Ankara'da erken seçim ve Çankaya hesapları üzerine hararetli açıklamaların peşpeşe geldiği ve siyasi tansiyonun yükseldiği şu günlerde İngiltere'nin etkili gazetelerinden Financial Times'da önceki gün çıkan bir yorum oldukça önemli. "Türkiye enflasyon hedeflerine ulaşamayacağını kabul etti'' başlığıyla duyurulan haberde "Türkiye Merkez Bankası enflasyon savaşını bu yıl kazanamayacağını itiraf ederken, yatırımcıların Türkiye piyasalarından kaçışı devam ederse faiz hadlerinde yeni artışların gündeme gelebileceğine işaret etti" deniliyor.Financial Times, Merkez Bankası'ndan gelen açıklamanın Başbakan Erdoğan hükümetini zora sokacağı görüşünde. Erdoğan'ı önümüzdeki 18 ay içerisinde oy sandıklarının beklediğini yazan Financial Times, "Başbakan Türkiye'nin ekonomik dönüşümünü meydanlarda haykıracaktı, ama gelecek yıl piyasalar keskin bir düşüş yaşarsa, bu sözlerini inandırıcı bulmak zor olacak'' diyor.Bu önemli yorumun satır aralarında erken seçimi, hükümetin izleyeceği seçim taktiklerini ve Türk ekonomisinin çuvallamış halinin aynadaki yansımasını görmek mümkün. Başbakan Erdoğan'ın "seçim meydanlarında haykıracağı" ekonomi ve istikrar yalanından eser kalmadığı ve gerçeklerin tüm çıplaklığıyla orta yerde durduğunu artık tüm dünya görüyor.Ekonomideki dibe vuruş dalgalanmaları arttıkça, hükümetteki panik daha da çoğalıyor. Ufukta sandığı görmeye başlayan hükümet, yıl sonu itibariyle 2 milyona çıkmış dolar, 2.5 milyonu aşmış Avro, dibe vurmuş borsa, çıldırmış faiz oranları ve vatandaşa yansıyan büyük zamları nasıl izah edeceğinin- daha doğrusu edemeyeceğinin- sancılarını yaşıyor. Tam bu noktada anamuhalefet liderinin yaptığı "erken seçim Kasım'da olabilir" açıklaması ile Başbakan Erdoğan ve TÜSİAD'ın eşzamanlı olarak yaptıkları Çankaya yorumları dikkatle irdelenmeli. Ayrıca Financial Times gibi, Türkiye'de siyasetin yönünü tayin edebilme potansiyeline sahip "derin gazetelerin" derin yorumlarını da bir tarafa muhakkak not edin. ***Ankara'da siyasi tansiyonun yükseldiği böyle bir zaman diliminde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Radikal gazetesine yaptığı "askerin AB'ye bakışı" açıklaması oldukça önemli. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'ne tam üyelik için Türk Silahlı Kuvvetleri'nin verdiği destekten duydukları memnuniyeti şu cümlelerle ifade ediyor: "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin AB üyelik hedefi konusunda, reformlar konusunda çok önemli desteği oldu ve oluyor. Bazı kişilerin düşüncesinin aksine, reformların yapılması TSK desteği olmaksızın daha zor olurdu. Size bir örnek vereyim. Türkiye'nin Kıbrıs politikasındaki değişiklik, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin katkısı ile mümkün olmuştur. O zaman biz gerek diplomat arkadaşlara, gerek diğer arkadaşlarımıza kesin talimat vermiştik, 'Her bir adımı atmadan önce mutlaka Genelkurmay ile irtibat içinde olalım, hangi adımın atılacağı birlikte belirlensin' diye? Bakın, Kıbrıs konusundaki en önemli toplantılardan biri, 2003 başında Burgenstock'ta yapılan toplantıdır. Sonraki gelişmeler açısından belirleyici olmuştur. Bunu çok az kişi bilir, ama o toplantıdaki heyetimizde Genelkurmay tarafından görevlendirilen bir amiralimiz de vardı. Her bir aşama, her bir öneri o amiralimizin sayesinde Genelkurmay ile irtibat içinde yapıldı. TSK'dan gördüğümüz desteği, yalnızca Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'e bağlamak isteyenler de çıkıyor. Bu da doğru değil. Aldığımız desteği kurum olarak aldığımızı biliyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, AB sürecinde Silahlı Kuvvetler'den aldığınız desteği, bazı sivillerden, sivil kuruluşlardan da almak isterdik."Abdullah Gül'ün bu önemli açıklamalarının zamanlaması oldukça ilginç. Çünkü birçok önemli olayın öncesi ve sonrasına denk geliyor bu açıklamalar.Öncelikle Avrupa Birliği ile fiili müzakerelerin şartlı olarak başladığı ve AB'nin Kıbrıs'la ilgili önemli adımları atma yolunda hükümeti yazılı olarak bağladığı Lüksemburg zirvesinin hemen sonrasında yapıldı bu açıklamalar. Ve Gül'ün açıklamalarında askerin, hükümetin Kıbrıs politikasının TSK'nın desteğiyle mümkün olduğu ısrarla belirtiliyor. Burası oldukça önemli. Çünkü hükümetin Kıbrıs politikası, yarım asırlık davanın AB uğruna feda edilmesi mantığı üzerine kurulu. Ve son Lüksemburg tiyatrosunda, Kıbrıs'la ilgili son darbenin önümüzdeki 5 ay içinde vurulacağı kesinlik kazandı. Böyle bir zaman diliminde Gül'ün yaptığı bu açıklamalar birçok anlam taşıyor olabilir. Ama basit bir mantıkla olaya yaklaştığımızda "suça askeri ortak etmek" niyetini görmek mümkün. Önümüzdeki ayların AB uğruna çoook büyük tavizlerin verileceği zaman dilimine denk geliyor olması ve bu dönem için erken seçimin telaffuz edilmesi, hükümeti, üzerindeki suçu sağa sola dağıtmaya sevketmiş olabilir.Gül'ün açıklamalarındaki bir diğer önemli nokta da, TSK'nın bu desteğinin sadece Hilmi Özkök'e maledilmemesi gerektiği yönünde. Burada da önümüzdeki Ağustos'ta yapılacak Yüksek Askeri Şura ve müstakbel Genelkurmay Başkanı Büyükanıt paşanın AB pozisyonuna yönelik bir yoklama ve operasyon sözkonusu. Görüntüde birçok hesap ve iç içe oyunlar var gibi gözükse de, olup bitene yalın ve basit bir şekilde bakınca kurulan tezgahın omurgasını seçmek güç olmuyor.
Alperen Polat / diğer yazıları
- Sadaka sosyalizmi / 17.04.2013
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012

























































