logo
27 NİSAN 2026

Genç Üniversite

22.07.2001 00:00:00
PONTUS TEHDİTİ!

Oğuz KÖRO?LU

17. yüzyıldan başlayarak siyasi, iktisadi, askeri ve sosyal-kültürel açılardan zayıflatılarak parçalanmak istenen Osmanlı Devleti, içeriden ve dışarıdan çeşitli unsurların eline düşmüş paylaşılmaya çalışılırken, Türk Milleti de varlık sahnesinden silinmek durumuyla karşı karşıya kalmıştı. Bu paylaşma yarışında, milli varlığımızın çöküşünü hedefleyen projelerden Megoalo İdea'nın bir parçası olarak ortaya konan "Pontusçuluk" hareketi ve Karadeniz Bölgesi'nde kurulması tasarlanan "Rum Pontus" devleti, Kurtuluş Savaşı'nda verdiğimiz mücadele sonunda "Lozan" ile beraber tarihe karışmıştır. Ne hazin tecellidir ki, tarih sayfalarında bir "ihanet vesikası" olarak küllenmiş bulunan "Pontus Meselesi", aynı maksatla yeniden yaratılmaya çalışılmakta, bu sefer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalamak üzere canlandırılmaktadır. Ve ne acı gerçektir; Pontus Rum devletini kurmaya yönelik faaliyetler, tarihi tekerrür ettirircesine yine Fener Ortodoks Patrikhanesi'nin, yine Yunanistan'ın ve yine emperyalist Batı'nın güdümünde ve fakat değişik yol, yöntem ve usullerle sürdürülmektedir. Dünün "Nebyan Çeteleri"nin yerini bugün "Misyoner" çeteleri; "Pontus Cemiyeti"nin yerini çeşitli "vakıf, dernek, federasyon ve birlikler" almaktadır. Geçmişte, askeri çıkartma ve çetecilik faaliyetleri ile gerçekleştirilmeye çalışılan Pontus hayalleri, bugün "ajan-misyoner" çıkartması ve de çeşitli isimler, iddialar, kavramlar, fiil ve eylemler altında "Misyonerlik Faaliyetleri" ile devam etmektedir. Bu çerçevede son yıllarda, özellikle 1985 yılından itibaren sözde "Pontus soykırımı" iddiaları artmış; Yunanlılarca mümkün olduğunca canlı tutulmaya çalışılmıştır. Özellikle PASOK Yönetim Kurulu Üyesi ve "Halkların Hakları ve Kurtuluşu İçin Yunan Birliği" örgütünün ileri gelenlerinden Mihalis Haralambidis ile bu günkü PASOK hükümetinin kamu düzeni bakanı Stelios Papathemelis'in başını çektikleri bu akıma ilgi duyanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu amaçla en çarpıcı faaliyetler yurt içinde veyurt dışında -Yunanistan'da- kurulan derneklerin bünyesinde organize edilmekte; bu derneklerin koordineli bir şekilde çalışmalarını sağlamak amacıyla federasyon oluşturdukları dikkat çekmektedir. Yunanistan'da bilhassa 1974 yılından sonra hükümetler aracılığıyla kurulan ve Türkiye aleyhine faaliyette bulunan 450'nin üzerinde dernek olup; Türkiye'den toprak talep eden örgüt ve dernek sayısı 51'dir. "Birleşik Küçük Asya Kurtuluş Cephesi", "Milli Haçlı Orduları Örgütü", "Patra Anadolulu Mübadiller Derneği" Gökçeada-Bozcaada-Trakyalılar Derneği", "Küçük Asya ve Kıbrıs Halkları Mücadelesini Koordinasyon Komitesi (SEALMAK)" "Küçük Asya Ispartalılar Derneği" gibi dernekler bu 51 dernekten bazılarıdır. Türkiye'ye karşı daha etkili bir propaganda faaliyeti yürütebilmek ve direkt "Pontusçuluk" çalışmalarını organize etmek için 176 Pontus derneği bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır: "Yunan Pontus Kurtuluş Birliği", "Selanik Pontus Araştırma Merkezi", "İskeçe Pontuslular Derneği", "Hür Pontus için Vatan Pontus Kurtuluş Birliği", "Selanik-Eleftherio Kordelya Karadenizliler Birliği", "Kanada Pontus Federasyonu", "Ermenistan Pontuslular Birliği", "Avustralya Melbourne-Victoria Pan Pontus Komitesi", "Rusya Pontuslular Derneği Federasyonu", "Almanya Pontuslular Derneği Federasyonu", "Kıbrıs Pontuslular Birliği", "ABD ve Kanada Pontuslular Derneği Federasyonu", "Pontuslular Dernekleri Pan-Helenik Federasyonu"... (1) Yunanistan'da bu dernek ve federasyonlar vasıtasıyla, periyodik olarak ülke içinde ve dışında "Pontus Helenizmi Kongreleri" düzenlemekte, bu kongrelere başbakan dahil üst düzey devlet görevlileri bizzat katılmaktadır. (2) Hristiyan din adamları, patrik ve papazların da teşvik ettikleri kongrelerde Pontus konusu, bir soykırım olayı olarak uluslararası kuruluşlar nezdinde gündeme getirilmekte; yayınlanan kitap, makale ve bildirilerde Türkler'in 350 bin Rum'a soykırım uyguladığı (!!!..) iddia edilmektedir. (3)

SOYKIRIM YALANININ İÇYÜZÜ

Son günlerde, özellikle Ermenilere uygulandığı iddia edilen sözde soykırım yalanlarına paralel olarak Türkiye'nin; sözde, Pontus soykırımını tanıması ve tazminat ödemesi talep edilmekte, Türkiye'nin bunu tanımadığı sürece AB'ye kabul edilmeyeceği, başta Yunanistan olmak üzere Avrupa Parlamentosu nezdinde dile getirilmektedir. Bu noktada; tamamı, "Pan-Helenik Pontuslular Derneği" ve "Güney Yunanistan Pontus Dernekleri Federasyonu" çatısı altında toplanan Pontusçular, 1919-1923 yılları arasında Canik Sancağı'nda 350 bin Rum'un telef edildiği yönünde propaganda tertip etmekte, yapılan "Pontus Helenizmi Kongreleri" ile uydurma broşür, kitap ve bildiriler dağıtılmaktadır. Sözde ölenlerin anısına kiliselerde ayinler düzenlenmekte, dernek üyeleri tarafından sık sık yürüyüşler, gösteriler, toplantılar yapılmaktadır. (4)

İŞTE GERÇEKLER

Dünyanın önde gelen Osmanlı tarihçilerinden özellikle Osmanlı Türklerine yönelik soykırım fiilleriyle ilgili yaptığı araştırmalarıyla tanına ABD'li tarihçi Prof. Dr. Justin Mc. Carthy, "Müslims and Minorties, The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New york, 1983" adlı eserinde; Yunanlıların, Fener Rum Patrikhanesi'nin istatistiki bilgilerine dayanan soykırım iddialarının gerçekle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, oysa ki, o tarihlerde (1919-1923) Kastamonu, Canik, Samsun dahil Rize'ye kadar, tüm "Pontus" olarak adlandırılan bölgenin nüfusunun 1913 sayımına göre 260.313 olduğunu kaydetmektedir. (5) Dolaysıyla 350 bin Rum'un yaşamadığı bir bölgede, 350 bin kişinin bir sancakta telef edildiğini iddia etmek; hayal mahsulünün de dışında, art niyet taşımanın, sufli emeller taşımanın bir göstergesidir. Kaldı ki, mübadele ile Yunanistan'a ulaşan bölge Rumlarının sayısının 180 bin olduğu bizzat Yunanlılarca da doğrulanmaktadır. Mc Carthy'e göre mübadele sonrasında ilk sayım olan 1928 Yunan nüfus sayımına göre, Yunanistan'daki mültecilerin sayısı 182.169'dur. (6)

KAYNAKLAR İDDİALARI REDDEDİYOR

Tarafsız, Batılı bir kısım araştırmacıların verdikleri rakamlarla, Türk kaynakları çok küçük farklarla birbirini teyit etmektedir. İddia edildiği gibi Rum nüfusu sadece Samsun Sancağı'nda değil, Pontus olarak adlandırılan bütün bir bölgede Mc Carthy'nin vermiş olduğu 260.313 rakamına yakındır. Nitekim, Kastamonu, Samsun dahil Rize'ye kadar uzanan saha ile ilgili en gerçekçi bilgiler 1921 yılında o bölgedeki mülki amirlerce Merkez Ordusu Komutanlığı'na verilen istatistiklerdir. Söz konusu istatistiklerde, Pontus Rum Devleti kurulması düşünülen bölgede 2.391.316 Türk'e karşılık 273.733 Rum vardır. (7) Bu rakamlar 1922 yılında yayınlanan "Pontus Meselesi" adlı eserde de, yaklaşık olarak 250 bin Hıristiyan'a karşılık, 2.350.000 Müslüman nüfus olarak gösterilmiştir. (8) O bakımdan soykırım iddiaları, tarihi ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmamakta, hakikatler ters yüz edilip, asıl maksatlar gizlenmektedir. Bahsedildiği üzere Mütareke Döneminde, Doğu Karadeniz Bölgesinde toplam 250-260 bin civarında Rum yaşamaktaydı ki, bu nüfusun da çoğunluğu, "Pontus Muhacirin" ve "Kordus" adlı Pontusçu teşkilatlar tarafından Yunistan ve Rusya'dan göçmen-çete olarak getirilen Rumlar'dan oluşmuştur. Mübadele ile birlikte, Yunanistan dışında; ABD, Kanada, Fransa, Avustralya gibi ülkelere göç eden Rumları da ekleyecek olursak -ecel, hastalık vs. ölenler hariç- soykırım iddialarının hangi niyetten kaynaklandığını anlamak güç değildir. Asıl maksat soykırım iddialarının tanınması ile tazminat ve toprak taleplerinin gündeme gelmesi, dolaysıyla Doğu Karadeniz Bölgemiz üzerindeki "Pontus" hayallerinin gerçekleştirilmek istenmesidir.

YUNANİSTAN'IN İKİYÜZLÜLÜ?Ü

Tarihi ve ilmî gerçeklere rağmen, Türkiye'nin parçalanmasını bir devlet politikası olarak benimseyen Yunanistan, 19 Mayıs gününü "Pontus Soykırımını Anma Günü" olarak kabul eden bir yasa çıkarmıştır.

24 Şubat 1994 tarihinde Yunan Parlamentosunda oy birliği ile kabul edilen yasa 7 Mart 1994'te Yunanistan Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğü girmiştir. Kıbrıs Rum Yönetimi Temsilciler Meclisi de aynı yönde bir karar almıştır. Yunan basınında çıkan bir habere göre, 19 Mayıs gününün milli bir bayram olarak anılması ve bütün eğitim kurumlarında konuyla ilgili konuşmalar yapılması ve kiliselerde ayinlerin düzenlenmesi öngörülmektedir (9). Ancak bu karar, Yunanistan'da bile bazı insaf sahiplerince inandırıcı bulunmamıştır. Yunanlı Hukukçu Dr. Statis Evstatiadis bu kararı: "İktidar ve muhalefet, reddetmelerin neden olacağı siyasi bedeli düşünerek böyle bir emele teslim olmaktadır" (10) şeklinde yorumlayarak, sözde soykırım yasasının siyasal bir amaç taşıdığını ifade etmiştir. Yine, Evstatiadis bu konuda şunları söylemektedir: "Öncelikle, siyasi bir ilandan önce, söz konusu soykırım fiilinin hukuki işlemlerle kanıtlanması gerekmektedir" (11). Ve Yazar, 24 Şubat 1994 günü; 19 Mayıs'ın, Pontus Soykırım Günü kabul edilmesinden sonra "Soykırımlar ve Anlamkırımlar-Saptırma" adlı bir makale yazarak Yunan hükümetini tenkit etmiş, çelişkili durumunu ortaya koymuştur. Makalede, "Buradaki soykırım tabiri havada kalmaktadır; Çünkü 1948 anlaşmasına göre, iddia edilen cinayetler ile ilgili olarak hiçbir işlem yapılmış değildir" demektedir (12).

SOYKIRIM İDDİASI BİR HAYAL

Burada bir itiraf da gündeme gelmektedir. Şayet bir soykırım fiili vuku bulmuş olsaydı, 1954 yılında imzalanan anlaşmada; Yunanistan, bunu o zaman gündeme getirir ve mutlaka kabul ettirmeye çalışırdı. Geçen bunca yıl sonra, 19 Mayıs'ı soykırım günü ilan etmesi tamamen ardniyet taşımanın bir göstergesidir. Yazar, aynı makalede bir bilim adamı olan Prof. Veoklis Sarris'in Yunan Meclisi'nin aldığı kararla ilgili düşüncelerini de aktararak şunları yazmaktadır: "Soykırım tabiri, meclisin kararı olarak sadece siyasal ve manevi amaç taşımaktadır. Burada, karardan önce fiillerin kanıtlanması, belgelerin toplanması ve bilimsel araştırmanın yapılması lazımdır. Anlamkırım saptırmalı bir sansasyon yaratarak duygular tatmin edebilir; ancak sorunu çözümlemez"

YUNAN'IN TÜRK SENDROMU

Türkiye ile sürtüşmeyi ve gerginlik yaratmayı milli politika haline getiren Yunanistan; bir yandan Kıbrıs, Ege Kıta Sahanlığı ve FIR Hattı konularında çeşitli iddialarla bu gerginliği artırırken bir yandan "Pontus soykırımı" iddialarıyla da ülkemize yönelik yıkıcı emellerini sürdürmektedir. "Pan-Helenik Pontuslular Derneği", BM ve AGİK'e çeşitli yazılar yazıp dünyanın dikkatini çekmeye çalışmaktadır. Aynı dernekler vasıtasıyla Pontusçular için AB'den kredi alınmaktadır. 1990 yılında Avrupa Parlamentosu'nun Strazburg'daki binasında sergi düzenlenmiş; Yunanistan'da "Pontus Küçük Asya Bankası" kurulmuştur.

Selanik'te 27-29 Kasım "Küçük Asya Helenizmi Kongresi", 11 Kasım 1993'te de "Pontus Helenizmi Tarihi Sempozyumu" tertip edilmiştir. 16 Ocak 1994'te "Sümela Pontuslular Derneği"nin Selanik'te yaptığı panel; Pontus Rum Devleti kurma hedefine yönelik faaliyetlerin en güncel örneklerindendir. (13)

PONTUS İDEALİ SÜRÜYOR

Pontus meselesi, Türkiye'yi parçalama ve topraklarını paylaşma projesinin bir parçası olarak günümüzde de sinsi bir şekilde devam etmektedir. Nitekim, 1982 yılında dönemin Yunan Kültür Bakanı Melina Merküri tarafından "AnavatanlarI Kurtarma Dünya Komİtesİ" adına bütün dünyada kart şeklinde dağıtılan haritada; Türkiye, Pontus, Kürdistan, Ermenistan vb. şeklinde parçalanmış olarak gösterilmekte ve bu amaca ulaşmak için mücadele çağrısı yapılmaktadır. Pontusçular, Pontus dernekleri vasıtasıyla turizm mevsimlerinde, Doğu Karadeniz Bölgesi'ne "Unutulmayan Kaybolan Vatanlara Gezİ" adı altında periyodik geziler düzenlemekte; özellikle Hıristiyan din adamları Patrik ve Papazlar tarafından yapılan propagandalarla "Pontus Rum İdeali" canlı tutulmaktadır.(14)

MİSYONER OYUNU: KİMLİK KRİZİ

Yunanistan'dan ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen misyonerler, bölgenin sosyo-kültürel yapısını bozmayı hedef alan faaliyetlerle bir kimlik krizi yaratmaya çalışmakta, insanımızın milli ve manevi değerleri dejenere edilerek Karadeniz Bölgesi'nde Pontus'a zemin hazırlanmaktadır. Yapılan toplantılarda, gösteri ve yürüyüşlerde Türkler ve Türkiye aleyhine sloganlar atılmakta: bölge halkına, "Sizin aslınız Rum'dur; sizler Türk değilsiniz. O halde etnik dininize dönün ve Rum olduğunuzu hatırlayın; Pontus topraklarına sahip çıkın" şeklinde telkinler yapılmaktadır.(15)

YİNE PATRİKHANE İHANETİ...

Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Trabzon İl Müdürlüğü'nün 7.10.1997 tarihli bir yayınında; Pontus emeli ile ilgili olarak şu ifadeler yer almaktadır. "Trabzon'da da 20- 28 Eylül 1997 tarihleri arasında Fener Rum Patrikhanesi tarafından düzenlenen "DİN, BİLİM ve ÇEVRE" konulu sempozyumun Türkiye'nin tanıtımındaki olumsuz etkileri tartışılırken, komitenin dağıttığı haritalardaki Rum izlerinin, sempozyumun amacının dışına taştığına ilişkin görüşleri doğrular nitelikte olduğu belirtiliyor. Sempozyumun yapılacağı Karadeniz çevresindeki illerin yetkilileri ile katılımcılara dağıtılan haritada Karadeniz, "Pontus Gölü" olarak gösterilirken, başta Doğu Karadeniz olmak üzere Karadeniz kıyısındaki yerleşim yerlerinin isimleri Rumca yazılmış, Trabzon ise Trapezus olarak adlandırılmıştır."(16) "Venizelos adını taşıyan bir gemi ile gelenler içinde yüzlerce papaz ve yerli işadamımızla birlikte Fener Rum Patriği Bartholomeos da bulunmaktadır. Karadeniz sahilini tamamen Yunanistan'ın toprak parçası olarak gösteren haritayı bizzat Patriğin kendisi dağıtmıştır." (17) Karadeniz'i kurtaralım (!...) sloganıyla, açıkça Pontus hayalinin gündem edildiği sempozyumda, komite tarafından yayınlanan bildiride Fener Rum Patriği Bartholomeos için "The Ecumenical Patriarch", yani evrensel ekümenik Patrik tabiri kullanılmıştır. Ekümenik, 'bir devletin başı', 'devlet başkanı' anlamına gelmektedir. Patrik hangi devletin başkanıdır? Bu devlet nerededir? "Karadenİz'İ Kurtarma, Çevre Kİrlİlİğİ" kılıflı sempozyumun arkasında Pontus Rum hayalleri yatmaktadır. Venizelos Gemisi'nin Pontuslu Rumların göç ettiği Batum, Yalta, Odessa, Köstence, Varna ve Selanik gibi şehirlere gitmesi ise oldukça manidar olup, asıl maksat Pontus Rum Devleti'nin kurulmak istenmesidir.

Dipnotlar:

1) Pontus derneklerinin listesi için bkz. Cem Başar, Terör Dosyası ve Yunanistan, İst. 1993, s. 173-174.

2) Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Y. Sarınay, Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ank. 1999, (Yay. Haz. Berna Türkdoğan) s. 53-55.

3)Mihalis Haralambidis, Kostas Fotiadis, Pontuslular, Selanik 1997, s. 20-38; Pontus Elenizmi Anıldı, Kathimerini, 17 Mayıs 1994.

4) Mihalis Harambidis, Kostas Fotiadis, Pontuslular, Selanik, 1997, s. 20-38; Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Y. Sarınay, a.g.e, s. 54-55.

5) J. Mc Carthy. Müslims and Minorties, The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New york, 1983. s. 93.

6) J. Mc Carthy. a.g.e. s. 131.

7) Mustafa Balcıoğlu, Milli Mücadele'de Merkez Ordusu, "Birinci Dünya Savaşı Sırasında Karadeniz'de Rum Faaliyetleri ve Sivil Tepki, OTAM, sayı: 4 Ankara. s. 110.

8) Pontus Meselesi, Matbuat İstihbarat Müdüriyet-i Umumuyesi, TBMM Ankara, 1922, II. kısım, s. 8.

9. Kathimerini, 21 Nisan 1994.

10. Avriani Gazetesi, 23 Şubat 1994.

11. Avriani , a.t.

12. Pontuslular Birliği Gazetesi, Mart-Nisat 1994.

13. Dr. Hamit Pehlivanlı, Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Araştırma Merkezi Yay. Ank. 1999, (Yay. Haz. Berna Türkdoğan) s. 110-111.

14. Dr. Hamit Pehlivanlı, a.g.e, s:110 111. Yusuf Sarınay, a.g.e, s:59.

15. Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, "Bu Vatan Bizimdir, Bizim Kalacak", Yeni Mesaj Gazetesi, 9 Nisan 2001, s.8.

16. Prof. Dr. Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler, İcmal Yayınları, İst. 2000 s. 69

17. Prof. Dr. Haydar Baş a.g.e s.69

Türklere karşı haksız isnatlar(!)

Emin ÜSTÜN

Yetmiş iki millete kurban ol aşık isen

Ta aşıklar safında iman olasın sadık"

(Yunus Emre)

"Dinle neyden çün hikayet etmede

Ayrılıklardan şikayet etmede"

(Hz. Mevlana)

Türklerin iki bin yıllık tarihi boyunca kıtaları, bir çok yabancı ırk, millet, din ve mezhep mensuplarını idare etmelerini yalnız kendi kuvvetleri ve cihan hakimiyeti mefküreleri ile izah etmek mümkün değildir. Yani Türkler, eğer yabancı kavimlere karşı sağlam bir adalet duygusuna, geniş bir dinî müsamahaya ve yüksek bir insanlık idealine sahip bulunmasalar, dar bir ırkçı zihniyete, sert bir dinî taassuba kurban olsalardı, şüphesiz bu çeşitli unsurların mukavemetleri ile karşılaşır; cihanşümûl imparatorluklar kuramaz ve tabiatıyla tarihî azametleri gibi bu yüksek meküreleri de vücud bulamazdı.

Türklerin İslam'dan önce haiz olduğu bu vasıflar İslamiyet'in kabulü ile çok daha kuvvetli bir mahiyet aldı ve cemiyet bünyesine kök saldı. Çok samimi Müslüman olan Türkler Kur'an'ın "Allah adalet ve iyiliği emreder", "Allah adalet edenleri sever", "Cenab-ı Hak cihad esnasında ve din uğrunda adaleti emreder, düşmanlara zulüm yapmaya, kadın, çocuk ve ihtiyarlara dokunmayı yasak eylemiştir" kurallarını iyice öğrenmişlerdi. İslamiyet adaleti mülkün temeli saymış; küfr ile devamı mümkün olan mülkün (devletin) zulm ile baki kalamayacağını ısrarla belirtmiştir. Bu ayetler müslüman hakan, sultan ve beylerinin idarelerinde daima rehber olmuştur.

İslamiyetle Türklerin dünyaya hak ve iyilik getirdiklerine ve beşeriyetin bu sayede saadete erişeceğine inandıkları halde, bu yüce gaye uğrunda dahi adaleti her şeyin üstünde tutuyor ve asla halkların arzularına aykırı bir siyaset ve hareket bahis olmuyordu. İslamiyet uğrunda yapılan cihad da elbette bu kayıdlara tabi idi, zaruret olmadıkça bir savaşı tercih etmiyordu. Esasen cihadın manası hak yolunda ve dünya nizamı uğrunda maddimanevi imkanların ve gerekince de canın feda edilmesi idi.

Eski çağ hükümdarları yabancı kavimlere karşı yaptıkları zulümleri gururla ifade eder, bunu eserleri ve kitabeleri ile tarihe mal ederken Gök-Türk Kitabeleri kendi zaferlerini bu türlü öğünmelerle süslemiyor, bilakis sadece kendi kavminin felaket günlerinde derya gibi akan kanlarından ve dağ gibi yığılan kemiklerinden bahsediyor, öldürdükleri düşmanlardan dolayı gurur duymuyorlardı. Göktürk hakanları daima sulhü korumak ve kurmakla öğünüyor, savaşı da müdafaa zarureti ile yaptıklarını belirtmeyi ihmal etmiyorlardı. Türkçe'de "il" kelimesi hem devlet, hem de devletin ilk vazifesi olan sulh manasına geliyor ve bu sebeple sulhün tesisine memur olan kimselere "ilçi" deniliyordu. Türk töresinde "ilçiye zeval yoktur" sözü de bu vazifenin ehemmiyet ve kudsiyeti ile alakalıdır.

Kaynak: W. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi, s. 10-11.

Genç bir yüreğin sesi

Hüseyin Turhan

Gecenin bir yarısı dertleri, kederleri, çekilen çileleri düşünüyorum. Bu millet bu hale nasıl geldi. Bir umut ışığı bir kandil yanıyor gönlümün derinliklerinde. Görebilecek miyiz beklenen güzel günleri, koyunla kurdun kardeş olduğu geceleri.

Aslımıza dönsek, büyük sözü dinlesek, biraz candan biraz maldan versek, soruyorum kim bizi oyuncak gibi kullanabilir? Namerdin karşısında el pençe duracağımıza, bir dirhem borç için tonlarca çileye katlanacağımıza, kimliğimizden hürriyetimizden taviz vereceğimize kısacası bir hiç olacağımıza, milletimize dönsek beraberce halletsek bütün sorunları. Dışarıdan adam ithal etmeye ne gerek var. Bu milletin kendi örfünden, kültüründen bu milletin sesi olan insanlarımız var.

Biz koskoca Türk milletiyiz ezelden beri hür yaşadık hür yaşarız. Kimseye boyun eğmedik eğmeyeceğiz de. Şimdilik böyle garip böyle kederli biçare olduğumuza bakmayın. Ufak bir kıvılcım şahlandırır bizi, bekliyoruz o kıvılcım gelip bulur bizi.

Vatanını, milletini, sancağını düşünen gençler olarak, çalışıyoruz ve yapılan yanlışları görüyoruz. Bizleri uyutup bitkisel hayattaki hastaya benzetmek isteyenlere sesleniyorum.

Uyumayacağız ey namertler! Gözlerimizi dört açtık. Ne aramıza fitne sokmak isteyenlere ne de oculuk buculuk safsatalarıyla bu milleti bölmeye çalışanlara göz yummayacağız. İyi bilin ki bu vatan yer altındakileriyle de yer üstündekileriyle de mukaddestir. Bizler al bayrağımızın gökyüzünde sonsuza kadar dalgalanması için her şeyimizi veririz. Yüreğimizde vatan aşkıyla, beynimizde adalet dolu fikirlerle, ellerimizde ay yıldızlı bayraklarımızla geliyoruz.

Geliyoruz çünkü artık gelmemiz lazım. Bu milletin yeniden şahlanması lazım. Bu millet Alparslanlarıyla, Fatihleriyle, Mustafa Kemalleriyle birçok kere şahlandı. Güzel yarınla mutlu bir gelecek için yeniden başlamalıyız. Unutmayalım ki karanlık aydınlığı getirir. Doğum için sancı gerekir. Bizler solan yarınları görüp çalışırsak, karanlığa küfretmeyip ışık yakarsak neleri değiştiremeyiz ki. Her şey bitmiş değil umut kesilmez gelecekten. Haketmeye çalışırsak hakkımız olanı Hak verecektir. Biz yeter ki hak edelim.

Gecenin bir yarısı her olumsuzluğu umutla bakıyorum. Uzaklarda güçlü bir ışık görüyorum.

Koşuyorum nefes nefese. Elimde al bayrağımla o ışığa koşuyorum.

KKTC Başbakanı Üstel, AB'nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımını "adaletten uzak" olarak niteledi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs konusunda sergilediği yaklaşımı "adaletten uzak" olarak tanımladı

26.04.2026 18:34:00
AA
KKTC Başbakanı Üstel, AB'nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımını "adaletten uzak" olarak niteledi
KKTC Başbakanı Üstel, AB'nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımını "adaletten uzak" olarak niteledi

Türk Ajansı Kıbrıs'a (TAK) göre Üstel, 24 Nisan'da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde (GKRY) düzenlenen gayriresmi nitelikli AB Liderler Zirvesi'ne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Zirveyi yakından takip ettiklerini belirten Üstel, ortaya çıkan tablonun, AB'nin Kıbrıs meselesinde yıllardır sürdürdüğü taraflı ve adaletten uzak yaklaşımının değişmediğini bir kez daha gösterdiğini ifade etti.

Üstel, 2004'teki Annan Planı referandumunda çözüme "evet" oyu veren Kıbrıs Türk halkının cezalandırıldığını, "hayır" diyen Rum tarafının ise adanın tamamını temsil edermişçesine AB üyeliğiyle ödüllendirildiğini aktardı.

AB'nin o dönemde Kıbrıs Türk halkına verdiği izolasyonların kaldırılması ve açılımların sağlanmasına yönelik sözlerinin hayata geçirilmediğini kaydeden Üstel, bugün de durumun değişmediğini vurguladı.

Üstel, "Rum yönetimi, Doğu Akdeniz'deki maksimalist politikalarına Avrupa'yı dahil etmek, askeri koruma arayışını kurumsallaştırmak ve Türkiye ile KKTC karşısında siyasi bir blok oluşturma niyetindedir. Rum yönetimi, ısrarla tüm dünyaya Türkiye'yi ve KKTC'yi tehdit olarak algılatma ve hedef gösterme piyesini sergilemeye devam etmektedir." görüşünü paylaştı.

Bölgedeki gerilimi artıran tarafın ne Türkiye ne de Kıbrıs Türk halkı olduğunu söyleyen Üstel, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Aksine, son yıllarda hızla silahlanan, çeşitli ülkelerle askeri anlaşmalar yapan, adayı yabancı askeri varlıkların merkezi haline getiren, savaşların ortasına atan ve hem Türkiye'ye hem de KKTC'ye tehdit dili kullanan taraf Rum yönetiminin kendisidir. AB artık bu gerçekleri idrak etmelidir."

Kıbrıs Türk halkı haklarından vazgeçmeyecek

Üstel, adada Kıbrıslı Türklere saldıran, evlerini yakan, çadırlarda yaşamaya mahkum eden, katleden, toplu mezarlara gömen, ortaklık cumhuriyetinden atan ve tüm çözüm planlarını reddederek adada kalıcı uzlaşıya varılmasının önünü tıkayanın Rum yönetimleri olduğunu vurguladı.

Yaşanan bu vahşete garantörlük hakkını kullanarak "dur" diyen ve adada 50 yılı aşkın süredir barışın hüküm sürmesini sağlayan tarafın Türkiye olduğuna dikkati çeken Üstel, Kıbrıs Türk halkının haklarından, egemen eşitliğinden ve güvenliğinden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Üstel, KKTC hükümeti olarak Türkiye'nin güçlü desteğiyle şekillenen egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki iki devletli çözüm vizyonunu kararlılıkla savunmayı sürdürdüklerini belirtti.

Her platformda bu siyaseti anlatmaya ve somut adımlarla güçlendirmeye devam edeceklerinin altını çizen Üstel, "Hiç kimse Kıbrıs Türk halkının baskılar karşısında geri adım atacağını düşünmemelidir. Bu mücadele, egemenliğin, güvenliğin ve onurlu bir geleceğin mücadelesidir." ifadesini kullandı.

İstanbul'da büyük operasyon

İstanbul'un Pendik ilçesinde düzenlenen operasyonda, boş bir arsada toprak altındaki su kuyusuna gizlenmiş, ruhsatsız tabanca yapımında kullanılacak 3 bin 92 silah parçası ele geçirildi. 4 şüpheli yakalandı.

25.04.2026 11:27:00 / Güncelleme: 25.04.2026 11:33:40
İhlas Haber Ajansı
İstanbul'da büyük operasyon
İstanbul'da büyük operasyon
İstanbul'un Pendik ilçesinde düzenlenen operasyonda, boş bir arsada toprak altındaki su kuyusuna gizlenmiş, ruhsatsız tabanca yapımında kullanılacak 3 bin 92 silah parçası ele geçirildi. 4 şüpheli yakalandı.

Edinilen bilgilere göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, silah kaçakçılarına yönelik geniş çaplı bir çalışma gerçekleştirdi. Pendik'te kırsal bir alanda binlerce silah üretiminde kullanılabilecek parçaların gizlendiği yönünde istihbarat alan ekipler, tespit edilen araziyi takibe aldı.



Havadan dron ile bölgeyi didik didik inceleyen emniyet ekipleri, arazide toprak altına inip çıkanlar olduğunu saptadı. Yapılan çalışmalarda toprak altında dron destekli arazi taramalarında yeraltı su deposu tespit edildi.

Drone ile su kuyusunda yapılan tespitlerin ardından operasyon için düğmeye basıldı. Dün söz konusu bölgeye düzenlenen baskında, boş su deposunda çuvallara gizlenmiş 3 bin 92 adet tabanca yapımında kullanılacak parça, bin 869 sürgü ve çok sayıda çeşitli silah parçası ele geçirildi.



Silahlarla bağlantısı bulunan 4 şüpheli yakalanarak gözaltına alınırken, yapılan operasyon ile Türkiye genelinde bugüne kadar tek seferde ele geçirilen silah yapımında kullanılacak en yüksek miktarda silah parçası olduğu belirtildi.

Yakalanan 4 silah kaçakçısı, sorgulanmak üzere İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesine götürüldü.

Operasyon kapsamında yürütülen tahkikat işlemleri çok yönlü olarak devam ediyor.

Diyabetin atlanmaması gereken 5 belirtisi


 
Tip 2 diyabet, Türkiye'de milyonlarca insanın kabusu durumunda. Diyabetin belirtileri de aslında çok net... İşte öne çıkan beş belirti..

25.04.2026 01:10:00
MURAT ÇORBACI
Diyabetin atlanmaması gereken 5 belirtisi
Diyabetin atlanmaması gereken 5 belirtisi

Tip 2 diyabet, Türkiye'de milyonlarca insanın kabusu durumunda. Diyabetin belirtileri de aslında çok net... İşte öne çıkan beş belirti...

1. Sürekli yorgunluk: Dinlendikten sonra bile kendinizi bitkin hissediyorsunuz. Vücudunuz glikozu doğru şekilde kullanmakta zorlanıyor, bu da mevcut enerjinizi azaltıyor.

2. Aşırı susuzluk ve ağız kuruluğu: Gerçekten susuzluğunuzu gidermekte zorlandığınız için sürekli su içiyorsunuz. Bu, yüksek kan şekeriyle ilgili bir durum.

3. Sık idrara çıkma: Özellikle de geceleri. Vücudunuz fazla şekeri idrar yoluyla atmaya çalışıyor.

4. Bulanık görme: Kan şekeri seviyelerindeki dalgalanmalar, göz merceğinin şeklini geçici olarak etkileyerek görmeyi istikrarsız hale getirebilir.

5. Yaraların yavaş iyileşmesi: Küçük kesikler veya sıyrıklar daha uzun sürede iyileşiyor; bu da dolaşım ve bağışıklık sisteminin etkilendiğinin bir işaretidir.
Bu belirtiler, özellikle tip 2 diyabet söz konusu olduğunda, başlangıçta belirsiz olabilir. Bunlardan birkaçını fark ederseniz, bir sağlık uzmanına danışmanız ve kan şekerinizin ölçülmesini sağlamanız önemlidir.

Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor


 
 
Son yıllarda vize başvurusu yapmak isteyen vatandaşların karşılaştığı randevu krizi, yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. 'Randevuları önceden kapatan' vize şirketleri, ülkeye göre 300-1000 Euro para talep ediyor.
 

25.04.2026 00:34:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor
Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor

Schengen vize randevuları resmen erişilemez hale geldi. Özellikle Türklerin rağbet gösterdiği İtalya, Almanya, Fransa ve İspanya için vize randevusu almak 'deveye hendek atlatmak'tan daha zor... Vize randevuları karaborsaya düşmüş durumda. Pek çok kişi, haftalar hatta aylar boyunca randevu sistemi üzerinden boşluk yakalayamadığını ifade ederken, aynı tarihler için sosyal medya ve çeşitli aracı kanallar üzerinden ücret karşılığında randevu temin edilebildiği belirtiliyor.


1000 Euro'ya kadar çıkabiliyor

Vize randevuları 300 ila 1000 Euro arasında değişiyor. Bu süreçte Telegram ve WhatsApp grupları, bireysel aracılar ve 'danışmanlık hizmeti' adı altında faaliyet gösteren bazı yapıların öne çıktığı belirtiliyor. Bir diğer dikkat çeken iddia ise, randevu sistemine otomatik yazılımlar (botlar) aracılığıyla erişim sağlanarak açılan kontenjanların saniyeler içinde kapatıldığı yönünde. Kullanıcılar, manuel olarak sisteme giriş yapan bireylerin bu hız karşısında şansının olmadığını savunuyor.

Öğrenci, turist ve iş dünyası mağdur

Yaşanan aksaklıklar özellikle öğrenciler, iş insanları ve turistik seyahat planı yapan vatandaşlar üzerinde ciddi etkiler yaratıyor. Eğitim başlangıç tarihlerinin kaçırılması, iptal edilen uçuş ve konaklama rezervasyonları ile iş görüşmelerinin ertelenmesi en sık karşılaşılan sonuçlar arasında yer alıyor.

Kullanıcılar nelere dikkat etmeli?

• Başvurularınızı mümkün olduğunca konsolosluk ve yetkili resmi platformlar üzerinden yapın.
• Sosyal medya üzerinden gelen yönlendirmelere temkinli yaklaşın.
• 'Garantili vize', 'kesin sonuç' gibi gerçek dışı vaatlere itibar etmeyin.
• Hizmet almayı düşündüğünüz firmaları mutlaka araştırın. Vergi kaydı, fiziksel adresi ve kullanıcı yorumlarını kontrol edin.
• Ödeme yaparken kişisel IBAN'lar yerine kurumsal ve faturalı işlemleri tercih edin.
• Ayrıca iletişim kurduğunuz hesapların doğruluğunu teyit edin ve güvenilirliği kanıtlanmamış kişi ya da kurumlarla işlem yapmaktan kaçının. 

Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!


 
Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.

25.04.2026 00:33:00
MURAT ÇORBACI
Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!
Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!

Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.

Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, "rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor" dedi.

Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı.

Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor

Formula 1, 2027’den itibaren 5 yıl boyunca İstanbul Park’a dönüyor. Türkiye, efsane 8. virajıyla yeniden motor sporlarının kalbi olacak ve dünya gündemine damga vuracak 

24.04.2026 21:00:00
Haber Merkezi
Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor
Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Dolmabahçe Cumhurbaşkanlığı Çalışma Ofisi'nde düzenlenen "Formula 1 Türkiye GP Tanıtım Programı"nda dünyanın en prestijli motor sporları organizasyonu Formula 1'in 2027 yılından itibaren İstanbul Park'a geri döneceğini resmen açıkladı. Anlaşma, en az 5 sezon (2027-2031) sürecek ve Türkiye'yi yeniden F1 haritasının en gözde duraklarından biri haline getirecek.

Erdoğan, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Türkiye'nin Formula 1 takvimine tekrar dahil edilmesini ülkemizin güçlü organizasyon kabiliyetine, modern spor ve sağlık altyapısına, son yıllarda bölgesinin 'istikrar adası' rolünü perçinlemesine ve elbette Türk milletinin misafirperverliğine duyulan büyük güvenin yeni bir işareti olarak görüyorum. Türkiye olarak bu güveni daha önce olduğu gibi yine boşa çıkarmayacak, her açıdan kusursuz bir organizasyonla yarışlara ev sahipliği yapacağız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından 2027 Türkiye Grand Prix'i için sembolik start butonuna bastı. Etkinlik sırasında bir Formula 1 aracı, Galataport'tan başlayarak İstanbul'un tarihi yarımadasında tur attı ve Dolmabahçe'ye ulaştı. Bu görsel şov, hem İstanbulluları hem de motor sporları severleri heyecanlandırdı.

İstanbul Park'ın öyküsü

İstanbul Park, daha önce 2005-2011 yılları arasında aralıksız 7 sezon Formula 1'e ev sahipliği yapmış ve "8. viraj"ıyla (bugün hâlâ efsane olarak anılan keskin dönüş) tüm dünyada ün kazanmıştı. Pandemi döneminde 2020 ve 2021'de de takvime dönmüş, ancak 2022'den itibaren listeden çıkmıştı. Yeni anlaşmayla pist, 2027'den itibaren en az 2027-2031 arası tam 5 yıl boyunca her sezon Türkiye Grand Prix'ine ev sahipliği yapacak. Formula 1 İcra Kurulu Başkanı Stefano Domenicali ve Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) Başkanı Mohammed Ben Sulayem'in de katıldığı törende, anlaşmanın uzun vadeli iş birliğinin başlangıcı olduğu vurgulandı.

Ekonomik ve turizm açısından

F1'in dönüşü, Türkiye için yalnızca spor açısından değil, ekonomi ve turizm bakımından da kritik öneme sahip. Her Grand Prix hafta sonu yaklaşık 100-150 bin yerli ve yabancı seyirciyi ağırlayan İstanbul Park, otel doluluklarını rekor seviyeye çıkarıyor, havayolu ve restoran sektörlerini canlandırıyor. Uluslararası yayınlarla 500 milyondan fazla kişiye ulaşan organizasyon, Türkiye'nin global imajına da önemli katkı sağlayacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Formula 1'e dönmemiz şampiyonaya çok büyük değer katacak" diyerek, Türkiye'nin organizasyon kalitesinin ve istikrarının bu kararın arkasındaki en önemli etken olduğunu belirtti. Anlaşmanın detayları (bilet fiyatları, pist iyileştirmeleri, güvenlik önlemleri) önümüzdeki günlerde Formula 1 yönetimi ve Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu tarafından açıklanacak.

Motor sporları tutkunları ve gençler için yeni dönem

F1'in dönüşü, Türkiye'deki motor sporları altyapısını da güçlendirecek. beIN Sports'un yayın haklarıyla birlikte milyonlarca Türk taraftarın ekran başına kilitleneceği organizasyon, genç pilotların yetişmesi için de yeni fırsatlar yaratacak. Geçmiş yıllarda İstanbul Park'ta kazanan isimler arasında Felipe Massa, Lewis Hamilton ve Sebastian Vettel gibi efsaneler yer almıştı; şimdi yeni nesil yıldızlar aynı pistte mücadele edecek.

Türkiye'nin F1'e dönüşü, sadece bir spor etkinliği değil; aynı zamanda ülkenin uluslararası arenadaki gücünün ve cazibesinin somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. 2027'de başlayacak heyecan şimdiden başladı!

BTP'den madencilere destek

BTP, Eskişehir'den gelerek Ankara'da eylem yapan Doruk maden işçilerine destek verdi. BTP Sözcüsü Lütfullah Önder burada yaptığı açıklamada, "Madencilerimizin eylemlerine destek vermek için buraya geldik. Bu konu partimizin en hassas olduğumuz konu. Çünkü maalesef özellikle 2005 yılında yapılan maden yasası değişikliği ile birlikte madenlerde devletin ve milletin payı yok denilebilecek bir noktaya getirildi" dedi 

24.04.2026 17:47:00 / Güncelleme: 24.04.2026 17:50:50
Haber Merkezi
BTP'den madencilere destek
BTP'den madencilere destek
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Eskişehir'den gelerek Ankara'da eylem yapan Doruk maden işçilerine destek verdi.

BTP Sözcüsü Lütfullah Önder başkanlığındaki BTP heyeti işçileri eylem yaptıkları yerde ziyaret etti.

Burada açıklama yapan Önder, "Biz madencilerimizin yanındayız. Sessiz kalmamaları, burada bir mücadeleye kalkışmaları, yol yürüyüp buraya gelip bir mücadele içinde olmalarını çok kıymetli görüyoruz" dedi.

BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi:

"Bağımsız Türkiye Partisi olarak madencilerimizin eylemlerine destek vermek için buraya geldik. Onların bu haklı mücadelesinde, onların bu hak mücadelesinde yanında olmaya geldik. Bu konu Bağımsız Türkiye Partisi olarak bizim en hassas olduğumuz konu. Çünkü maalesef özellikle 2005 yılında yapılan maden yasası değişikliği ile birlikte madenlerde devletin ve milletin payı yok denilebilecek bir noktaya getirildi.

"Madenlerde devlet payı yüzde 3 ama o bile alınmıyor"

Bugün burada kömür madeninde çalışan madencilerimiz var. Devlet payı yüzde 3. Madenler aslında milletimize ait ama millet adına bu hakkı tahsil etmesi gereken devlet yüzde 3 alıyor. Bu yüzde 3'ü de almıyor. Yerin altında çalışma yapan madenciler, bu çalışma yerin altında yapıldığı gerekçesiyle yüzde 50 bu haktan da feragat ediliyor. Yetmiyor, çıkarılan madeni yine enerji tesisiyle işlendiği için değerlendirildiği için bir yüzd 50 daha bu devlet hakkından feragat ediyor. Dolayısıyla yüzde 1'ini millet adına devlet alıyor, yüzde 99'unu çıkaran firma alıyor. Ama yerin altında çalışan işçiler, yerin altında çalışan madenciler, bu haktan bırakın bu imtiyazlardan, bu teşviklerden yararlanmayı takdir edilmiş olan ücreti bile maalesef alamıyorlar.



"Hakkınıza sahip çıkmazsanız hakkınıza karşı en büyük haksızlığı siz yapmış olursunuz"

3 aylık, 5 aylık, 8 aylık ücretini alamayan, tazminat haklarını alamayan madencilerimiz burada hak mücadelesini veriyorlar. Kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş'ın çok güzel bir sözü var: Hakkınıza sahip çıkmazsanız hakkınıza karşı en büyük haksızlığı siz yapmış olursunuz. Dolayısıyla buradaki madenciler kendi haklarına sahip çıkmak üzere, haklarına haksızlık yapmamak üzere buradalar. Öncelikle bu madencilerimizin sorunları çözülsün. Madencilerimiz hakkını vermeyen firmalar karşısında ezilmesin. Buna devlet müsaade etmesin. Devlet bunun için var. Devlet zayıf durumda olanı korumak için var. Devlet güç odaklarına dur demek için var. Öncelikle bu madencilerin haklarını alma konusunda devletin inisiyatif kullanması lazım. Ama uzun vadede devlet payının, millet payının artması lazım.

"Bugün devleti yönetenler bir berberin kestiği faturaya itibar etmiyor ama.."

Bugün devleti yönetenler bir berberin kestiği faturaya itibar etmiyor. Daha fazla tıraş yaptığı gerekçesiyle berberlerden daha fazla vergi almaya çalışıyor. Ama maden firmalarından beyan usulü getirilmek suretiyle maden firmalarının beyanını yeterli kabul ediyor. Yani 'ben şu kadar kömür çıkarıyorum, şu kadar altın çıkarıyorum' şeklinde maden firmasının beyanını esas kabul edip yeterli kabul edip ona göre vergi alıyor. Bu çok ilginç bir durum. Devlet çıkarılan, millete ait olan bu madenden doğru dürüst vergi almıyor, devlet payı almıyor. Bütün bu hakları tek başına alıp kullanan firma yerin altında çalışan, canını ortaya koyarak çalışan bu madencilere temel hakları bile, takdir ettiği ücreti bile, devletin tanımış olduğu tazminatları bile maalesef vermiyor. Bu, insanımızın yoksulluğa yuvarlandığının en net fotoğraflarından bir tanesidir.

"Milletimizin gönlü bu madencilerimizle birlikte atıyor"

Biz madencilerimizin yanındayız. Sessiz kalmamaları, burada bir mücadeleye kalkışmaları, yol yürüyüp buraya gelip bir mücadele içinde olmalarını çok kıymetli görüyoruz, çok değerli görüyoruz. Milletimizin gönlü bu madencilerimizle birlikte atıyor ve haklarını söke söke alıncaya kadar da milletimizin kalbi, milletimizin gönlü bu madencilerle beraber olacaktır"

Hiranur'un öldürülmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı

Mersin'de 16 yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar'ın otomobilde tabancayla öldürülmesine ilişkin davada mütalaasını açıklayan savcı tutuklu sanıklardan Hüseyin Arda Ş.'nin 'çocuğa karşı kasten öldürme' ve 'ruhsatsız silah bulundurma' suçlarından, 2 sanığın da 'suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme' suçlarından cezalandırılmasını talep etti

24.04.2026 13:06:00 / Güncelleme: 24.04.2026 13:09:35
İhlas Haber Ajansı
Hiranur'un öldürülmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Hiranur'un öldürülmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Hüseyin Arda Ş. (19), Mustafa Z. (27) ve Nazmi Ç. (20) cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Duruşmada, Hiranur'un ailesi ve yakınları ile taraf avukatları hazır bulundu.

Mahkemede bazı tanıklar dinlenirken, cumhuriyet savcısı mütalaasında sanıklardan Hüseyin Arda Ş.'nin 'çocuğa karşı kasten öldürme' ve 'ruhsatsız silah bulundurma' suçlarında, Mustafa Z. ve Nazmi Ç.'nin ise 'suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme' suçlarından cezalandırılmasını talep etti.

Taraf avukatlarının beyanlarının ardından söz verilen sanıklar, tahliyelerini istedi.



Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Duruşmanın ardından Aygar'ın ailesi ve yakınları ile müşteki avukatları, Mersin Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Mersin Barosu Başkanı Gazi Özdemir de katılırken, Özdemir baro olarak davayı yakından takip ettiklerini belirterek, "Hiranur davasında adaletin sağlanması adına Mersin Barosunun üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirecek, çocuklara yönelik istismar olaylarında ve kadına yönelik şiddet olaylarında biz avukatlar yılmadan adaletin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması adına mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz" dedi.

Avukat Derya Demir ise dosyayı başından beri takip ettiklerini belirterek, "Başından beri titizlikle takip ettiğimiz Hiranur dosyasının bugün önemli bir aşamasını geride bıraktık. Savcı mütalaasını açıkladı. Biz elbette ki bu mütalaayı kabul etmeyecek ve buna uzun bir dilekçeyle itiraz edeceğiz. Sevindirici diğer haber üç sanığın da tutukluluk halinin devam etmesi. Biz mücadeleyi sürdüreceğiz, sürecin takipçisi olacağız" ifadelerini kullandı.

Merkez Toroslar ilçesi Akbelen Mahallesi'nde 1 Eylül 2025'te meydana gelen olayda, 16 yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar, park halindeki otomobilde tabanca ile vurularak hayatını kaybederken polis, Hiranur'un erkek arkadaşı Hüseyin Arda Ş. (19), M.Z. (27) ile Nazmi Ç.'yi gözaltına almış, 3 şüpheli de sevk edildikleri mahkemece tutuklanmıştı.

Taksilerde yeni dönem

1 Eylül 2026’dan itibaren Türkiye’deki tüm ticari taksilerde yeni dönem başlıyor. Taksimetreyle entegre mali cihaz zorunlu hale geliyor, her yolculuk sonunda yüzde 20 KDV dahil fiş otomatik olarak kesilecek 

23.04.2026 18:01:00
Haber Merkezi
Taksilerde yeni dönem
Taksilerde yeni dönem
İstanbul, Ankara, İzmir ve Türkiye genelindeki ticari taksilerde köklü bir değişim kapıda. Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'nın (GİB) 13 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 591) ile taksi işletmecilerine "Taksi Mali Cihazı" zorunluluğu getirildi. 1 Eylül 2026 itibarıyla mevcut tüm taksilerde taksimetreyle entegre çalışan bu cihaz devreye girecek ve her yolculuk sonunda otomatik olarak yüzde 20 KDV içeren fiş veya e-belge düzenlenecek.

Gerçek usulde vergilendirme ve KDV yükümlülüğü 

1 Ocak 2026'dan itibaren taksi plakası sahipleri basit usulden gerçek usule geçti. Bu geçişle birlikte taksi ücretleri artık yüzde 20 oranında Katma Değer Vergisi'ne (KDV) tabi hale geldi. Günlük ortalama 10 bin TL ciro yapan bir takside yaklaşık 2 bin TL KDV ödemesi gündeme geliyor. Plaka sahipleri ayrıca gelir vergisi, geçici vergi ve stopaj gibi yükümlülüklerle karşı karşıya kalacak. Sektör temsilcileri, vergi yükünün %45'e varabileceğini belirterek yeni sistemin maliyetlerini tartışıyor.

Taksi mali cihazı nedir, nasıl çalışacak? 

Taksimetre ile senkronize çalışan, Bakanlık onaylı cihaz yolculuk bitiminde taksimetre kapanınca otomatik fiş/fatura kesecek. 

Fişte yüzde 20 KDV dahil olacak, belirli tutarların üzerinde veya yolcu talep ederse "fatura yerine geçen belge" verilecek. 

Kartlı ödeme (POS) özelliği zorunlu olacak, harici bağımsız POS cihazı kullanılamayacak. 

Sistem GPS ve zaman verilerini kaydederek tüm işlemleri anlık olarak GİB'e iletecek. 

Fiş kesilmeden yeni yolculuk başlatılamayacak, bu sayede kayıt dışı ekonomi büyük ölçüde önlenecek.

Geçiş takvimi 

Mevcut plaka sahipleri en geç 1 Eylül 2026'ya kadar cihazı alıp kullanmaya başlamak zorunda. 

Yeni plaka alanlar veya taksimetre değiştirenler işe başlama veya değişiklikten itibaren 30 gün içinde cihazı devreye almak zorunda. Tebliğe uymayan taksiciler, cihaz üreticileri ve servisler Vergi Usul Kanunu cezalarıyla karşı karşıya kalacak.

Yolcuları da ilgilendiriyor

Diğer tüm işletmelerde olduğu gibi taksilerde de fiş/fatura almak artık zorunlu. Denetimlerde fiş almadan indiği tespit edilen yolculara da idari para cezası uygulanabilecek. Yolcuların seyahat sonunda fişi talep etmesi ve saklaması önem taşıyor.

Taksiciler, artan vergi yükü nedeniyle maliyetlerin yükseleceğini ve plaka fiyatlarının düştüğünü belirtiyor. Öte yandan düzenleme, kayıtlı ekonomiyi güçlendirmeyi, kartlı ödemeyi yaygınlaştırmayı ve Maliye'ye anlık veri akışı sağlamayı hedefliyor.

Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesi TBMM'de kabul edildi

Kadınların doğum izni ve 15 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımına yönelik düzenlemeleri de içeren Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi

23.04.2026 00:10:00 / Güncelleme: 23.04.2026 04:15:38
İHA
Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesi TBMM'de kabul edildi
Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesi TBMM'de kabul edildi
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşüldü. Görüşmelerin sonunda teklif kabul edilerek, yasalaştı.

Düzenlemeye göre, kadın memura doğumdan önce 8, doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta süreyle analık izni verilecek. Ancak beklenen doğum tarihinden 8 hafta öncesine kadar sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memur, isteği halinde doğumdan önceki 2 haftaya kadar kurumunda çalışabilecek. Ayrıca düzenlemeyle babalık izni 10 güne çıkartıldı.

Düzenlemeyle, kadın işçilerin doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta çalıştırılmaması esas alınıyor. Analık izni süresi dolmuş ancak doğumun gerçekleştiği tarihten itibaren 24 haftalık süreyi 1 Nisan 2026 tarihi itibarıyla tamamlamamış olan personele talepleri halinde sekiz hafta ilave analık izni verilmesi öngörülüyor.

Devlet memurlarının koruyucu aile olmaya teşvik edilmesi, koruyucu aile sayısının artmasıyla daha fazla çocuğun aile yanında bakımının sağlanması, koruyucu aileliğin çocuk koruma mekanizmasındaki yerinin güçlendirilmesi ve koruyucu aile ile çocuğun birbirine alışma sürecine destek olunması amacıyla bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan memura, çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün izin verilecek.

Ayrıca, koruyucu aile sözleşmesi devam eden koruyucu ailelerde eşlerden birinin, sigortalı olarak ay içerisinde otuz günden az çalışması ya da tam gün çalışmaması sebebiyle isteğe bağlı sigortalı olanlar hariç olmak üzere, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak isteğe bağlı sigortalılık veya iştirakçilik kapsamında ödediği primin, prime esas kazanç günlük alt sınırı üzerinden hesaplanacak tutan, ödeme belgesinin ibrazı halinde aylık ödemelere ilave edilerek karşılanacak.

Çocukların kuruluş bakımına alınmaksızın ailesi veya yakım yanında bakımı ve desteklenmesi amacıyla koruyucu ve önleyici çalışmalar yapılacak, ihtiyaç duyulması halinde sosyal ve ekonomik sorunların çözümlenmesine yönelik bölgesel şartlar dikkate alınarak sosyal ve ekonomik destek sağlanacak. Korunma kararı veya bakım tedbiri kararı, reşit olması nedeniyle sona eren kişiler ile sosyal ve ekonomik destek hizmetinden yararlanırken, reşit olan ve aralık vermeksizin örgün yükseköğrenim programlarına devam eden gençler ise sosyal ve ekonomik destekten 25 yaşın tamamlayana kadar yararlandırılabilecek.

Kanuna göre, 65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz, kimsesiz Türk vatandaşlarının aylığa hak kazanmak üzere düzenlenen belgelerin gerçeğe uymadığının tespiti halinde ödenen aylıklar, her ay belirlenen kanuni faiz esas alınarak geri alınacak.

Yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında sunulan hizmetlerin kalite ve verimliliğin arttırılması, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarının tespit edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve acil durumlarda erken müdahalenin sağlanması amacıyla Merkezi İzleme Sistemine bağlı yazılım destekli kamera sistemlerinden yararlanacak.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sosyal Hizmetler Kanunu ile diğer kanunlar ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle Bakanlığa verilmiş olan görevleri kapsamında sunulan hizmetlerden yararlanacak kişi ve hanelerin tespiti, ulusal politika ve stratejilerin oluşturulması ve sosyal yardımlardan yararlanacak kişilerin objektif ölçütlere göre belirlenmesinde kullanılmak üzere başvuru konusuyla ilgili olmak kaydıyla, sosyal yardım veya sosyal hizmet başvurusunda bulunan ya da halihazırda bu yardım ve hizmetlerden yararlanan kişiler ve bu kişilerin hanelerine ait taşınır, taşınmaz, sosyal güvenlik, sosyal yardım, sağlık, gelir, gider, varlık, nüfus ve mali durumlarına ilişkin her türlü veri ve bilgiyi gerçek ve tüzel kişilerden talep edebilecek.

Kadın konukevi hizmetinden yararlanan ve geliri bulunmayan veya meslek elemanının görüşü ve değerlendirme komisyonunun kararma göre yeterli geliri olmadığı değerlendirilen kadınlara ve çocuklara, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında geçici maddi yardım yapılmasına karar verilmemiş olması halinde, belirtilen orana göre hiçbir kesinti yapılmaksızın net harçlık verilecek.

Çocuk Koruma Kanununa; cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, müstehcenlik, fuhuş, insan ticareti, kasten öldürme suçlarından haklarında adli sicil ve arşiv kayıtlarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar; kamuya, özel sektöre veya sivil toplum kuruluşlarına ait her ne adla olursa olsun çocukların yoğun olarak bulunduğu iş yerleri işletemeyecek, görev alamayacaklar, iş yeri açmaları veya işletilmesi için izin verilmeyecek. Darülacezeye verilen yardımlar Kurumlar Vergisi'nden indirime tabi olacak.

Kanuna göre, sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak ve bu hizmetin sunulmaması konusunda yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. Oyun sağlayıcı oyunları yaş kriterlerine göre derecelendirmekle yükümlü olacak. Oyun dağıtıcı usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen oyunları sunamayacak. Ancak, oyun sağlayıcı tarafından derecelendirilmeyen oyunları en yüksek yaş kriterine göre derecelendirmek kaydıyla sunabilecek.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.