlendirdi. Gürer, “Sürekli iş göremezlik geliri bağlanan işçi sayısı 15 yılda iki katına çıkarken, 2025 yılında 2 bin 105 emekçimizi iş cinayetlerine kurban verdik. Bu tablo, iktidarın ‘insan odaklı’ olmayan çalışma sisteminin sonucudur!” dedi

16.03.2026 11:34:00
Haber Merkezi
 CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, SGK’nın tarihsel verileri ile 2025 yılı iş cinayeti raporlarını birlikte değerlendirdi
 CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, SGK’nın tarihsel verileri ile 2025 yılı iş cinayeti raporlarını birlikte değerlendirdi
Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) 2009-2024 yıllarını kapsayan resmî verilerini ve 2025 yılı sonu itibarıyla ortaya çıkan güncel rakamları analiz eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye'nin iş sağlığı ve güvenliğinde bir "can pazarına" dönüştüğünü vurguladı.

"SAKAT KALAN İŞÇİ SAYISI KATLANIYOR"

SGK verilerindeki "Sürekli İş Göremezlik" tablosuna dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, "2009 yılında 1.885 olan sürekli iş göremezlik geliri alan yeni vaka sayısı, 2024 yılına gelindiğinde 3.808'e fırlamış durumda. Bu, 15 yılda sakat kalan işçi sayısının iki katına çıkması demektir. Teknoloji gelişiyor, mevzuatlar değişiyor ama ne hikmetse işçinin can güvenliği bir türlü sağlanamıyor. Çünkü denetimler göstermelik, cezalar ise caydırıcılıktan uzak" dedi.

2025 YILINDA GÜNDE 6 İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, sadece geçmiş yılları değil, 2025 yılındaki güncel verileri de paylaştı ve 2025'in iş cinayetleri açısından bir kara yıl olarak tarihe geçtiğini belirterek, "2025 yılında ülkemizde en az 2 bin 105 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu, Türkiye'de her gün ortalama 6 işçinin evine tabutla dönmesi demektir. Daha da acısı, 2025'te tam 94 çocuk işçimizi iş cinayetlerinde kaybettik. MESEM'ler adı altında çocuklarımız sanayiye, inşaata sürülüyor; eğitim görmesi gereken yaşta mezara giriyorlar" diye konuştu.
Gürer, "İş cinayetlerinin en yoğun yaşandığı kollar inşaat, tarım ve taşımacılık. Özellikle mevsimlik tarım işçilerimizin kamyon kasalarında, güvencesiz ve hijyenden uzak şekilde taşınması her yıl yüzlerce cana mal oluyor" dedi.

"NİĞDE DAHİL TÜM ÜLKE İŞ CİNAYETLERİNDE AĞLIYOR"

İş cinayetlerinin yoğunlaştığı iller arasında Niğde'nin de yer aldığını hatırlatan Ömer Fethi Gürer, "İSİG raporlarına göre 2025'te ölüm yaşanan iller arasında Niğde de var. Toplam 14 işçi iş cinayeti sonucu hayatını kaybetti. Tarım işçisinden inşaat emekçisine kadar her alanda denetimsizlik hüküm sürüyor. AKP iktidarı, işçinin alın terini korumak yerine sermayenin maliyet hesabını yapıyor. İş cinayetlerine 'kader' deyip geçemezsiniz; bu bir sistem sorunudur" dedi.

"MECLİS ARAŞTIRMASI ŞART"

Ömer Fethi Gürer, konuyu TBMM gündemine taşıyacaklarını belirterek şu çağrıda bulundu: "SGK'nın bu soğuk istatistiklerinin arkasındaki dramları görmezden gelemeyiz. İş sağlığı ve güvenliği kurallarının esnetildiği, sendikasızlığın teşvik edildiği bu düzen sorunlar yaratıyor. 2025 verileri, pandemiden bu yana en yüksek ölüm oranlarına ulaşıldığını gösteriyor. Acilen bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalı ve iş cinayetlerinin sorumluları en ağır şekilde cezalandırılmalıdır" diye konuştu.

ÇIRAK VE STAJYERLERİN MAĞDURİYETİ SON BULMALI

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, stajyer ve çırakların yaşadığı mağduriyete dikkat çekerek 2025 yılında çalışırken yaşamını yitiren 94 stajyer öğrencinin durumunun hem acı hem de düşündürücü olduğunu belirtti. Gürer, "Bilindiği gibi bu çocuklar işe başladıklarında kendilerine sosyal güvenlik kartı veriliyor ancak bu başlangıç, emekliliğe esas yaşlılık sigortası olarak kabul edilmiyor. Bu nedenle stajyer ve çırakların önemli bir mağduriyeti bulunmaktadır. İşe başladıkları gün tüm çırak ve stajyerlerin emeklilik sigortaları mutlaka başlatılmalı; yalnızca kaza sigortası değil, yaşlılık sigortası kapsamına alınmalıdır. 18 yaş altındaki çocukların hakları korunmalıdır. Çünkü bu çocukların iş cinayetlerine kurban gitmesi, onlara yetişkinlere yüklenen işlerin yaptırıldığının da açık bir göstergesidir" dedi.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in açıklamasını izleyin:

BTP lideri Hüseyin Baş, "İran'ın Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini" değerlendirdi

İran'ın, Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini sosyal medya hesabından değerlendiren BTP lideri Hüseyin Baş, "4 Mart'ta Trabzon'da yaptığım konuşmada Amerika'nın bu sebepten savaşa girdiğini anlatmıştım. İran doğru yerden gidiyor" ifadelerini kullandı

14.03.2026 15:08:00 / Güncelleme: 14.03.2026 18:06:35
Haber Merkezi
BTP lideri Hüseyin Baş, "İran'ın Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini" değerlendirdi
BTP lideri Hüseyin Baş, "İran'ın Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini" değerlendirdi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda İran'ın, Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini değerlendirdi.

BTP lideri, 4 Mart'ta Trabzon'da yaptığı konuşmada ABD'nin bu sebepten dolayı savaşa girdiğini anlattığını hatırlattı. Hüseyin Baş, paylaşımında şunları ifade etti:

"İran, Yuan ile ödeme yapan gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine izin vermeyi değerlendiriyor. 4 Mart'ta Trabzon'da yaptığım konuşmada Amerika'nın bu sebepten savaşa girdiğini anlatmıştım. İran doğru yerden gidiyor."

BTP liderinin 4 Mart'taki o tarihi konuşması

BTP lideri Baş, 4 Mart'ta Trabzon'da yaptığı konuşmada şu tespitlerde bulunmuştu:

"Şimdi olayın mihenk taşı noktasına geliyorum; Amerika hem Venezuela'ya, hem Çin'e, hem İran'a, 'Siz aranızda ticaret yaparken kendi milli paralarınızı kullanmayacaksınız, Amerikan doları kullanacaksınız' diyor. IMF'nin para sepetinde doların yüzde 78-79 olan kullanım ağırlığının son yıllarda yüzde 40'lara kadar düşmesiyle Amerika'nın saldırganlaşması aynı döneme denk geliyor.

Yani neymiş Amerika'nın derdi? Dünyada kullanılan rezerv paranın Amerikan doları olarak kalması! Çünkü adam matbaasında parayı, kağıdı yeşile boyuyor, üzerine rakamları yazıyor ve her şeyi dünyadan satın alıyor.

Şimdi dünya uyandı ve 'Biz petrol alıp satıyoruz, altın alıp satıyoruz, alüminyum alıp satıyoruz, bırak onu eve pirinç alıyoruz, baklagil alıyoruz, ekmek alıyoruz. Bu ticaretlerin tamamından Amerika para kazanıyor, oturduğu yerden. Buna ihtiyaç yok. Biz kendi paralarımızı kullanalım ticaretlerimizde. Böylelikle daha karlı oluruz' dedi.

Bunun üzerine ABD düğmeye bastı. Bütün dünyayı olağanüstü derecede kaosa sürüklüyor...

Dünya değişiyor. Dünyanın her kıtasını etkileyen Asya'yı, Ortadoğu'yu, Avrupa'yı, Amerika kıtasını etkileyen bir para savaşından bahsediyoruz. Benim paramı kullandın, kullanmadın, kendi paranı rezerv para yaptın, yapmadın. Kavga bu.

Şimdi gelelim olayın en önemli noktasına. Bütün bu kavga nereden çıktı? Trabzon'un evladı Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2005 yılında Milli Ekonomi Modeli'nde yazdığı, 10 farklı uluslararası kongreyle 200'den fazla akademisyene  teyit ettirdiği Milli Ekonomi Modeli'ndeki milli paralarla ticaret dediğimiz olay bugün dünyanın seyrini değiştiren olay oldu...

Bu bahsettiğimiz Milli Ekonomi Modeli bizim parti programımız. Bağımsız Türkiye Partisi iktidar olunca Milli Ekonomi Modeli'ni hayata geçirecek. Bağımsız Türkiye Partisi'nin programı dünyada hiçbir siyasi partide bu yok."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.