logo
14 NİSAN 2026


Genç Üniversite

22.07.2001 00:00:00
PONTUS TEHDİTİ!

Oğuz KÖRO?LU

17. yüzyıldan başlayarak siyasi, iktisadi, askeri ve sosyal-kültürel açılardan zayıflatılarak parçalanmak istenen Osmanlı Devleti, içeriden ve dışarıdan çeşitli unsurların eline düşmüş paylaşılmaya çalışılırken, Türk Milleti de varlık sahnesinden silinmek durumuyla karşı karşıya kalmıştı. Bu paylaşma yarışında, milli varlığımızın çöküşünü hedefleyen projelerden Megoalo İdea'nın bir parçası olarak ortaya konan "Pontusçuluk" hareketi ve Karadeniz Bölgesi'nde kurulması tasarlanan "Rum Pontus" devleti, Kurtuluş Savaşı'nda verdiğimiz mücadele sonunda "Lozan" ile beraber tarihe karışmıştır. Ne hazin tecellidir ki, tarih sayfalarında bir "ihanet vesikası" olarak küllenmiş bulunan "Pontus Meselesi", aynı maksatla yeniden yaratılmaya çalışılmakta, bu sefer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalamak üzere canlandırılmaktadır. Ve ne acı gerçektir; Pontus Rum devletini kurmaya yönelik faaliyetler, tarihi tekerrür ettirircesine yine Fener Ortodoks Patrikhanesi'nin, yine Yunanistan'ın ve yine emperyalist Batı'nın güdümünde ve fakat değişik yol, yöntem ve usullerle sürdürülmektedir. Dünün "Nebyan Çeteleri"nin yerini bugün "Misyoner" çeteleri; "Pontus Cemiyeti"nin yerini çeşitli "vakıf, dernek, federasyon ve birlikler" almaktadır. Geçmişte, askeri çıkartma ve çetecilik faaliyetleri ile gerçekleştirilmeye çalışılan Pontus hayalleri, bugün "ajan-misyoner" çıkartması ve de çeşitli isimler, iddialar, kavramlar, fiil ve eylemler altında "Misyonerlik Faaliyetleri" ile devam etmektedir. Bu çerçevede son yıllarda, özellikle 1985 yılından itibaren sözde "Pontus soykırımı" iddiaları artmış; Yunanlılarca mümkün olduğunca canlı tutulmaya çalışılmıştır. Özellikle PASOK Yönetim Kurulu Üyesi ve "Halkların Hakları ve Kurtuluşu İçin Yunan Birliği" örgütünün ileri gelenlerinden Mihalis Haralambidis ile bu günkü PASOK hükümetinin kamu düzeni bakanı Stelios Papathemelis'in başını çektikleri bu akıma ilgi duyanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu amaçla en çarpıcı faaliyetler yurt içinde veyurt dışında -Yunanistan'da- kurulan derneklerin bünyesinde organize edilmekte; bu derneklerin koordineli bir şekilde çalışmalarını sağlamak amacıyla federasyon oluşturdukları dikkat çekmektedir. Yunanistan'da bilhassa 1974 yılından sonra hükümetler aracılığıyla kurulan ve Türkiye aleyhine faaliyette bulunan 450'nin üzerinde dernek olup; Türkiye'den toprak talep eden örgüt ve dernek sayısı 51'dir. "Birleşik Küçük Asya Kurtuluş Cephesi", "Milli Haçlı Orduları Örgütü", "Patra Anadolulu Mübadiller Derneği" Gökçeada-Bozcaada-Trakyalılar Derneği", "Küçük Asya ve Kıbrıs Halkları Mücadelesini Koordinasyon Komitesi (SEALMAK)" "Küçük Asya Ispartalılar Derneği" gibi dernekler bu 51 dernekten bazılarıdır. Türkiye'ye karşı daha etkili bir propaganda faaliyeti yürütebilmek ve direkt "Pontusçuluk" çalışmalarını organize etmek için 176 Pontus derneği bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır: "Yunan Pontus Kurtuluş Birliği", "Selanik Pontus Araştırma Merkezi", "İskeçe Pontuslular Derneği", "Hür Pontus için Vatan Pontus Kurtuluş Birliği", "Selanik-Eleftherio Kordelya Karadenizliler Birliği", "Kanada Pontus Federasyonu", "Ermenistan Pontuslular Birliği", "Avustralya Melbourne-Victoria Pan Pontus Komitesi", "Rusya Pontuslular Derneği Federasyonu", "Almanya Pontuslular Derneği Federasyonu", "Kıbrıs Pontuslular Birliği", "ABD ve Kanada Pontuslular Derneği Federasyonu", "Pontuslular Dernekleri Pan-Helenik Federasyonu"... (1) Yunanistan'da bu dernek ve federasyonlar vasıtasıyla, periyodik olarak ülke içinde ve dışında "Pontus Helenizmi Kongreleri" düzenlemekte, bu kongrelere başbakan dahil üst düzey devlet görevlileri bizzat katılmaktadır. (2) Hristiyan din adamları, patrik ve papazların da teşvik ettikleri kongrelerde Pontus konusu, bir soykırım olayı olarak uluslararası kuruluşlar nezdinde gündeme getirilmekte; yayınlanan kitap, makale ve bildirilerde Türkler'in 350 bin Rum'a soykırım uyguladığı (!!!..) iddia edilmektedir. (3)

SOYKIRIM YALANININ İÇYÜZÜ

Son günlerde, özellikle Ermenilere uygulandığı iddia edilen sözde soykırım yalanlarına paralel olarak Türkiye'nin; sözde, Pontus soykırımını tanıması ve tazminat ödemesi talep edilmekte, Türkiye'nin bunu tanımadığı sürece AB'ye kabul edilmeyeceği, başta Yunanistan olmak üzere Avrupa Parlamentosu nezdinde dile getirilmektedir. Bu noktada; tamamı, "Pan-Helenik Pontuslular Derneği" ve "Güney Yunanistan Pontus Dernekleri Federasyonu" çatısı altında toplanan Pontusçular, 1919-1923 yılları arasında Canik Sancağı'nda 350 bin Rum'un telef edildiği yönünde propaganda tertip etmekte, yapılan "Pontus Helenizmi Kongreleri" ile uydurma broşür, kitap ve bildiriler dağıtılmaktadır. Sözde ölenlerin anısına kiliselerde ayinler düzenlenmekte, dernek üyeleri tarafından sık sık yürüyüşler, gösteriler, toplantılar yapılmaktadır. (4)

İŞTE GERÇEKLER

Dünyanın önde gelen Osmanlı tarihçilerinden özellikle Osmanlı Türklerine yönelik soykırım fiilleriyle ilgili yaptığı araştırmalarıyla tanına ABD'li tarihçi Prof. Dr. Justin Mc. Carthy, "Müslims and Minorties, The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New york, 1983" adlı eserinde; Yunanlıların, Fener Rum Patrikhanesi'nin istatistiki bilgilerine dayanan soykırım iddialarının gerçekle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, oysa ki, o tarihlerde (1919-1923) Kastamonu, Canik, Samsun dahil Rize'ye kadar, tüm "Pontus" olarak adlandırılan bölgenin nüfusunun 1913 sayımına göre 260.313 olduğunu kaydetmektedir. (5) Dolaysıyla 350 bin Rum'un yaşamadığı bir bölgede, 350 bin kişinin bir sancakta telef edildiğini iddia etmek; hayal mahsulünün de dışında, art niyet taşımanın, sufli emeller taşımanın bir göstergesidir. Kaldı ki, mübadele ile Yunanistan'a ulaşan bölge Rumlarının sayısının 180 bin olduğu bizzat Yunanlılarca da doğrulanmaktadır. Mc Carthy'e göre mübadele sonrasında ilk sayım olan 1928 Yunan nüfus sayımına göre, Yunanistan'daki mültecilerin sayısı 182.169'dur. (6)

KAYNAKLAR İDDİALARI REDDEDİYOR

Tarafsız, Batılı bir kısım araştırmacıların verdikleri rakamlarla, Türk kaynakları çok küçük farklarla birbirini teyit etmektedir. İddia edildiği gibi Rum nüfusu sadece Samsun Sancağı'nda değil, Pontus olarak adlandırılan bütün bir bölgede Mc Carthy'nin vermiş olduğu 260.313 rakamına yakındır. Nitekim, Kastamonu, Samsun dahil Rize'ye kadar uzanan saha ile ilgili en gerçekçi bilgiler 1921 yılında o bölgedeki mülki amirlerce Merkez Ordusu Komutanlığı'na verilen istatistiklerdir. Söz konusu istatistiklerde, Pontus Rum Devleti kurulması düşünülen bölgede 2.391.316 Türk'e karşılık 273.733 Rum vardır. (7) Bu rakamlar 1922 yılında yayınlanan "Pontus Meselesi" adlı eserde de, yaklaşık olarak 250 bin Hıristiyan'a karşılık, 2.350.000 Müslüman nüfus olarak gösterilmiştir. (8) O bakımdan soykırım iddiaları, tarihi ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmamakta, hakikatler ters yüz edilip, asıl maksatlar gizlenmektedir. Bahsedildiği üzere Mütareke Döneminde, Doğu Karadeniz Bölgesinde toplam 250-260 bin civarında Rum yaşamaktaydı ki, bu nüfusun da çoğunluğu, "Pontus Muhacirin" ve "Kordus" adlı Pontusçu teşkilatlar tarafından Yunistan ve Rusya'dan göçmen-çete olarak getirilen Rumlar'dan oluşmuştur. Mübadele ile birlikte, Yunanistan dışında; ABD, Kanada, Fransa, Avustralya gibi ülkelere göç eden Rumları da ekleyecek olursak -ecel, hastalık vs. ölenler hariç- soykırım iddialarının hangi niyetten kaynaklandığını anlamak güç değildir. Asıl maksat soykırım iddialarının tanınması ile tazminat ve toprak taleplerinin gündeme gelmesi, dolaysıyla Doğu Karadeniz Bölgemiz üzerindeki "Pontus" hayallerinin gerçekleştirilmek istenmesidir.

YUNANİSTAN'IN İKİYÜZLÜLÜ?Ü

Tarihi ve ilmî gerçeklere rağmen, Türkiye'nin parçalanmasını bir devlet politikası olarak benimseyen Yunanistan, 19 Mayıs gününü "Pontus Soykırımını Anma Günü" olarak kabul eden bir yasa çıkarmıştır.

24 Şubat 1994 tarihinde Yunan Parlamentosunda oy birliği ile kabul edilen yasa 7 Mart 1994'te Yunanistan Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğü girmiştir. Kıbrıs Rum Yönetimi Temsilciler Meclisi de aynı yönde bir karar almıştır. Yunan basınında çıkan bir habere göre, 19 Mayıs gününün milli bir bayram olarak anılması ve bütün eğitim kurumlarında konuyla ilgili konuşmalar yapılması ve kiliselerde ayinlerin düzenlenmesi öngörülmektedir (9). Ancak bu karar, Yunanistan'da bile bazı insaf sahiplerince inandırıcı bulunmamıştır. Yunanlı Hukukçu Dr. Statis Evstatiadis bu kararı: "İktidar ve muhalefet, reddetmelerin neden olacağı siyasi bedeli düşünerek böyle bir emele teslim olmaktadır" (10) şeklinde yorumlayarak, sözde soykırım yasasının siyasal bir amaç taşıdığını ifade etmiştir. Yine, Evstatiadis bu konuda şunları söylemektedir: "Öncelikle, siyasi bir ilandan önce, söz konusu soykırım fiilinin hukuki işlemlerle kanıtlanması gerekmektedir" (11). Ve Yazar, 24 Şubat 1994 günü; 19 Mayıs'ın, Pontus Soykırım Günü kabul edilmesinden sonra "Soykırımlar ve Anlamkırımlar-Saptırma" adlı bir makale yazarak Yunan hükümetini tenkit etmiş, çelişkili durumunu ortaya koymuştur. Makalede, "Buradaki soykırım tabiri havada kalmaktadır; Çünkü 1948 anlaşmasına göre, iddia edilen cinayetler ile ilgili olarak hiçbir işlem yapılmış değildir" demektedir (12).

SOYKIRIM İDDİASI BİR HAYAL

Burada bir itiraf da gündeme gelmektedir. Şayet bir soykırım fiili vuku bulmuş olsaydı, 1954 yılında imzalanan anlaşmada; Yunanistan, bunu o zaman gündeme getirir ve mutlaka kabul ettirmeye çalışırdı. Geçen bunca yıl sonra, 19 Mayıs'ı soykırım günü ilan etmesi tamamen ardniyet taşımanın bir göstergesidir. Yazar, aynı makalede bir bilim adamı olan Prof. Veoklis Sarris'in Yunan Meclisi'nin aldığı kararla ilgili düşüncelerini de aktararak şunları yazmaktadır: "Soykırım tabiri, meclisin kararı olarak sadece siyasal ve manevi amaç taşımaktadır. Burada, karardan önce fiillerin kanıtlanması, belgelerin toplanması ve bilimsel araştırmanın yapılması lazımdır. Anlamkırım saptırmalı bir sansasyon yaratarak duygular tatmin edebilir; ancak sorunu çözümlemez"

YUNAN'IN TÜRK SENDROMU

Türkiye ile sürtüşmeyi ve gerginlik yaratmayı milli politika haline getiren Yunanistan; bir yandan Kıbrıs, Ege Kıta Sahanlığı ve FIR Hattı konularında çeşitli iddialarla bu gerginliği artırırken bir yandan "Pontus soykırımı" iddialarıyla da ülkemize yönelik yıkıcı emellerini sürdürmektedir. "Pan-Helenik Pontuslular Derneği", BM ve AGİK'e çeşitli yazılar yazıp dünyanın dikkatini çekmeye çalışmaktadır. Aynı dernekler vasıtasıyla Pontusçular için AB'den kredi alınmaktadır. 1990 yılında Avrupa Parlamentosu'nun Strazburg'daki binasında sergi düzenlenmiş; Yunanistan'da "Pontus Küçük Asya Bankası" kurulmuştur.

Selanik'te 27-29 Kasım "Küçük Asya Helenizmi Kongresi", 11 Kasım 1993'te de "Pontus Helenizmi Tarihi Sempozyumu" tertip edilmiştir. 16 Ocak 1994'te "Sümela Pontuslular Derneği"nin Selanik'te yaptığı panel; Pontus Rum Devleti kurma hedefine yönelik faaliyetlerin en güncel örneklerindendir. (13)

PONTUS İDEALİ SÜRÜYOR

Pontus meselesi, Türkiye'yi parçalama ve topraklarını paylaşma projesinin bir parçası olarak günümüzde de sinsi bir şekilde devam etmektedir. Nitekim, 1982 yılında dönemin Yunan Kültür Bakanı Melina Merküri tarafından "AnavatanlarI Kurtarma Dünya Komİtesİ" adına bütün dünyada kart şeklinde dağıtılan haritada; Türkiye, Pontus, Kürdistan, Ermenistan vb. şeklinde parçalanmış olarak gösterilmekte ve bu amaca ulaşmak için mücadele çağrısı yapılmaktadır. Pontusçular, Pontus dernekleri vasıtasıyla turizm mevsimlerinde, Doğu Karadeniz Bölgesi'ne "Unutulmayan Kaybolan Vatanlara Gezİ" adı altında periyodik geziler düzenlemekte; özellikle Hıristiyan din adamları Patrik ve Papazlar tarafından yapılan propagandalarla "Pontus Rum İdeali" canlı tutulmaktadır.(14)

MİSYONER OYUNU: KİMLİK KRİZİ

Yunanistan'dan ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen misyonerler, bölgenin sosyo-kültürel yapısını bozmayı hedef alan faaliyetlerle bir kimlik krizi yaratmaya çalışmakta, insanımızın milli ve manevi değerleri dejenere edilerek Karadeniz Bölgesi'nde Pontus'a zemin hazırlanmaktadır. Yapılan toplantılarda, gösteri ve yürüyüşlerde Türkler ve Türkiye aleyhine sloganlar atılmakta: bölge halkına, "Sizin aslınız Rum'dur; sizler Türk değilsiniz. O halde etnik dininize dönün ve Rum olduğunuzu hatırlayın; Pontus topraklarına sahip çıkın" şeklinde telkinler yapılmaktadır.(15)

YİNE PATRİKHANE İHANETİ...

Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Trabzon İl Müdürlüğü'nün 7.10.1997 tarihli bir yayınında; Pontus emeli ile ilgili olarak şu ifadeler yer almaktadır. "Trabzon'da da 20- 28 Eylül 1997 tarihleri arasında Fener Rum Patrikhanesi tarafından düzenlenen "DİN, BİLİM ve ÇEVRE" konulu sempozyumun Türkiye'nin tanıtımındaki olumsuz etkileri tartışılırken, komitenin dağıttığı haritalardaki Rum izlerinin, sempozyumun amacının dışına taştığına ilişkin görüşleri doğrular nitelikte olduğu belirtiliyor. Sempozyumun yapılacağı Karadeniz çevresindeki illerin yetkilileri ile katılımcılara dağıtılan haritada Karadeniz, "Pontus Gölü" olarak gösterilirken, başta Doğu Karadeniz olmak üzere Karadeniz kıyısındaki yerleşim yerlerinin isimleri Rumca yazılmış, Trabzon ise Trapezus olarak adlandırılmıştır."(16) "Venizelos adını taşıyan bir gemi ile gelenler içinde yüzlerce papaz ve yerli işadamımızla birlikte Fener Rum Patriği Bartholomeos da bulunmaktadır. Karadeniz sahilini tamamen Yunanistan'ın toprak parçası olarak gösteren haritayı bizzat Patriğin kendisi dağıtmıştır." (17) Karadeniz'i kurtaralım (!...) sloganıyla, açıkça Pontus hayalinin gündem edildiği sempozyumda, komite tarafından yayınlanan bildiride Fener Rum Patriği Bartholomeos için "The Ecumenical Patriarch", yani evrensel ekümenik Patrik tabiri kullanılmıştır. Ekümenik, 'bir devletin başı', 'devlet başkanı' anlamına gelmektedir. Patrik hangi devletin başkanıdır? Bu devlet nerededir? "Karadenİz'İ Kurtarma, Çevre Kİrlİlİğİ" kılıflı sempozyumun arkasında Pontus Rum hayalleri yatmaktadır. Venizelos Gemisi'nin Pontuslu Rumların göç ettiği Batum, Yalta, Odessa, Köstence, Varna ve Selanik gibi şehirlere gitmesi ise oldukça manidar olup, asıl maksat Pontus Rum Devleti'nin kurulmak istenmesidir.

Dipnotlar:

1) Pontus derneklerinin listesi için bkz. Cem Başar, Terör Dosyası ve Yunanistan, İst. 1993, s. 173-174.

2) Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Y. Sarınay, Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ank. 1999, (Yay. Haz. Berna Türkdoğan) s. 53-55.

3)Mihalis Haralambidis, Kostas Fotiadis, Pontuslular, Selanik 1997, s. 20-38; Pontus Elenizmi Anıldı, Kathimerini, 17 Mayıs 1994.

4) Mihalis Harambidis, Kostas Fotiadis, Pontuslular, Selanik, 1997, s. 20-38; Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Y. Sarınay, a.g.e, s. 54-55.

5) J. Mc Carthy. Müslims and Minorties, The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New york, 1983. s. 93.

6) J. Mc Carthy. a.g.e. s. 131.

7) Mustafa Balcıoğlu, Milli Mücadele'de Merkez Ordusu, "Birinci Dünya Savaşı Sırasında Karadeniz'de Rum Faaliyetleri ve Sivil Tepki, OTAM, sayı: 4 Ankara. s. 110.

8) Pontus Meselesi, Matbuat İstihbarat Müdüriyet-i Umumuyesi, TBMM Ankara, 1922, II. kısım, s. 8.

9. Kathimerini, 21 Nisan 1994.

10. Avriani Gazetesi, 23 Şubat 1994.

11. Avriani , a.t.

12. Pontuslular Birliği Gazetesi, Mart-Nisat 1994.

13. Dr. Hamit Pehlivanlı, Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Araştırma Merkezi Yay. Ank. 1999, (Yay. Haz. Berna Türkdoğan) s. 110-111.

14. Dr. Hamit Pehlivanlı, a.g.e, s:110 111. Yusuf Sarınay, a.g.e, s:59.

15. Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, "Bu Vatan Bizimdir, Bizim Kalacak", Yeni Mesaj Gazetesi, 9 Nisan 2001, s.8.

16. Prof. Dr. Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler, İcmal Yayınları, İst. 2000 s. 69

17. Prof. Dr. Haydar Baş a.g.e s.69

Türklere karşı haksız isnatlar(!)

Emin ÜSTÜN

Yetmiş iki millete kurban ol aşık isen

Ta aşıklar safında iman olasın sadık"

(Yunus Emre)

"Dinle neyden çün hikayet etmede

Ayrılıklardan şikayet etmede"

(Hz. Mevlana)

Türklerin iki bin yıllık tarihi boyunca kıtaları, bir çok yabancı ırk, millet, din ve mezhep mensuplarını idare etmelerini yalnız kendi kuvvetleri ve cihan hakimiyeti mefküreleri ile izah etmek mümkün değildir. Yani Türkler, eğer yabancı kavimlere karşı sağlam bir adalet duygusuna, geniş bir dinî müsamahaya ve yüksek bir insanlık idealine sahip bulunmasalar, dar bir ırkçı zihniyete, sert bir dinî taassuba kurban olsalardı, şüphesiz bu çeşitli unsurların mukavemetleri ile karşılaşır; cihanşümûl imparatorluklar kuramaz ve tabiatıyla tarihî azametleri gibi bu yüksek meküreleri de vücud bulamazdı.

Türklerin İslam'dan önce haiz olduğu bu vasıflar İslamiyet'in kabulü ile çok daha kuvvetli bir mahiyet aldı ve cemiyet bünyesine kök saldı. Çok samimi Müslüman olan Türkler Kur'an'ın "Allah adalet ve iyiliği emreder", "Allah adalet edenleri sever", "Cenab-ı Hak cihad esnasında ve din uğrunda adaleti emreder, düşmanlara zulüm yapmaya, kadın, çocuk ve ihtiyarlara dokunmayı yasak eylemiştir" kurallarını iyice öğrenmişlerdi. İslamiyet adaleti mülkün temeli saymış; küfr ile devamı mümkün olan mülkün (devletin) zulm ile baki kalamayacağını ısrarla belirtmiştir. Bu ayetler müslüman hakan, sultan ve beylerinin idarelerinde daima rehber olmuştur.

İslamiyetle Türklerin dünyaya hak ve iyilik getirdiklerine ve beşeriyetin bu sayede saadete erişeceğine inandıkları halde, bu yüce gaye uğrunda dahi adaleti her şeyin üstünde tutuyor ve asla halkların arzularına aykırı bir siyaset ve hareket bahis olmuyordu. İslamiyet uğrunda yapılan cihad da elbette bu kayıdlara tabi idi, zaruret olmadıkça bir savaşı tercih etmiyordu. Esasen cihadın manası hak yolunda ve dünya nizamı uğrunda maddimanevi imkanların ve gerekince de canın feda edilmesi idi.

Eski çağ hükümdarları yabancı kavimlere karşı yaptıkları zulümleri gururla ifade eder, bunu eserleri ve kitabeleri ile tarihe mal ederken Gök-Türk Kitabeleri kendi zaferlerini bu türlü öğünmelerle süslemiyor, bilakis sadece kendi kavminin felaket günlerinde derya gibi akan kanlarından ve dağ gibi yığılan kemiklerinden bahsediyor, öldürdükleri düşmanlardan dolayı gurur duymuyorlardı. Göktürk hakanları daima sulhü korumak ve kurmakla öğünüyor, savaşı da müdafaa zarureti ile yaptıklarını belirtmeyi ihmal etmiyorlardı. Türkçe'de "il" kelimesi hem devlet, hem de devletin ilk vazifesi olan sulh manasına geliyor ve bu sebeple sulhün tesisine memur olan kimselere "ilçi" deniliyordu. Türk töresinde "ilçiye zeval yoktur" sözü de bu vazifenin ehemmiyet ve kudsiyeti ile alakalıdır.

Kaynak: W. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi, s. 10-11.

Genç bir yüreğin sesi

Hüseyin Turhan

Gecenin bir yarısı dertleri, kederleri, çekilen çileleri düşünüyorum. Bu millet bu hale nasıl geldi. Bir umut ışığı bir kandil yanıyor gönlümün derinliklerinde. Görebilecek miyiz beklenen güzel günleri, koyunla kurdun kardeş olduğu geceleri.

Aslımıza dönsek, büyük sözü dinlesek, biraz candan biraz maldan versek, soruyorum kim bizi oyuncak gibi kullanabilir? Namerdin karşısında el pençe duracağımıza, bir dirhem borç için tonlarca çileye katlanacağımıza, kimliğimizden hürriyetimizden taviz vereceğimize kısacası bir hiç olacağımıza, milletimize dönsek beraberce halletsek bütün sorunları. Dışarıdan adam ithal etmeye ne gerek var. Bu milletin kendi örfünden, kültüründen bu milletin sesi olan insanlarımız var.

Biz koskoca Türk milletiyiz ezelden beri hür yaşadık hür yaşarız. Kimseye boyun eğmedik eğmeyeceğiz de. Şimdilik böyle garip böyle kederli biçare olduğumuza bakmayın. Ufak bir kıvılcım şahlandırır bizi, bekliyoruz o kıvılcım gelip bulur bizi.

Vatanını, milletini, sancağını düşünen gençler olarak, çalışıyoruz ve yapılan yanlışları görüyoruz. Bizleri uyutup bitkisel hayattaki hastaya benzetmek isteyenlere sesleniyorum.

Uyumayacağız ey namertler! Gözlerimizi dört açtık. Ne aramıza fitne sokmak isteyenlere ne de oculuk buculuk safsatalarıyla bu milleti bölmeye çalışanlara göz yummayacağız. İyi bilin ki bu vatan yer altındakileriyle de yer üstündekileriyle de mukaddestir. Bizler al bayrağımızın gökyüzünde sonsuza kadar dalgalanması için her şeyimizi veririz. Yüreğimizde vatan aşkıyla, beynimizde adalet dolu fikirlerle, ellerimizde ay yıldızlı bayraklarımızla geliyoruz.

Geliyoruz çünkü artık gelmemiz lazım. Bu milletin yeniden şahlanması lazım. Bu millet Alparslanlarıyla, Fatihleriyle, Mustafa Kemalleriyle birçok kere şahlandı. Güzel yarınla mutlu bir gelecek için yeniden başlamalıyız. Unutmayalım ki karanlık aydınlığı getirir. Doğum için sancı gerekir. Bizler solan yarınları görüp çalışırsak, karanlığa küfretmeyip ışık yakarsak neleri değiştiremeyiz ki. Her şey bitmiş değil umut kesilmez gelecekten. Haketmeye çalışırsak hakkımız olanı Hak verecektir. Biz yeter ki hak edelim.

Gecenin bir yarısı her olumsuzluğu umutla bakıyorum. Uzaklarda güçlü bir ışık görüyorum.

Koşuyorum nefes nefese. Elimde al bayrağımla o ışığa koşuyorum.

Uluslararası Anadolu Ankası Tatbikatı 2026 nefes kesti

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ev sahipliğinde düzenlenen Uluslararası Anadolu Ankası Tatbikatı 2026 seçkin gözlemci günü Konya'da gerçekleştirildi

14.04.2026 17:47:00
İhlas Haber Ajansı
Uluslararası Anadolu Ankası Tatbikatı 2026 nefes kesti
Uluslararası Anadolu Ankası Tatbikatı 2026 nefes kesti
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ev sahipliğinde düzenlenen Uluslararası Anadolu Ankası Tatbikatı 2026 seçkin gözlemci günü Konya'da gerçekleştirildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ev sahipliğinde düzenlenen Uluslararası Anadolu Ankası Tatbikatı 2026'nın seçkin gözlemci ve basın günü, Konya'da'daki 3. Ana Jet Üs Komutanlığında ve Konya atış sahasında icra edildi. ABD, Azerbaycan, Polonya ve Slovakya'nın da aralarında bulunduğu Türkiye dahil 5 ülkeden 116'sı yabancı 519 personelin katıldığı tatbikat, 3. Ana Jet Üs Komutanlığında gerçekleştirilen brifingle başladı. Gerçekleştirilen tatbikat ile muharebe ortamında personel arama kurtarma görev kuvveti unsurları ile çalışabilirliği denemek, hayatta kalma, kaçma, kurtulma usullerini geliştirmek ve uçucuların eğitim seviyelerinin artırılması hedefleniyor. Öte yandan, müşterek ve birleşik harekat kapsamında, personel arama kurtarma, yakın hava desteği, dinamik hedefleme, zamana duyarlı hedefleme gibi görevlerin tatbikat senaryolarına dahil edilerek planlanması ve icrası da tatbikatın amaçları arasında yer alıyor.
Türk savunma sanayi ürünlerinin de sıklıkla kullanıldığı tatbikatta yabancı ülke ateşeleri ve personel, ürünler hakkında yetkililerden bilgi aldı. Tatbikatı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ercüment Tatlıoğlu da yerinden takip etti. Tatbikatta, Hava Kuvvetleri'nden 3 adet F-16, 1 adet E-7T (HİK), 1 adet AKINCI İHA, 1 adet CN-235, 1 adet ANKA-S, 1 adet AS-532, 5 adet T-7 ve 10 Tim yer alırken Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 1 adet T-70, 1 tim, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 2 tim, Özel Kuvvetler Komutanlığı tarafından 1 adet T-70 ve 1 tim, Jandarma Genel Komutanlığı tarafından da 1 adet S-70 ve 1 adet tim katılım sağladı.

En küçük güdümlü füze METE, GÖKALP'ten hedefe
ROKETSAN'ın en küçük güdümlü mühimmatı konumunda olan METE füzesi lazer işaretleme ile hem karadan hem de GÖKALP Dron Sistemi ile hedefleri başarıyla vurdu. Senaryo gereği radar sistemlerinin imha edilmesinin ardından AKINCI'dan ateşlenen Süper Şimşek geçişi yapıldı. Düşman hedefleri, yapılan işaretlemenin ardından F-16 ve SU-25 savaş jetleri tarafından tam isabetle vurdu. Ayrıca, düşman bölgesinde savaş jetinden yaralı olarak kurtulan bir pilotun kurtarılması senaryosu da başarıyla icra edildi.
Tatbikatta seçkin gözlemci gününün bitmesinin ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Bayraktaroğlu, tatbikata katılım sağlayan tüm birimlere teşekkür ederek şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye, güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir unsurudur. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu imkân ve kabiliyetler, yüksek muharebe gücü, yerli ve millî savunma sanayi ürünleri, insanlı ve insansız sistemleri sayesinde her türlü harekâtı icra edebilecek kudrete sahiptir. Bu caydırıcılığın en önemli unsurlarından biri de hiç şüphesiz Gök Vatan'dır. Gök Vatan, Hava Kuvvetlerimizin kudreti, yüksek teknolojili sistemlerimiz ve nitelikli personelimizin azim ve kararlılığıyla her an korunmaktadır. Gök Vatan'daki bu hâkimiyet, ancak sürekli eğitim ve gerçekçi tatbikatlarla sürdürülebilir. Uluslararası Anadolu Ankası-2026 Tatbikatı da bu anlayışın sahadaki en somut göstergelerinden biridir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin personel arama kurtarma harekâtı alanındaki kabiliyetini geliştirmek maksadıyla yapılan bu tatbikatta; yakın hava desteği, zamana duyarlı hedefleme, dinamik hedefleme, hava saldırısı, yüksek irtifa atlayışları, tahliye, sızma, konvoy ve alan koruması ile küçük birlik taktikleri gibi görevler icra edilmiştir. Tatbikat; Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı unsurlarının 15 tim ve 16 hava aracının müşterek katılımıyla yapılmıştır. Bu yıl tatbikata, 4 müttefik ülkeden toplam 10 tim ve 2 hava aracı da katılım sağlamıştır. Bu tatbikat; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin müşterek harekât anlayışı ile sevk ve idare etkinliğini sahaya yansıtan önemli bir göstergedir. Gerçeğe yakın senaryolar üzerinden icra edilen her faaliyet, personelimizin tecrübesini artırmakta; birliklerimizin birlikte çalışma kabiliyetini daha üst seviyeye taşımaktadır. Bugün burada ortaya konulan gayret geleceğin harekât ortamına hazırlığımızın da açık bir ifadesidir. Bu tatbikat aynı zamanda müttefiklerimizle ortak hedeflerimize ulaşma azmimizin ve kararlılığımızın da somut bir yansıması olmuştur. Tatbikatta icra ettikleri gösterilerle gökyüzündeki gurur kaynaklarımız olan Türk Yıldızları ve SOLOTÜRK, bizlere bir kez daha Türk havacısının cesaretini ve disiplinini yakından görme imkânı vermiştir."İHA

İstanbul'da 91 tabanca ele geçirildi

İstanbul'un Zeytinburnu ve Sultangazi ilçelerinde yasadışı silah kaçakçılarına yönelik bir araca ve iki eve yapılan operasyonda, 91 ruhsatsız tabanca ele geçirildi, 3 şüpheli gözaltına alındı

14.04.2026 11:01:00
İhlas Haber Ajansı
İstanbul'da 91 tabanca ele geçirildi
İstanbul'da 91 tabanca ele geçirildi
İstanbul'un Zeytinburnu ve Sultangazi ilçelerinde yasadışı silah kaçakçılarına yönelik bir araca ve iki eve yapılan operasyonda, 91 ruhsatsız tabanca ele geçirildi, 3 şüpheli gözaltına alındı.

Emniyet kaynaklarına dayanan bilgilere göre, Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Zeytinburnu'nda yasadışı kaçak silah ticareti yapıldığı bilgisi üzerine harekete geçti.

Savcılık tarafından alınan izinle ilk olarak Zeytinburnu'da silah ticareti yapmakla suçlanan bir kişi takibe alındı. Takibe alınan şüphelinin Sultangazi ilçesindeki 50. Yıl Mahallesi'nde irtibatlı olduğu 1 araca ve 2 adrese 11 Nisan Cumartesi günü baskın yapıldı. Düzenlenen operasyonda A.Ö. (46), M.T. (45) isimli şahıslar ile Ö.T. (39) isimli kadın şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Araçta ve adreslerde yapılan aramalarda ise 91 ruhsatsız tabanca ve bu silahlara ait 205 şarjör ele geçirildi.

Yasadışı silah ticareti suçu kapsamında yakalanan şüpheliler, sorgulanmak üzere Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürüldü. Zanlılar, haklarında ''6136 SKM'' suçundan yürütülen soruşturma doğrultusunda Pazar günü sevk edildikleri adli makamlarca tutuklandı.

Şanlıurfa'da lisede silahlı saldırı 16 yaralı

Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir lisede silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda ilk belirlemelere göre 16 kişi yaralandı

14.04.2026 11:00:00 / Güncelleme: 14.04.2026 12:07:07
İhlas Haber Ajansı
Şanlıurfa'da lisede silahlı saldırı 16 yaralı
Şanlıurfa'da lisede silahlı saldırı 16 yaralı
Hasan Çelebi Mahallesi'nde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde bir öğrenci silahlı saldırı gerçekleştirdi. Silahlı saldırıda ilk belirlemelere göre 16 öğrenci yaralandı. İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve özel harekat ekipleri sevk edildi.

Yaralı öğrencilerin bazılarının silahlı saldırıdan kaçmak için camdan atladığı öğrenilirken, güvenlik güçlerince okulda bulunan öğrencilerin büyük bölümünün tahliye edildiği öğrenildi.

Görgü tanığı olayı anlattı
 
Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir lisede silahlı düzenlenen silahlı saldırıda 16 öğrenci yaralandı. Görgü tanığı korku dolu anları anlattı.
 
İddiaya göre, 18-20 yaşlarında olduğu öne sürülen bir kişi, elindeki uzun namlulu silahla okul bahçesi ve içerisinde rastgele ateş açtı. Olayda 16 öğrenci yaralandı. Saldırganın daha sonra aynı silahla intihar ettiği öne sürüldü. 
 
İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve jandarma özel harekat ekipleri sevk edildi. Güvenlik güçlerince okulda bulunan öğrencilerin büyük bölümünün tahliye edildiği öğrenildi. Yaralı öğrenciler, olay yerindeki ilk müdahalelerinin ardından hastanelere sevk edildi.
 
Görgü tanıklarından Gökhan Başaranoğlu, "17-18 yaşlarında bir çocuktu. Dış kapıdan içeri girer, girmez elindeki uzun namlulu silahla ateş açmaya başladı. Önce sağa sola, ardından da okula ateş açtı. Daha sonra koşarak okul içerisine girdi. İçerde direkt önüne gelene sıktı. Daha sonra öğrenciler bağırdı, herkes bir yere kaçtı" dedi.

Vali'den açıklama

Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, 16 öğrencinin yaralandığını, saldırganın intihar ettiğini söyledi.
 
Saldırganın 19 yaşında okulun eski bir öğrencisi olduğunu söyleyen Vali Şıldak, şuanda 12 yaralının tedavisinin Siverek Devlet Hastanesinde sürdüğünü, diğer 4 kişinin ise Şanlıurfa'da tedavi altına alındığını vurguladı. 
 
Vali Şıldak, "Sabah saatlerinde 09.30 sularında 2007 doğumlu okulun eski bir öğrencisinin pompalı av tüfeği ile okula girerek rastgele ataş açması sonucu 16 kişi yaralandı. Yaralılardan 4'ü öğretmen, 1'i polis memuru, 1'i kantin işletmecisidir. Şükürler olsun can kaybımız yok. 
 
2 öğretmen, 2 öğrencinin sağlık durumu biraz daha orta seviyede olduğu için il merkezine sevkedildi. 
 
12 yaralımızın tedavileri Siverek Devlet Hastanesinde devam ediyor. Olayı çok yönlü araştırıyoruz. Saldırgan okulun eski bir öğrencisi, sadece 9. sınıfta bulunuyor daha sonra açık öğretim lisesine geçmiş. 2007 doğumlu. Okul içerisinde polisimizin müdahalesiyle sıkıştırıldı ve kendi canına kıydı. Okulu tahliye ettik. Büyük üzüntü duyuyoruz. Soruşturmamız devam ediyor" dedi.

Kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında 12 şüpheli gözaltına alındı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku'nun kaybolmasına ilişkin süren soruşturmada 12 şüpheli gözaltına alındı

14.04.2026 02:00:00
AA
Kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında 12 şüpheli gözaltına alındı
Kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında 12 şüpheli gözaltına alındı

Adalet Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre, 2020'den itibaren devam etmekte olan Gülistan Doku soruşturmasında, cinayet şüphesiyle 7 ilde 13 şüpheli hakkında gözaltı talimatı verildi.

Dönemin Tunceli Valisinin oğlu Mustafa Türkay S. ve Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal A'nın da aralarında olduğu Engin Y, Cemile Y, Uğurcan A, Erdoğan E, Gökhan E, Savaş G, Süleyman Ö, Celal A, Nurşen A. ve Şükrü E. olmak üzere 12 şüpheli gözaltına alındı.

Olay

Tunceli'de üniversitede okuyan kızları Gülistan Doku'dan 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuştu. 21 yaşındaki genç kızın arkadaşlarıyla görüşen ve cep telefonu sinyallerini izleyen ekipler, arama başlatmıştı. Aramalardan bir sonuç elde edilememişti.
 

Avrupa'nın kuyruğu olmak ‘Türk Milletine’ yakışmaz

Muhterem Hocam! Lozan'da İsmet İnönü pazarlık yaparken İngiliz Dışişleri Bakanı diyor ki, "Boşuna fazla yorulma. Çünkü bugün bu masada aldığın yerleri yarın parayla sizden satın alacağız." Sanki onun dedikleri bugün gerçekleştiriliyor

14.04.2026 00:07:00
Haber Merkezi
Avrupa'nın kuyruğu olmak ‘Türk Milletine’ yakışmaz
Avrupa'nın kuyruğu olmak ‘Türk Milletine’ yakışmaz
Muhterem Hocam! Lozan'da İsmet İnönü pazarlık yaparken İngiliz Dışişleri Bakanı diyor ki, "Boşuna fazla yorulma. Çünkü bugün bu masada aldığın yerleri yarın parayla sizden satın alacağız." Sanki onun dedikleri bugün gerçekleştiriliyor

İnönü'nün direndiği şey bugün hayata geçiriliyor. Bu işin lamı cimi yoktur. Sonra, Türkiye'de epey zamandan beri çok ciddi misyoner faaliyetleri sürüyor. Bunu da biz epey zamandan beri söylüyoruz.

Bu adamlar, bizim karakaşımıza, gözümüze heves ederek buraya gelmiyorlar. Çok ciddi projeleri gerçekleştirmek için buraya geliyorlar ve bu bölgelerde çalışıyorlar. Düşünebiliyor musunuz Amerika'da yetişen misyonerler hep bu bölgede odaklanıyorlar. Şimdi aynı misyonerler Karadeniz bölgesin de odaklanıyorlar. Bu kadar tesadüf ola bilir mi? Elbette ki bunun ardından bir şey çıkacak.

Avrupa'nın kuyruğu bir millet olmak bize yakışmaz



"Peki, ne yapmak lazımdır?" diye bir soru tevcih edersek, yedisinden yetmişine milletimizin tam olarak uyanması lazımdır. Kendimize gelmemiz lazımdır. Artık ufak tefek dargınlıkları bırakmamız lazımdır. Avrupa'nın kuyruğu mesabesinde bir millet olmak bize yakışmaz. Avrupa Birliği'ne kesinlikle hayır, demek gerekmektedir.

Çünkü Avrupa, seni bütün varlığınla kabul etmiyor ki... Nasreddin Hoca'nın kazı gibi " her şeyini soyacaksın" diyor. "Ben seni bu şek ilde kabul ederim " diyor. Bu şekilde AB'yi kabul etmek bir esarettir. Bizim milletimiz bu havayı yaşayamaz. Kendi varlığınla orada olmak istesen bu kez de o, seni kabul etmez.

Sonra, bizim dediklerimizin en büyük delili şudur: Adam bir defa da tesadüfen bir İslam devletini öne geçirsin. Arkasına da bir Hıristiyan devletini taksın. Bir tesadüf de böyle olsun. Niye böyle bir tesadüf olmuyor?

Buradan hareket ettiğimiz zaman göreceğiz ki hakikaten dünyada çatışan idealler ve inançlardır.

Bir defa bu meseleleri kamuoyunda konuşan, tartışan insan sayısı azdır. Hem de çok azdır. Bunları, milli ve manevi olayları bir defa hayatımızda gündem olarak ele alıp her gün tartışmalıyız.

En büyük dertlerimizden bir tanesi bunlar olmalıdır. Ufak tefek tartışmaları bir yana bırakarak insanlarımızın asgari müştereklerde bir araya gelmeleri lazımdır. Birtakım gaileleri bırakıp, menfaat ilişkisinden ziyade milletin idealleri etrafında bir araya gelmemiz lazımdır.

Bugün bu idealleri yaşatmak diye bir derdimizin olması lazımdır. Bunun için de seminerler, paneller, konferanslar hatta mitingler tertip edilmesi lazımdır. Milletin vicdanını harekete geçirmemiz lazımdır. Çeşitli sivil kuruluşlar, dernekler, cemiyetler, hatta siyasi partilerin bence vakit geçirmeden buna kanalize olup müşterek programlar hazırlamaları lazımdır. Birlik ve beraberlik konusun da ciddi bir tepki de ortaya koymak lazımdır.

Mesela, Ermeni konusunda bu milletin müşterek bir tavrının olması lazımdır. Filistin konusunda bu milletin müşterek bir tavrı olması lazımdır. Kıbrıs konusunda bu milletin müşterek bir tavrı olması lazımdır. Avrupa Birliği konusunda bu milletin müşterek bir tavrı olması lazımdır.

Bunlar kime sorulursa sorulsun, üç aşağı beş yukarı bence aynı dilden çıkıyormuş gibi, aynı kalemden yazılıyormuş gibi okunması, görülmesi, anlatılması lazımdır.

Onun için de cemiyetler, cemaatler bazında, siyasi partiler bazında en yakın zamanda mü terekleri çoğaltıp asgarilerden hareket edip olayın çok daha büyüklerine gidip belki de hiç ayrı taraflarımız kalmamak kaydıyla bir ve beraber olmamız lazımdır." (Prof. Dr. Haydar Baş, Niçin Türkiye eserinden)

Kasksız motosiklet kullandı, kazada can verdi

Kırıkkale'de kasksız kullandığı elektrikli motosikletle bahçe duvarına çarpan 74 yaşındaki sürücü hayatını kaybetti

13.04.2026 14:33:00
İhlas Haber Ajansı
Kasksız motosiklet kullandı, kazada can verdi
Kasksız motosiklet kullandı, kazada can verdi
Kaza, Sanayi Mahallesi 1327. Sokak'ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Şükrü Tunç idaresindeki elektrikli motosiklet, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıkarak bir evin bahçe duvarına çarptı. 74 yaşındaki Tunç, olay yerinde hayatını kaybetti.

İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Cumhuriyet savcısı ve olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmasının ardından Tunç'un cenazesi, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için hastane morguna kaldırıldı.

Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.

Antalya'da 4.7 büyüklüğünde deprem

AFAD, Antalya'nın Demre ilçesi açıklarında saat 08.48'de 4.7 büyüklüğünde deprem meydana  geldiğini açıkladı

13.04.2026 11:31:00
Haber Merkezi
Antalya'da 4.7 büyüklüğünde deprem
Antalya'da 4.7 büyüklüğünde deprem
AFAD, Antalya'nın Demre ilçesi açıklarında saat 08.48'de 4.7 büyüklüğünde deprem meydana  geldiğini açıkladı.

Bölgede peş peşe sarsıntılar

Ana sarsıntıdan yaklaşık 5 dakika önce, saat 08.43'te bölgede 3.5 büyüklüğünde bir ön sarsıntı daha kaydedildi. Deprem; Antalya merkezinin yanı sıra Finike ve Kumluca gibi çevre ilçelerden de yoğun şekilde hissedildi ve vatandaşlar arasında kısa süreli paniğe neden oldu.

Durum Değerlendirmesi

Gelen ilk bilgilere göre depremde herhangi bir can kaybı veya yapısal hasar bildirilmedi. Yer bilimci Naci Görür gibi uzmanlar, bölgedeki fay hatlarının daha büyük depremler üretme potansiyeline dikkat çekerek vatandaşları tedbirli olmaya çağırdı.

CHP'den Ankara İl Başkanı Erkol'un tutuklanmasına tepki

CHP Ankara il örgütü, CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol'un, İzmir Büyükşehir Belediyesine yönelik "kooperatif" soruşturması kapsamında tutuklanmasına tepki gösterdi

13.04.2026 00:38:00 / Güncelleme: 13.04.2026 06:43:57
AA
CHP'den Ankara İl Başkanı Erkol'un tutuklanmasına tepki
CHP'den Ankara İl Başkanı Erkol'un tutuklanmasına tepki

CHP Ankara İl Başkanlığı önünde toplanan partililer, Erkol'un tutuklanmasını eleştiren sloganlar attı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, burada yaptığı konuşmada, tutuklama kararı nedeniyle hukuksuzlukla karşı karşıya olduklarını söyledi.

CHP'li belediyelere yönelik soruşturmalar kapsamında tahliye sürecinde ek suçlamalarla yeniden tutuklama yoluna gidildiğini öne süren Yavaş, uygulamanın hukuka uygun olmadığını savundu.

Yavaş, Erkol'un, kendisini savunma imkanı verilmeden tutuklandığını ileri sürerek, "Siz Ümit Erkol'u tutuklamadınız aynı zamanda Ankara'nın seçilmiş il başkanının siyaset yapmasının da önüne geçiyorsunuz. Ama burada bulunan herkes Ümit Erkol'un yerine bayrağı alıp aynı şekilde mücadelesine devam edecektir." dedi.

Erkol'a geçmiş olsun dileğinde bulunan Yavaş, Ankara'daki oy oranlarını artırmak için daha fazla çalışacaklarını söyledi.



CHP Ankara İl Sekreteri Yüksek Işık ise Erkol'un tutuklanmasını gerektirecek bir suçun olmadığına inandıklarını ifade ederek, böyle bir suç olsa bile yargılamanın tutuksuz yapılması gerektiğini savundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin ve CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de partililere hitap etti.

Bazı partililerin Adalet Bakanlığına siyah çelenk bırakma girişimi üzerine emniyet güçleri gruba biber gazıyla müdahale etti. 

Simav'da 127 artçı deprem

Kütahya'nın Simav ilçesinde meydana gelen 4.8 büyüklüğündeki depremin ardından, geçen 16 saat içinde 127'den fazla artçı sarsıntı kaydedildi. Artçı depremlerin büyüklüklerinin 0.8 ile 3.7 arasında değiştiği bildirildi

12.04.2026 12:26:00
İhlas Haber Ajansı
Simav'da 127 artçı deprem
Simav'da 127 artçı deprem
Kütahya'nın Simav ilçesinde meydana gelen 4.8 büyüklüğündeki depremin ardından, geçen 16 saat içinde 127'den fazla artçı sarsıntı kaydedildi. Artçı depremlerin büyüklüklerinin 0.8 ile 3.7 arasında değiştiği bildirildi.
Dün Simav'da saat 17.31'de meydana gelen 4.8 büyüklüğündeki ana depremin ardından, saat 17.37 ve 17.42'de 3.6, saat 19.11'de ise 3.7 büyüklüğünde artçı sarsıntılar yaşandı.
Deprem ve artçı sarsıntılar çevre ilçelerde de hissedildi.İHA

Kütahya'da 4,8 büyüklüğünde deprem

Kütahya'nın Simav ilçesinde saat 17.31'de 4,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi

11.04.2026 19:26:00
AA
Kütahya'da 4,8 büyüklüğünde deprem
Kütahya'da 4,8 büyüklüğünde deprem

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, merkez üssü Simav ilçesi olan 4,8 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

Depremin 9,12 kilometre derinlikte meydana geldiği tespit edildi.

Kütahya Valisi Musa Işın, Kütahya Valiliğinin ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

"Bugün, Simav ilçemiz Yemişli köyünde saat 17.31'de 4,8 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Deprem, çevre illerden de hissedilmiş olup, çok şükür şu ana kadar ciddi bir olumsuzluk bildirilmemiştir. AFAD başta olmak üzere tüm kurumlarımızın ekipleri, sahada gerekli tarama ve incelemelere başlamış durumdadır. Vatandaşlarımızın güvenliği için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz." 



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.